
Yaşam
10 dk okunma süresi
30'dan sonra spor bir başka!
Farklı branşlar, farklı hikayeler... Ortak noktaları ise 30 yaşından önce profesyonel spor geçmişlerinin olmaması. Bugün ise ulusal ve uluslararası...
Farklı branşlar, farklı hikayeler... Ortak noktaları ise 30 yaşından önce profesyonel spor geçmişlerinin olmaması. Bugün ise ulusal ve uluslararası yarışlarda başarıdan başarıya koşuyorlar, yeni hedeflere yelken açıyorlar. İlham veren bu yolculukları dinlemeye hazır mısınız? Hazırlayan: Selen Tanyeri Elit bir sporcu olmak için geç kalmış sayılmayız, değil mi? Biyolojik yaşımız her ne kadar ilerlemiş olsa da moleküllerimizden yeniden doğmamız an meselesi! Şaka bir yana, 30 yaşına kadar profesyonel bir spor geçmişi olmayan pek çok isim, bugün master-veteran kategorilerinde ulusal ve uluslararası yarışlarda ter döküyor. Yüzme, koşu, basketbol, hentbol, voleybol, kürek... Liste tahmin edeceğinizden çok daha uzun. Son yıllarda kulüpleşen bu spor dalları, yeni arkadaşlıklar kurmanın ve topluluk oluşturmanın en keyifli yollarından biri haline geldi.
Kürek / Reyhan Yılmaz
30 yaşın önemini Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı Dr. Mustafa Melih Erkan anlattı. “Hayatı kaçırıyorum” hissi özellikle 30’lu yaşlardan sonra neden bu denli yoğunlaşıyor?
30’lu yaşlar, çoğu zaman hayatın “ara durağı” gibi anlatılır ama aslında tam tersine, büyük kırılmaların ve yüzleşmelerin yoğunlaştığı bir dönemdir. Gençlikte “Daha çok vaktim var” diye ertelediğimiz ne varsa 30’lardan sonra sanki takvime düşmüş hatırlatmalar gibi tek tek karşımıza çıkmaya başlar: Kariyer, ekonomik güvence, ilişki, çocuk kararı, bedenimizdeki değişimler... Tüm bu başlıklar aynı dönemde görünür hale gelince, insanın iç dünyasında da ister istemez bir dalgalanma olur. Mutluluk araştırmalarında “U teorisi” diye adlandırılan bir model var. Bu modele göre hayattan duyduğumuz memnuniyet, gençlik yıllarında görece yüksek başlıyor, 30-40’lı yaşlarda belirgin şekilde dalgalanıyor, ardından 50’lerden sonra tekrar yükselme eğilimine giriyor. Yani 30-40 bandı, dünyanın pek çok farklı ülkesinde duygusal olarak daha zorlayıcı, sorgulamanın arttığı bir dönem olarak tarif ediliyor. Bir yandan sorumluluklarımız artarken, diğer yandan kafamızdaki “hayat senaryosu” netleşiyor. İşte bu ikili baskı altında, en küçük gecikme ya da rota değişikliğini bile “Hayatı kaçırıyorum” gibi ağır ve dramatik bir etiketle yorumlamaya daha yatkın hale geliyoruz. Oysa çoğu zaman bu his, aslında yanlış yolda olduğumuzun değil, hayatla daha sahici bir ilişki kurmak istediğimizin işareti.
Koşu / Müge Daştan
Hentbol / Kader Yardım
Triatlon / Burak Poyraz
Yüzme / Aynur Çakırcıoğlu
Kürek / Reyhan Yılmaz
- Pandemi döneminde kapalı spor salonları kapanınca kendimi daha çok açık havada bulmaya başladım. Caddebostan’da yürürken sahilde tekneleri gördüm ve içimden şu geçti: “Ne kadar tatlı, ne kadar dingin bir spor bu...” O anda içimde bir ses “Denemelisin” dedi.
- Hobi olarak başladığım kürek benim için hem ruhumu rahatlatan bir sabah ritüeli, hem de balık burcu olarak bana çok iyi gelen bir akış hali. Deniz, göl, rüzgar, ekip arkadaşları, işini layıkıyla yapan antrenör hocalarım... Bir yandan sporun dinginliği, bir yandan da bu hobimi, ikizim Seyhan’la beraber işe dönüştürdük. Seyhan’ın tecrübesi, benim spor altyapım ve bu branşa duyduğumuz sevgi birleşince ReySea Sports ortaya çıktı. Deniz kürek tekneleri, olimpik tekneler, deniz kanoları gibi motorsuz su ekipmanları üretiminde yıllardır titizlikle çalışan Çin merkezli SynsunSport markasının Türkiye distribütörü olduk. Kısacası, hem sevdiğimiz sporu hem de kalpten bağ kurduğumuz bir işi bir araya getirmiş olduk.
- Küreğe ilk başladığım dönemde daha çok kürek sporunu tanıma dönemiydi. Tekniği oturtmaya çalıştığım, bedenimi suya uyumlamaya çalıştığım süreçler... Haftada iki-üç gün suya çıkıyordum. Sonraları daha sistemli hale geldi. Yarış dönemlerinde haftada dört-beş gün antrenmanlar olabiliyor.
- Kürek dışında ağırlık, fonksiyonel güç, esneme, yürüyüş ve zaman zaman koşu... Bedenim neye ihtiyaç duyuyorsa onu duyup ona göre hareket ediyorum. Kürek tüm vücudu çalıştırdığı için destekleyici antrenmanlar çok önemli.
- En son eylül ayında World Rowing Masters Regatta İspanya’daydım. Harika bir deneyimdi. Hem atmosfer, hem organizasyon hem de orada olmak çok güzeldi. Son organizasyonda yarışmadım ama Serdivan Belediyesi’nin Sapanca Gölü’nde düzenlediği 2. Kürek Kupası’nda ReySea olarak Seyhan’la birlikte standla sporculara eşlik ettik. Enerjisi gerçekten çok güzeldi. Sırada da 2026’da Slovenya’daki Bled Gölü’nde düzenlenecek World Rowing Masters Regatta için planlama yapıyorum. Ayrıca Türkiye Kürek Federasyonu’nun yeni sezon için açıklayacağı 2026 yarış takviminde ekip olarak katılacağımız yarışlar da olacak.
- Çevremden en çok duyduğum “Bu kadar erken nasıl kalkıyorsun?” veya “Ne zaman vakit buluyorsun?” gibi sorular oluyor. Ama beni gerçekten tanıyanlar, benim enerjimi oluşturan şeyin keşif, iyilik ve hareket olduğunu biliyor. Destek görüyorum, motivasyonum da buradan geliyor.
- Hiçbir şey için geç değil. Kürek tüm vücudu çalıştırıyor, ruhu besliyor, dostlukları güçlendiriyor ve insanı doğayla bütünleştiriyor. Bir kere suya çıktığınızda zaten sizi içine çekiyor. Denemek isteyen herkesin mutlaka bir şans vermesi gerektiğini düşünüyorum. 30’dan sonra insan hayatında neye ihtiyacı olduğunu daha iyi biliyor aslında. Hayallerinizi ertelemeyin. Bir şeye başlamak için mükemmel zamanı beklemek çoğu şeyi geciktiriyor. Süreklilik, disiplin, sağlık ve şükür hali bunlar olduğu sürece her yaşta her şey mümkün. Kürek de bunları çok güzel öğreten bir spor.
30 yaşın önemini Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı Dr. Mustafa Melih Erkan anlattı. “Hayatı kaçırıyorum” hissi özellikle 30’lu yaşlardan sonra neden bu denli yoğunlaşıyor?
30’lu yaşlar, çoğu zaman hayatın “ara durağı” gibi anlatılır ama aslında tam tersine, büyük kırılmaların ve yüzleşmelerin yoğunlaştığı bir dönemdir. Gençlikte “Daha çok vaktim var” diye ertelediğimiz ne varsa 30’lardan sonra sanki takvime düşmüş hatırlatmalar gibi tek tek karşımıza çıkmaya başlar: Kariyer, ekonomik güvence, ilişki, çocuk kararı, bedenimizdeki değişimler... Tüm bu başlıklar aynı dönemde görünür hale gelince, insanın iç dünyasında da ister istemez bir dalgalanma olur. Mutluluk araştırmalarında “U teorisi” diye adlandırılan bir model var. Bu modele göre hayattan duyduğumuz memnuniyet, gençlik yıllarında görece yüksek başlıyor, 30-40’lı yaşlarda belirgin şekilde dalgalanıyor, ardından 50’lerden sonra tekrar yükselme eğilimine giriyor. Yani 30-40 bandı, dünyanın pek çok farklı ülkesinde duygusal olarak daha zorlayıcı, sorgulamanın arttığı bir dönem olarak tarif ediliyor. Bir yandan sorumluluklarımız artarken, diğer yandan kafamızdaki “hayat senaryosu” netleşiyor. İşte bu ikili baskı altında, en küçük gecikme ya da rota değişikliğini bile “Hayatı kaçırıyorum” gibi ağır ve dramatik bir etiketle yorumlamaya daha yatkın hale geliyoruz. Oysa çoğu zaman bu his, aslında yanlış yolda olduğumuzun değil, hayatla daha sahici bir ilişki kurmak istediğimizin işareti.
Koşu / Müge Daştan
- Ben çocukken babam koşardı. Genellikle işten gelir gelmez oturmadan üzerini değişir, yaklaşık bir saat koşup gelirdi. Bazen beni de yanına alıp yolun belli bir kısmını birlikte koşar, sonra o devam eder ben de eve dönerdim. Sonra çok da bilinçli olmadan kendimi hep ara ara, sonra daha sık koşarken buldum. Sanırım fikir babamdan gördüğüm örnekten ortaya çıktı. Şimdi oğlum için benzer bir örnek olmaya gayret ediyorum.
- Son 10 yıldır koşu hayatımın hatta karekterimin doğal bir parçası. Bundan sekiz yıl önce meme kanseri oldum. Tedavi sırasında koşuya ve evde pilates yapmaya devam ettim. Bu tempo hastalık sürecinde kas kaybımı minimuma indirdi, tedavinin yan etkilerini daha iyi yönettim ve tedavi sonrasında daha hızlı bir şekilde normal hayatıma, gücüme dönebildim ve şu anda da kanserin tekrarlama riskini azaltıyorum. Koşarken kendime “İyiyim, sağlıklıyım ve sağlıklı kalacağım” dediğim en net andır. Bu nedenle benim için vazgeçilmez. Ayrıca ruhuma da çok iyi geliyor. Ne sıkıntım olursa olsun koştuğumda bir süre sonra o sıkıntı bedenimi terk ediyor ve yerine çok daha pozitif bir enerji geliyor. Buna ek olarak son beş yıldır adım adım iyilik peşinde koşuyorum. Koşarak başka canlılara dokunabilmek, dünyaya pozitif katkı yapabilmek çok anlamlı. Kendi geçmişimden dolayı özellikle kanser hastalarına destek için bağış topluyorum.
- Başlangıçta daha kısa ve sonra her gün 10 km koşuyordum. Bu, zamanla koşuda gelişmeme engel oldu ve sakatlıklara yol açtı. Sonra koşu koçlarıyla çalışmaya başladım. Şimdi daha sağlıklı ve tatmin edici antremanlar yapıyorum. Yaşım ilerlemesine rağmen özellikle son üç yıldır hiçbir ciddi sakatlık yaşamadım. Antrenman uzunlukları ve tarzları, yarış hedeflerine göre değişiyor. Örneğin maratona (42.2 km) hazırlandığım süreçte 35 km’lik uzun koşum ve interval dediğimiz bir hızlı bir yavaş setlerden oluşan zorlu antremanlarım oluyor. Yarıştan sonraki hafta iki-üç kez 10 km altında rahat (daha yavaş) koşu antremanları yapıyorum.
- Koşu dışında kuvvet antremanlarım var. Keşke daha öncesinde daha fazla önem verseydim. Onun dışında bisiklet ve bu yaz başladığım, çok severek yaptığım kürek var. Mutlaka haftada bir-iki kez yoga da yapıyorum. En son Marmaris Ultratrail yarışında 30 km yarışına katıldım ve 40-49 yaş kategorisinde ikinci oldum. Bir sonraki hedef yarışlarım Kopenhag maratonu (42.2 km), Efes Ultratrail (42 km) ve Kapadokya Ultratrail (63 km).
Hentbol / Kader Yardım
- Yaşadığım şehirde arkadaşlarımın kurduğu 40 yaş üstü Sakarya Veteran Hentbol takımı vardı. Benim spora olan ilgimi bildikleri için ekibe katılmam ve denemem için teklifte bulundular. Onlarla beraber antrenmanlara katıldım ve inanılmaz keyif aldım. Birbirinden farklı meslek gruplarından kişilerin oluşturduğu bir ekiple çalışıyor olmak çok keyifli. Elbette kendim ayrıca zaman ayırarak çalışıyorum. Onlar kadar iyi olmasam da takımda yer almayı başardım. Şu an 46 yaşındayım ve altı yıldır azimle devam ediyorum.
- Hobi olarak başladığım bu spor zamanla hayatımın büyük bölümünü kapladı. Antrenmanlar, dostluk maçları, veteran buluşmaları derken, hentbol bir tutku haline dönüştü. Antrenmanlar haftada iki olarak başladı ama benim daha çok çalışmam gerekiyordu. Hem teknik anlamda hem de taktiksel olarak bireysel çalışmalar yaptım. Veteran sporcu olduğumuzdan dolayı yılda birkaç turnuva yapıyoruz. O dönemlerde antrenmanlarımızı sıklaştırıyoruz. Antrenman yapamıyorsak bireysel koşu antrenmanları yapıyoruz. Ayrıca pilates ve kardio antrenmanları da yapmayı seviyorum.
- En son Avrupa Hentbol Federasyonu’nun düzenlediği Sevilla da Veteran Hentbol Turnuvası’na katıldık ve sırada Hırvatistan’daki Dünya Veteran Hentbol Turnuvası var. Mayıs ayında ona katılmayı düşünüyoruz, güzel tecrübeler ediniyoruz. Ayrıca ülke içinde de farklı şehirlerde farklı maç-turnuvalar yapılıyor. Mümkün olduğunca katılmaya çalışıyoruz.
- İlk başladığımda “Bu yaştan sonra spora başlanır mı?” gibi konuşmalar elbette oldu ama şimdi büyük bir destek var. Hentbol, çok zor bir spor dalı, biraz yetenek ve çok çalışmak gerekiyor. Bu branşa başlamak evet, biraz cesaret işi ama aynı zamanda çok keyifli. Yeni başlamak isteyenlerin gerçekten kendilerine uygun ve yapmayı sevdikleri bir branşı seçmesi gerekiyor çünkü emek olmadan olmuyor.
Triatlon / Burak Poyraz
- Pandemi döneminde evde geçirdiğim boş zamanları atlatabilmek ve stres yönetimi için trainer ve bisiklet aldım. Bisikletle ilgili Youtube’da araştırma yaparken karşılaştığım videolarda triatlon diye bir sporun varlığını öğrendim ve “Yapabilir miyim?” derken, bir gün kendimi site çevresinde koşarken buldum. Tabii ki “Koşarken!” derken yürü-koş yaparken. Koşu bir kerede yapılan bir şey değilmiş. İlk zamanlarda antrenör ile çalışmadığım için bilinçsizce antrenman yapıyordum ve bunun disiplinli bir şekilde her gün ve belli bir programla yapıldığını bilmiyordum. İzlediğim videolarda veya sosyal medyadaki sporcuların sürelerini görünce bir antrenör eşliğinde çalışmanın şart olduğunu anlayıp arayışa girdim. Şu an İpek Onaran ile çalışıyorum. Haftanın altı günü, bazen günde çift antrenmanım oluyor. Yarış dönemine girince antrenman yoğunluğu, antrenman sayısı veya süresi olarak günde iki, üç hatta dört saate çıkabiliyor.
- Spor benim için stres atma ve kendim için bir şeyler yaptığımın farkındalığı. Üç branş ilk etapta zorlasa da spor yapmanın verdiği haz, bir şeyleri başarma hatta yarışta finiş çizgisini geçme hayali insanın motivasyon kaynağı. Bu sporu her türlü zorluğa rağmen seviyorsan, aile desteğiyle üstesinden geliniyor. Triatlonda aile desteği önemli, antrenmanların yoğunluğu ve dinlenme sürelerinde ailenin anlayışlı olması gerekiyor.
- Yeni başlayanlar için antrenörler antrenman yoğunluğunu veya gün sayısını az tutuyor. Doğru yüklenme, kasların gelişimi ve sakatlanmamak için önemli. Daha sonra bu süreler ve yoğunluk artıyor. Bir de sporcunun belli bir hedefi varsa bunu antrenöründen istiyor. İlk başlarda dört günlük antrenmanlarım, şimdi altı-yedi gün arasında değişiyor ve süre olarak da 12-13 saatin altına düşmüyor. Yarış dönemine doğru bu süre 16-17 saat olabiliyor.
- En son katıldığım yarış 2025 İstanbul Avrupa ve Asya Triatlon Şampiyonası standart mesafe. Sıradaki hedef yarışım ise 2026 yılındaki Ironman Italya Emilia Romagna 70,3.
- Triatlon, spor yapmayan insanların yeni yeni duyduğu bir spor dalı. İlk önce ne olduğunu merak ediyorlar, daha sonra üç branşı, mesafeleri ve yarış süresini öğrenince gözlerindeki şaşkınlığı görüyorum. Bir yerde bu sporu anlatırken, orada bulunan çocuk şöyle bir yorum yapmıştı: “Araba yarışlarında lastik değiştiriyorlar, sizde de koşarken ayakkabı mı değiştiriyorlar?” Çocuğun gözünde o kadar uzun bir mesafe ki aklına ilk aşınan ayakkabı geldi. Her gün antrenman yaptığımı öğrenince de “Nasıl yetişiyorsun?” diye soruyorlar. Çevremdeki insanlar başta anlamasalar da artık normal karşılıyorlar.
Yüzme / Aynur Çakırcıoğlu
- Hikayem; 2018 yılında yazın sitemizin havuzunda yüzerken, bir çocuğa ders veren yüzme hocasının “Yarışa mı katılıyorsunuz?” diye sormasıyla başladı. Boğaz yarışına katılmak isteyip istemediğimi sordu. Daha sonra bu konuyu eşime açıp anlattım. Eşim, beni İstanbul Boğazı yarışına kaydettirdiğini söylediği zaman, bu yarışın kolay bir yarış olmadığını ve öncesinde 800 metre seçme yarışında baraj derecesini elde etmem gerektiğini öğrendim. Şimdiki antrenörüm Taha Engin hocamı buldum ve haftada iki gün birer saat çalışmaya başladım. Fakat seçmelere üç hafta kala antrenmanlara başladığım için baraj derecesini elde edemedim. Bir yıl sonra seçmelerde gerekli dereceyi elde ederek İstanbul Boğazı’nı geçtim. İkinci yılda İstanbul Boğazı yarışında bronz madalya kazandım. Hedefime kavuşunca Avrupa Şampiyonası hedefi koyarak yüzme antrenmanımı günde iki saate çıkarttım ve kara antrenmanı yapmaya başladım. Bu süreçte, 58 yaşında yüzmeye başlayan ve hayatında hiç spor yapmamış bir insan olarak çeşitli sakatlıklarla karşılaştım. Hocamın önerisiyle Life-On’da fizik tedaviyle sıkıntılarım çözüldü.
- 2025 yılında haftada iki saat yüzme, iki saat kara antrenmanı yaparak çalışıyorum. Şubat 2025’te yine hedef Türkiye rekoru kırmaktı. Mayıs ayında kısa kulvar 200 metre sırt üstü rekorunu 7 saniye geliştirerek 4:25.16 olarak kırdım. En son Kırklareli kısa kulvar yarışında 200 metre sırt üstü rekorumu 4:21.60 olarak yeniledim. Sırada ise Slovakya Avrupa Şampiyonası yarışı var.
- Yüzmeye başladığım zaman arkadaşlarım benim yüzme saatlerimde yapılan programlara katılamadığımdan dolayı “Yüzmeye gitme, çok yoruluyorsun” gibi şeyler söylüyordu. Fakat benim disiplinli bir şekilde devam etmem ve elde ettiğim başarılar sonucunda beni destekleyici mesajlar, tebrikler almaya başladım. Ben hayatta hiçbir şeyin tesadüf olmadığına inanıyorum. Emek verilip disiplinli şekilde çalışıldığı takdirde başarıya ulaşılacağına inanıyorum.












