
Gezi
9 dk okunma süresi
AKDENİZ’İN ZAMAN SIĞINAĞI: Sardinya
İtalya’ya bağlı Sardinya, Akdeniz’in ikinci en büyük adası. Sahillerin bakir bırakıldığı, tarihi kalıntıların ve sosyal dokunun inatla modern...
İtalya’ya bağlı Sardinya, Akdeniz’in ikinci en büyük adası. Sahillerin bakir bırakıldığı, tarihi kalıntıların ve sosyal dokunun inatla modern zamanlara direndiği, “her yere uzak, hiçbir yere ait olmayan” bir kara parçası. Adada çobanların izlediği güzergâhlarda yürümek yolcuları devasa deniz mağaralarına, arkeolojik sürprizlere, sayısız doğa ve tarih hazinesine götürecektir. YAZI: OKAN OKUMUŞ Üstteki fotoğraf: Özerk bölge statüsündeki Sardinya Adası’nın başkenti Cagliari, yaklaşık 150 bin kişilik nüfusa sahip. Antik dönemden beri önemli bir yerleşim merkezi olan Cagliari, mimarisiyle de gösterişli bir kıyı kenti. SEAN PAVONE / ENIT Ingiliz yazar D. H. Lawrence, Sardinya için,“Avrupa ve Afrika arasında kaybolmuş, hiçbir yere ait değil” der. Adanın İtalya ile Tunus’a uzaklığı neredeyse aynıdır: 200 kilometre. Akdeniz’le sarılı ada, görece izole konumu ve tarih boyu maruz kaldığı dış saldırılar nedeniyle Sicilya kadar gelişmez. Oysa bu koca denizin Sicilya’dan sonraki ikinci büyük adasıdır Sardinya; 24 bin kilometrekarelik alana yayılır. Sardinya’nın, 12 kilometre kadar güneyinde yer aldığı Fransa’nın Korsika Adası ile ise çok daha derin bir bağı var. Her iki ada da jeolojik olarak deniz tabanından bağlı ve sualtında 3 bin 950 metreye kadar yükselen bir dağ kuşağının parçası. Bugün de granit ve şist kayaçlarından dağlar, Sardinya coğrafyasının baskın karakterini oluşturuyor. 
Sardinya’nın kuzeyinde bulunan ve sonradan bir köprüyle anakaraya bağlanan Capo Testa Adası, tarih boyunca granit kayalarıyla bilinmiş. Buradaki ocaklardan çıkarılan ve gemilerle başka bölgelere taşınan granit, Roma döneminde önemli bir inşaat malzemesi olmuş. Günümüzdeyse granit blokları yörenin doğal peyzajının kendine has parçası olarak kaya tırmanışçılarının gözdesi. - CAMINATI / ENIT İnsan buraya gelmeden önce tipik bir Akdeniz adasından beklediklerini unutmalı. Çünkü ada halkı ne kıyılarda yoğunlaşmış, ne de balıkçılığa fazla meyletmiştir. Bunun da iki temel nedeni var. Birincisi, asırlar süren savunma hali. Adaya saldırılar doğal olarak sürekli denizden gelmiş, halk da güvenli bulduğu, kendini daha rahat savunabileceği iç kesimlerdeki dağlara yerleşerek hayvancılık ve tarımla geçinmiş. İkinci nedense yakın zamana kadar kıyıların bir kısmının bataklık olması. Sıtmanın önüne 1950’lerde yoğun ilaçlamayla geçilebilmiş ve kimi kıyı yerleşimleri bu yıllardan sonra kurulabilmiş.
Sardinya’nın önemli akarsularından Temo Nehri’nin kıyısındaki Bosa’da yaklaşık 8 bin kişi yaşıyor. Eski balıkçı kasabası ruhunu günümüze taşıyan Bosa, Sardinya’nın en önemli özelliklerinden birini, bozulmamış Akdeniz ruhunu iyi yansıtan yerlerden biri. - OKAN OKUMUŞ Bugünlerde dünyanın her yanından onbinlerce turisti ağırladığı halde bakir kalabilmiş adayı şöhret haline getiren de işte bu sahiller... İşletmelerin sahilleri kapatmasına izin verilmemiş ve bizdekinin aksine tesisler kumsallara fazlaca yaklaştırılmamış. Tabii bu göz kamaştıran güzelliğin körleştirici bir etkisi de var. Deniz-kum-güneş ziyaretçileri, ki buna büyük oranda İtalyanlar da dahil, Sardinya’yı herhangi bir Akdeniz tatil beldesi gibi görerek evlerine adanın müthiş doğası ve zengin kültüründen bihaber dönüyor. Kimi adalılar, burada tatil yapan İtalyanların Sardinya’yı “geri kalmış bir sömürge adası” gibi gördüğünü de söylüyor. Buna daha sonra geleceğiz... Bizim de Mayıs ayı sonunda Sardinya’da olmamız aslında bu yüzden. Temmuz ve ağustos aylarında sahil kalabalıkları adayı istila etmeden önce başkent Cagliari’den yola çıkacak ve 10 gün içinde sahiller ve dağlık iç kesimlerde büyük bir tur atıp başladığımız yere döneceğiz. Yer yer tarlalar ve meyve bahçeleri arasından geçecek yolumuz, yer yer sakız ve mersin ağaçları, cüce meşeler ve yaz sıcağını bekleyen kaynanadili kaktüsleri arasında kıvrıla kıvrıla ilerleyecek. Adaya özgü Sardinya gelinciğini, Sardinya vaşağını veya yaban koyunu muflonları görür müyüz bilinmez…
Maden Yolu da denilen Cammino Minerario di Santa Barbara, eski çağların madencilik mirasının izinin sürülebileceği bir yürüyüş rotası çiziyor. Neolitik insanın bu hattaki 8 bin yıllık varlığına dair işaretler de bu yol üzerinde bulunuyor. - RENATO TOMASI / ENIT Kimlerin yolu geçmemiş ki Sardinya’dan? Fenikeliler, Kartacalılar, Romalılar, Cenevizliler, Bizanslılar, Arap ve Berberi (Avrupalıların verdiği isimle Sarazen) korsanlar, Pisalılar, Katalan Aragon Krallığı, İspanyollar ve İtalyan Savoy Hanedanı… Adanın kültürel mirası bu kültürlerle şekillenmiş ve ortaya müthiş bir arkeolojik ve tarihi zenginlik çıkmış. Düşünün, yaklaşık Makedonya büyüklüğündeki bu adada MÖ 1500-400 yıllarına tarihlenen 7 bin civarında kule benzeri “nuraghi” ve “devlerin mezarı” denilen yüzlerce anıtsal mezar var. Biz de adaya ayak basar basmaz, kökleri muhtemelen adanın tarihöncesi toplumlarına kadar uzanan Nurajik kültürünün inşa ettiği bu megalitik yapıların en görkemlilerinden birine; Su Nuraxi’yi görmeye koşuyoruz.
Su Nuraxi, Sardinya tarihine damga vurmuş Nurajik uygarlığına ait önemli bir arkeolojik alan. Kalıntılar buranın bir kale yerleşim olduğunu ve Roma döneminde MÖ 1’inci yüzyıla kadar canlılığını koruduğunu gösteriyor. - ALES&ALES / ENIT Başkent Cagliari’nin bir saat kuzeyindeki Barumini kasabasında yer alan arkeolojik alan ancak bir rehber eşliğinde gezilebiliyor. Sıramızı bekliyor ve 20 dakika sonra Sardinya’nın UNESCO Dünya Miras Listesi’ne giren ilk yeri olan Su Nuraxi’yi gezmeye başlıyoruz. Nurajik yerleşimlerin bugüne kadar en güzel korunmuş örneği karşımızda. Rehber şaşkınlığımızı gülerek karşılıyor. Binlerce yıl önce iki tonluk o koca taşları taşımayı nasıl başarmışlardı, nasıl oymuşlar, harç kullanmadan üst üste dizebilmişlerdi? Rehberimiz yanıtlamaya başlıyor. Sönmüş volkanlardan alınan dev bazalt blokları taşıyabilmek için Giza Piramitleri’ndekine benzer şekilde rampalar kullanılmış olmalıydı. Orijinali 21 metreye varan devasa merkezî kulenin etrafına birkaç asır sonra dairesel olarak savunma amaçlı dört küçük kule daha inşa edilmiş, dış duvarlar MÖ 9’uncu yüzyılda güçlendirilmişti. Dar geçitlerden, taş merdivenlerden inerek odalara girdiğimizde tüylerimiz ürperiyor. Konsollu tonoz formundaki odaların kubbesinden sızan ışık içeriyi belli belirsiz aydınlatıyor. Kuleye çıktığımızdaysa yemyeşil, harika bir manzarayla karşılaşıyoruz, belli ki olası tehlikeler buradan rahatlıkla görülebiliyordu. Adına pineda (pinnettu) denen, adanın iç kesimlerinde göreceğimiz taş ve ardıç dallarından yapılan çoban kulübelerinin bu nurajik yapılardan esinlendiğini anlatıyor rehberimiz. Nuraghi denilen bu konik yapıların kullanılış amacı hâlâ kesin olarak bilinemiyor. Su Nuraxi muhtemelen varlıklı bir aile için yapılmış ve sonradan genişletilmiş bir saray kompleksiydi. Kuleler göz korkutma amaçlı inşa edilmiş olmalıydı. Bir görüşe göre aynı zamanda astronomi gözlem kulesiydiler. Odalar yaşam alanı, mutfak vb. olarak kullanılıyor, bazen de bir mabede ya da meclise dönüşüyordu.

Sardinya’nın kuzeyinde bulunan ve sonradan bir köprüyle anakaraya bağlanan Capo Testa Adası, tarih boyunca granit kayalarıyla bilinmiş. Buradaki ocaklardan çıkarılan ve gemilerle başka bölgelere taşınan granit, Roma döneminde önemli bir inşaat malzemesi olmuş. Günümüzdeyse granit blokları yörenin doğal peyzajının kendine has parçası olarak kaya tırmanışçılarının gözdesi. - CAMINATI / ENIT İnsan buraya gelmeden önce tipik bir Akdeniz adasından beklediklerini unutmalı. Çünkü ada halkı ne kıyılarda yoğunlaşmış, ne de balıkçılığa fazla meyletmiştir. Bunun da iki temel nedeni var. Birincisi, asırlar süren savunma hali. Adaya saldırılar doğal olarak sürekli denizden gelmiş, halk da güvenli bulduğu, kendini daha rahat savunabileceği iç kesimlerdeki dağlara yerleşerek hayvancılık ve tarımla geçinmiş. İkinci nedense yakın zamana kadar kıyıların bir kısmının bataklık olması. Sıtmanın önüne 1950’lerde yoğun ilaçlamayla geçilebilmiş ve kimi kıyı yerleşimleri bu yıllardan sonra kurulabilmiş.

Sardinya’nın önemli akarsularından Temo Nehri’nin kıyısındaki Bosa’da yaklaşık 8 bin kişi yaşıyor. Eski balıkçı kasabası ruhunu günümüze taşıyan Bosa, Sardinya’nın en önemli özelliklerinden birini, bozulmamış Akdeniz ruhunu iyi yansıtan yerlerden biri. - OKAN OKUMUŞ Bugünlerde dünyanın her yanından onbinlerce turisti ağırladığı halde bakir kalabilmiş adayı şöhret haline getiren de işte bu sahiller... İşletmelerin sahilleri kapatmasına izin verilmemiş ve bizdekinin aksine tesisler kumsallara fazlaca yaklaştırılmamış. Tabii bu göz kamaştıran güzelliğin körleştirici bir etkisi de var. Deniz-kum-güneş ziyaretçileri, ki buna büyük oranda İtalyanlar da dahil, Sardinya’yı herhangi bir Akdeniz tatil beldesi gibi görerek evlerine adanın müthiş doğası ve zengin kültüründen bihaber dönüyor. Kimi adalılar, burada tatil yapan İtalyanların Sardinya’yı “geri kalmış bir sömürge adası” gibi gördüğünü de söylüyor. Buna daha sonra geleceğiz... Bizim de Mayıs ayı sonunda Sardinya’da olmamız aslında bu yüzden. Temmuz ve ağustos aylarında sahil kalabalıkları adayı istila etmeden önce başkent Cagliari’den yola çıkacak ve 10 gün içinde sahiller ve dağlık iç kesimlerde büyük bir tur atıp başladığımız yere döneceğiz. Yer yer tarlalar ve meyve bahçeleri arasından geçecek yolumuz, yer yer sakız ve mersin ağaçları, cüce meşeler ve yaz sıcağını bekleyen kaynanadili kaktüsleri arasında kıvrıla kıvrıla ilerleyecek. Adaya özgü Sardinya gelinciğini, Sardinya vaşağını veya yaban koyunu muflonları görür müyüz bilinmez…
Adanın En Yaşlıları

Maden Yolu da denilen Cammino Minerario di Santa Barbara, eski çağların madencilik mirasının izinin sürülebileceği bir yürüyüş rotası çiziyor. Neolitik insanın bu hattaki 8 bin yıllık varlığına dair işaretler de bu yol üzerinde bulunuyor. - RENATO TOMASI / ENIT Kimlerin yolu geçmemiş ki Sardinya’dan? Fenikeliler, Kartacalılar, Romalılar, Cenevizliler, Bizanslılar, Arap ve Berberi (Avrupalıların verdiği isimle Sarazen) korsanlar, Pisalılar, Katalan Aragon Krallığı, İspanyollar ve İtalyan Savoy Hanedanı… Adanın kültürel mirası bu kültürlerle şekillenmiş ve ortaya müthiş bir arkeolojik ve tarihi zenginlik çıkmış. Düşünün, yaklaşık Makedonya büyüklüğündeki bu adada MÖ 1500-400 yıllarına tarihlenen 7 bin civarında kule benzeri “nuraghi” ve “devlerin mezarı” denilen yüzlerce anıtsal mezar var. Biz de adaya ayak basar basmaz, kökleri muhtemelen adanın tarihöncesi toplumlarına kadar uzanan Nurajik kültürünün inşa ettiği bu megalitik yapıların en görkemlilerinden birine; Su Nuraxi’yi görmeye koşuyoruz.

Su Nuraxi, Sardinya tarihine damga vurmuş Nurajik uygarlığına ait önemli bir arkeolojik alan. Kalıntılar buranın bir kale yerleşim olduğunu ve Roma döneminde MÖ 1’inci yüzyıla kadar canlılığını koruduğunu gösteriyor. - ALES&ALES / ENIT Başkent Cagliari’nin bir saat kuzeyindeki Barumini kasabasında yer alan arkeolojik alan ancak bir rehber eşliğinde gezilebiliyor. Sıramızı bekliyor ve 20 dakika sonra Sardinya’nın UNESCO Dünya Miras Listesi’ne giren ilk yeri olan Su Nuraxi’yi gezmeye başlıyoruz. Nurajik yerleşimlerin bugüne kadar en güzel korunmuş örneği karşımızda. Rehber şaşkınlığımızı gülerek karşılıyor. Binlerce yıl önce iki tonluk o koca taşları taşımayı nasıl başarmışlardı, nasıl oymuşlar, harç kullanmadan üst üste dizebilmişlerdi? Rehberimiz yanıtlamaya başlıyor. Sönmüş volkanlardan alınan dev bazalt blokları taşıyabilmek için Giza Piramitleri’ndekine benzer şekilde rampalar kullanılmış olmalıydı. Orijinali 21 metreye varan devasa merkezî kulenin etrafına birkaç asır sonra dairesel olarak savunma amaçlı dört küçük kule daha inşa edilmiş, dış duvarlar MÖ 9’uncu yüzyılda güçlendirilmişti. Dar geçitlerden, taş merdivenlerden inerek odalara girdiğimizde tüylerimiz ürperiyor. Konsollu tonoz formundaki odaların kubbesinden sızan ışık içeriyi belli belirsiz aydınlatıyor. Kuleye çıktığımızdaysa yemyeşil, harika bir manzarayla karşılaşıyoruz, belli ki olası tehlikeler buradan rahatlıkla görülebiliyordu. Adına pineda (pinnettu) denen, adanın iç kesimlerinde göreceğimiz taş ve ardıç dallarından yapılan çoban kulübelerinin bu nurajik yapılardan esinlendiğini anlatıyor rehberimiz. Nuraghi denilen bu konik yapıların kullanılış amacı hâlâ kesin olarak bilinemiyor. Su Nuraxi muhtemelen varlıklı bir aile için yapılmış ve sonradan genişletilmiş bir saray kompleksiydi. Kuleler göz korkutma amaçlı inşa edilmiş olmalıydı. Bir görüşe göre aynı zamanda astronomi gözlem kulesiydiler. Odalar yaşam alanı, mutfak vb. olarak kullanılıyor, bazen de bir mabede ya da meclise dönüşüyordu.












