
Amerika macerası -1-
Büyük oğlum Kaan’ın bu kış satın aldığı karavana “Kelebek-5” ismini verdik. Fırsat buldukça yaptığım karavan gezilerini tekneyle yaptığım seyirlere benzetiyorum. Burada da havayı kolluyoruz. Mevsimi kovalayarak önce güneye daha sonra hava ısındıkça kuzeye kaçarak tur yapmayı planlamıştık ama iklimlerin suyunun çıktığı dünyamızda hesaplar biraz yazı turaya kalıyor.
Bodrum’da havanın sıcaklığı ve koyların kalabalığının arttığı günler, ABD’ye ziyaretin tam zamanı gibi. Büyük oğlum Kaan kuzeyde Milwaukee’de, küçüğü Noyan (ne küçük ama, bizden iri!) Florida’da yaşıyor. Kaan’da buluştuk. Kuzeyin en güzel zamanı, soğuklar bitmiş, sivrisinekler henüz çıldırtmaya başlamamış. Kaan’ın kışın güzel bir indirim bulup 3 bin dolara aldığı karavanı hep beraber ilk seyrine (shake down) hazırlıyoruz.
DEĞİŞEN PLANLAR
Planlar değiştirilmek için yapılır demiş biri. Bu yıl hava Avrupa gibi normalin üstünde sıcak geçiyor. Fırsat buldukça yaptığım karavan gezilerini tekneyle yaptığım seyirlere benzetiyorum, zaten bizim karavana da Kelebek 5 dedik. Burada da havayı kolluyoruz. Mevsimi kovalayarak önce güneye daha sonra hava ısındıkça kuzeye kaçarak tur yapmayı planlamıştık ama, iklimlerin suyunun çıktığı dünyamızda hesaplar biraz yazı turaya kalıyor.
Asıl kuzeye git diyen yıllardır “bucket listem”de görmek istediğim “aurora borealis” kuzey ışıklarının bugünlerde 45° paralelin güneyinden de izlenebileceği tahmini.
AURORA BOREALIS
Bu yıl güneş kıpır kıpır patlamalar dünyamızın kuzey bölgelerinde manyetik aktiviteleri ve benim gibilerin merakını arttırıyor. İzlanda’ya veya Alaska’ya kadar tırmanmadan burada görebilir miyiz? Amerika’daki hava raporu aldığım NOAA kuruluşu (Milli Okyanus ve Atmosfer Acentesi) okyanusları, meteorolojiyi incelediği gibi kuzey ışıkları tahmini de veriyor. Bu rapora göre bizim ne zaman ne kadar boy göstereceği garanti olmayan ışıklar haftaya bulunduğumuz Wisconsin eyaletine kadar inecek.
Benim torun John biraz daha kuzeyde Minnesota’da kırsalda yaşıyor. Kışın donuyor, yazın ortasında da sivri sinekler el koyuyor tüm bölgeye, ama şimdi “shake down” seyrimiz için en güzel zaman.
John’un evinin arkasına park ettik, geceyi geçiriyoruz. Gece yarısı Kaan’ın eşi Jody sesleniyor: “Baba kalk, northern lights!”
NORTHERN LIGHT MI, NORTHERN LIGHTNING Mİ?
Hava tamamen kapalı, evet kuzey ufkunda (strobe light) gibi ışıklar çakıyor, gök gürültüsü de yok ama yeşil değiller? Tropikte gördüklerimden de uzun süren bir elektrik fırtınası içindeyiz. Üzerimize geldikçe etrafımızı saran ışıklardan biri şimşeğin tipik çizgisine dönünce sevincim suya düştü. Buna northern light değil, northern lightning (şimşek) dedim. Çiselemeye başlayan yağmurun iri damlaları “karavana koşun” deyince söz dinleyip kendimizi içeri attık.
Gecenin kalan kısmı bayağı şiddetli elektrik fırtınasının elinde silkelenen karavanda yağmurda geçti. Fırtınanın ne kadar kuvvetli olduğunu ertesi gün yolumuzda bıraktığı kartvizitinde görüyoruz, gövdemden kalın ağaçlar kırılmış, ekipler kapanan yolları temizliyor.
Şimdi görsek ne güzel bonus olurdu ama NOAA ya göre Aurora’yla randevumuza daha dört beş gün var. Rotamız Kanada hududuna kadar kuzeye, Voyageurs National Park’a, 47° Kuzey üstüne çıkacağız.
MISSISSIPPI’NİN DOĞUM YERİ
Bugünkü seyrimiz ABD’nin en büyük, dünyanın dördüncü uzun nehri Mississippi’nin kaynağına. Benim 65 yaş üstüne verilen, kendime ve arabada beraberimdekilere tüm milli parklara serbest giriş kartım var ama burası Itasca State Park. Park girişine geldiğimizde, bugün serbest. Görevliler parkı temizleme çabasındalar. Bayağı ciddi bir fırtına geçmiş.
AMERİKA’DAKİ PARK SİSTEMLERİ
Federal hükümete ait milli ve eyalete ait parklarının arasındaki en önemli fark, amaçları. Milli farklar kapladığı doğayı korumak, eyalet parkları ise daha küçük, state tarafından finanse ediliyor ve halkın kullanması iyi vakit geçirmesi için.
Itasca parkında da aileler fırtınadan sonra Mississipi’nin doğuşuna şahit oluyor, 6.275 km’lik serüveni sonunda Meksika Körfezi’nde denize kavuşacak sularında yüzüp, oynayarak hafta sonunun keyfini çıkarıyor.
TRAPPERS PIG ROAST (KÜRKÇÜLERİN MANGALI)
Amerika’nın kuzeydoğusu kürk ticaretinin en önemli bölgelerinden. Benim torunun arkadaşlarının çoğu da kürkçü, şehrin Mississipi’nin kıyısındaki parkta mangal partisi gibi anlatacağım partiye gittik. Herkesin bir şeyler getirdiği toplantı, çalışan insanların hafta sonu, tipik Amerikan mahallesindeki toplantı. Burada bahsetmeye değer bulunduğum kısmı, belediyenin verdiği arsa üzerinde basit bir mutfak, tuvalet, araba park edecek yer. Nehir kıyısında botuna inip çıkacağın iskele. Ve iskelede asılı 5-10 can yeleği ile yanındaki ilan.
“Kimse su üstünde kalamaz, sen de dahil. İhtiyacın varsa al, fazlan varsa ver” diyor. Her şey gönüllü onur anlayışı ile yürüyor. Kimin vakti varsa gelip otları kesiyor, çöp zaten atılmıyor da konteynerleri düzenlemek, falan...
7 ADALARIN 7000’İNİ BULDUM
ABD ile Kanada’yı ayıran düz çizgi sınır büyük göllere yaklaşınca binlerce göl ve ada tarafından zikzaklanıyor. Bu ada, göl karmaşası içinde Voyager Milli Parkı var. Neresi ABD, neresi Kanada ayırmak zor. Zaten kimsenin umurunda da değil. (Trump’ın neden karşı sahildeki bulabileceğin en iyi komşuya bulaştığını kimse anlamış değil.)
Bu göller sistemi modern yaşam gelmediği devirde yegâne ulaşım ağıydı. Kürk avcıları yazın kürekle kışın donan göllerde kızakla alışveriş noktalarına ulaştırıyorlardı. Bugün tatil cennetlerinden biri, hemen SUP’ları şişirip kendimizi suya atıyoruz.
Göller buzul devrinde buzulların altlarındaki granit kayaları oyarak oluşmuş. En küçük ada bile yemyeşil, bize göre devasa ağaçlarla donanmış.
Önümüzdeki iki gece “aurora forecast”ı bu enlemde görünme şansı en yüksek diyor. İki gece üst üste sabahladıktan sonra havlu attım, göllerin tadını çıkarmaya odaklandım.
ABD kocaman bir ülke, ekonomik zenginliği yanında tabiat ana da cömert davranmış. Burada Amerikan hayranlığı, turistik hayranlık değil, yerleşmiş anlayışa hayranlığımı anlatmak istiyorum.
Parktaki adaların, koyların hemen hepsinde manzara seyretmek, yürüyüşe mola vermek için ayrılmış ceplerde ağaçların altında banklar var, yangın çıkarmayacak emniyetli bir yerde de daima mangal var. Burada zengin Amerika için kolay diyebilirsiniz (bir düşünelim, yangın söndürmek için kalkan uçak veya helikopterin bir sortisinin masrafıyla kaç tane emin BBQ yapılır?) buradakiler halktan birilerinin hediyesi, bankın üstündeki küçük tabelada ölmüş bir yakının anısına veya bir iş yerinin adını görebilirsiniz. Kara yollarındaki miller de böyle sahiplenilmiş, sponsor kendi milini temizliyor. Vurgulamak istediğim halkın sahiplenip katılımı, devletin herhangi bir otoritesinin kimsenin dinlemediği, ormana girmek, ateş yakmak şu bu “yassak”larından çok daha iyi işlediği. Büyük bütçelere değil anlayışa, eğitime ihtiyaç var.
Bir de mahalle diyebileceğim, komşuların oluştuğu, parklar var. Bugün işte onlardan birindeyiz.
Gittiği her yeri, yediği her şeyi Türkiye ile karşılaştıranlardan değilim, oralarda 10 yıl yaşadım, bana yeni değil ama bizim dünyanın en güzel kıyılarının aslında çok kolay halledilebilecek hali içimi acıtıyor.
Batıya gittikçe uğrayacağımız milli parkların ilki Yellowstone 1 Mart 1872’de başkan Ulysses S. Grant tarafından kuruldu. Doğal zenginliği gelecek nesillere bırakabilmek için ardından gelen başkanlar ve kongre aynı yolda giderek sayıyı 63’e çıkardı. Bakalım koleksiyona hangilerini ekleyebileceğim. Şimdi tam gaz “shake down”da gördüğümüz eksikleri gideriyoruz.☸











