
İlişki
8 dk okunma süresi
Dijital flörtün psikolojisi: Kaydır kaydır nereye kadar?
Röportaj: Ayşegül Uyanık Örnekal Sağa kaydırırsan eşleştiğin, sola kaydırırsan elediğin online flört uygulamaları, son dönemde hayatımızın...
Röportaj: Ayşegül Uyanık Örnekal Sağa kaydırırsan eşleştiğin, sola kaydırırsan elediğin online flört uygulamaları, son dönemde hayatımızın vazgeçilmez bir parçası haline geldi. “Peki yüz yüze değil de sanal tanışmalara olan bu ilginin sebebi nedir?” diye merak ettik ve sizin için araştırdık. Formsante Ağustos – Eylül 2025 sayısından İlişki en basit tanımıyla, “İki şey arasında karşılıklı ilgi; bağ, ilinti, ilişik, münasebet, rabıta, temas” olarak nitelendiriliyor. Geçmişte bu durum fiziksel olarak gerçekleşirken, günümüzde ilk adım sıklıkla sanal ortamlarda atılıyor. Bunda dünyanın içinden geçtiği dijital dönüşüm ve pandemi koşullarının rolü ise yadsınamaz. Bazıları bu platformları severek kullansa da bazıları daha temkinli yaklaşıyor hatta hiç tercih etmiyor. Çünkü genellikle gerçek dışı beyanlardan, sahtelik temelli ilişkilerden dem vuruluyor. “İnsan ilişkilerinde nerede tanıştığımızdan ziyade, birlikte nasıl bir zemin kurduğumuz belirleyici oluyor. Flört uygulamaları da tıpkı diğer tanışma yolları gibi bir araç. Ama bu aracı nasıl kullandığımız, neye hizmet etmesini beklediğimiz ve ne kadar kendi duygularımıza temas edebildiğimiz, kurduğumuz ilişkiyi de şekillendiriyor” diyen Uzman Psikolog Selen S. Soygül’den online flört uygulamalarına ilişkin merak ettiğimiz soruların yanıtlarını aldık.
Dijital dönüşüm, ilişkilere de yansıdı. Son yıllarda online flört uygulamaları bir hayli popülerleşti. Sizce bunun temelinde ne var?
Aslında bunun temelinde çok katmanlı bir sosyal dönüşüm var. Pandemi dönemiyle ivmelenen dijitalleşme süreci, büyük bir kırılma noktasıydı. Modern yaşamın dinamikleri, tanışma kalıplarını da değiştirdi. Geleneksel tanışma ortamları -mahalle komşulukları, geniş aile çevreleri, uzun vadeli iş ilişkileri- eskisine göre daha az yaygın. Bunun yerine kentsel yaşam tarzı, iş hayatının yoğunlaşması ve sosyal çevrelerin daha dar olması gibi faktörler, insanları alternatif tanışma yolları aramaya yöneltti. Online flört de bu ihtiyaca yanıt veren pratik bir çözüm olarak ortaya çıktı. Bir de “kontrol illüzyonu” var. İnsanlar uygulamada her şeyi kontrol edebileceğini düşünüyor: “Profilimi kim görecek, nasıl sunacağım kendimi? İstediğim zaman gizlenebilirim...” Gerçek hayatta reddedilme korkusu çok yoğun yaşanırken, dijital ortamda bu korku biraz daha tolere edilebiliyor. Tabii ki bu çoğu zaman bir yanılsama ama başlangıçta rahatlatıyor insanları. Bu tür uygulamaları en sık kimler kullanıyor?
Dijital raporlama sistemi SSRS’in 2025 verilerine göre, mevcut kullanıcıların yüzde 40’ı 18-29, yüzde 44’ü ise 30-49 yaş grubunda yer alıyor. BMC Psychology Dergisi’nde yayınlanan araştırmalar da online flört uygulamalarının kullanımının genç yetişkinlerde daha yoğun olduğunu doğruluyor. Yüksek eğitim seviyesindeki kişilerin bu uygulamaları daha çok kullanıyor olması ise ilginç! Bunun nedeni de büyük ihtimalle söz konusu grubun daha fazla iş yoğunluğu yaşaması, sosyal çevrelerinin daha sınırlı olması ve teknolojiye adaptasyonlarının daha kolay olması. Bu uygulamalardaki cinsiyet dinamiği de çok ilginç... Erkekler daha çok “sayısal” yaklaşıyor, çok “kaydırıyor” oysa kadınlar daha seçici davranıyor. Bu da toplumsal rollerin dijital yansıması oluyor. Erkeklerde “avlanma” psikolojisi varken, kadınlarda “seçme ve seçilme” kaygısı daha ön plana çıkıyor. Sosyoekonomik açıdan bakarsak, bu uygulamaları özellikle büyük şehirlerde, kariyer odaklı, sosyal çevresi sınırlı kişiler daha çok kullanıyor. Bir nevi “zaman optimizasyonu” olarak görüyorlar. “Niye dışarıda insanlarla tanışmaya çalışayım, burada 10 dakikada 50 kişiye bakabilirim” mantığı güdülüyor. Bir araştırmaya göre; kısa cinsel birliktelikler, partnerlik veya aşk vadeden uygulamalar arasında dünya çapında en çok tercih edilen uygulamayı Türkiye’de 2019 yılında 1 milyon 78 bin kişi kullanıyordu ve bunların yüzde 80’i erkekti. Bu veri, bize neyi gösteriyor?
Bu veri aslında toplumsal cinsiyet normlarımızın dijital aynası. Erkeklerin yüzde 80 oranla ağırlıkta olması, kadınların halen “ilk adımı atma” konusundaki çekincelerini gösteriyor. Türk toplumunun kadından beklentisi genelde “muhafazakar” ve “seçici” olması yönünde. Ayrıca kadınların bu tür uygulamalara karşı daha temkinli yaklaşması ve güvenlik kaygıları taşıması da etkili olabilir. Öte yandan erkeklerin dijital platformları tercih etmesi, yüz yüze etkileşimde yaşadıkları zorlanmaların da bir yansıması gibi. Bu durum bir kısır döngü yaratıyor: Erkekler geleneksel sosyal ortamlarda kendilerini ifade etmekte zorlandıkça dijital platformları “güvenli alan” olarak görüyor ancak bu tercih, sosyal becerilerinin doğal gelişim sürecini de engelliyor. Bu uygulamalardan kadınların ve erkeklerin beklentileri nedir? Farklılıklar var mı?
Kesinlikle çok büyük farklar var ve bunlar terapide sürekli karşıma çıkıyor. Erkekler genelde hızlı sonuç odaklı, hızlı buluşma, fiziksel yakınlık, “sayı oyunu” mantığıyla hareket ediyor. Kadınlar ise daha çok “potansiyel” arıyor: “Bu kişi uzun vadede nasıl bir partner olur, güvenilir mi, değer sistemimiz uyuşur mu?” gibi... Erkeklerde “avcı mantığı” var: “Ne kadar çok kadınla eşleşirsem, o kadar başarılıyım.” Kadınlarda ise “quality over quantity” (nicelikten çok nitelik) yaklaşımı hakim. Bu da çoğu zaman uyumsuzluk yaratıyor. Erkek hemen buluşma teklif ediyor, kadın daha fazla tanımak istiyor. Bence bir yandan da ilginç olan şu: Her iki cinsiyette de hemen tatmin arayışı var ama farklı şekillerde tezahür ediyor. Erkeklerde fiziksel, kadınlarda duygusal tatmin. Kadınlar “Beni anlayan, değer veren birini hemen bulacağım” fantezisi yaşıyor, erkekler ise “Hemen romantik/fiziksel bir şey yaşayacağım” beklentisinde! Seküler-dindar ayrımı olmaksızın herkesin bu yöntemi denemesinin altında yatan sebep nedir?
Eskiden belki utanılacak bir şey olarak görülen online flört ve bu tür uygulamalar artık normalize oldu. Bunun temelinde, yalnızlığın pandemik seviyeye ulaşması da yer alıyor olabilir. Örneğin Surgeon General’ın 2023 raporu, yalnızlığı halk sağlığı krizi ilan etti. Dindar kesimde bile bu kabul görmeye başladı çünkü “niyet” önemli. “Ben evlenmek için birini arıyorum” dendiği sürece, meşru görülüyor. Bir nevi “modern görücülük” olarak algılanıyor. Ayrıca teknoloji stigması da azaldı. Artık 65 yaşındaki teyzelerimiz de WhatsApp kullanıyor, dolayısıyla “dijital buluşma” da garip gelmiyor. COVID-19 sonrası herkes online alışveriş, online eğitim, online toplantı yaptı. Haliyle online aşk da bunların doğal uzantısı gibi görülmeye başlandı. Sizce bu uygulamalar neden popülerleşti?
Online flört uygulamalarının popülerliği, tek bir nedene indirgenemez diye düşünüyorum. Bu durum çok boyutlu ve değişen psikososyal dinamiklerin bir sonucu. Çaresizlik duygusu, modern ilişkilerde yalnızlık deneyiminin artmasıyla birlikte bu platformlara yönelimi etkileyebilir. Diğer yandan aşk ve ilişkilere karşı duyarsızlık değil ama belki ilişki biçimlerinin dönüşmesi söz konusu olabilir. Geleneksel bağlanma kalıpları sorgulanıyor; bireyler daha çok seçim özgürlüğüne, deneme-yanılma hakkına sahip olduklarını düşünüyor. Bu da flört uygulamalarının bir tür arayış alanı olarak görülmesine neden olabiliyor. Tabii ki bu durum kimi zaman da “o kişi”yi bulmak için bu uygulamalara yönelen kişilerin, kötü deneyimler sonrası randevu yorgunluğu (dating fatigue) yaşamasına sebep oluyor. Yani sürekli aynı sohbetleri yapmaktan ve önce umutlanıp, sonra hayal kırıklığına uğramaktan yoruluyorlar. Ayrıca dopamin sistemimizin doğası da bu uygulamaların cazibesini artırıyor. Belirsizlik, ödül beklentisi ve onay alma isteği gibi mekanizmalar, bireyleri uygulamalarda daha çok vakit geçirmeye teşvik ediyor. Kimileri gerçekten bağ kurma arzusu taşıyorken, kimileri için bu platformlar geçici bir heyecan hatta kaçış anlamı taşıyabiliyor. Kısacası; popülerleşmenin ardında hem çaresizlik, hem ilişkilere dair dönüşen beklentiler, hem de dijital çağın sunduğu kolay erişilebilirlik var gibi duruyor. Bu tür uygulamalarda gerçek dışı bilgi ve fotoğraf paylaşımlarına sıkça rastlanabiliyor. Bunda karşı tarafı etkilemek ya da sadece beğenilmek, istenilmek gibi belli bir tatmin duygusu yaşama isteği yatıyor olabilir mi?
Burada sadece fiziksel beğeni değil; istenilme, fark edilme hatta bazen güç hissi bile devreye girebiliyor. İnsan, doğası gereği “görülmek” ister. Ama dijital platformların hızlı doğası, bu arzuyu kısa süreli tatmine çeviriyor. Burada iki psikolojik mekanizma işliyor. Bir tanesi “sahte benlik” yani gerçek benliğimizin kabul görmeyeceği korkusuyla sahte bir kimlik sunmak... Diğeri ise “izlenim yönetimi”. İlk izlenimin ne kadar önemli olduğunu bildiğimiz için fazla filtreliyoruz kendimizi. En yaygın yalanlar; yaş, kilo, boy, eğitim seviyesi ve meslek oluyor. Erkeklerde boy ve gelir abartması, kadınlarda yaş ve kilo “ayarlaması” daha sık görülüyor. Ama gerçek olmayan bir temsille kurulan temaslar, başta iyi hissettirse de uzun vadede ilişkisel doyumu düşürebiliyor. Uygulamadan başlayan ilişkilerin sağlıklı devam etmesi mümkün mü?
Tabii ki mümkün ama şartları var. Önemli olan nasıl başladığın değil, nasıl devam ettirdiğin! Terapiye gelen çiftlerden uygulama üzerinden tanışanlar da var, geleneksel yollardan tanışanlar da! Ve problem kaynakları genelde aynı. Ekran üzerinde başlayan temas, yüz yüze iletişime geçildiğinde derinleşebiliyor veya yüzeysel kalabiliyor. Bu noktada; iki tarafın da ilişkiye ne kadar açıklıkla, ne kadar dürüstlükle, ne kadar duygusal farkındalıkla yaklaştığı belirleyici oluyor. Eğer iki taraf da kendini açık şekilde ifade edebiliyorsa, karşısındakini gerçekten tanımaya niyet ediyorsa, mesafenin ya da başlangıç noktasının bağ kurmaya engel olması gerekmiyor.
“Online flört uygulamalarındaki cinsiyet dinamiği de çok ilginç... Erkekler daha çok ‘sayısal’ yaklaşıyor, çok ‘kaydırıyor’ oysa kadınlar daha seçici davranıyor. Bu da toplumsal rollerin dijital yansıması oluyor. Erkeklerde ‘avlanma’ psikolojisi varken, kadınlarda ‘seçme ve seçilme’ kaygısı daha ön plana çıkıyor.”
Dijital dönüşüm, ilişkilere de yansıdı. Son yıllarda online flört uygulamaları bir hayli popülerleşti. Sizce bunun temelinde ne var?
Aslında bunun temelinde çok katmanlı bir sosyal dönüşüm var. Pandemi dönemiyle ivmelenen dijitalleşme süreci, büyük bir kırılma noktasıydı. Modern yaşamın dinamikleri, tanışma kalıplarını da değiştirdi. Geleneksel tanışma ortamları -mahalle komşulukları, geniş aile çevreleri, uzun vadeli iş ilişkileri- eskisine göre daha az yaygın. Bunun yerine kentsel yaşam tarzı, iş hayatının yoğunlaşması ve sosyal çevrelerin daha dar olması gibi faktörler, insanları alternatif tanışma yolları aramaya yöneltti. Online flört de bu ihtiyaca yanıt veren pratik bir çözüm olarak ortaya çıktı. Bir de “kontrol illüzyonu” var. İnsanlar uygulamada her şeyi kontrol edebileceğini düşünüyor: “Profilimi kim görecek, nasıl sunacağım kendimi? İstediğim zaman gizlenebilirim...” Gerçek hayatta reddedilme korkusu çok yoğun yaşanırken, dijital ortamda bu korku biraz daha tolere edilebiliyor. Tabii ki bu çoğu zaman bir yanılsama ama başlangıçta rahatlatıyor insanları. Bu tür uygulamaları en sık kimler kullanıyor?
Dijital raporlama sistemi SSRS’in 2025 verilerine göre, mevcut kullanıcıların yüzde 40’ı 18-29, yüzde 44’ü ise 30-49 yaş grubunda yer alıyor. BMC Psychology Dergisi’nde yayınlanan araştırmalar da online flört uygulamalarının kullanımının genç yetişkinlerde daha yoğun olduğunu doğruluyor. Yüksek eğitim seviyesindeki kişilerin bu uygulamaları daha çok kullanıyor olması ise ilginç! Bunun nedeni de büyük ihtimalle söz konusu grubun daha fazla iş yoğunluğu yaşaması, sosyal çevrelerinin daha sınırlı olması ve teknolojiye adaptasyonlarının daha kolay olması. Bu uygulamalardaki cinsiyet dinamiği de çok ilginç... Erkekler daha çok “sayısal” yaklaşıyor, çok “kaydırıyor” oysa kadınlar daha seçici davranıyor. Bu da toplumsal rollerin dijital yansıması oluyor. Erkeklerde “avlanma” psikolojisi varken, kadınlarda “seçme ve seçilme” kaygısı daha ön plana çıkıyor. Sosyoekonomik açıdan bakarsak, bu uygulamaları özellikle büyük şehirlerde, kariyer odaklı, sosyal çevresi sınırlı kişiler daha çok kullanıyor. Bir nevi “zaman optimizasyonu” olarak görüyorlar. “Niye dışarıda insanlarla tanışmaya çalışayım, burada 10 dakikada 50 kişiye bakabilirim” mantığı güdülüyor. Bir araştırmaya göre; kısa cinsel birliktelikler, partnerlik veya aşk vadeden uygulamalar arasında dünya çapında en çok tercih edilen uygulamayı Türkiye’de 2019 yılında 1 milyon 78 bin kişi kullanıyordu ve bunların yüzde 80’i erkekti. Bu veri, bize neyi gösteriyor?
Bu veri aslında toplumsal cinsiyet normlarımızın dijital aynası. Erkeklerin yüzde 80 oranla ağırlıkta olması, kadınların halen “ilk adımı atma” konusundaki çekincelerini gösteriyor. Türk toplumunun kadından beklentisi genelde “muhafazakar” ve “seçici” olması yönünde. Ayrıca kadınların bu tür uygulamalara karşı daha temkinli yaklaşması ve güvenlik kaygıları taşıması da etkili olabilir. Öte yandan erkeklerin dijital platformları tercih etmesi, yüz yüze etkileşimde yaşadıkları zorlanmaların da bir yansıması gibi. Bu durum bir kısır döngü yaratıyor: Erkekler geleneksel sosyal ortamlarda kendilerini ifade etmekte zorlandıkça dijital platformları “güvenli alan” olarak görüyor ancak bu tercih, sosyal becerilerinin doğal gelişim sürecini de engelliyor. Bu uygulamalardan kadınların ve erkeklerin beklentileri nedir? Farklılıklar var mı?
Kesinlikle çok büyük farklar var ve bunlar terapide sürekli karşıma çıkıyor. Erkekler genelde hızlı sonuç odaklı, hızlı buluşma, fiziksel yakınlık, “sayı oyunu” mantığıyla hareket ediyor. Kadınlar ise daha çok “potansiyel” arıyor: “Bu kişi uzun vadede nasıl bir partner olur, güvenilir mi, değer sistemimiz uyuşur mu?” gibi... Erkeklerde “avcı mantığı” var: “Ne kadar çok kadınla eşleşirsem, o kadar başarılıyım.” Kadınlarda ise “quality over quantity” (nicelikten çok nitelik) yaklaşımı hakim. Bu da çoğu zaman uyumsuzluk yaratıyor. Erkek hemen buluşma teklif ediyor, kadın daha fazla tanımak istiyor. Bence bir yandan da ilginç olan şu: Her iki cinsiyette de hemen tatmin arayışı var ama farklı şekillerde tezahür ediyor. Erkeklerde fiziksel, kadınlarda duygusal tatmin. Kadınlar “Beni anlayan, değer veren birini hemen bulacağım” fantezisi yaşıyor, erkekler ise “Hemen romantik/fiziksel bir şey yaşayacağım” beklentisinde! Seküler-dindar ayrımı olmaksızın herkesin bu yöntemi denemesinin altında yatan sebep nedir?
Eskiden belki utanılacak bir şey olarak görülen online flört ve bu tür uygulamalar artık normalize oldu. Bunun temelinde, yalnızlığın pandemik seviyeye ulaşması da yer alıyor olabilir. Örneğin Surgeon General’ın 2023 raporu, yalnızlığı halk sağlığı krizi ilan etti. Dindar kesimde bile bu kabul görmeye başladı çünkü “niyet” önemli. “Ben evlenmek için birini arıyorum” dendiği sürece, meşru görülüyor. Bir nevi “modern görücülük” olarak algılanıyor. Ayrıca teknoloji stigması da azaldı. Artık 65 yaşındaki teyzelerimiz de WhatsApp kullanıyor, dolayısıyla “dijital buluşma” da garip gelmiyor. COVID-19 sonrası herkes online alışveriş, online eğitim, online toplantı yaptı. Haliyle online aşk da bunların doğal uzantısı gibi görülmeye başlandı. Sizce bu uygulamalar neden popülerleşti?
Online flört uygulamalarının popülerliği, tek bir nedene indirgenemez diye düşünüyorum. Bu durum çok boyutlu ve değişen psikososyal dinamiklerin bir sonucu. Çaresizlik duygusu, modern ilişkilerde yalnızlık deneyiminin artmasıyla birlikte bu platformlara yönelimi etkileyebilir. Diğer yandan aşk ve ilişkilere karşı duyarsızlık değil ama belki ilişki biçimlerinin dönüşmesi söz konusu olabilir. Geleneksel bağlanma kalıpları sorgulanıyor; bireyler daha çok seçim özgürlüğüne, deneme-yanılma hakkına sahip olduklarını düşünüyor. Bu da flört uygulamalarının bir tür arayış alanı olarak görülmesine neden olabiliyor. Tabii ki bu durum kimi zaman da “o kişi”yi bulmak için bu uygulamalara yönelen kişilerin, kötü deneyimler sonrası randevu yorgunluğu (dating fatigue) yaşamasına sebep oluyor. Yani sürekli aynı sohbetleri yapmaktan ve önce umutlanıp, sonra hayal kırıklığına uğramaktan yoruluyorlar. Ayrıca dopamin sistemimizin doğası da bu uygulamaların cazibesini artırıyor. Belirsizlik, ödül beklentisi ve onay alma isteği gibi mekanizmalar, bireyleri uygulamalarda daha çok vakit geçirmeye teşvik ediyor. Kimileri gerçekten bağ kurma arzusu taşıyorken, kimileri için bu platformlar geçici bir heyecan hatta kaçış anlamı taşıyabiliyor. Kısacası; popülerleşmenin ardında hem çaresizlik, hem ilişkilere dair dönüşen beklentiler, hem de dijital çağın sunduğu kolay erişilebilirlik var gibi duruyor. Bu tür uygulamalarda gerçek dışı bilgi ve fotoğraf paylaşımlarına sıkça rastlanabiliyor. Bunda karşı tarafı etkilemek ya da sadece beğenilmek, istenilmek gibi belli bir tatmin duygusu yaşama isteği yatıyor olabilir mi?
Burada sadece fiziksel beğeni değil; istenilme, fark edilme hatta bazen güç hissi bile devreye girebiliyor. İnsan, doğası gereği “görülmek” ister. Ama dijital platformların hızlı doğası, bu arzuyu kısa süreli tatmine çeviriyor. Burada iki psikolojik mekanizma işliyor. Bir tanesi “sahte benlik” yani gerçek benliğimizin kabul görmeyeceği korkusuyla sahte bir kimlik sunmak... Diğeri ise “izlenim yönetimi”. İlk izlenimin ne kadar önemli olduğunu bildiğimiz için fazla filtreliyoruz kendimizi. En yaygın yalanlar; yaş, kilo, boy, eğitim seviyesi ve meslek oluyor. Erkeklerde boy ve gelir abartması, kadınlarda yaş ve kilo “ayarlaması” daha sık görülüyor. Ama gerçek olmayan bir temsille kurulan temaslar, başta iyi hissettirse de uzun vadede ilişkisel doyumu düşürebiliyor. Uygulamadan başlayan ilişkilerin sağlıklı devam etmesi mümkün mü?
Tabii ki mümkün ama şartları var. Önemli olan nasıl başladığın değil, nasıl devam ettirdiğin! Terapiye gelen çiftlerden uygulama üzerinden tanışanlar da var, geleneksel yollardan tanışanlar da! Ve problem kaynakları genelde aynı. Ekran üzerinde başlayan temas, yüz yüze iletişime geçildiğinde derinleşebiliyor veya yüzeysel kalabiliyor. Bu noktada; iki tarafın da ilişkiye ne kadar açıklıkla, ne kadar dürüstlükle, ne kadar duygusal farkındalıkla yaklaştığı belirleyici oluyor. Eğer iki taraf da kendini açık şekilde ifade edebiliyorsa, karşısındakini gerçekten tanımaya niyet ediyorsa, mesafenin ya da başlangıç noktasının bağ kurmaya engel olması gerekmiyor.
“Online flört uygulamalarındaki cinsiyet dinamiği de çok ilginç... Erkekler daha çok ‘sayısal’ yaklaşıyor, çok ‘kaydırıyor’ oysa kadınlar daha seçici davranıyor. Bu da toplumsal rollerin dijital yansıması oluyor. Erkeklerde ‘avlanma’ psikolojisi varken, kadınlarda ‘seçme ve seçilme’ kaygısı daha ön plana çıkıyor.”





