Haber kapak görseli
Behzat Şahin
12 dk okunma süresi
Yacht

EGE’DE TİRHANDİLLE REBETİKO’NUN PEŞİNDE -1-

Bir hayalin peşinde, ilk durak İkaria Rebetiko müziğini Türkçeye kazandıran isimlerin başında gelen, Yeni Türkü’den ve kurduğu İncesaz grubundan...

Bir hayalin peşinde, ilk durak İkaria

Rebetiko müziğini Türkçeye kazandıran isimlerin başında gelen, Yeni Türkü’den ve kurduğu İncesaz grubundan tanıdığınız dostum Cengiz Onural ve rebetikonun kadife sesi İvi Dermancı ile birlikte yıllardır hayalini kurduğumuz “tekneyle rebetiko seminerine” yolculuğumuz gerçek oldu. Üstelik Ege’de bir Ege teknesi olan tirhandil ile. İşte ilk etap: Bodrum-İkaria yolunda yaşadıklarımız...

Böyle bir planın bir kafede detoks çayı içip salata yerken ortaya çıkması beklenemez tabii; rakı masasındaydık. Cengiz (Onural), “Usta, yaş geçiyor, gel şu işi bu Temmuz’da yapalım” dedi. Geçen yılın başlarıydı ve pandemiyle birlikte üzerimize yük olan Ataşehir şubemizi devretmekle meşguldük. “Bu sene önümü göremiyorum ama seneye, ne olursa olsun çıkalım” dedim. Söz verildi, artık dönüşü yok.

Fikir aslında 12 yıl öncesine dayanıyor. O zaman biz teknede yaşıyorduk, Cengiz de iki üç yıldır düzenli katıldığı Skiros’taki rebetiko kampını ballandıra ballandıra anlatıyordu. 

“Madem orası bir ada, bir gün bizim tekneyle gidelim” dedim, hedefi koyduk. İşte araya bizim iki yıllık Malta seyri, dönüşte işler güçler, Ataşehir projesi, 2018 ekonomik krizi, pandemi belası girince geldik bugüne.

Cengiz’in söylediği gibi zaman da hızlı geçiyor. Yapmak istediğimiz şeyleri yapabildiğimiz ilk fırsatta yapmanın önemini de kavradık büyüyünce. O yüzden her türlü mazereti, engeli yok sayıp yola çıkmak şarttı. Mazeretlerin esiri olunca ertelemenin de sonu gelmiyor. Da, bir sorunumuz var, teknemizi pandemide satmıştık.

TİRHANDİLLE TANIŞMA

2008 yılından beri düzenli olarak Bodrum’da yelken yarışlarına katılırım. Sevgili dostum Aytuğ’un (Ürer) skipper’lığında bir yelken takımımız var. Bir ara ortaklaşa bir Farr 30 alıp onunla da yarışmıştık. Sonra yolumuz tirhandillerle kesişti. Onun hikâyesi de ayrı. Kısaca, bizim Aytuğ, Bodrum İçmeler’de Velenamast markasıyla yelken direği imal ediyor. Yaptığı direkler anlı şanlı teknelerle dünyayı dolaşıyor. Bunlardan pek sevdiğim bir tanesi Satori‘yi Aytuğ’la gezdiğimde, beni en çok, benim diyen restoranla aşık atabilecek boyut ve donanımdaki profesyonel mutfağı etkilemişti. Sonradan gazetelere yansıyınca öğrendim kerametini, meğer Satori, müşterilerine Michelin yıldızlı şeflerle tur düzenliyormuş. Dağıttım konuyu, dönelim.

Mustafa da (Özkeskin), genç yaşında tirhandil yapımında ustalaşmış, hem de işine âşık, Bodrum’un yüz aklarından bir diğeri. 

Tirhandil, geçmişi kimine göre 300 yıllık, kimi kaynaklara göre de Fenikelilere uzanan binlerce yıllık bir tasarım. Ustadan çırağa aktarılan bilgi ile inşa edilen bu tekneler, denizciliği ile pek ünlüdür. Eninin boyuna oranı üçe bir, başı kıçı aynı formdadır. Geleneksel arması da randadır. Bugüne kadar teknenin formunda en ufak bir değişiklik olmazken, son zamanlarda markoni arma (Bildiğimiz ana yelken, cenova) tercih edilir oldu. Ama bir problem vardı, tekne beklenen performansı gösteremiyordu. İşte bu problem Aytuğ’la Mustafa’nın yolu kesişince ortadan kalktı ve biz bu sayede çok yarış kazandık.

HIZIR’IN DOĞUŞU

Aytuğ, çocukluğundan beri yelkenci. Hem de çok iyi bir mühendis. İşinin en iyisi. Dostluğu da muhteşemdir, o ayrı. Bundan yedi sekiz yıl önce Mustafa, bir ortamda Aytuğ’un arma üzerine bir sohbetine tanık oluyor. O da işinin en iyisi, zeki. Belki de başkasının sormayı kendine yediremeyeceği o soruyu soruyor:

“Biz ustalarımızdan gördüğümüz gibi her şeyi kendi ustalığımızı da katarak aynı şekilde yapıyoruz. Ama sanki tekne olması gerektiği gibi yürümüyor. Bir yerde yanlış mı yapıyoruz?”

Aytuğ teknenin fotoğrafını çekip bilgisayarda modelliyor, görüyor ki yelkenlerin kuvvet merkezi, olması gereken yerde değil. Direğin daha geriye alınması gerek. Mustafa’da da bunu en azından denemeye değer görecek vizyon olunca, bizim 9 metrelik ilk Hızır, eskisinden daha verimli gitmeye başladı.

Aytuğ, “Tirhandille Bodrum Cup’a katılacağız” dedi. Mustafa’yla öyle tanıştık. Tirhandille de. Rotada Leros filan var. Bodrum Cup da her yıl Ekim ayının üçüncü haftası düzenlenen, Bodrum’un anlı şanlı guletlerinin yoğunlukla katıldığı tam bir şenlik. 

Bu yıl 37’ncisi düzenlenecek. Neyse, o milyon avroluk guletlerin arasından sıyrıldık. Yarışı genellikle önde bitiriyoruz. Son gün de iyi start aldık, önde gidiyoruz. Geri çağırma oldu. Bizim Mustafa’nın da Girit damarı tuttu, aldı telsizi verdi veriştirdi. Haksız bulduğu geri çağırmayı protesto için yarıştan çekildiğini ilan etti. Arkadaşımızın arkasındayız tabii. Ama yeniden start alsaydık da kazanma olasılığımız çok yüksekti ve Bodrum Cup tarihinde, ilk kez bir tirhandil kupayı kaldırmış olacaktı. İşte bu hırsla Mustafa, şimdiki kayığımız Hızır-1’i bir sonraki Bodrum Cup’a dört ay kala yapmaya başladı, yarıştan bir gün önce suya attık, yelkenleri donattık, antrenmana çıktık. Yelkenlerdeki hataları saptayıp, dönüşte atölyeye gönderdik, gece düzeltmeler yapıldı, ertesi sabah yeniden donatıp yarışa başladık. O yılki Bodrum Cup’ı biz aldık. Sonraki yıl da. Ondan sonraki yıl da. Üç yıl üst üste aldığımız için de regatta bayrağı ömür boyu bizde. Bir yandan da kışın yapılan Tirhandil Cup’ta yarışıyoruz. Ama rakiplerimiz de artık çok dişli.

İşte yola çıktığımız bu kayık, o kayık.

NEREDEYSE 

SADECE KABUK

Mustafa’cığım, gönlü boldur. Pandemide teknesiz kalınca hep söylerdi, “Abi, kayığın yok sanma, Hızır senindir, istediğin zaman al, çık.” Gönlünden geçeni söylediğinden eminim. Ama muhtemelen, hani alıp şöyle bir Gökova filan yaparım diye bekliyordu. “Tirhandille Rebetiko’ya” projemiz için tekneyi alacağımı söyleyince kaygılanmadı değil. Kayık için değil ama bizim için. Çünkü bu zor bir kayık. Ekip olarak ancak baş ediyoruz. Yol da az-buz değil, bir de hep rüzgâra ve dalgalara karşı gideceğiz genellikle. Üstelik arkadaşlarım ilk kez bir tirhandile binecek.

Zorluğunun yanı sıra hiçbir konfor da yok. Neredeyse sadece kabuk. Neyse ki tuvalet, şimdiye kadar kullanılmasa da bir mutfak, üç dört kişinin iyi kötü yatabileceği sancak ve iskelede iki yatak var. Buzdolabı mı? Teknede sadece 12 voltluk elektrik sistemi var. Onunla da neyse ki telefonlarımızı şarj edebiliyoruz. Navigasyon sadece yarışta bize hizmet edecek kadar. Oto pilot mu? Vazgeçtim oto pilottan dümen dolabı bile yok, teknenin bütün ağırlığını yekede taşıyoruz. Armamız iyi ama.

DÖNELİM PROJEYE

Cengiz, bana göre Türkiye’nin en iyi müzisyenlerinden biri. Yeni Türkü’den de bilirsiniz onu, kurduğu İncesaz grubundan da. İncesaz’ın bütün albümlerinde hem besteci hem icracı olarak imzası vardır. Külhani Şarkılar albümüyle “Rebetiko” müziğini Türkçeye kazandıranlardan. 

Dedim ya 15 yıldır Skiros Adası’nda düzenlenen rebetiko seminerlerinin düzenli katılımcısıdır. Bu seminerlerde dünyanın çeşitli yerlerinden gelen rebetiko meraklıları, rebetikonun babalarıyla müzik ve bilgi alışverişinde bulunur, birlikte çalıp söyler, birlikte içerler. Bende müzik yeteneği yok, dolayısıyla bu etkinliklerin benim için en cazip yanı sevdiğim rebetikoyu Cengiz’in de içinde olduğu ustalardan dinlemek ve tabii ki birlikte içmek.

Cengiz’in çok sevdiği dostu, rebetikonun şahane kadın seslerinden İvi de (Dermancı) katılabilir miydi bize? Tabii ki. Dostumun dostu benim de dostumdur. Başladık yol planları yapmaya.

Rebetiko semineri birkaç yıldır İkaria adasında da yapılıyormuş. O zaman önce buraya uğramalı. İkaria zaten sevdiğim adalardan biri. Hani şu, en uzun ömürlü insanların yaşadığı, hem de Yunanistan Komünist Partisi’nin (Kommounistikó Kómma Elládas-KKE) kalesi olan ada.

Çekim ekibi için sponsor bulabilseydik hem tirhandilin hem rebetikonun, içinde yol hikâyesi de olan belgeselini de yapacaktık, olmadı.

Tirhandil Cup’ın son yarışından sonra tekne Ağanlar’da karaya alınmıştı. Mustafa’nın elinde önümüzdeki Bodrum Cup’a yetiştirmesi gereken biri 10 diğeri 15 metre iki tirhandil var; başını kaşıyacak zamanı yok. Teknenin yola hazırlanması gerek, zehirlisiydi, makine bakımıydı filan, o da zaman ister. Cengiz’le İvi’nin konserleri var, ancak yola çıkmadan iki gün önce gelebilecekler. Ben de ancak bir hafta önce gelebiliyorum, işler sıkıştı. 

YOL HAZIRLIKLARI

Çare yok, yetişecek. Ekipten Güven (Çabuk) yetişti imdada. Bir yandan da torun bekliyor, öyle büyük bir fedakârlık yaptığı. İkimizin eli teknenin üstünde. Aytuğ da sürekli destekte. Makine ilk kez bakım gördü sanırım. Pervanede boşluk varmış, iyi ki suya atmadan kontrol edildi. Teknenin içi bomboş, çatal bile yok. Depo Kızılağaç’ta, Mustafa’nın atölyesinin orada. Hadi koş oradan minderlerdi, yataktı, yelkenlerdi, halatlardı, buz kutusuydu toparla getir. Buz kutusu önemli, hem de gerektiğinde masa olarak kullanacağız. Kap kacak, çarşaf, yastık da lazım. Aytuğ’un hayat arkadaşı canım Evren’ciğim yetişti orada da imdada. Arif’in (Önder) teknesinde kalıyorum, bir yandan da onun şirket araçlarını koşturuyorum işe. Alışveriş bir yandan.

Yola iki gün kala nihayet kayığı suya attık, Aytuğ’un forsu sayesinde Bodrum Kalesi önündeki Belediye Marina’ya bağladık. Geçerken Milta Bodrum Marina’nın istasyonundan depomuzu fulleyip iki de yedek bidon doldurduk. Olacak bu iş.

Akşama İvi’yle Cengiz de geldi, yerleşti tekneye, önümüzde kaldı bir gün. Daha yelkenler donatılacak, çıkış işlemleri yapılacak, bir sonraki sabahın ilk ışıklarıyla da yola çıkılacak. Günün yorgunluğunu Körfez’de (Bodrum’un en eskisi) rakıyla ancak attık. Yarın erken kalkılacak.

Ertesi sabah ilk iş yelkenleri donattık. Bir yandan da ekip tekneyi tanıyor. Çıkış işlemlerini aracı firma hallediyor. Alışverişe koşturduk, en çok da içme suyuna ihtiyacımız var. Akşama teknede rakı sofrası da kuracağız, Aytuğlar da gelecek.

İyi haber de geldi, Duru, dünyaya merhaba demiş. Ayağına taş değmesin. Güven artık bizim için Güven Dede.

Buz kutusundan masamızın üstündeki rakı sofrasında rota, hava durumu gözden geçirildi. Hedefim ilk gün Leros’a ulaşıp giriş işlemlerini orada yapmak, ertesi günkü sert havayı da orada atlatmak. 

Aytuğlar da kendi tekneleriyle (Beneteau 57, firmanın bugüne kadar yaptığı en iyi tekne bana göre) bir-iki güne kadar yola çıkacaklar. Onlar da Kalimnos’tan girip İkaria’ya gelmek niyetinde.

İŞTE YOLDAYIZ, BİR HAYÂL, GERÇEK OLUYOR

Sabahın ilk ışıklarıyla çözdük palamarı, Bardakçı’nın önünde bastık ana yelkeni. Birinci camadanı da vurduk, ki yol boyunca çözmeye hiç niyetim yok. Pek hava yok, motor-yelken gidiyoruz. Ekip tekneyi bilmese de denizle arası iyi. İvi zaten Büyükadalı, çocukluğundan beri hep bir kayığı olmuş. Cengiz dümende. Bir hayâl, gerçek oluyor…

Turgutreis’i geçerken hava sertleşmeye başladı. İlk broşumuzu yedik. Yelkeni boşlayıp düzelttik kayığı. Ekip de korku, panik yok. Esas olan da bu. Kayığımız bizi her türlü korur, yeter ki hep üstünde kalalım.

Niyetimiz yaklaşan sert havadan önce Leros’ta adanın doğusundaki Agia Marina’ya bağlanmaktı. Yolda hava sertleşince karar değiştirip adanın batısındaki, kuzey rüzgârlarına kapalı Lakki’ye girdik. Hem işlemlerin tamamlanması hem de havanın azalması için iki gün bekledik. 

Bizden iki gün sonra yola çıkan Aytuğ, Kalimnos’ta giriş işlemlerini yaptırıp orada geceledi. Ertesi gün konuştuğumuzda “O çirkin Lakki’de ne bekliyorsunuz? Kuzeyde size 9 millik mesafede bir adacık var, orada buluşalım, hem de yol almış olursunuz” dedi, ki haklıydı. Biz yelken seyriyle üç saatte aldık 9 mili, Kalimnos’tan yola çıkan Aytuğ, bizden önce demirledi buluşacağımız Arhangelos’a. 

Toplam sekiz on tekneyiz. Adanın iki yapısından biri Stigma adlı bir meyhane, diğeri de küçük bir şapel. Biz meyhanenin yolunu tutarken İvi de yolumuz selametle geçsin diye Aya Yorgi’ye mum yakmaya gitti. 

Aytuğ da müzisyen. İlerleyen saatlerde Aytuğ’un akordeonu Cengiz’in buzukisi ortaya çıkınca şahane bir akşam yaşadık.

Ertesi sabah günün ilk ışıklarıyla aldık demirimizi, hedefimiz İkaria’nın kuzeyindeki Gialiskari. Burada küçük bir balıkçı barınağı varmış. Rebetiko seminerinin yapılacağı köye en yakın yer de burası. Beş günlük seminer boyunca ben teknede kalacağım, onlar seminere yakın bir pansiyonda. Aramız arabayla 25 dakika. Zaten hava yüzünden zaman kaybettik.

Rüzgâra karşı motor-yelken yoldayız. Furni’ye yaklaşırken -her zaman olduğu gibi- hava biraz daha sertleşti, geçtikten sonra rahatladı. İkaria’yı iskelemize aldığımızda öğleden sonraydı. Gideceğimiz yerde neyle karşılaşacağımızı bilmiyoruz. Cengiz, arkadaşı Lazaros’u aradı. İvi de kuzeni Nikos’tan bilgi alıyor sürekli. Arkamız sağlam anlaşılan. Lazaros birazdan Andonis’in numarasını gönderdi; yaklaşırken arayacakmışız.

Büyükçe bir liman olan Evdilos iskelemizde kaldı. Balıkçı barınağı da göründü. Dışarıda yelkenimizi toplayıp girdik içeri. Andonis, turuncu botun yanına girmemizi söylemişti. Aborda olacak yer yok, baştankara girelim dedik. Andonis karada bizi bekliyor. Bize uygun tonoz halatı yok, baştankara olamadık. Tekrar dönüp demir atmamızı önerdi, kıçtankara olduk. 

İLK HEDEFİMİZE ULAŞTIK

Dört-beş gün buralıyız. Seminer yarın başlayacak. Cengiz’le İvi her şeyi organize etmiş bile. Kiralık araba teknenin yanında teslim alındı, onlar rebetiko seminerinin yapılacağı Rahes’e yakın bir pansiyonda kalacaklar, ben teknede. Limanın hemen çıkışında Andonis’in bahçeli bir meyhanesi var, pek nefis kalamar ızgara da yapıyor. Yolun yorgunluğu çipuro içerek burada atıldı tabii. 

Ertesi gün Cengizler seminere gittiğinde ben de evrakları alıp Evdilos’un yolunu tuttum. Yürüyerek. En yakın port polis burada. Transitlogu imzalatmam gerek. Polis hanımefendi yürüyerek geldiğimi öğrenince dört gün sonraki çıkış onayını da verdi, tekrar gelmemem için. “Ama giderken arayıp bilgi verin” dedi. Sağ olsun, çözümden yana olan insanlar. 

Seminerleri bittikten sonra beni gelip Evdilos’tan aldılar. Bir dağ köyünün yolunu tuttuk. İkaria’nın en iyi domuz eti işleyen meyhanesi buradaymış; Miçaras. Bu kez ev şarabıyla. Pek memnunuz yiyip içtiklerimizden. Sahibi Dimitris (Çeperkas) de pek renkli bir kişilik. İvi’nin zaten anadili, Cengiz de pek iyi konuşuyor. Ben hariç dil sorunumuz yok. Dimitris’te hikâye çok. Seminer için yaşadığı Danimarka’dan gelen Utkan (Çağrı Koçak) da katıldı bize. Dostlar ve yeni dostlarla hayat daha güzel.

Ertesi gün sabahtan gelip aldılar beni. Bugünkü orkestrasyon seminerine ben de misafir dinleyici olarak katılacağım. Vuslat nihayet gerçekleşiyor.

DİNLEYİCİ OLARAK PEK BAHTİYARIM

Seminer bir köy evinin bahçesindeki çardağın altında. Dünyanın çeşitli yerlerinden gelen rebetiko meraklıları, sazlarıyla yerlerini almaya başladı. 30 kişi kadar varlar. Ve nihayet seminere hocalık yapan, rebetikonun yaşayan efsanelerinden Manolis Pappos da geldi. Aynı gömleği günlerce giyer, pek banyo yapmazmış. Elinden sigarası da hiç düşmüyor. Ama yaptığı işin en iyilerinden. Cengiz, Pappos için “Pappos, bilenler bilir, buzuki dünyasının yaşayan efsanesidir. Dalaras’ın meşhur ‘Çiçanis’e İthaf’ albümünün düzenlemelerini yapan kişidir. Orijinalde olmayan o inanılmaz saz payları onundur. Birçok eseri meşk etmek için önce onun YouTube kayıtlarına başvurulur” diyor.

O gün Çiçanis’in “Andilalune Ta Vuna – Dağlar Yankılanıyor” eseri üzerinde çalıştılar. Seminerin bitimine doğru da parçayı hep birlikte seslendirdiler. Cengiz buzukinin de ustası, İvi de rebetikonun kadife sesi. Bir rebetiko dinleyicisi olarak, böyle bir ortamda olmaktan pek bahtiyarım.

FIRTINA ÖNCESİ KARAR VAKTİ

Seminerden sonra Rahes’te güzel bir limon soslu keçi yedik, henüz erken, yanında bira daha uygun. Gece tekrar beni tekneye bırakıp kaldıkları yere döndüler.

Aytuğlar Patmos’a geçmiş, bugün de İkaria’nın güneyindeki Kirikos’taki marinaya bağlanmışlar. Akşam yemeğinde bizim balıkçı köyünde buluşacağız. Andonis’ten yer ayırttık yine. Yenildi içildi, akordeonlar, gitarlar, buzukiler ortaya çıktı. İvi’nin de sesi. Diğer masalar da halinden pek memnun, arada şarkılara eşlik ediyorlar. Oralılar bize göre daha geç saatte yemeğe oturuyorlar. Bizden çok sonra gelen bir gruptakiler de belli ki müzisyen, hepsinin sazları yanında. Biz gecemizin sonuna yaklaşırken, bu kez onlar çalıp söylemeye başladı. Muhteşem bir akşam. Hayat hep böyle geçse ya. 

Ama işte denizdeysen, kontrol hep sende olmuyor. İki gün sonra bir fırtına var. Bir karar vermemiz lazım; fırtınayı burada beklersek Skiros’ta dört gün sonra başlayacak seminere zamanında gidemeyeceğiz. Ya da bu seminerin son gününü feda edip kendimizi Andros’a atıp fırtınayı orada atlatacağız.

Bir gün önce çözdük palamarlarımızı…☸

© 2025 bmag - Tüm hakları saklıdır.

Iyzico ile ÖdeIyzico Logo