Haber kapak görseli
Talat Kırış
6 dk okunma süresi
Yacht

Fransa’dan Gökova’ya Narval’ın yolculuğu

Hikâyemizde iki Biscay bir de Akdeniz geçişi var. Boreal’in Fransa’nın kuzeyindeki tersanesini ziyaret etmiş, arkadaşım Yiğit Kariş’in...

Hikâyemizde iki Biscay bir de Akdeniz geçişi var. Boreal’in Fransa’nın kuzeyindeki tersanesini ziyaret etmiş, arkadaşım Yiğit Kariş’in yapılmakta olan teknesini tavaf edip, bir de deneme seyri yapmıştık. Benim teknenin de opsiyonları üzerine kısa bir sohbet. Ancak daha kızağa konmasına zaman vardı. Şimdi sırada Yiğit’in Broccoli teknesiyle ilk Biscay geçişimiz var...

Meşhur sözdür ya, “siz kendi planlarınızı yaparken, hayat da kendi planlarını yapar” derler. Benimki de öyle oldu. Yeni teknem Narval’ın hikâyesini dergimizde yazmaya başlamıştım ki, geçirdiğim majör bir ameliyat da dahil olmak üzere araya pek çok şey girdi.

Hikâyemizde iki Biscay bir de Akdeniz geçişi var. Boreal’in Fransa’nın kuzeyindeki tersanesini ziyaret etmiş, arkadaşım Yiğit Kariş’in yapılmakta olan teknesini tavaf edip, bir de deneme seyri yapmıştık. Benim teknenin de opsiyonları üzerine kısa bir sohbet. Ancak daha kızağa konmasına zaman vardı.

Sonradan Yiğit’le üç kez daha Treguier’e gittik. Oraya gitmek bile bir macera. Paris’te, Lizbon’dan gelen Yiğit’le Charles de Gaulle Havalimanı’nda buluşup araba kiralayıp yola çıkıyorduk. Trenle de gidilebilir ama, vardığınız yerde kalakalırsınız. Bırakın kamu taşımacılığını, taksi bile bulmak ciddi bir dert. Bu gidiş gelişlerde Paris’in de İstanbul gibi bir trafiğinin olduğunu anlamış olduk.

ASTERIX’LE OBELIX’İN MEMLEKETİNİN MARİNALARI 

Paris’ten çıktıktan sonra yol güzel. Altı- altı buçuk saat sonra Brötanya’ya ulaşılıyor. Brötanya Asterix’le Obelix’in memleketi. Sert bir coğrafyası var. Denizi kayalık ve kuzey Atlantik’in havasını taşıyor. Gel-git inanılmaz boyutlarda. Sahil boyunca ufak şehirler, kasabalar var. Buralardan iyi denizcilerin nasıl yetiştiğini insan anlıyor.

Her kasabanın bir marinası var. Öyle bizdeki gibi salon salomanje marinalar değil, basit, iş gören denizci işi. Treguier Marina’yı misal, gencecik bir kadın tek başına işletiyor. Bağlanma, çözülme, idare, bakım hepsi onun üstünde, hem de gel-gitin ciddi boyutlarda olduğu bir coğrafyada. Her türlü tekne var ama genelde 10 metre civarında yelkenliler. 

Boreal 47.2’nin tamamı alüminyumdan yapılıyor (Daha önce dergimizde detaylı bir incelemesini yazmıştım). Garcia Explorer’ın tavanı, Allures’lerin üst binaları fiberden. Alüminyum plakalar lazerle kesilmiş olarak Almanya’dan kit olarak geliyor. İmalat başladıktan sonra yaklaşık bir sene içinde teslimat yapılıyor. Burada en önemli iş kaynak işçiliği. Bizim teknelerin imalatı pandemiye rast geldiği için süreç biraz uzadı.

Sonunda Yiğit’in teknesi Broccoli suya indi. Bir süre sonra Treguier’e, tekneyi yaşadığı Portekiz’e götürmek üzere gittik. Uzun yıllardır birlikte yelken yaptıkları, tekne ortaklaştıkları Berk Dinçmen de aramıza katıldı. Biz yoldayken benim teknemin de inmesi planlanıyordu, tam bizim transfere denk geleceği için artık onun fotoğraflarını yollarsınız dedik. Eylül 2023’te yola çıktık.

GEL-GİTTE LOKANTAYA NASIL GİTTİK?

Treguier Marina Jaudy nehri üzerinde, denizden 6 mil içeride. Gel-gitin tam orta zamanını beklemek gerekiyor çıkmak için. O zaman su durgun oluyor. ‘Slack Water’ denen zamanı kollayıp yola çıktık. İlk durak Ile Istan. Orada suların çekilmesini bekleyip tekneyi karaya oturtup altını temizleyeceğiz. Bir süre nehirde kaldığı için altı yosun kekamoz bağlamış.

Bizim sularda pek yaşamadığımız bir deneyim; suların yavaş yavaş çekilmesi ve teknenin omurgası üzerinde ayakta duran bir insan gibi deniz tabanında dikilmesi.

Merdivenlerden inip işe giriştik. Sıkı bir çalışmayla teknenin altını temizledik. Bu arada ben drone’la karaya oturttuğumuz tekneyi havadan görüntüledim. Bunca uğraş karnımız acıktı tabii. Berk internetten yakınlarda güzel bir Fransız lokantası buldu. İyi de yürüyerek gideceğimiz lokantadan sular yükselmiş olacağı için nasıl geri döneceğiz?

Kul sıkışmayınca hızır yetişmez. Derhal bir “Zihni Sinir” projesini hayata geçirdik. Botu çıkartıp şişirdik. Hep o mu bizi taşıyacak bu sefer de yüklendik, biz botu karaya taşıdık. Mükellef bir akşam yemeği, ilk kez geçeceğimiz Biscay Körfezi’nin korkutucu namı, Fransız şarabı, denizci muhabbeti derken sular botun üzerinde seyredeceği kadar yükseldi. Zifiri karanlıkta yola koyulduk, çakırkeyif vaziyette Broccoli’ye vasıl olduk. 

SERT HAVADA BISCAY GEÇİŞİ

Ertesi gün gel-gitin uygun saatinde yola çıktık. Bulunduğumuz yerden Fransa’nın kuzeybatı köşesi yaklaşık 70 mil. Gece şartlarında kafadan gelen 20-25 derken 30 knot’ları bulan rüzgârla tekneyi ateşle imtihan etmeye başladık.

Sert hava Biscay’da da devam etti. Boreal güven veriyor, camadanlı yelkenlerle ilerliyoruz. Vardiya nöbetlerini ayarladık. Deniz hayatı başladı. Böyle zamanlarda eskinin deniz insanlarını, balina gemilerinde ekmek parası için yollara düşen denizcileri düşünürüm. Sert adamlar, kabaran dalgalar, ağır hava koşulları, en ufak bir dikkatsizliğin insan hayatına mal olacağı günler, haftalar, aylar hatta yıllar... Bizim yol o kadar uzun değil neyse ki. 

Nihayet İspanya’ya yaklaşıyoruz. Niyetimiz genelde bu yolu kateden teknelerin durağı olan A Coruna. Ancak her yeni teknede karşılaştığımız çocukluk hastalığı baş gösteriyor. Bu seferki motor arızası, motor ikide bir stop ediyor. Düşük devirde aheste aheste gidiyor ancak devri artırdığımızda duruyor. Yiğit ve Berk, iki kafadar “handyman” diye tanımlanan ekipten. Önce sisteme hava mı girdi, su separatöründe sorun mu var derken işi büyütüp takımlarla motora dalmaya niyetleniyorlar. O saat orada söküp takıp işi bitirecekler. Ben denizcilikte olmasa da yaşça onlardan kıdemliyim. “İyi kötü motor çalışıyor, İspanya’da bir yere yanaşıp servisine mi göstersek acaba” diyorum. Pek niyetli değiller ama beni de kırmak istemiyorlar.

A Coruna yerine daha yakınımızdaki Viverio’ya dümen kırıyoruz. Hem iyi bir marinası hem de Yanmar servisi var. Dert marinaya girerken yarım millik bir kanaldan geçiliyor, orada motor stop ederse ne yapacağız? Marinayla temasa geçip gerekirse bizi çekip çekemeyeceklerini soruyoruz. Marinaya yaklaşırken bir palamar botu geliyor, o arada hava da sertleşiyor. Bizi yedeğe alacaklar motor stop ederse onlar çekecek. Güzel de ne gelen arkadaşların böyle bir deneyimi var, ne de halatları yeterli. Bağlamaya çalışırken neredeyse batacak hale geliyorlar, biz halatı kesip kurtarıyoruz onları. Bu sefer marinanın dışında demir atın diyorlar. Yiğit Kaptan vira bismillah deyip düşük devirde çalışan motorla kazasız belasız yanaşıyor marinaya. 

İSPANYA SONRASI SIKINTISIZ SEYİR 

Sonrasında işler iyi gidiyor. Ertesi gün Yanmar servis gelip 50 saat bakımını yapıyor ve bir daha Lizbon’a kadar motor sorunu yaşamıyoruz. Viverio küçük bir İspanyol sahil kasabası. Biscay geçişi kutlanacak. Araştırıp şehrin en iyi balık lokantasını buluyoruz. Hakikaten namını hak ediyor. Tütsülenmiş balık dumanlar içinde geliyor sofraya, ançuezler lezzetli bir zeytinyağı üstünde fesleğen yapraklarıyla süslenmiş. Portekiz etabından önce, Biscay sonrası, hak kediyoruz bu yemeği. 

Bu arada internetimiz oldu ve Narval’ın suya indiriliş fotoğraflarını yollamışlar tersaneden. Hayaller hayaller... Zaten bu denizcilik işi hayal etmekle yürüyor. “Yaz gelsin de bir hafta kaçalım, bu sene bayram iyi geliyor bir dört gün yelken yaparız, uzun yollar, uzak diyarlar bizi bekliyor bakalım onun zamanı ne vakit gelecek...” diye uzayıp gidiyor. 

İspanya sonrası seyir sıkıntısız gidiyor. Bir sabah güneş doğduktan hemen sonra Lizbon önlerine geliyoruz. Yiğit’in marina nehrin 6 mil içerisinde, nazlı nazlı süzülüyor Broccoli Tejo Nehrin’de. Tam artık geldik rahat nefes alacağız derken marinanın girişinin çok dar olduğunu görüyoruz. Buraya kadar kazasız belasız geldik artık oradan da geçeriz diyor Yiğit ve kıvrak bir manevrayla giriyoruz. İçerde bizi Yiğit’in eşi (Narval’ın da logosunu yapan) Elif karşılıyor, elinde bir pankartla. Artık Fado ve şarap zamanı...☸

© 2025 bmag - Tüm hakları saklıdır.

Iyzico ile ÖdeIyzico Logo