
Kudüs Muharebesi: Osmanlı Kudüs'ü nasıl kaybetti?
İngiliz Başbakanı David Lloyd George, kadim şehir Kudüs’ü bir Noel hediyesi olarak istemişti. Ancak üç büyük dinin, yani Yahudilik, Hristiyanlık ve İslam’ın merkezi olan bu şehir 400 yıldan uzun bir süredir Osmanlılar tarafından yönetiliyordu. Ancak I. Dünya Savaşı sırasında, Almanlara ve onların Orta Doğu’daki müttefikleri olan Osmanlı kuvvetlerine karşı kesin sonuçlu bir darbe indirme fırsatı vardı. Üstelik Kudüs’ün işgali, Müttefiklerin moralini büyük ölçüde yükseltecekti.
Filistin’de, Haziran 1916’da Osmanlı’ya karşı patlak veren Arap Ayaklanması İngilizlerin yürüttüğü operasyonları desteklemişti. Bu gelişmeler üzerine İngilizler diplomatik ve stratejik yardımlarla Arapları, özellikle de Mekke Şerifi Hüseyin İbn Ali’nin üçüncü oğlu Faysal bin Hüseyin Bin Ali El Haşimi (I. Faysal) liderliğindeki Arapları cesaretlendirdiler. Faysal’ın operasyonları koordine etmesine yardımcı olmak için, T.E. Lawrence adında genç bir arkeolog, ajan olarak görevlendirilerek isyancı Arapların resmi İngiliz danışmanı oldu.
Stratejik açıdan bakıldığında, İngilizlerin Filistin’e odaklanmaları, David Lloyd George tarafından İttifak Devletleri’nin en zayıfı olarak görülen Osmanlı’ya saldırmak için bir hamle olarak tasarlanmıştı. 1917, Batı Cephesi’nin Cambrai, Arras ve bazı diğer bölgelerinde büyük can kayıplarının yaşandığı hayal kırıklığı dolu bir yıl olmuştu. Rusya’nın Almanya ile ayrı bir barış imzalayıp savaştan çekilebileceği söylentiler ortada dolaşıyordu. Bu şartlar altında Filistin’in kontrolünü Osmanlı’nın elinden almak, özellikle dini önemi nedeniyle İngiliz halkı için bir moral kaynağı olacaktı.
Korgeneral Sör Archibald Murray komutasındaki Mısır Seferi Kuvvetleri (EEF), 1916 yılının ortalarında Mısır’dan Filistin’e doğru ilerlemeye başladı. Bu harekât Sina Yarımadası’ndan geçmeyi gerektiriyordu. Korgeneral Murray’ın komuta ettiği kuvvet, İngiliz askerlerine ilaveten, İngiliz Milletler Topluluğu (Commonwealth) bağlısı olan Avustralya ve Yeni Zelanda’dan gelen birlikleri de barındırıyordu. Avustralyalı ve Yeni Zelandalı kuvvetler kısaca (ANZAC) şeklinde adlandırılmıştı. Yetenekli piyade ve süvari birliklerinden oluşan İngiliz kuvvetleri geri çekilen Osmanlı kuvvetlerini kararlılıkla takip ettiler. Ancak, harekâtın başlarında, bir muharip tümeninin ayrılması nedeniyle Korgenaral Murray’ın kuvvetleri zayıfladı. İlerlemeyi daha da yavaşlatan bir diğer etken ise asker ve atların sürekli olarak ikmal edilmelerinin gerekli olmasıydı. Herhangi bir yolun olmadığı kilometrelerce uzunluğundaki uçsuz bucaksız çölü kat etmek için birliklerin bir su boru hattı, standart bir demiryolu ve tel örgülerle korunmuş bir yol inşa etmeleri icap ediyordu.
Sina Çölü’ndeki vahalardan ikisi olan El Ariş ve Magdaba’da sert çatışmalar yaşandı. Bu çatışmaların ardından İngilizler 190 km’lik Filistin intikali sırasında Rafa’yı ele geçirdi. İlkbahar yaklaşırken, Korgeneral Murray’ın beş tümeni ve bağlı birlikleri, Gazze ile 40 km içeride bulunan Birüssebi (Beersheba) köyü arasındaki tepeleri aşarak Akdeniz kıyısı boyunca ilerlemeye devam etti. Gazze, Korgeneral Murray’nin harekâttaki ilk hedefi oldu ve İngilizler 26 Mart 1917 günü taarruza geçtiler.

Gazze, savunma yapan tarafa avantajlar sağlıyordu. Bölgedeki bahçeler ve tarlalar kaktüslerle kaplıydı, ayrıca piyade askerleri ve makineli tüfekler için uygun gizleme sağlayan yerler vardı. Sis, İngilizlerin saldırısını geciktirdi, ancak Osmanlı birlikleri biraz hazırlıksız yakalandıkları için başlangıçtan itibaren İngiliz kuvvetleri iyi ilerlediler. Çatışmalar gün batımına doğru uzadı ve şehirdeki Alman komutan, durumunun umutsuz olduğunu kabullenerek teslim olmaya karar verdi. Ardından, İngiliz üst komuta kademesi olaylara müdahil olunca savunmadaki taraf günü kurtardı.
Korgeneral Murray’ın birlikleri yanlarında yalnızca bir günlük erzak ve su taşıyabiliyordu. Çatışmalar uzadıkça kendisi atlı birlikler hakkında endişe duydu. Ayrıca, Osmanlı birliklerinin takviye kuvvet alacağına dair bir haber de gelmişti, ancak bu olsa bile EEF savunan taraftan sayıca üstündü. Durumu daha da karmaşık hale getiren şey ise Korgeneral Murray’ın açıklanamaz bir şekilde karargâhını 80 km uzaklıktaki El Ariş’te kurmuş olmasıydı. Bir komutan olarak kendisi durumu değerlendirememişti. Belirgin bir şekilde öz güvenini kaybederek, çok yakın olduğu zaferi kazanmak yerine geri çekilme emri verdi.
Korgeneral Murray, üç hafta sonra Gazze’yi ikinci kez ele geçirmeye çalıştı lakin durum daha da kötüleşmişti. Takviye edilmiş Osmanlı kuvvetlerine savunma tedbirlerini geliştirmeleri ve karmaşık bir siper sistemi kazarak tahkimat yapmaları için zaman verilmişti. Murray, düşman mevzilerini yeterince tespit edememesinin yanında elindeki az sayıdaki tanktan yararlanmak için bir çaba göstermedi. Kendisinin ilaveten iki muharebe tümeni için yaptığı talep reddedildi. 17 Nisan günü Gazze’ye yönelik ikinci taarruz kısa sürede felaketle sonuçlandı. İki gün süren çatışmalar, 6.000 İngiliz askerinin ölümüne veya yaralanmasına neden oldu. Korgeneral Murray miadını doldurmuş ve David Lloyd George’un iyi niyetini tüketmişti.
Arras Muharebesi’nden sonra, Avrupa’daki İngiliz Sefer Kuvvetleri’nin yoğun tartışmalara konu olan komutanı Sör Douglas Haig ile arası açılan General Sör Edmund Allenby, Kudüs’ü Osmanlı Devleti’nin elinden almayı amaçlayan seferi yeniden canlandırmak için Filistin’e görevlendirildi. Daha önce Güney Afrika’da görev yapmış olan, ‘Boğa’ lakaplı iri yapılı General Allenby’e, Kudüs’ü Noel Günü’ne kadar işgal etmesi kesin olarak emredildi. Kendisi 28 Haziran’da Filistin’e vardı ve işe koyuldu.
Hâlâ su ve diğer malzeme kıtlığıyla boğuşan General Allenby, sonunda Murray’e verilmeyen takviye birliklerini aldı. Ayrıca, Osmanlı kuvvetlerini seferin stratejik sıklet merkezinin artık başka bir yerde olduğuna ikna etmek için İngiliz birliklerini geçici olarak Birüssebi’ye yönlendirdi. Aslında, Birüssebi hamlesi bir oyalama taktiğiydi. Çünkü tekrarlanan taarruzun gerçek hedefi Gazze’deydi. Faysal, Lawrence ve Araplar Dera’daki Osmanlı’ya ait demiryolu hattını kesmeye çalışırken, Osmanlı kuvvetleri savunma hatlarını güçlendirmekle meşguldü. Alman General Erich von Falkenhayn’ın başında olduğu, komuta kademesinde Alman subayların bulunduğu, çoğunluğu Osmanlı piyadelerinden oluşan ve Yıldırım Orduları olarak bilinen birleşik kuvvet Mezopotamya’dan bölgeye geldi.
General Allenby, 31 Ekim 1917’de birliklerini doğuya, yani Birüssebi’ye kaydırırken düşmanın dikkatini dağıtmak için Gazze’ye bir topçu bombardımanı yapılması emrini verdi. Bu maksatla 5 km’lik bir cephede 100 topun desteğiyle 40.000 asker konuşlandırdı. İngilizler hızlı hareket ediyorlardı ve piyadeler dikenli tel engellerini aşarak ilerlediler. Kuzey ve doğudaki açık arazide az bir direnişle karşılaşan ANZAC Tümeni’ne bağlı süvariler Birüssebi’de şaşkın vaziyette savunma yapan Osmanlı kuvvetlerine taarruz ettiler. Osmanlı kuvvetlerinin iki siper hattını aşan süvariler atlarından inerek yaya olarak ilerlediler. Bu hamle Osmanlı kuvvetleri içinde büyük bir yıkım yarattı. 1400 Osmanlı askerini esir alan ANZAC süvarileri ölü ve yaralı olmak üzere sadece 200 kayıp verdiler.
Allenby’nin planı taktik bağlamında bir deha örneği olduğunu kanıtladı. Birüssebi’deki Osmanlı savunma hattının kırılması Osmanlı kuvvetlerini Gazze’den asker kaydırmaya zorladı ve bu da o kilit konumda olan Gazze’yi zayıflattı. 1 Kasım’da İngilizler Gazze’ye saldırdı ve bir hafta içinde Osmanlı birlikleri hızla geri çekilmeye başladı. Artık Kudüs’e giden yol açılmıştı.
Onlarla iş birliği yapan Araplar muharebe sahasında İngiliz kuvvetlerinin yan taraflarını korurken, İngilizler kararlı bir şekilde Kudüs’e ilerledi. Bu ilerleme sırasında 17 günde 80 km yol kat eden İngiliz kuvvetleri 10.000 Osmanlı askerini esir aldı. Osmanlı kuvvetleri zaman kazanmak için bazı yerlerde İngilizlerin artçı birliklerine şiddetli saldırılar düzenledi. Bu şartlar altında General Allenby birliklerine iki koldan ilerleme emri verdi. Bir İngiliz kolu 16 Kasım’da kıyıdaki Yafa’yı ele geçirirken, ikinci kol Kudüs’e ilerlemeye devam etti. Kötü hava şartları ilerlemeyi engellediyse de General Allenby başarılı olmak için amansızca gayret gösteriyordu. Bu nedenle birliklerini neredeyse tükenme noktasına kadar zorladı.
Hem İngilizler hem de Osmanlı kuvvetleri Kudüs’ün temsil ettiği öneme saygı duyuyorlardı. Her iki taraf da şehir içinde savaşmamaları için emir almışlardı. Bu nedenle General Allenby Kudüs’ü kuşatmaya karar verdiyse de Yıldırım Orduları’nın Kasım ayı sonlarında kısa süreli bir karşı saldırı düzenlemesi İngilizlerin ilk girişimini sekteye uğrattı. General Allenby tekrar denemeye karar verdi. İngiliz birlikleri 7 Aralık gecesi sürekli yağan yağmur altında Yafa-Kudüs yolunda ilerledi. Topçu desteğiyle kısa sürede şehrin eteklerine ulaşan İngilizler kötü hava koşullarında sergiledikleri hızlı hareketleriyle Osmanlı kuvvetlerini şaşırttı.
Şehrin içinde bulunan Osmanlı kuvvetleri, siperlerinden 7 km geriye çekilen ön hatlardaki birliklerin bu hareketini genel bir geri çekilme işareti olarak görerek Kudüs’ü birkaç saat içinde terk ettiler. Kudüs neredeyse tek bir kurşun bile sıkılmadan ele geçirildi. Kudüs’ün hemen yanında bulunan Zeytin Dağı’nın işgali, kutsal şehrin işgalinin tamamlandığının habercisi oldu. Şehrin temsil ettiği önemin bilincinde olan General Allenby, 11 Aralık’ta Kudüs’e yaya olarak girdi ve bir fatih değil, bir kurtarıcı olarak geldiğini vurguladı.
General Allenby, Yafa Kapısı’ndan Kudüs’e girdikten sonra şehirde sıkıyönetim ilan eden bir bildiri yayınladı. Bildiri İngilizce, Fransızca, Arapça, Rusça, İbranice ve Yunanca olmak üzere altı dilde okundu. Bildirinin bir bölümünde şöyle deniyordu: “Şehrinize, insanlığın üç büyük dininin mensupları tarafından sevgi duyulmakta ayrıca toprakları sayısız dindar insanın duaları ve haclarıyla kutsanmaktadır. Bu nedenle şehirdeki her kutsal bina, anıt, kutsal yer, türbe, geleneksel mekân, dini teberru yeri, vasiyet olarak bırakılmış yer veya geleneksel ibadet yerinin, ait oldukları inançlara mensup kişilerin mevcut gelenek ve inançlarına göre varlığını sürdürerek muhafaza edileceğini size bildiriyorum.”
Dönemin İngiliz Başbakanı David Lloyd George, bu olayların ardından General Allenby’e şu mesajı gönderdi: “Savaş Kabinesi, dünya çapında önemli ve tarihi bir olay niteliği taşıyan ayrıca İngilizlere ve diğer Müttefik halklarına büyük mutluluk veren Kudüs’ün ele geçirilmesinden dolayı sizi tebrik eder.”
Başbakan, Noel hediyesini almıştı. Müttefikler, Kudüs’ten Eriha’ya doğru kuzeybatı istikametinde 24 km uzanan ve yine Kudüs’ten kuzeye ve doğuya doğru Nablus istikametinde yaklaşık 6,5 km uzanan bir hat boyunca bölgeyi işgal ettiler. Bu gelişmeler üzerine Müttefikler nihayet Orta Doğu’da inisiyatifi ele geçirdiler. Britanya, Kudüs’ün kontrolünü 30 yıldan fazla bir süre elinde tutacaktı.
Images: Alamy, Getty


