
Tomtom’da yeni bir hikaye: Tasarımın genç ve özgün yüzü
Hazırlayan: Rana Korgül Fotoğraflar: Beji Design + Gallerty Arşivi
Sanat, tasarım ve hayal gücünün yeni buluşma noktası olan Meji Design + Gallery, Türk tasarımının yeni nesil adresi olarak düşünülebilir. Tarihi bir Fransız yetimhanesinin izlerini taşıyan mekan, çağdaş tasarımlarla geçmişin mimari karakterini aynı atmosferde buluşturuyor. Meji’nin seçkisinde genç Türk tasarımcıların yanı sıra sanat eserleri, özel üretimler ve mekana özel projeler de yer alıyor. Kurucu ortaklar Tuana Yücel ve Asilhan Sargon, önümüzdeki dönemde Meji’yi İstanbul’un ötesine taşıyarak uluslararası iş birlikleri ve farklı yaratıcı sektörlerle yeni buluşmalar gerçekleştirmeye hazırlanıyor. Biz de merak ettiklerimizi sorduk.

HELLO!: Meji Design + Gallery’yi açma fikri nasıl doğdu? Hayatı ve işi paylaşan bir çift olarak böyle bir girişime birlikte karar verirken sizi harekete geçiren neydi?
Tuana Yücel: Meji aslında bir anda verilmiş bir karardan çok, uzun zamandır yaptığımız işlerin ve ortak ilgi alanlarımızın doğal bir devamı olarak doğdu. Yıllardır yaratıcı sektörlerin içindeyiz; markalarla projeler üretiyor, farklı disiplinlerden yaratıcı insanlarla bir araya geliyoruz. Seyahat ederken gittiğimiz şehirlerde galerileri, tasarım mağazalarını ve farklı yaratıcı oluşumları keşfetmek ikimizin de en sevdiği şeylerden biri. Avrupa’da sanat galerilerinin yanı sıra collectible design’a odaklanan, farklı tasarımcıları tek bir küratöryel çatı altında buluşturan tasarım galerilerine sıkça rastlarken Türkiye’de bu modelin çok daha sınırlı olduğunu fark ettik. Oysa burada çok güçlü, özgün işler üreten yeni nesil tasarımcılar var. Bizi harekete geçiren biraz da bu iki gözlem oldu: Türkiye’de eksikliğini hissettiğimiz bir alan yaratmak ve farklı Türk tasarımcıları güçlü bir seçki içerisinde bir araya getirmek. Birlikte çalışmanın güzel tarafı ise farklı bakış açılarımızın birbirini tamamlaması. Her konuda aynı şeyi beğenmekten çok, birbirimizin bakışını genişletiyoruz. Meji’nin bugünkü karakterinde de bu iki farklı gözün buluşmasının büyük payı var.
HELLO!: Tomtom’u seçmenizin arkasında nasıl bir hikaye var? Semtin dönüşen sanat ve tasarım kimliği, Meji’nin ruhunu nasıl etkiledi?
Asilhan Sargon: Tomtom bizim için çok doğal bir seçimdi. İstanbul’da sanatın, tasarımın, tarihin ve gündelik hayatın en organik biçimde iç içe geçtiği bölgelerden biri. Birkaç sokak içinde köklü yapılar, müzeler, tasarım stüdyoları ve bambaşka dönemlerin izleri yan yana geliyor. Meji binamızın hikayesi de ayrıca etkileyici. Geçmişte Fransız yetimhanesi olarak kullanılan tarihi bir yapının içindeyiz. Binanın yüksek tavanları, büyük pencereleri ve zamanın izlerini taşıyan mimari detayları, çağdaş tasarım ve sanat eserleriyle çok güzel bir karşıtlık yaratıyor. Mekanı dönüştürürken de bu karakteri silmek yerine korumayı tercih ettik. Meji’nin steril ve dış dünyadan kopuk bir galeri olmasını istemedik. Boğazkesen’in sürekli dönüşen ama geçmişini de üzerinde taşıyan yapısı, bizim eskiyle yeniyi ve farklı disiplinleri bir araya getirme biçimimizle çok örtüşüyor.

HELLO!: Meji’nin en güçlü taraflarından biri, seçkinin genç Türk tasarımcılara odaklanması. Türkiye’de bu kadar yaratıcı genç tasarımcı varken sizce onların en büyük ihtiyacı ne? Görünürlük, üretim desteği, doğru müşteriyle buluşmak ya da uluslararası bağlantılar diyebilir miyiz?
T. Yücel: Aslında bunların hiçbiri tek başına yeterli değil. Çok iyi bir tasarımınız olabilir ama onu doğru biçimde anlatamadığınızda görünmez kalabiliyor. Görünür olabilirsiniz ama doğru müşteriyle buluşmadığınızda sürdürülebilir bir marka kurmak zorlaşıyor. Türkiye’deki genç tasarımcıların en büyük ihtiyacının bu parçaları birbirine bağlayan güçlü bir ekosistem olduğunu düşünüyoruz. Biz Meji’de yalnızca ‘ürünü sergilemek’ istemiyoruz. Tasarımcının işinin nasıl konumlandığından kiminle buluştuğuna, hangi projede yer aldığına kadar daha bütünsel bakmaya çalışıyoruz. Özellikle uluslararası görünürlüğü çok önemsiyoruz. Tasarımcılarımız arasında halihazırda yurtdışında satış yapan ve uluslararası fuarlarda yer alan isimler var. Meji olarak amacımız bu görünürlüğü yeni bağlantılar, iş birlikleri ve platformlarla daha da ileri taşımak. Türkiye’den çıkan güçlü tasarımın global ölçekte daha geniş bir alanda temsil edilmesine katkı sağlamak.
HELLO!: Bir tasarımcıyı Meji seçkisine dahil ederken hangi kriterlere bakıyorsunuz? Bir parçanın sizi ilk anda etkileyen özelliği ne oluyor?
A. Sargon: İlk karşılaşmada aslında oldukça içgüdüsel davranıyoruz. Bir parçaya baktığımızda bizi durdurması gerekiyor. “Bunu daha önce gördüm” hissinden çok, “Bunu kim yaptı?” diye merak ettirmesini seviyoruz. Sonrasında işçilik, malzeme kullanımı, oranlar, üretim kalitesi gibi daha teknik kriterler devreye giriyor. Ama bizim için en önemlisi, tasarımcının kendine ait bir dünyasının olması. Tek bir güzel obje değil, arkasında gelişebilecek bir dil görmek istiyoruz. Bir tasarımcının bugün yaptığı kadar yarın ne yapabileceği de bizi heyecanlandırıyor. Bu yüzden Meji seçkisinde çok genç isimlerle daha yerleşik tasarımcıların yan yana gelebilmesini seviyoruz.
HELLO!: Meji’de farklı tasarımcıların işlerini yan yana getirdiğinizde aslında yeni bir ‘Meji dili’ ortaya çıkıyor. Bu dili siz nasıl tarif edersiniz? Seçkilerinizin ortak estetik kodları neler?
T. Yücel: Meji dilini tek bir stile sıkıştırmak istemiyoruz. Minimal bir parçanın yanında oldukça heykelsi ve iddialı bir obje görebilirsiniz. Bizim için ortaklık, biçimden çok tavırda ve özgünlükte başlıyor. Seçkiye dahil ettiğimiz bir işin başka bir tasarımcının işini hatırlatmasından çok, kendi kimliğini ortaya koymasını önemsiyoruz. Baktığınızda arkasındaki tasarımcının dünyasını hissedebildiğiniz, karakteri olan, bulunduğu mekanda sessizce kaybolmayan ama yalnızca dikkat çekmek için de tasarlanmamış işleri seviyoruz. Malzemesini saklamayan, yakından baktığınızda detaylarını keşfettiğiniz ve zaman geçtikçe başka bir tarafını gördüğünüz parçalar ilgimizi çekiyor. Belki Meji estetiğini en iyi anlatan şey, ‘kontrollü bir eklektizm’. Her şeyin aynı aileden görünmesi gerekmiyor; hatta farklılıklarını seviyoruz. Önemli olan her parçanın kendi başına özgün bir sözü olması ve yan yana geldiklerinde birbirlerini daha ilginç hale getirmeleri.

HELLO!: Burada mobilya ve objelerin yanı sıra sanat eserlerine de yer veriyorsunuz. Sanat ile tasarım arasındaki sınırı nasıl görüyorsunuz? Bir eserin ya da objenin mekandaki rolünü belirlerken nasıl bir kürasyon yapıyorsunuz?
A. Sargon: Biz o sınırın giderek daha geçirgen hale gelmesini çok seviyoruz. Bir sandalye işlevsel olabilir ama aynı zamanda mekanın en heykelsi parçasına dönüşebilir. Bir sanat eseri de yalnızca duvarda duran bir şey olmak zorunda değil; bütün mekanın hissini değiştirebilir. Meji’de sanat tarafında Dirimart ile birlikte çalışıyor, galerinin sanatçılarının eserlerine seçkimizde yer veriyoruz. Sanat kürasyonunu ise Uluslararası Direktör Levent Özmen üstleniyor. Bu iş birliği sayesinde sanat eserleri mekana sonradan eklenen unsurlar olmaktan ziyade, tasarım seçkisiyle başından itibaren diyalog kuran parçalar olarak konumlanıyor. Bu yüzden ‘önce sanat, sonra mobilya’ gibi bir ayrım yapmıyoruz; mekana bir bütün olarak bakıyoruz. Ölçek, malzeme, renk, boşluk ve eserler arasındaki ilişki önemli. İnsanların da Meji’ye bir eve girer gibi bakmasını istiyoruz aslında: “Bu sanat, bu tasarım” diye kategorize etmek yerine, bütün bu parçaların birlikte nasıl bir yaşam alanı ve duygu oluşturduğunu görmelerini seviyoruz.
HELLO!: Tuana, sizin sosyal medyada çok güçlü ve geniş bir takipçi kitleniz var. Influencer kimliğiniz ile tasarım alanındaki kimliğiniz birbirini nasıl besliyor? Meji’yi takipçilerinize anlatırken onlara nasıl bir bakış açısı kazandırmak istiyorsunuz?
T. Yücel: Sosyal medyanın bana kazandırdığı şey, yalnızca geniş bir kitleye ulaşabilmek değil; yıllar içerisinde dijital iletişim, içerik üretimi, marka dünyası ve farklı sektörlerle çalışma konusunda çok ciddi bir deneyim ve network de oluştu. Dijital dünyanın nasıl çalıştığını, bir hikayenin nasıl anlatılması gerektiğini ve farklı kitlelerle nasıl iletişim kurulacağını bilmek bugün Meji’de de çok kullandığım bir birikim. Özellikle Meji’nin dijital dünyasını oluştururken, markalarla gerçekleştirdiğimiz iş birliklerinde ve uluslararası bağlantılar kurarken bu deneyimin çok büyük katkısını görüyorum. Influencer tarafımda yıllardır farklı global markalarla çalışmış olmak, markaların iletişim biçimlerini ve beklentilerini yakından tanımamı da sağladı. Şimdi bu bilgi ve network’ü tasarım alanında farklı projelere dönüştürmek benim için çok heyecan verici. Bir yandan da sosyal medyada tasarımın bazen mesafeli algılanan dilini daha ulaşılabilir hale getirebildiğimi düşünüyorum. Takipçilerimin yeni bir Türk tasarımcı keşfetmesi, bir berjere yalnızca berjer olarak değil; malzemesi, üretim tekniği ve arkasındaki fikir üzerinden bakmaya başlaması benim için çok değerli. Influencer kimliğim Meji’nin iletişim alanını genişletirken, Meji de benim ürettiğim içeriğe bambaşka bir derinlik kazandırıyor.
HELLO!: Yakın döneme baktığınızda Meji için sırada ne var? Yeni tasarımcılar, özel koleksiyonlar, sergiler, iş birlikleri ya da uluslararası açılımlar açısından nasıl bir gelecek hayal ediyorsunuz?
A. Sargon: Önümüzde bizi çok heyecanlandıran bir dönem var. Seçkimize yeni tasarımcılar ve işler eklemeye devam ederken, Meji’nin farklı yaratıcı sektörlerle kurduğu ilişkiyi de büyütmek istiyoruz. Sonbaharda global moda dünyasından önemli bir markayla, moda, sanat ve tasarımın aynı mekanda birbirine karışacağı özel bir proje hazırlıyoruz. Bunun yanında tasarımcılarımızla özel üretimler ve yeni seçkiler üzerinde çalışıyoruz; farklı marka iş birlikleri için de görüşmelerimiz devam ediyor. Bir sonraki adımda ise Meji’nin İstanbul’daki fiziksel alanının ötesine geçmesini istiyoruz. Uluslararası yayınlar, dijital platformlar, global iş birlikleri, fuarlar ve farklı şehirlerde gerçekleştirebileceğimiz projeler bu yolculuğun önemli parçaları. Bizim için büyümek yalnızca daha büyük bir alan ya da daha fazla ürün anlamına gelmiyor; Meji çatısı altındaki tasarımcıları daha geniş bir dünyayla buluşturabilmek anlamına geliyor.
HELLO!: Son olarak sizce iyi bir tasarım nasıl olmalı?
T. Yücel: İyi tasarımın önce bir fikri olmalı. Sadece güzel görünmek için var olan bir parçadan çok, neden öyle olduğunu hissettiren işleri seviyoruz. Ama iyi tasarımın kusursuz olması gerektiğini de düşünmüyoruz. Bazen elde yapılmış bir yüzeydeki küçük bir iz, malzemenin yaşlandıkça değişmesi ya da beklenmedik bir oran parçaya karakter kazandırabiliyor. Bizim için iyi tasarım, ilk gördüğünüzde sizi durduran ama bütün hikayesini ilk bakışta anlatmayan tasarım. Yıllar sonra da baktığınızda hâlâ merak uyandırıyorsa; iyi tasarımın en önemli sınavlarından birini geçmiş demektir.












