
Keşfet
5 dk okunma süresi
TÜRKİYE'NİN BALİNALARI: AKDENİZ’İN ZARİF DEVLERİ
Evet, Türkiye denizlerinde balinalar var. Kimileri yerleşik, kimileri ziyaretçi. Uzun balina, kaşalot balinası, gagalı balina, mink balinası ve yalancı...
Evet, Türkiye denizlerinde balinalar var. Kimileri yerleşik, kimileri ziyaretçi. Uzun balina, kaşalot balinası, gagalı balina, mink balinası ve yalancı katil balina, Akdeniz’in derinliklerinde dolanıyor ve bu sularda artan insan baskısını her geçen gün daha fazla hissediyorlar. Uzun yıllardır Türkiye denizlerindeki balinaları araştıran ve türün korunması çalışmalarına katkı sunan bilim insanları, Atlas için yazdı. YAZI: DOÇ. DR. ARDA M.TONAY, DOÇ. DR. AYHAN DEDE, DR. AYAKA AMAHA ÖZTÜRK * (* İstanbul Üniversitesi Su Bilimleri Fakültesi, Deniz Biyolojisi Anabilim Dalı öğretim üyeleri, Türk Deniz Araştırmaları Vakfı (TÜDAV) deniz memelileri uzmanları) Bundan iki yıl önce, 9 Şubat günü saat 18.00 civarında telefon çaldı. Kıbrıs Yaban Hayat Araştırma Enstitüsü (CWRI) ve Taşkent Doğa Parkı yöneticisi Kemal Basat her zamanki sakinliğiyle bölgede karaya vuran gagalı balinalar olduğunu söylüyordu. İlk etapta, biri Güney Kıbrıs tarafında olmak üzere üç balina tespit edilmişken, saatler ilerledikçe bu sayı önce altıya, gün ağardığında ise sekize çıktı. Ekip olarak vakit kaybetmeden ilk uçakla İstanbul’dan yola çıkarken, deniz memelisi uzmanı veteriner hekim Dr. Erdem Danyer de Ankara’dan yola koyuldu. Lefkoşa’nın Ercan Havaalanı’nda buluşup bir gün kalacağımızı düşündüğümüz eve geçtik. Ancak vaka beklediğimizden de büyük ve kapsamlıydı. Kıbrıs’ta yedi gün kalacak, sadece beş gün içerisinde -sekizi Güney Kıbrıs tarafında olmak üzere- toplu halde karaya vuran 13 balinanın beşine Kıbrıslı uzmanlarla nekropsi yapacak ve balinalardan biri için Güney Kıbrıs’ta yer alan, yalnızca Birleşmiş Milletler (BM) konvoyu ile gidilebilen Erenköy Sancağı’na geçecektik.
Haklarında en az bilgiye sahip olduğumuz deniz memelilerinden biri olan gagalı balinalar, Akdeniz’in yerel türlerinden biri. Derin dalış rekortmeni olan bu tür yaklaşık 3 bin metreye dalabiliyor ve iki saatten fazla süre nefesini tutabiliyor. Kutup bölgeleri hariç tüm okyanuslarda, derin sularda ve genellikle açık denizlerde kıta yamacı üzerinde görülüyorlar. Ne yazık ki bu türün üyelerinin, tüm dünyada askeri faaliyetlerde kullanılan sonarlardan olumsuz etkilendiği ve gaz/yağ embolisi sonucunda toplu karaya vurma vakalarıyla yaşamını yitirdiği biliniyor. Kesin olmamakla birlikte, Kıbrıs’ta şahit olduğumuz toplu balina ölümlerinin muhtemel sebebi de buydu. 2020 ve 2021’de Doğu Akdeniz’de esen savaş rüzgârlarıyla ısınan sular, yoğun askeri gemi varlığına, tatbikatlara ve hareketliliğe sahne olmuştu. Günümüzde askeri tansiyon bir ölçüde düşse de denizde süregiden kaosa petrol ve doğalgaz araması için yapılan sismik araştırma seferleri, denizel inşaatlar ve artan deniz taşımacılığı da eklendiğinde, derinliklerin bu hayvanlar için eskiye kıyasla çok daha “gürültülü” olduğunu artık söyleyebiliyoruz... Balinalar, yunuslar ve muturlar arasındaki ayrım aslında bilimsel olarak çok keskin değil. Dünya denizlerinde ve tatlı sularında yaşayan 94 tür, Setase (Cetacea: Latincesi cetus/balina, eski Yunanca kêtos /büyük balık) takımına ait. Bu canlılar “balina” ve “yunus” olarak değil, “dişliler” (Odontoceti, 79 tür) ve “dişsizler” (Mysticeti, 15 tür) olarak ikiye ayrılıyor. Dişlilerin ağzında bizimki gibi dişler yer alırken, dişsizlerde balen plakaları mevcut. Bu plakalar bizim saç ve tırnaklarımızda da yer alan keratin maddesinden oluşan, üst çenede ardışık olarak sıralanan, iç yüzeyleri fırça şeklinde yapılar. Bunlar, balinanın ağzına aldığı sudaki “krill” denilen ve “çok küçük karidesler” olarak tarif edebileceğimiz küçük organizmaları ve küçük balıkları süzmesini sağlıyor. Yani dünyanın en büyük canlıları dünyanın en küçük canlıları ile besleniyor, dersek yanlış olmaz.
Evrim süreçleri de bir o kadar ilginç: Balina, yunus ve muturların hepsi karadan denize inen hayvanlar, yani yaklaşık 50 milyon yıl önce kara memelisiyken zamanla denizde yaşamaya uyum sağlamışlar. Evrimsel yolculuklarında dört ayaklı, koşan, küçük geyik benzeri canlılarken, süreç boyunca arka üyelerini kaybetmişler. Öyle ki körelmiş kalça kemikleri günümüzde iskelet sisteminden bağımsız bir şekilde vücut içinde bulunur. Ön yüzgeçlerinin içine bakabilseydiniz, kol ve el kemiklerini görebilirdiniz.
Balinalar sadece boyutlarıyla değil, farklı rekortmenlikleriyle de dikkat çekici. Hemen hepsi uzun mesafe yüzücüsü. Örneğin, gri balinalar yılda 20 bin kilometre mesafe kat ediyor. Grönland balinası 200 yıl yaşayabiliyor. Ekosistem için en önemli özellikleriyse okyanuslar için gübre kaynağı olmaları. Balina dışkıları önemli besin maddelerinin okyanusun derinliklerinden yüzeye taşınmasına yardımcı oluyor. Bu, soluduğumuz havadaki oksijenin yarısından fazlasından sorumlu mikroskobik algler olan fitoplanktonlar için birincil gübre niteliğinde. Bazıları çok nadiren gözlense de Türkiye denizlerinde kaydedilen 12 tür setase içinde, genel olarak 4 metreden büyük olanlara “balina” deme eğiliminden yola çıkarsak, beş tür balinadan bahsedebiliriz: Uzun balina, kaşalot balinası, gagalı balina, mink balinası ve yalancı katil balina. Sularımızda görülen balinaların çoğu kaydı, ne yazık ki ölü karaya vurma vakaları. Bu vakalar son derece üzücü olsa da bilimsel düzeyde çok önemli bilgi kaynakları. Nekropsi çalışmalarıyla ölüm sebeplerinden hastalıklarına, parazitlerinden besin tercihlerine, vücutlarında biriken kirleticilerden genetik yapılarına ve yaşlarına kadar pek çok bilgiye erişebiliyoruz. Bütün bu veriler, bu eşsiz canlıların koruma stratejilerinin oluşturulması için kullanılıyor. KONUNUN TAMAMI ATLAS’IN MAYIS 2025 SAYISINDA. ALMAK İÇİN TIKLAYINIZ!
Haklarında en az bilgiye sahip olduğumuz deniz memelilerinden biri olan gagalı balinalar, Akdeniz’in yerel türlerinden biri. Derin dalış rekortmeni olan bu tür yaklaşık 3 bin metreye dalabiliyor ve iki saatten fazla süre nefesini tutabiliyor. Kutup bölgeleri hariç tüm okyanuslarda, derin sularda ve genellikle açık denizlerde kıta yamacı üzerinde görülüyorlar. Ne yazık ki bu türün üyelerinin, tüm dünyada askeri faaliyetlerde kullanılan sonarlardan olumsuz etkilendiği ve gaz/yağ embolisi sonucunda toplu karaya vurma vakalarıyla yaşamını yitirdiği biliniyor. Kesin olmamakla birlikte, Kıbrıs’ta şahit olduğumuz toplu balina ölümlerinin muhtemel sebebi de buydu. 2020 ve 2021’de Doğu Akdeniz’de esen savaş rüzgârlarıyla ısınan sular, yoğun askeri gemi varlığına, tatbikatlara ve hareketliliğe sahne olmuştu. Günümüzde askeri tansiyon bir ölçüde düşse de denizde süregiden kaosa petrol ve doğalgaz araması için yapılan sismik araştırma seferleri, denizel inşaatlar ve artan deniz taşımacılığı da eklendiğinde, derinliklerin bu hayvanlar için eskiye kıyasla çok daha “gürültülü” olduğunu artık söyleyebiliyoruz... Balinalar, yunuslar ve muturlar arasındaki ayrım aslında bilimsel olarak çok keskin değil. Dünya denizlerinde ve tatlı sularında yaşayan 94 tür, Setase (Cetacea: Latincesi cetus/balina, eski Yunanca kêtos /büyük balık) takımına ait. Bu canlılar “balina” ve “yunus” olarak değil, “dişliler” (Odontoceti, 79 tür) ve “dişsizler” (Mysticeti, 15 tür) olarak ikiye ayrılıyor. Dişlilerin ağzında bizimki gibi dişler yer alırken, dişsizlerde balen plakaları mevcut. Bu plakalar bizim saç ve tırnaklarımızda da yer alan keratin maddesinden oluşan, üst çenede ardışık olarak sıralanan, iç yüzeyleri fırça şeklinde yapılar. Bunlar, balinanın ağzına aldığı sudaki “krill” denilen ve “çok küçük karidesler” olarak tarif edebileceğimiz küçük organizmaları ve küçük balıkları süzmesini sağlıyor. Yani dünyanın en büyük canlıları dünyanın en küçük canlıları ile besleniyor, dersek yanlış olmaz.
Evrim süreçleri de bir o kadar ilginç: Balina, yunus ve muturların hepsi karadan denize inen hayvanlar, yani yaklaşık 50 milyon yıl önce kara memelisiyken zamanla denizde yaşamaya uyum sağlamışlar. Evrimsel yolculuklarında dört ayaklı, koşan, küçük geyik benzeri canlılarken, süreç boyunca arka üyelerini kaybetmişler. Öyle ki körelmiş kalça kemikleri günümüzde iskelet sisteminden bağımsız bir şekilde vücut içinde bulunur. Ön yüzgeçlerinin içine bakabilseydiniz, kol ve el kemiklerini görebilirdiniz.
DEVLERİN SU BALESİ
Peki, balinalar bu devasa boyutlara nasıl ulaştı? Günümüzde, dişsiz balinaların devasa yapılarının temelde iki faktörle bağlantılı olduğu düşünülüyor. İlki, beslenme stratejileri. Özellikle kriller ve sürü halindeki balıklarla beslenen dişsiz balinaların ağız yapıları, bu yoğun enerji kaynağından maksimum verim alabilmek için geniş bir filtre sistemi gibi evrimleşmiş. İkincisiyse, “evrimsel zamanlama” olarak tabir edebileceğimiz bir olgu. Okyanuslardaki besin zengini dip sularının yüzeye çıkması, tam da bu canlıların evrimleştiği dönemde arttı. Kriller bu besin patlamasıyla çoğaldıkça, balinalar da daha büyük bedenlere ulaşarak bu besin fırsatını avantaja çevirdi. Yani kril yemek için geniş ağız, daha fazla enerji, daha büyük beden denklemi kuruldu. Ancak büyüklükleri kesinlikle hantallık anlamına gelmiyor. Balinalar dev cüsseleriyle su direncini ustalıkla yararak, yüzyıllardır okyanuslarda adeta su balesi sergiliyor. Denizlerde zarifçe süzülerek bizi büyülemeye devam ediyorlar.
Balinalar sadece boyutlarıyla değil, farklı rekortmenlikleriyle de dikkat çekici. Hemen hepsi uzun mesafe yüzücüsü. Örneğin, gri balinalar yılda 20 bin kilometre mesafe kat ediyor. Grönland balinası 200 yıl yaşayabiliyor. Ekosistem için en önemli özellikleriyse okyanuslar için gübre kaynağı olmaları. Balina dışkıları önemli besin maddelerinin okyanusun derinliklerinden yüzeye taşınmasına yardımcı oluyor. Bu, soluduğumuz havadaki oksijenin yarısından fazlasından sorumlu mikroskobik algler olan fitoplanktonlar için birincil gübre niteliğinde. Bazıları çok nadiren gözlense de Türkiye denizlerinde kaydedilen 12 tür setase içinde, genel olarak 4 metreden büyük olanlara “balina” deme eğiliminden yola çıkarsak, beş tür balinadan bahsedebiliriz: Uzun balina, kaşalot balinası, gagalı balina, mink balinası ve yalancı katil balina. Sularımızda görülen balinaların çoğu kaydı, ne yazık ki ölü karaya vurma vakaları. Bu vakalar son derece üzücü olsa da bilimsel düzeyde çok önemli bilgi kaynakları. Nekropsi çalışmalarıyla ölüm sebeplerinden hastalıklarına, parazitlerinden besin tercihlerine, vücutlarında biriken kirleticilerden genetik yapılarına ve yaşlarına kadar pek çok bilgiye erişebiliyoruz. Bütün bu veriler, bu eşsiz canlıların koruma stratejilerinin oluşturulması için kullanılıyor. KONUNUN TAMAMI ATLAS’IN MAYIS 2025 SAYISINDA. ALMAK İÇİN TIKLAYINIZ! 











