
Bitlis'te kış sıcağı: Budaklı Kaplıcaları
Bitlis’in batısında, Güroymak ilçesine bağlı Budaklı köyü sınırlarında karla kaplı bir vadiden buharlar yükseliyor. Dışarısı eksi 10 derece, belki daha da soğuk. Uçsuz bucaksız arazide gözün gördüğü her şey donmuşken burası tüm coşkusuyla yaşamaya devam ediyor. Nemrut Dağı’nın eteklerinden doğan sıcak sulardan beslenen ve yıl boyu yaklaşık 35-40 derece arasında sıcaklığa sahip olan bu doğal termal kaynak etrafında toplananlar arasında köyün gençleri, onların mandaları ve atları da var. Yörede hayatın bir parçası haline gelmiş bu kış buluşmasında çocuklar çıplak ayaklarıyla suya girerken sadece soğuğa meydan okumuyor, aynı zamanda kendilerinden önce gelen kuşakların da izini sürüyor.
Kış aylarında hava şartlarından ötürü ahırda bakmak durumunda kaldıkları hayvanlarını temizleyip bit ve parazitlerden arındırmak için kaplıcayı tercih eden gençlerin hareketleri uzaktan sıradan bir alışkanlık gibi görünse de neredeyse törensel bir ritme sahip. Hem sodalı sudan yararlanmak hem bu gündelik işlere bir nebze eğlence katabilmek onları mutlu ediyor. Termal suyun içindeki sıcaklık ile sert hava koşulları arasındaki uçurum, aynı zamanda ortamın doğasına dair ipuçları da veriyor. Özellikle kış aylarında kaplıca sularından çıkan buharla ortaya çıkan etkileyici atmosferle olağan temposunda seyreden gündelik işler, bir anlamda gerçek ve hayal arasındaki ince çizgiyi de belirsiz hale getiriyor. Bu bir gösteri değil, gerçeğin hayale yaklaşmış parçası. Doğal, müdahalesiz ve içten.

Bu fotoğraf serisi 2014 yılının Ocak ayında çekildi. O dönemde fiziksel çevre daha sade ve el değmemişti. Budaklı Kaplıcaları da sonraki senelerde yapılan peyzaj çalışmalarından payına düşeni almış ve doğal halinden uzaklaşmıştı, fakat halkın tepkilerinden sonra ivedilikle eski haline geri getirildi. Bölgedeki tüm bu değişimlerin sonrasında yine de gençler suyun etrafında toplanmayı sürdürüyor. Mandalar, atlar, işler, oyunlar ve şakalar… Bu yaşam ritmi bugünün çocukları tarafından devam ettiriliyor. Yıllar önce kadrajıma düşen anlar da bir dönemin tanıklığına dönüşmüş durumda. Bu tanıklık yalnızca görsel değil; sosyolojik, kültürel ve yaşamsal katmanlar da taşıyor.
O buharın içinden bakıldığında, doğayla insan arasındaki kadim bir antlaşmanın izleri görülebiliyor.
Yukarıdaki fotoğraf: Gençler, hayvanlarıyla birlikte sabahın erken saatlerinde gelip sıcak suyun başında toplanmaya başlıyor. Budaklı’da yeni bir gün, yine suyun içinde başlıyor.

Suya girmekte direnen bir at ve onu ikna etmeye çalışan genç. Bu ikili arasındaki görünmez sabır köprüsünde direnç ve kararlılık birbirine karışıyor.

Su yalnızca bir ihtiyaç mıdır? Yoksa bir topluluğun hafızasını da taşıyabilir ve kültürel anlamlar da yüklenebilir mi? Termal kaynaklar çoğu zaman turizm ya da sağlıkla anılıyor, ancak Budaklı Kaplıcaları örneğinde olduğu gibi sosyal bağlar kurulan alanlar da olabiliyor. Çocukların birlikte oyun oynadığı, hayvanların temizlendiği, yetişkinlerin etrafında sohbet ettiği bir doğa parçası Budaklı Kaplıcaları. Burada su, yalın bir ihtiyaçtan öte topluluğun ortak hafızasını tazeleyen, insanları birleştiren bir unsur olarak karşımıza çıkıyor.
YAZI VE FOTOĞRAFLAR: YUSUF EMİNOĞLU












