Haber kapak görseli
Bünyamin Sürmeli
5 dk okunma süresi
Yacht

Dijital dünyanın gizli su ayak izi: Yapay Zekâ 

Teknolojiye her geçen gün daha fazla şaşırıyor, ama bir o kadar çabuk alışıyor ve hemen ardından daha yeni versiyonuyla karşılaşıyoruz. Bu...

Teknolojiye her geçen gün daha fazla şaşırıyor, ama bir o kadar çabuk alışıyor ve hemen ardından daha yeni versiyonuyla karşılaşıyoruz. Bu döngü artık hayatımızın bir parçası da değil, tam anlamıyla hayatımız oldu. Ama bir durup düşünelim: Bu dijital sohbetlerin arka planında neler oluyor? Taşıdığı riskler, tehlikeler hep kafamızda soru işareti tabi ama ben kendi alanımdan sorumu soracağım: Bu yapay zekâlar gerçekten “hiçbir şey tüketmeden” mi çalışıyor?

Artık yapay zekâyı denememiş bir yaş grubu, bir kitle, hatta bir kişi kaldığını sanmıyorum. Kimi fal baktırıyor, kimi tatil rotası çıkarıyor, kimi kahve makinesinden çıkan garip sesi anlamaya çalışıyor, kimi teknesiyle açılmadan önce en doğru rüzgârı ve havayı öğrenmek istiyor (tabii, bu konuda hâlâ en iyi kaynak benden çıkar - çünkü bazen teknoloji kadar deneyim de gerekiyor sonuçta öyle değil mi?) Teknolojiye her geçen gün daha fazla şaşırıyor ama bir o kadar çabuk alışıyor ve hemen ardından daha yeni versiyonuyla karşılaşıyoruz. Bu döngü artık hayatımızın bir parçası da değil, tam anlamıyla hayatımız oldu. Ama bir durup düşünelim: Bu dijital sohbetlerin arka planında neler oluyor? Taşıdığı riskler, tehlikeler hep kafamızda soru işareti tabii ama ben kendi alanımdan sorumu soracağım: Bu yapay zekâlar gerçekten “hiçbir şey tüketmeden” mi çalışıyor? 

Cevap ne yazık ki “hayır.” Hatta söyleyeyim: ChatGPT ve diğer sohbet botları gibi büyük dil modelleri her çalıştırıldığında, tahmin ettiğimizden çok daha fazla su ve enerji tüketiyor. Bulut diyoruz ya hani, işte o “bulut”un altında kocaman veri merkezleri var. Ve bu merkezler, ısınan dev sunucularını soğutmak için bolca suya ihtiyaç duyuyor. Gelin bu sefer gökyüzündeki bulutlara değil, onların geleceğini bile etkileyebilecek “veri merkezi bulutları”na bakalım.

BİR SOHBETİN ARDINDA KAÇ BARDAK SU VAR?

Biliyorum, ilk bakışta tuhaf geliyor. Ne alaka, bir yazı yazmakla su tüketmek? Ama şöyle anlatayım: Bu yapay zekâlar, tıpkı devasa bir beyin gibi çalışıyor. Sürekli işlem yapıyor, veri tarıyor, dil kalıplarını hesaplıyor. Bu yoğun işlem gücü ciddi bir ısı yaratıyor. Ve o ısıyı düşürmek için kullanılan en etkili şey ne? Tabii ki su. Bir kot pantolonun ortalama 4.000 litre suyla üretildiğini duyduğumuzda nasıl şaşırdıysak, bir yapay zekâ sohbetinin de su tükettiğini duyunca biraz durmak gerek. Çünkü bu sistemler, arka planda harıl harıl çalışan veri merkezleriyle birlikte ciddi bir soğutma ihtiyacına sahip. Ve evet, serinletmenin en kolay yolu hâlâ su. Hem de hiç azımsanacak miktarda değil. Bazı araştırmalara göre, sadece birkaç dizi sorgu (örneğin birkaç yüz kelimelik bir sohbet) yapay zekânın çalıştığı sunucularda birkaç yüz mililitre su kullanımına yol açabiliyor. Eğitim süreçleri sırasında ise bu sayı fazlasıyla katlanıyor. Yani bir yapay zekânın “diploma alması” için adeta küçük bir göl buharlaşıyor diyebiliriz.

Birkaç veri ile konuşalım. Yapay zekâ botlarına 100 kelimelik bir e-posta yazdırmak yaklaşık yarım litre su demek. Yani bir e-posta attığınızda bir şişe suyu kullanmış gibi sayabilirsiniz. Ardından gelecek cevap ekrana düşene kadar harcanan enerjiyle ise iPhone’unuzu yedi kez tam şarj edebilirsiniz. ChatGPT'nin temelini oluşturan GPT-3 modelini eğitmek için verilere göre 5,4 milyon litre su harcandığı tahmin ediliyor mesela. Yani yalnızca bir yapay zekâ modelini “öğretmek” için, 26 hanenin bir yıllık su tüketimi kadar kaynak kullanılmış. Bu durum endişe verici çünkü tatlı su kıtlığı en acil küresel sorunlardan biri haline geldi, ki beraber de sık sık bunu konuşuyoruz. Küresel su sorunlarına sebep olan faktörlere şu anda bir yenisi ekleniyorken bunun farkında olmak ekstra önem taşıyor. Bu noktada, yapay zekânın kendini geliştirirken ürettiği su ayak izini de düşünmesi ve hatta örnek teşkil etmesi elzem hale geliyor.

TEKNOLOJİNİN GİZLİ SU MALİYETİ

Yalnızca yapay zekâ da değil, dijital dünyada gerçekleşen bu gizli su maliyeti, sistemleri çalıştırmak ve soğutmak için gerekli altyapıdan, ayrıca yapay zekâ çipleri ve sunucuların üretiminden kaynaklanıyor. Üstelik burada kullanılan su genellikle içme kalitesinde olmak zorunda, çünkü suyun saflık derecesini düşüren içindeki partiküller, kirleticiler sunuculara zarar verebiliyor. Yani aslında sadece “soğutmak için su” demek de yetmiyor; teknoloji için kullanılan su, en temiz, en saf haliyle harcanıyor. Bu da su kaynaklarımız üzerindeki baskıyı daha da artırıyor, tahmin edersiniz ki. Deniz tutkunları olarak, suyun kıymetini belki çoğu kişiden iyi biliyoruz. O yüzden işin bu kısmı biraz daha fazla can yakıcı sanki. Teknoloji ilerliyor ama bu ilerleme, doğanın kaynaklarını sessizce eksiltiyor olabilir. Bu arada olabilir diyorum, çünkü veri merkezlerinin ne kadar su kullandıklarını raporlamaları her yerde zorunlu değil. Gayet tabii bu da veri merkezlerinin gerçek su tüketimini tam olarak bilmemizi engelliyor ve sürdürülebilirlik açısından önemli bir şeffaflık eksikliğine işaret ediyor. 

DALGALARIN ALTINDA VERİ AKIYOR

Rotayı planlamak için kullandığımız hava durumu uygulamaları, navigasyon sistemleri, hatta yapay zekâya sorduğumuz “Hangi koyda daha az rüzgâr var?” sorusu bile zincirleme veri kullanımı demek. Denizciliğin dijitalleşmesi çevreye daha az zarar verebilir, evet ama bu dijital sistemler çevresel ayak izlerini sıfırlamıyor.

Yapay zekânın su kullanımı muhabbetini şöyle bir özetlersek aslında üç yerde devreye giriyor demek yanlış olmaz. Birincisi, veri merkezlerindeki sunucuları serinletmek için bolca tatlı su harcanıyor ve çoğu buharlaşıp gidiyor. İkincisi, bu merkezlerin elektrik ihtiyacını karşılamak için enerji üretiminde yine çok su çekiliyor. Üçüncüsü ise, yapay zekâ çipleri ve donanımları üretilirken kullanılan tertemiz su; üstelik bu suyun büyük kısmı geri dönmüyor.

Yani, ekranın arkasında gizlenen su kullanımı, düşündüğümüzden çok daha büyük ve karmaşık.

SÜRDÜRÜLEBİLİRLİK VE TEKNOLOJİNİN GELECEĞİ

Teknoloji ne kadar ilerlerse ilerlesin, bu ilerlemenin çevre ve toplum üzerindeki etkilerini gözardı edemeyiz. Çünkü sürdürülebilirlik, sadece yenilik ve büyüme değil; kaynakları akıllıca ve adil kullanmakla ilgili. Tam da bu yüzden, BM’in 2030’a kadar ulaşılması hedeflenen 17 sürdürülebilirlik amacı var. Bu hedefler içerisinde sadece iklim, çevre yok. Sağlık, eşitlik, eğitim, adalet... Geniş bir yelpazede daha adil ve dengeli bir dünya için rehber hedefler var. Çünkü bakın aslında sürdürülebilirlik dediğimiz şey; “daha az plastik kullanmak”la sınırlı bir iyi niyet değil. Etik bir yaşam vizyonu. Kimin neye erişimi var, kim hangi sistemin altında eziliyor, hangi doğal kaynak kim için ve doğada ve insanda ne pahasına kullanılıyor - işte bunları sormadan sürdürülebilirlik olmaz diyoruz.

Denizcilikte rotayı sadece rüzgâra bakarak çizebilir miyiz? Akıntıya, derinliğe, hava basıncına, teknenin kapasitesine de bakarız, öyle değil mi? Aynı şekilde geleceği de sadece "teknoloji ilerlesin" diye planlayamayız. Suyumuz, zamanımız ve hakkımız bu kadar kıymetliyken, teknoloji kimin için çalışıyor ve geride ne bırakıyor - işte bu asıl mesele. Madem konuşmak bile bir kaynak gerektiriyor. O zaman ne konuştuğumuz kadar ne uğruna konuştuğumuz da kıymetli, ne dersiniz? ☸

© 2025 bmag - Tüm hakları saklıdır.

Iyzico ile ÖdeIyzico Logo