
Jaws’ı unutun asıl tehlike iklim krizi
Sanılanın aksine kıyılarımızda köpek balıkları çoğalmıyor. Tam aksine, bazı türlerin sayısı giderek azalıyor ve yaşam alanları daralıyor. Kıyıya gelmeleri, hayatta kalmak için verdikleri mücadeleyi gösteriyor aslında. Derinlerde azalan oksijenin ve uygun olmayan yaşam koşullarının sonucu olarak yaşam tehlikesi beliriyor ve bu canlılar kendini kıyıda buluyor.
Denizde yüzerken bir köpek balığı ile karşılaşsanız ne yapmanız gerektiğini biliyor muydunuz? Sorunun cevabı, sakince uzaklaşmak. Çünkü telaşlı bir hareket, köpek balıklarının zihninde “yaralı ve kolay av” algısı uyandırabiliyor. Sorunun sebebi ise bu sene Gökova Körfezi’nde, Konyaaltı plajında, Ege-Akdeniz kıyılarının çok çeşitli noktalarında, keza Marmara’da sıkça köpek balığı görüntülerine rastlamamız. Hâl böyle olunca sosyal medyada “Türkiye’de köpek balığı görüldü”, “Sayıları artıyor mu?” gibi yorumlar ve haberler de çoğaldı. Bu spekülasyonlar ve en başta sorduğum soru korkutmasın tabii ki. Çünkü tam da az önce dediğim gibi bunlar spekülasyondan ibaret.
ÇOĞALMIYOR, AZALIYORLAR
Öncelikle, karşılaşılan bu türler öyle Jaws filmlerindeki gibi korkunç türler değil. Aksine; genellikle ürkek, insandan çekinen camgöz ya da kum köpekbalığı gibi türler bunlar. Bununla birlikte, üç tarafı denizlerle çevrili olan bir ülke olarak denizlerimizde köpek balığı da olması epey doğal bir durum aslında. Doğal olmayan durum ise şu: Deniz suyu sıcaklığının artması, oksijen seviyesinin azalması, yaşam koşullarının bozulması. Tüm bu doğal olmayan, anormal koşullar, onları yaşam alanlarından uzaklaştırıp kıyıya itiyor. Elbette bu paylaşımlar, ister istemez insanın aklında “Acaba köpek balıkları çoğaldı mı?” sorusunu canlandırıyor. Ama işin aslı biraz farklı. Marmara’da ve Türkiye’nin diğer kıyılarında köpek balıkları çoğalmıyor; aslında tam aksine bazı türlerin sayısı giderek azalıyor ve yaşam alanları daralıyor. Kıyıya gelmeleri, tam da hayatta kalmak için verdikleri mücadeleyi gösteriyor aslında. Bu küçük ziyaretlere rastladığımızda kafamızda oluşan şey “tehlike” değil de “tehlikede” olmalı belki de. Çünkü derinlerde azalan oksijenin, ona uygun olmayan yaşam koşullarının sonucu yaşam tehlikesi beliriyor ve bu canlılar kendini kıyıda buluyor. Bi nevi oksijen arayışına çıkıyor.
OKSİJENSİZ DENİZ: MARMARA
İşte burada biraz denizlerimizin hikâyesine bakmak lazım. Marmara Denizi örneğin. Yıllardır adeta bir yükün altında. Müsilajıydı, kirliliğiydi, başından dert eksik olmadı. Çevresini kuşatan milyon nüfuslu şehirler, sanayi atıkları, tarım ilaçlarıyla dolu sular ve üstüne bir de Karadeniz’den taşınan kirlilik... Hepsini üst üste koyunca, en az kırk yıldır süren bu tablo Marmara’yı giderek oksijensiz bir denize dönüştürdü. Özellikle doğu Marmara’da yaşanan çevresel bozulma, birçok türün derin sularda tutunamayıp kıyılara yaklaşmasına yol açıyor. Marmara’da kıyıya vuran vatoz türlerinde de artış var mesela. Ki vatozlar dinozorların zamanından beri aynı şekilleriyle yaşayan, nice kitlesel yok oluş gören canlılar. Dinozorlar yok oldu ama onların nesli hâlâ devam ediyor. Böylesi güçlü yapıda bir canlının bile kaderini iklim krizi gibi faktörler değiştiriyor. Derin sularda sıcaklık seviyesi artınca, oksijen seviyesi düşünce, derin su canlılarının habitatını mahveden kirlilik vb. faktörler patlayınca bu canlıların birçoğu da soluğu kıyıda alıyor. Nefesi daha uzakta arıyor, aramak zorunda kalıyor.
İKLİM KONFORU DÜŞECEK, YAZLAR ZORLU GEÇECEK
Ege ve Akdeniz’de de maalesef farklı bir hikâye anlatamıyoruz. Biliyorum, ormanlarımızdan bu sene zaten canımız çok yandı. Yüzümüzün en azından denizlerimizden yana biraz gülmesini isterdim ama hoyratça yaşamın ve çevre bilinci eksikliğinin sonucu güzel şeyler söyleyemiyorum ne yazık ki. Akdeniz’de yaz sıcaklıkları kışlara göre çok daha hızlı yükseliyor ve kıyılar adım adım daha karasal bir iklime doğru yol alıyor. Araştırmalar Akdeniz’in küresel ortalamadan yüzde 25 daha hızlı ısındığını, yaz sıcaklıklarının ise neredeyse yüzde 40 daha hızlı artacağını gösteriyor. Etkilenen sadece ortalama sıcaklıklar değil; mevsimsel sıcaklıklar arasındaki farklar da büyüyor. Yazlar kavurucu, kışlar görece daha ılıman. Boğaziçi Üniversitesi’nden araştırmacıların yakın tarihli çalışması tabloyu netleştiriyor: 2026-2050 döneminde Akdeniz, Ege ve Marmara kıyılarında iklim konforu ciddi şekilde düşecek ve yazlar artık çok daha zorlu geçecek. Deniz kenarında geçirdiğimiz tatillerde hissettiğimiz o sıcak hava, önümüzdeki yıllarda çok daha keskin bir şekilde hayatımıza dokunacak gibi.
VAHŞİ OLAN HANGİSİ? İNSAN MI KÖPEK BALIĞI MI?
Meşhur Jaws filmi dillere pelesenk olmuş tabii. Aslında köpek balıkları hep vahşi bir çağrışım yapsa da onların işi bundan çok daha fazla. Ekosistemde yalnızca avcı değiller; rekabetçi, dengeleyici, besin taşıyıcı ve hatta başka canlılar için doğrudan besin kaynağı olarak önemli roller üstleniyorlar. Yani denizin dengesinde her zaman bir yerleri var. Ne var ki aşırı avcılık ve iklim kaynaklı değişimler, okyanus sirkülasyonundaki bozulmalar ve deniz suyu sıcaklığındaki anormallikler, köpek balığı popülasyonlarını ciddi şekilde azalttı ve ekosistemdeki rollerini değiştirdi. Özellikle büyük “makro avcı” türler, yani o filmlerde gördüğümüz iri köpek balıkları insan etkisinden nasibini iyi alıyor maalesef. Hatta Jaws, Open Water, The Shallows gibi filmlerden sonra köpek balıkları korkunun sinema yıldızı haline geldi. Bunun sonucunda da ciddi bir köpek balığı avına çıkıldı, tabiri caizse bir köpek balığı katliamı yapıldı.
Kitabımda da bahsetmiştim, okuyanlar bilir: “Köpek balığı yüzgeci çorbası” diye bir şey var mesela. Sadece yüzgeçleri için milyonlarca köpek balığının öldürülmesine neden olmuş bir gastronomi merakı. Tüm bunlar olunca, vahşi olan hangi taraf diye sorguluyor insan. Halbuki köpek balığının varlığı, avladıkları türleri düzenlemekten kıyı ekosistemlerini korumaya, hatta karbon tutmaya kadar pek çok işe katkı sağlıyor. Ormanda aslanlar, kurtlar neyse, denizde köpek balığı da o. İklim değişikliği altında bu roller daha da kritik hâle geliyor. Besin arayışıyla kıyıya yaklaşan köpek balıkları, yalnızca kendilerini değil, deniz ekosisteminin dengesini de bizlere hatırlatıyor. Ekolojik bakışla sosyal boyutu birleştirmek gerekiyor. Belki de gerçek vahşet, onların değil; insanın ekosisteme verdiği darbedir.☸












