Haber kapak görseli
Psikoloji
6 dk okunma süresi
Formsante

Kendimizden ne kadar vazgeçiyoruz?

Formsante Haziran – Temmuz 2025 sayısından Fedakarlık yani özveri! Bu denli güçlü bir duygu olması, insanı kendinden bile vazgeçme noktasına...
Formsante Haziran – Temmuz 2025 sayısından Fedakarlık yani özveri! Bu denli güçlü bir duygu olması, insanı kendinden bile vazgeçme noktasına getirebiliyor. Ama önemli olan fedakarlık dengesini iyi kurup, yaşamına bu şekilde devam etmek. Çünkü unutmayın ki hayat bir gün, o da bugün! Hazırlayan: Ayşegül Uyanık Örnekal Fedakarlık, feda etmekten geçer. Bir amaç uğruna kendinden bir şeyleri feda edebilmek, toplumun her biriminde (aile, iş, sosyal çevre gibi) epey erdemli, takdir edilen ve örnek gösterilen bir tutum olarak zihinlerimize yerleşir. Bu, bir yanıyla böyle ama ya kendimizden tamamen vazgeçerek fedakarlık ettiğimizin farkında olmadan git gide daha yalnız, yorgun, tükenmiş veya mutsuz hissediyorsak! Yine de erdemli bir tutum içinde olduğumuzu söyleyebilir miyiz? “Bu sorunun doğru bir cevabı yok belki ama evet demenin de hayır demenin de altında anlamlı psikolojik farklılıklar yattığını söyleyebiliriz” diyen Yeditepe Üniversitesi Bağdat Caddesi Polikliniği’nden Uzman Klinik Psikolog Ayşe Nur İlbak Orhan ile fedakarlığın ruhsal faturası üzerine konuştuk.

Fedakarlığın ilişkilerimizdeki yeri

Hayatın içinde kurduğumuz her ilişkide, bağ kurmak, kurulan bağı sevgi ve güven içinde sürdürebilmek için farkında olsak da olmasak da karşılıklı aldıklarımızdan ve verdiklerimizden etkileniyoruz. Fedakarlık ise zaman zaman içinde bulunulan durumda kişi hiçbir şey almasa da kendi duygusal ve fiziksel ihtiyaçlarını, isteklerini, kendi menfaatini gözetmeden verebilme hali olarak yaşanıyor. Uzm. Klnk. Psk. Ayşe Nur İlbak Orhan, fedakar; iki eli kanda da olsa gelen, yemeyip yediren, her taşın altından çıkan o kişi olur diyerek, sözlerine şöyle devam ediyor: “Bu nedenle, fedakarlık edebilme kapasitesi yüksek insanlar hayatımızda çok kıymetli bir yere yerleşir. Ancak fedakarlık edenlerin de zaman zaman duygusal ve fiziksel ihtiyaçlarının karşılanarak, beslenebileceği bir yere ihtiyaçları vardır, ki ihtiyaç duyduklarında bir ötekinden de fedakarlık görebilsinler. Böylece denge korunur. Bazen de denge korunmaz hatta hiç kurulmaz. Bazıları için fedakarlık yalnızca belirli anlara değil, tüm varoluşa sinmiş; tercih olmaktan ziyade içselleştirilmiş bir tutum, kişiliğinin bir yanı değil bütünü haline gelebilir.”

Fedakarlığın bir varoluş hikayesine dönüşmesi

İnsan, varoluşsal olarak hayatta kalabilmek için bir ötekine ihtiyaç duyarak dünyaya geliyor. Zamanla bu ihtiyacın yönü ve niteliği değişse de insan yaşamı boyunca bir başkasının varlığına ihtiyaç duymaya devam ediyor. Hepimizin ilk ihtiyaç duyduğu ilişkilerin doğduğumuz evde başladığını ve bu evde kurduğumuz ilk bağların, dünyadaki ilişkilerin nasıl yaşandığına dair temel deneyimlerimizi şekillendirdiğini vurgulayan Uzm. Klnk. Psk. Orhan, “Bazı evlerde fedakarlık gereğinden fazla kutsallaştırılıyor. Kişinin kendini düşünerek hareket etmesi ayıplanıyor, kendi ihtiyaç ve isteklerini gözetmesi ise bencillik olarak değerlendiriliyor. Bu gibi bir çevrede büyüyen kişiler, kendi benliklerine ait ihtiyaç ve istekleri bastırmak zorunda kalabiliyor. Zamanla da çok doğal olarak bu bastırılan ihtiyaç ve istekler ara ara zihinlerine sızıyor ama daha önce alan tanınmamış ya da yasaklanmış olan bu ihtiyaçlara karşılık bulacak yollar aramaktansa, kişilerde yoğun bir suçluluk duygusuna neden oluyor. Kendine yönelik bu yoğun suçluluk hissi, kişiyi daha fazla fedakarlık yaparak bu duyguyu telafi etmeye yönlendirebiliyor” diyor. Bazı evlerde ise fedakarlık etmek üzerine açık bir şekilde konuşulmasa da dolaylı bir şekilde kişiler varlıklarının kabul edilmesi için kendilerinden ödün vermek zorunda kaldıkları deneyimlerle büyüyor. Yani sevilmenin, görülmenin, karşılık bulmanın, takdir edilmenin koşulu kendinden vazgeçmek olduğu mesajı zihinlere kazınıyor. Bu kişiler, özellikle bakım verenlerinin duygusal ihtiyaçlarını çok iyi seziyor, anlıyor, hissediyor ve bu yanını geliştirmek için enerji harcadıkça kendi ihtiyaç ve isteklerine körleşiyor, başkalarının ihtiyaçlarına göre şekil alıyor ve kendi ruhsal gerçekliğini terk ediyor. Ötekinin varoluşunu kurtarmak için kendini terk etmiş oluyor. Böylece bu kişilerden “Önemli değil, sen ne istersen öyle olsun”, “Sen nereye gitmek istersen oraya gidelim”, “Fark etmez sen ne yemek istersen olur, beni boşver sen iyi ol da!” söylemleri sıklıkla duyuluyor. “Fedakarlık” artık adı olmuş insanlar çevresine o kadar iyi gelebiliyor ki çevresi de karşısında yalnızca bir insan olduğunu unutarak, sonsuz bir empati kaynağı bulmuş gibi hiç beslemeden tükettikçe tüketmeye devam edebiliyor. Peki, fedakarın ruhsal faturası ne oluyor?

Fedakarlığın ruhsal faturamıza yansımaları

Karşılıksız verdiğimizi düşündüğümüzde bile aslında çoğu zaman bir karşılık bekleriz. Bazen aynı yoldan desteklenmek, birilerinin de bizim için fedakarlık edebileceğini görmek isteriz. Bazen de yalnızca sevilmek gibi insan olmanın en temel ihtiyaçlarından biri için fedakarlık ederiz. Sonsuz fedakarlık kredilerimizi sunduğumuzda ve üstelik hiçbir beklenti içinde olmadığımızı da yansıttığımızda, bu durum karşı taraf için adeta hayatında karşısına çıkmış en büyük nimet gibi algılanabilir. Çünkü bu tür bir ilişki biçiminin, insanların ancak bebeklik döneminde, bakım verenle kurduğu benzersiz bağda deneyimlediği bir durum olduğuna dikkat çeken Uzm. Klnk. Psk. Orhan, şöyle devam ediyor: “Bu kadar saf ve tek yönlü olan bu ilişki biçimi, hayatın geri kalanında birebir tekrarlanamaz ama karşı tarafa tekrarlanıyor hissi yaratır. Böylece bir döngü içine girerler. Fedakarlık eden sürekli kendinden vazgeçerken, karşı taraf da beslendikçe beslenir ve borçlu hissetmez kendini. Kendinizi, farkında olarak veya olmayarak, bir ilişki kurduktan sonra bu bağı sürdürebilmek ve sürdürülen bağın içinde sevgi, ilgi, görülme, takdir edilme uğruna gereğinden fazla fedakarlık yaparken bulabilirsiniz. İlk deneyimler, unutulması zor anılardır. İlk kurulan ilişkilerde, bu tür davranışların doğru yol olduğunu sanmış ya da gerçekten öyle davranmak zorunda kalmış olabilirsiniz. Başkası için kendinden vazgeçebilmek değerlidir. Ancak bu, aynı zamanda kendinizi de dinleyebiliyor, ihtiyaç ve isteklerinize kulak verebiliyor, başkalarının taleplerinden ayrıştırabiliyor ve gerektiğinde kendinize sahip çıkabiliyorsanız anlamlıdır. Çünkü ancak o zaman ruhsal dengemizi bulabilir; hayatımızda, işimizde, ilişkilerimizde ve her şeyden önce kendimizle olan ilişkimizde doyum alabilir, huzurlu hissedebiliriz. Aksi halde, yalnızca ‘gider’in olduğu, ‘gelir’in olmadığı ruhsal faturalarla yaşayan kişiler, süper kahramanlar değil; yalnızca insan oldukları gerçeğiyle karşı karşıya kalır ve bu durum zamanla tükenmişlik, yalnızlık, yorgunluk, boşluk ve anlamsızlık hislerinin artmasına neden olabilir.” “Fedakarlık edebilme kapasitesi yüksek insanlar hayatımızda çok kıymetli bir yere yerleşir. Ancak fedakarlık edenlerin de zaman zaman duygusal ve fiziksel ihtiyaçlarının karşılanarak, beslenebileceği bir yere ihtiyaçları vardır, ki ihtiyaç duyduklarında bir ötekinden de fedakarlık görebilsinler. Böylece denge korunur.”

İlişkiler yaralanır, ilişkiler iyileştirir!

Eğer bu satırlara dek kendine yabancılaşan, ne istediğini ve neye ihtiyacı olduğunu unutacak düzeyde fedakarlık eden biri olduğunuzu değil de, hayatınızda bu şekilde davranan bir tanıdığınızı aklınıza getirdiyseniz; ona, sizin için yaptıklarının çok değerli ve yeterli olduğunu ifade etmek kıymetli olabilir. Uzm. Klnk. Psk. Ayşe Nur İlbak Orhan, kendisinin bir ihtiyacı olduğunda onun yanında olabileceğinizi belirtmenin, onu dinlemenin ve anlamak istediğinizi göstermenin, bugün ona neyin iyi geleceğini ve onun için ne yapabileceğinizi sormanın, ilişkinizi güçlendirebileceğini vurgulayarak, “Kendi önceliklerinizden farklı olsa da bugün onun için bir fedakarlıkta bulunmanız, ona farklı bir ilişkinin de mümkün olduğunu gösterebilir. Çünkü Harville Hendrix’in de söylediği gibi ‘İlişkilerde yaralanır ve yine ilişkilerde iyileşiriz” diyor. “Bazı evlerde fedakarlık gereğinden fazla kutsallaştırılıyor. Kişinin kendini düşünerek hareket etmesi ayıplanıyor, kendi ihtiyaç ve isteklerini gözetmesi ise bencillik olarak değerlendiriliyor. Bu gibi bir çevrede büyüyen kişiler, kendi benliklerine ait ihtiyaç ve istekleri bastırmak zorunda kalabiliyor.”

© 2025 bmag - Tüm hakları saklıdır.

Iyzico ile ÖdeIyzico Logo