Haber kapak görseli
Genel
6 dk okunma süresi
HELLO!

Köklenmek, tefekkür ve özsaygının izinde Sevda Erginci: “Sevilmek için hiçbir şeye ihtiyacım olmadığını öğrendim”

İçeriği Paylaş

‘Bir Anne Hakkında’ filmiyle 28. Shanghai Uluslararası Film Festivali’nde dünya prömiyerini yapan Sevda Erginci, uluslararası festival deneyimini, yıllar içinde değişen oyunculuk anlayışını ve hayatında açılan yeni sayfayı HELLO!’ya anlattı.

Röportaj: Gökçe Ateş Kantarci Fotoğraf: Hai Ming Styling: Neslihan Denizer

Şanghay’da dünyanın dört bir yanından sinemacıların buluştuğu prestijli bir festivalde Türkiye’yi temsil etmenin heyecanını yaşayan Sevda Erginci için bu yolculuk yalnızca yeni bir deneyim değil, aynı zamanda yıllar içinde geçirdiği dönüşümün de bir yansıması. Çocuk yaşta başladığı oyunculuk serüveninde bugün geldiği noktayı, evlilikle birlikte kurduğu yeni yaşamı ve artık kendisini her şeyin önüne koymayı öğrendiği dönemi samimiyetle anlatıyor.

HELLO!: İki hafta önce ‘Bir Anne Hakkında’ filminizin dünya prömiyeri için 28. Shanghai Uluslararası Film Festivali’ndeydiniz. Nasıldı her şey, o geceyle ilgili aklınızda en çok ne kaldı?

Sevda Erginci: Ben ilk defa bu kadar önemli bir festivale katılma şansı buldum ve hayatımda ilk defa Çin’e gittim. Birçok değişikliğin aynı anda yaşanması stresi vardı üzerimde. Yaptığımız işe duyulan saygının büyüklüğü beni çok şaşırttı. Hatta ilk günler bu kadar büyük tepkiye alışık olmadığımız için tuhaf bile buldum. Festival boyunca aklımdan en çok “Umarım biz de yaptığımız işin kıymetini bir gün bu kadar büyütürüz” diye geçirdim.

HELLO!: Farklı kültürlerden izleyicilerin filme yaklaşımında sizi şaşırtan bir şey oldu mu?

S. Erginci: Filmin gösterimi esnasında filmden çok seyirciyi izledim sanırım. Bizim kültürümüzde böyle anlar daha coşkulu olur ya, bol tepki görürsün seyircinin yüzünde, bedeninde. Şanghay’da seyirci nefes bile almıyor gibiydi. En şaşırdığım şey bu yüksek odaklarıydı sanırım.

HELLO!: Gişe filmleri, TV dizileri bir yana bağımsız bir sanat filminde yer almak nasıl bir deneyimdi? Bu tip uluslararası festivaller, oyunculuğa bakış açınızı değiştiriyor mu?

S. Erginci: ‘Bir Anne Hakkında’nın çekimlerine başladığımızda çok stresliydim aslında, deneyimim hep TV dizileri olduğu için sanırım. Ne yapacağımı bilmiyordum ama birkaç gün geçtikten sonra fark ettim ki çok rahatım, oynadığım her an günlük hayat gibi akıyor benim için. Dizilerde yapmaya alışık olduğum şey çok daha zor. Her anını köpürtmeye çalışırken gerçekliğine inanmanın daha zor olduğu, “Bu doğru mu ya şimdi” ya da “Neyse vakit yok bunu düşünmeye” cümleleriyle yaşadığın bir oyun alanı. Dolayısıyla bu farkı anladığında ve oynadığın anı büyütmek, uzatmak yerine gerçekliğin basitliğini ortaya koyduğunda bakış açın da değişiyor tabii.

HELLO!: Yerli yapımlarımızın ve oyuncularımızın global etkisi inanılmaz. Bu festivalde de artık sınırların biraz daha kalkmış olduğunu hissettiniz mi?

S. Erginci: Bunu diziler üzerinden de uzun zamandır hissediyoruz zaten. Nerdeyse tüm dizilerimiz yurtdışına satılıyor ve çok seviliyor. Ama böyle bir festivalde ülkeni temsil etmek ve dünyanın her yerinden çok iyi filmlerle yarışmak çok gururlu bir his. Diğer Türk filmlerinin başarılarını duydukça da çok mutlu oluyorum.

HELLO!: Çocuk yaşta Semaver Kumpanya ile başladığınız oyunculuk serüvenine bugün dönüp baktığınızda, sizi en çok dönüştüren dönem hangisiydi?

S. Erginci: Oyunculuğun benim için mesleğim olmaya dönüştüğü yıllar çok bocaladım. Getirilerini ve gerçeklerini kabul etmem çok uzun yıllarımı aldı. Kendi kimliğimle birleştiremedim. Sonra kimse gibi olmak zorunda olmadığımı, canımın istediği gibi yapabileceğimi keşfedince çok rahatladım. Bu da çok yeni, son birkaç senede oldu sanırım.

HELLO!: İlk yıllardaki Sevda ile bugünkü Sevda sete çıktığında en büyük fark ne?

S. Erginci: İlk yıllarda çocuktum; sesim, gücüm yoktu, kendimi tanımıyordum. Kıymetimi nerede aramam gerektiğini de kendimi nasıl koruyacağımı da bilmiyordum. Haliyle setlerde bu toyluğun çok çilesini çektim. Bugün bunların hepsi değişti tabii, sette de olgunlaşmanın rahatlığını yaşıyorum.

HELLO!: Bir projeye “Evet” demenizi sağlayan en önemli kriter nedir?

S. Erginci: Bir dizi projesiyse bu, hayatını dizi bitene kadar durdurmak ve çok yorucu bir iş temposuna girmek demek oluyor. 20’lerimde önemsemiyordum ama artık kendimi işimden daha çok önemsiyorum. Dolayısıyla bu hikayeyi kendime rağmen anlatmak istiyor muyum, gerçekten heyecanlanıyor muyum diye düşünüyorum.

HELLO!: Bir karaktere hazırlanırken sezgileriniz mi ağır basıyor, yoksa uzun bir araştırma süreci mi?

S. Erginci: Eskiden sadece sezgilerimle hareket ederdim. Artık daha mantıklı, araştıran, üzerine çalışan biriyim.

HELLO!: Bugüne kadar yer aldığınız işlerde sizi en çok zorlayan karakter hangisiydi ve neden?

S. Erginci: Sadece para kazanmak için yapmak zorunda kaldığım işler oldu. Her gün işkence gibiydi ama adını söyleyip saygısızlık etmek istemem.

HELLO!: Çok genç yaşlardan beri ekran önündesiniz. Şöhretle ilişkiniz değişti mi? Görünür olmakla kendiniz kalabilmek arasında nasıl bir denge kuruyorsunuz?

S. Erginci: Bir arkadaş masasında bile en çok ilgiyi gören kişi olmaktan sıkılırım, kaçasım gelir. Tahmin edersiniz ki tanınmak uzun yıllar kabusum oldu, nasıl davranacağımı da bulamadım. Baktım çoğunluğun takındığı bir tavır var gözlemlediğim, “Herhalde ben de böyle olmalıyım” dedim. Öyle davrandım, öyle konuştum, öyle giyindim. Sonra ne yalan söyleyeyim, baktım ki bu persona sinir bozucu, müthiş plastik biri, vazgeçtim. Şimdi umurumda değil oyuncu kimliğim ve şöhret. İnsanların ya da sektörün kabul edip etmemesi de umurumda değil. Görünür olduğum her yerde kendim gibi ve canım nasıl isterse öyle davranıyorum.

HELLO!: Geçtiğimiz yıl Mardin’deki nişanın ardından Sakız Adası’nda evlendiniz. Evlilik, hayatınıza beklenmedik neler kattı?

S. Erginci: Ev adresim değişti, yeni bir soyad aldım. Başka hiçbir şey değişmedi, evlenmeden önceki gibi ilişkimiz. Beklenmedik hiçbir şey olmadı yani.

HELLO!: Eşiniz Efe Saydut, İzmirli bir mimar. Onun mesleki bakış açısı sizin estetik anlayışınızı, hayata bakışınızı etkiliyor mu?

S. Erginci: Efe hayatı da mesleğini de çocuk heyecanıyla yaşayan biri. Aynı zamanda da müthiş disiplinli. Bu dengeyi kurabilmenin çok zor olduğunu düşünüyorum ve hayatımda, işimde uygulamaya çalışıyorum. Mimari sadece estetik açıdan hep ilgimi çekmiştir ama Efe’yle birlikte bakış açımın değiştiği, daha ilgimi çeken bir hal almaya başladı tabii.

HELLO!: Evlendikten sonra İstanbul ile Urla arasında yaşamaya başladınız. Nasıl akıyor yaşam Urla’da?

S. Erginci: Urla’da normal hayatı öğreniyorum. Yavaşlamaya çalışıyorum, keyif almaya çalışıyorum, doğal olana uyum sağlamaya çalışıyorum. İstanbul’da doğup büyüyen biri için güzel bir hayal gibi görünse de hiç kolay değil.

HELLO!: Son bir yılda kendinizle ilgili öğrendiğiniz en önemli şey ne oldu?

S. Erginci: Sevilmek için hiçbir şeye ihtiyacımın olmadığını öğrendim.

HELLO!: Hayatınızın bu dönemini üç kelimeyle anlatmanızı istesem hangi kelimeleri seçerdiniz?

S. Erginci: Köklenmek, tefekkür, özsaygı.

HELLO!: Aşk, kariyer ve hayatın bu yeni döneminde sizi en çok ne besliyor?

S. Erginci: Çevremdeki kimseye benzemeyen, çok fazla yeni insan tanıdığım bir dönemdeyim. Onların hayatını, ruhunu, psikolojisini incelemek en beslendiğim şey şu sıralar.

HELLO!: Bu aralar sizi heyecanlandıran; yeni keşfettiğiniz ya da öğrenmek istediğiniz bir şeyler var mı?

S. Erginci: Astrolojiye hep meraklıydım ama bilgim çok yüzeyseldi. Şimdi biraz daha derinleştirmeye, öğrenmeye çalışıyorum.

HELLO!: En büyük tutkularınızdan biri at binmek, Jojo adında bir de atınız var. Nasıl başladı binicilik serüveni ve nasıl gidiyor şimdilerde?

S. Erginci: Aslında bir iş için mecburen öğrenmem gerekti. O sette bırakmama sebep olacak travmalar da yaşadım atla ilgili. Ama biniciliği öğrendiğim hocam Şahbaz ve gittiğim çiftliğin etkisiyle devam ettim at binmeye. Ne yazık ki şu sıralar fırsat bulamıyorum ama yakında arayı kapatırım diye düşünüyorum.

HELLO!: Atlarla kurulan bağın sabır, güven ve denge gerektirdiği söylenir. Jojo’yla kurduğunuz bağ size kendiniz ve hayat hakkında neler öğretti?

S. Erginci: Asla at sahibi olmayı düşünmedim ama Jojo’yu görür görmez vuruldum gerçekten. Aynı gün de arkadaşımın Hatay’da depremden kurtardığını öğrenip ondan aldım Jojo’yu. Çevremde herkes dalga geçti uzun süre, “Gerçekten atın olamaz Sevda” diye. Şimdi daha yaygın tabii, o zaman bir tuhaf karşılanıyordu. Sonra öğrendim ki müthiş incelik ve emek isteyen, hassas bir dostluk bu. Hayatla, dostluklarla ilgili çok şeyi anlamamı sağladı. Özgürlüğü de yanlış bildiğimi öğretti bana Jojo. Uzun bir süre görmediğimde yanına utanarak gidecek kadar seviyorum onu.

HELLO!: Jojo’nun dışında köpeğiniz Bitter, kedileriniz Leyla ve Pudra ile kalabalık bir eviniz var. Hayvan sevgisinin size kattığı en güzel şey ne oldu?

S. Erginci: Bir bakışta ne istediklerini, ne sorunlarının olduğunu, neye ihtiyaçları olduğunu anlayabilecek kadar hassasiyet geliştirmemi sağladılar. Kendimi hep çok şanslı hissettiriyorlar.

© 2025 bmag - Tüm hakları saklıdır.

Iyzico ile ÖdeIyzico Logo