
Zamansızlığın peşinde: Rezzan Benardete
Röportaj: Rana Korgül Fotoğraflar: Cengiz Dikbaş
Finans eğitiminin ardından tasarıma yönelen Rezzan Benardete, mekanları estetik bir kompozisyonun ötesinde, içinde yaşayanların hikayelerini ve karakterlerini yansıtan kişisel dünyalar olarak ele alıyor. Sanat, antika, moda, mimari, seyahat ve gündelik hayattan beslenen tasarımcı; farklı dönemleri, malzemeleri ve stilleri özgürce bir araya getirerek katmanlı, zamansız ve kendine özgü atmosferler yaratıyor. Klasik parçalarla çağdaş tasarımları, antikalarla modern yüzeyleri ve sanat eserleriyle cesur renkleri kontrollü bir denge içinde buluşturan Benardete için bir objenin estetik değerinden çok, taşıdığı hikaye ve yarattığı duygu önem taşıyor. Renk, doku, malzeme, işçilik ve güçlü kontrastlar tasarım dilinin temelini oluştururken, zarif ve ölçülü estetiğinin içine sürprizli seçimler katmayı seviyor. Konutlardan restoranlara, ofislerden yatlara uzanan farklı ölçeklerdeki projelerinde kullanıcıların ihtiyaçlarını ve yaşam biçimlerini dinleyerek kendi çizgisini koruyan Benardete, özellikle kişisel izler taşıyan ve zaman içinde anlam kazanan mekanlar yaratmaya odaklanıyor. Rezzan Benardete Interiors’ın bugün benimsediği yaklaşım da daha fazla proje üretmekten çok, yıllar geçtikçe değerini koruyan, yaşayan ve her detayında kendine özgü bir hikaye barındıran mekanlar tasarlamak üzerine kuruluyor. Benardete ile keyifli bir sohbete daldık.

HELLO!: Mekan tasarımına yönelmenizin hikayesi nasıl başladı? Bu mesleği seçmenizde belirleyici olan neydi?
Rezzan Benardete: Tasarım, iç mimari, sanat ve moda uzun zamandır hayatımın doğal bir parçası. George Washington University’de finans eğitimi aldım ve profesyonel hayatıma farklı bir alanda başladım. Buna karşın mekanlara, objelere ve görsel dünyaya olan ilgim hep benimleydi. Çocukluğumdan beri bulunduğum mekanlara dikkat ederdim; bir evin neden sıcak hissettirdiğini, bir restoranın neden insanı tekrar çağırdığını ya da bazı mekanların neden hafızada kaldığını düşünürdüm. Zaman içinde bunun güzel şeylere duyduğum ilgiden daha fazlası olduğunu fark ettim. Mekan yaratmak, farklı parçaları bir araya getirerek bir bütün oluşturmak ve insanların günlük hayatını daha güzel, daha konforlu hale getirmek bana çok doğal gelmeye başladı. 2010 yılında bu alanda daha yoğun çalışmaya başladığımda, kendimi hiç yabancı hissetmedim. Farklı bir eğitim ve kariyer geçmişinden gelmiş olmak bana önemli bir perspektif kazandırdı. Tasarıma estetik açıdan bakmanın yanında projenin bütünü, kullanıcı, işleyiş, bütçe ve uygulama tarafını da değerlendirebiliyorum. Bu nedenle mekan tasarımını hiçbir zaman dekorasyonla sınırlı görmedim. Benim için hayatın kendisiyle iç içe bir alan.
HELLO!: Tasarım dünyasında sizi besleyen kişiler, şehirler, dönemler ya da disiplinler hangileri?
R. Benardete: İlham kaynağım hiçbir zaman tek bir kişi ya da dönem olmadı. Yıllar içinde biriken deneyimlerden besleniyorum. Seyahatler, sanat, antika, moda, mimari, kaldığım oteller, gittiğim restoranlar ve müzeler, eski evler… Hepsi zihnimde bir yer ediniyor. Sanat ve antikanın hayatımda çok özel bir yeri var. Bir objenin görüntüsünden çok, hikayesiyle ilgileniyorum. Nereden geldiği, kim tarafından yapılmış olabileceği, hangi döneme ait olduğu benim için önemli. Yıllar önce aldığım bir obje, çok sonra yaptığım bir projeye ilham verebiliyor. Paris’in zamansızlığını, Milano’nun tasarımla gündelik hayat arasındaki doğal ilişkisini, Londra’nın eskiyle yeniyi yan yana getirme biçimini seviyorum. Fakat ilham almak için seyahat etmem gerekmiyor. Bir arkadaşımın evinde gördüğüm eski bir dolap, bir tablonun renkleri, güzel bir kumaş ya da sokakta karşıma çıkan bir renk birlikteliği bile zihnimde yer edebiliyor. Sürekli gözlem yapan biriyim. O anda kullanmasam bile gördüğüm şeyleri zihnimin bir köşesine koyuyorum. Tasarım sürecinde bütün bu birikim kendiliğinden ortaya çıkıyor.

HELLO!: Bir mekanı tasarlamaya başladığınızda ilk olarak neye odaklanırsınız?
R. Benardete: Özellikle konut projelerinde ilk sırada her zaman nihai kullanıcı var. O evde kim yaşayacak, nasıl bir hayatı olacak, neleri seviyor, neleri istemiyor, misafir ağırlıyor mu, evde ne kadar vakit geçiriyor? Bunları anlamadan doğru bir tasarım yapmanın mümkün olduğunu düşünmüyorum. Bizim yıllar içinde oluşmuş bir tasarım anlayışımız var. Fakat müşteriye kendi zevkimi empoze etmek istemem. Benim için asıl keyifli olan, onun beğenisini ve yaşam şeklini anlayıp bunu bizim tasarım dilimizle buluşturmak. Bazen müşterinin yıllardır sahip olduğu bir mobilya, ailesinden kalan bir antika ya da çok sevdiği bir sanat eseri bütün projenin çıkış noktasına dönüşebiliyor. Bir evi kişisel yapan da bu. Her şeyi sıfırdan ve kusursuz bir set halinde almak yerine, kişinin hayatından gelen parçaları yeni tasarımla buluşturmak çok daha anlamlı. Sonrasında mekanın mimarisine, ışığına, oranlarına ve kullanımına bakıyoruz. Tasarımın tek bir çıkış noktasından çok, bütün bu unsurların birbirini beslemesiyle oluştuğuna inanıyorum.
HELLO!: Tasarım çizginizi nasıl tanımlarsınız?
R. Benardete: Sanırım en doğru kelimeler; katmanlı, zamansız, klasik ama yaşanmış olurdu. Tek bir stile bağlı kalmayı sevmiyorum. Her şeyin aynı döneme, markaya ya da tasarım diline ait olduğu mekanlar bana fazla kontrollü geliyor. Daha doğal, zaman içinde oluşmuş hissi veren mekanlardan hoşlanıyorum. Bir antikayı çağdaş bir mobilyayla yan yana kullanmak benim için büyük bir zevk. Çok klasik bir mermeri parlak lake bir yüzeyle birleştirebilirim. Sade bir odanın içine güçlü bir renk ya da büyük bir sanat eseri koyabilirim. Bu kontrastları seviyorum. Amacım dikkat çekmekten çok, mekana girdiğinizde bütünün sizi etkilemesi ve güçlü bir karakter hissettirmesi. Tasarladığımız mekanların ilk bakışta merak uyandırmasını, zaman geçirdikçe detaylarının keşfedilmesini istiyorum.

HELLO!: Bir mekanın size ait olduğunu hissettiren temel kodlar neler?
R. Benardete: Farklı malzemelerin bir araya gelerek oluşturduğu katmanlardan söz edebilirim. Mekanın tek seferde yapılmış ve tamamlanmış gibi görünmesini sevmiyorum. Biraz zaman içinde oluşmuş hissi taşımasını isterim. Sanat ve antika benim için çok belirleyici. Mekana dekoratif bir unsurdan daha fazlasını katıyor, geçmiş ve kişilik getiriyorlar. Kitaplar, seyahatlerden alınan objeler, aileden kalan parçalar da çok değerli. Renk kullanmayı seviyorum. Parlak lake mobilyalar ve yüzeyler de işlerimizde sık kullandığımız unsurlardan. Fakat en önemlisi, bütün bunların birbirleriyle kurduğu denge. Kumaşın, duvar kağıdının, mobilyanın, mermerin, sanatın ve aydınlatmanın tek tek güzel olması yeterli değil. Birbirleriyle konuşmaları gerekiyor. Bizim işimizin büyük bir bölümü de bir orkestra şefi gibi bu dengeyi kurmak.
HELLO!: İyi tasarlanmış bir mekanla hafızada iz bırakan bir mekan arasında nasıl bir fark görüyorsunuz?
R. Benardete: İyi tasarlanmış bir mekan teknik açıdan her şeyi doğru çözülmüş bir mekan olabilir. Ölçek doğrudur, mobilyalar güzeldir, renkler uyumludur, dolaşım iyi çözülmüştür. Fakat içeri girdiğinizde hiçbir şey hissetmeyebilirsiniz. Hafızada kalan mekanların biraz daha kusurlu, daha kişisel ve mutlaka bir hikayesi olduğunu düşünüyorum. Her şeyin yeni, simetrik ve hiç dokunulmamış gibi göründüğü evlerle çok bağ kuramıyorum. Bir evde yaşayan insanların hayatından izler görmek istiyorum. Bunların eve enerji ve ruh kattığına inanıyorum. Bir mekanın sizi etkilemesi için güzel olması yeterli değil. Size bir duygu vermesi gerekiyor. Tekrar gitmek istemeniz, orada biraz daha vakit geçirmek istemeniz, çıktıktan sonra bir detayını hatırlamanız bence daha önemli. Zamansızlığı da biraz burada görüyorum.

HELLO!: Estetik ile işlev arasında nasıl bir denge kuruyorsunuz?
R. Benardete: Fotoğrafta güzel görünen bir tasarımı başarılı bulmuyorum. Sonuçta tasarladığımız mekanlar yaşamak için var. Özellikle konut projelerinde konfor alanı yaratmak benim için çok önemli. Bir koltuk çok güzel olabilir fakat üzerine oturmak istemiyorsanız orada bir problem vardır. Mutfak, depolama ve dolaşım gibi konuların projenin en başından çözülmesi gerekiyor. Konfor ile estetiğin birbirinin karşıtı olduğunu düşünmüyorum. İyi tasarım ikisini bir araya getirebilmeli. Yat projelerinde bu konu daha belirgin hale geliyor. Alan sınırlı ve her santimetrenin bir işlevi olmak zorunda. Buna rağmen iç ve dış mekan tasarımının mümkün olduğunca kullanışlı, rahat ve konforlu olması gerekiyor. Yatları şık mekanlar olmanın ötesinde, gerçekten yaşanabilir ve kullanılabilir alanlar olarak tasarlamak benim için çok önemli.
HELLO!: Moda ile iç mekan arasında nasıl bir ilişki kuruyorsunuz?
R. Benardete: Moda hayatımda önemli bir yere sahip. Ortağım Banu Bora ile kurduğumuz ITMFL sayesinde moda dünyasının içindeyim ve bu alanı yakından takip ediyorum. Bu yakınlık mekanlara bakışımı da etkiliyor. Özellikle renkler, kumaşlar, oranlar ve detaylar konusunda modadan çok besleniyorum. Bazen bir koleksiyondaki renk birlikteliği ya da bir parçadaki malzeme kullanımı zihnimde kalıyor ve daha sonra bir projede bambaşka bir şekilde karşıma çıkabiliyor. Fakat modayı doğrudan trend olarak iç mekana taşımayı sevmiyorum. Moda hızlı değişiyor, mekan uzun yıllar sizinle yaşıyor. Bu yüzden modadan bir his, renk ilişkisi ya da tavır alıp onu daha zamansız bir dile dönüştürmek bana daha yakın geliyor.
HELLO!: Zamansız bir mekan yaratmanın sırrı nedir?
R. Benardete: Zamansız bir mekanın mutlaka bej, nötr ya da sade olması gerektiğine inanmıyorum. Çok renkli, karakterli bir mekan da zamansız olabilir. Bence zamansızlığı sağlayan şey, seçimlerin gerçekten iyi olması. İyi bir antika 100 yıl önce güzeldi, bugün de güzel. Çok iyi işçilikle üretilmiş bir mobilya da yıllar sonra değerini kaybetmiyor. Bu nedenle trendlerden çok kaliteye, oranlara ve malzemeye güveniyorum. Güncel şeyleri seviyorum ve takip ediyorum. Fakat onları mekanın ana iskeletinden çok, zaman içinde değişebilecek katmanlarında kullanmayı doğru buluyorum. Bir evin sizinle beraber değişebilmesi çok güzel. Sanat eklenir, mobilyalar yer değiştirir, yeni objeler gelir. Zamansız mekan, değişime izin veren mekandır.

HELLO!: Yat tasarımı sizin için neden özel bir yerde duruyor?
R. Benardete: Küçüklüğümden beri ailemden gelen bir yelkencilik kültürü var. Deniz ve yelken hayatımın hep içindeydi. Yıllar sonra yat tasarlamaya başlamam bana profesyonel bir işten çok, hayatımda zaten var olan bir şeyin devamı gibi geldi. Yat tasarımının teknik zorluğunu da çok seviyorum. Alan sınırlı, her detayın bir nedeni var. Bir yandan bu teknik sınırlarla çalışırken sıcak, rahat ve gerçek bir ev duygusu yaratmaya çalışıyorsunuz. Bu süreç beni hâlâ çok heyecanlandırıyor.
HELLO!: Bugün üzerinde çalıştığınız projeler ve gelecek dönem için hedefleriniz neler?
R. Benardete: Şu anda konut, restoran, ofis ve yat projeleri üzerinde çalışıyoruz. Farklı tipolojilerin hayatımda bir arada olmasını seviyorum; her biri farklı düşünmeyi gerektiriyor. Özel üretim tarafı da bizi çok heyecanlandırıyor. Bir proje için sıfırdan mobilya tasarlamak, özel bir lake rengi oluşturmak, mermeri seçmek, kumaşları bir araya getirmek ve sonunda o mekana ait bir şey ortaya çıkarmak işin en sevdiğim taraflarından. Sanat ve zanaatla kurduğumuz ilişkiyi daha ileri taşımak istiyorum. Mekanlarda seri üretim hissinden mümkün olduğunca uzaklaşmayı seviyorum. Yat projeleri de benim için her zaman özel bir alan olarak kalacak. Rezzan Benardete Interiors’ın bundan sonraki dönemindeki asıl hedefim daha fazla proje yapmak değil; daha iyi, daha detaylı, daha kişisel ve yıllar sonra da değerini koruyacak mekanlar yaratmak.
HELLO!: Son olarak, sizin için ev ne ifade ediyor?
R. Benardete: Ev, insanın en gerçek hali. Dışarıda nasıl görünmek istediğimizle ilgili çok fazla şey var ama evde gerçekten kendimiz oluyoruz. Bu nedenle evin, sahibinin hayatını anlatmasını seviyorum. Bir evde sanat eserleri, kitaplar, aileden kalan parçalar, sevilen kumaşlar ve yıllar içinde biriken şeyler olmalı. Her şeyin aynı anda alınmış ve kusursuz göründüğü evlerden çok, zaman içinde oluşmuş evleri seviyorum. Biraz yaşayan, değişen, bazen eşyaların yerlerinin değiştirildiği, üzerine yeni şeyler eklenen mekanlar bana daha sıcak geliyor. Benim için ev konforlu ve çok kişisel olmalı. Kapıdan girdiğiniz anda bir başkasının evinde değil, tam olarak kendi yerinizde olduğunuzu hissettirmeli.












