
Mirela Cerica: “Gelecek artık beklediğim bir yer değil”
Röportaj: Sinem Kın
İstanbul’un enerjisi ve üretkenliği ile Brüksel’in sakin ritmi arasında kendine yeni bir yaşam kuran Mirela Cerica, son iki yılda hayatındaki pek çok değişimi aynı anda karşıladı. İkinci kez anne oldu, ailesi büyüdü; zamanı, çalışma biçimi ve seyahat alışkanlıkları değişti. Tüm bunlar tasarım dünyasına da daha dingin, rafine ve seçici bir bakış olarak yansıdı. 2026 yaz dönemini bu kez dört aylık bebeği ve ailesiyle Normandiya’dan İstanbul, Marmaris ve Bodrum’a uzanan daha yavaş bir rotada geçiren Mirela Cerica, bugün hem hayatında hem de markasında yeni bir dönemin eşiğinde. Kendi sözleriyle, artık geleceği uzakta bir hedef olarak değil; ailesi, markası ve hayal gücüyle kurduğu hayatın içinde görüyor.

HELLO!: İki yıl önce Brüksel’i hayatının daha merkezinde konumlandırdın. Bu değişim hayatında nasıl bir yeni dönem başlattı? Brüksel’de kurduğun hayatın en sevdiğin tarafı ne oldu?
Mirela Cerica: İstanbul ile Brüksel arasındaki hayat aslında benim için tamamen yeni bir şey değil; uzun yıllardır iki şehir arasında yaşayan biriydim. Ancak yaklaşık iki yıl önce Brüksel’i hayatımın daha merkezinde konumlandırmam, benim için gerçekten başka bir dönemin başlangıcı oldu. İstanbul benim için her zaman enerji, hareket, yaratıcılık ve üretim demek. Brüksel ise biraz daha durduğum, nefes aldığım ve hayatın daha küçük detaylarını fark edebildiğim bir alan yarattı. Özellikle son dönemde ailemin büyümesiyle birlikte bu sakinliğin benim için değeri çok daha arttı. Brüksel’de en sevdiğim şeylerden biri, hayatın daha yavaş bir ritimde akabilmesi. Ev, aile, doğa, çocuklarla geçirilen zaman, uzun sofralar, küçük kaçamaklar… Günlük hayatın çok basit anları daha görünür hale geliyor. Sanırım İstanbul’da sürekli bir şeylerin peşinden koşarken; Brüksel bana, bazen hiçbir yere yetişmek zorunda olmamanın da ne kadar değerli olduğunu öğretti. Bu değişim tasarım dilime de yansıdı. Daha az gürültü, daha fazla boşluk, daha fazla ışık ve daha fazla içsel derinlik aramaya başladım. ‘Future Arrived’ koleksiyonundaki dinginlik ve sessizlik duygusunun bir kısmının da hayatımın bu döneminden beslendiğine inanıyorum.
HELLO!: Yeni bir şehirde yaşamak tasarım dünyanı da değiştirdi mi? Brüksel’in mimarisi, sanat ortamı ve günlük hayatı koleksiyonlarına nasıl yansıyor?
M. Cerica: Kesinlikle... Bir tasarımcı için yaşadığı şehir aslında sürekli açık olan bir ilham panosu gibi. Farkında olmadan gördüğünüz binalar, ışık, sokaklar, insanlar, müzeler, hatta günlük hayatın ritmi bile tasarım dilinize giriyor. Brüksel’in benim üzerimdeki etkisi biraz daha sessiz ve rafine oldu. Şehrin tarihi mimarisiyle modern yapılarının yan yana durması, eski ile yeninin birbirini dışlamadan var olabilmesi bana çok ilham veriyor. Bir tarafta çok güçlü bir tarih ve zanaat duygusu, diğer tarafta çağdaş sanat ve modern Avrupa estetiği var. Benim tasarım dünyamda da bu karşıtlıklar her zaman önemliydi: organik ile mimari, geçmiş ile gelecek, feminenlik ile güç, yumuşaklık ile yapı…
Brüksel’de yaşamak bu karşıtlıklara daha farklı bakmamı sağladı. Aynı zamanda hayatın daha sakin ritmi, detaylara daha fazla dikkat etmemi sağlıyor. Bazen bir binanın cephesindeki küçük bir detay, bir müzedeki ışık kullanımı veya yağmurdan sonra bir sokağın rengi doğrudan bir koleksiyonun ruhuna dönüşebiliyor. Sanırım artık ilhamı yalnızca büyük ve dramatik şeylerde aramıyorum. Çok daha küçük, sessiz ve gündelik anların da güçlü bir estetik taşıdığını düşünüyorum.

HELLO!: Bu dönemin en büyük değişimlerinden biri de ikinci kez anne olman. Yıllar sonra yeniden anne olmak nasıl bir duygu? İkinci çocukla anneliği daha farklı mı deneyimliyorsun?
M. Cerica: İkinci kez anne olmak çok farklı ama aynı zamanda çok tanıdık bir duygu. İlk çocukta her şey biraz daha bilinmezlik ve keşif üzerinden ilerliyor. İkinci çocukta ise aynı mucizeyi daha sakin, daha bilinçli ve belki de daha derinden yaşıyorsunuz. Alexander Draig’in gelişi bizim için beklenmedik ama çok özel bir armağan oldu. Onunla birlikte hayatımızın ritmi bir anda yeniden değişti. Fakat bu kez o değişime direnmek yerine tamamen teslim olabildiğimi hissediyorum.
İlk anneliğimde zamanın nasıl geçtiğini anlamadan her şeyi yetiştirmeye, kontrol etmeye çalışıyordum. Şimdiyse bazı anların sadece yaşanması gerektiğini biliyorum. Bir bebeğin kokusu, bir gülümsemesi, emzirirken oluşan o sessizlik… Bunların ne kadar kısa süreli olduğunu bildiğiniz için çok daha fazla kıymet veriyorsunuz.
HELLO!: Anne olmak yaratıcı tarafını ve çalışma biçimini nasıl etkiliyor? Tasarımcı Mirela ile anne Mirela arasındaki denge zaman içinde değişti mi?
M. Cerica: Kesinlikle değişti. Ama bunun yaratıcılığımı azalttığını değil; tam tersine daha derin ve daha seçici hale getirdiğini düşünüyorum. Anne olduktan sonra zaman benim için çok daha değerli bir kavram oldu. Eskiden saatlerce çalışabilmek, sürekli hareket halinde olmak ve her şeye yetişmek mümkün görünüyordu. Şimdiyse zamanı daha bilinçli kullanıyorum. Her projeye, her fikre ve her karara aynı enerjiyi vermek istemiyorum. Bu da beni daha seçici yaptı.
Tasarımcı Mirela ile anne Mirela arasında artık bir rekabet olduğunu düşünmüyorum. Birbirlerini besliyorlar. Annelik bana sezgiyi, sabrı ve gerçekten önemli olanı ayırt etmeyi öğretti. Tasarım ise bana hâlâ hayal kurabileceğim, kendi dünyamı yaratabileceğim alanı veriyor. İki çocuk büyütürken bir moda markasını da büyütmeye devam etmek elbette sürekli bir denge gerektiriyor. Ama artık dengeyi her gün yüzde 50 - 50 olmak gibi görmüyorum. Bazen aile daha fazla alan kaplıyor, bazen yaratıcı tarafım. Önemli olan, uzun vadede ikisinin de hayatımın içinde var olabilmesi. Sanırım bugün çok daha az şey yapıp, yaptığım şeylerin daha fazla anlam taşımasını istiyorum.

HELLO!: Biraz da yeni koleksiyonundan konuşalım. 2026-2027 Sonbahar-Kış koleksiyonunu hazırlarken çıkış noktan neydi? Bu sezon Mirela Cerica kadınını nasıl tanımlıyorsun?
M. Cerica: ‘Future Arrived’ koleksiyonu ile geleceğe baktıktan sonra, yeni sezonu düşünürken benim için en önemli mesele geleceğin insan üzerindeki etkisine biraz daha içeriden bakmak oldu. Ben her koleksiyonda önce bir kadın hayal ediyorum. Sonra onun nerede yaşadığını, nasıl hissettiğini, nasıl hareket ettiğini ve neye ihtiyaç duyduğunu düşünüyorum. 2026-2027 Sonbahar-Kış kadını da benim için bu anlamda daha olgun, daha bilinçli ve kendi kimliğiyle çok daha barışık bir kadın. Onu güçlü göstermek için sertleştirmeye ihtiyaç duymuyorum. Tam tersine, gücünü sakinliğinden alan bir kadın hayal ediyorum.
Mirela Cerica kadınının zamansızlığı burada da çok önemli. Trendleri takip eden değil, kendi estetik kodlarını oluşturan bir kadın. Giydiği parçanın sezonluk bir görüntüden daha fazlasını taşımasını istiyor. Yeni koleksiyonda da markanın feminen, mimari ve zamansız DNA’sını korurken daha güçlü bir karakter ve daha rafine bir duruş üzerine çalışıyorum. Benim için mesele yalnızca yeni bir sezon yaratmak değil; Mirela Cerica kadınının hikayesini bir sonraki bölüme taşımak.
HELLO!: Peki genel olarak yeni sezona baktığında 2026-2027 Sonbahar-Kış modasında bizi neler bekliyor? Sence sezonun öne çıkan renkleri, siluetleri ve parçaları neler olacak? Gardırobumuza mutlaka eklememiz gerekenler hangileri?
M. Cerica: Ben modayı tek tek trendlerden ziyade daha büyük bir dönüşüm üzerinden okumayı seviyorum. 2026-2027 Sonbahar-Kış sezonunda da bence kadınların daha karakterli, daha zamansız ve daha kişisel bir gardıroba yöneldiğini göreceğiz. Özellikle güçlü ama kadınsı siluetlerin, bedeni takip eden formlarla daha yapısal parçaların birlikte kullanılması benim için çok önemli. Bir görünümün hem heykelsi hem de duyusal olabilmesi ilgimi çekiyor. Renklerde de zamansız nötrlerin yeniden çok güçlü olacağını düşünüyorum. Kahve, derin bordo, kırık tonlar, sıcak toprak renkleri gibi daha sofistike tonların dönemsel olarak daha güçlü ve dikkat çekici renklerle birlikte kullanılması çok güzel bir denge yaratıyor. Gardıropta ise benim için mutlaka yatırım yapılması gereken parçalar, sezon geçtikten sonra da giyilmeye devam edecek güçlü parçalardır. İyi bir ceket, kusursuz bir gece elbisesi, güçlü bir deri veya süet parça ve karakter sahibi bir aksesuar her zaman değerini korur. Ben “Bu sezon bunu mutlaka almalısınız” demekten çok, “Bunu beş yıl sonra da giymek ister misiniz?” sorusunu daha önemli buluyorum.

HELLO!: İstanbul ve Brüksel arasında kadınların moda ve giyimle kurduğu ilişki açısından seni en çok şaşırtan farklılıklar neler oldu? Avrupa’da yaşamak markanın geleceğine dair bakışını değiştirdi mi?
M. Cerica: İstanbul ve Brüksel’de kadınların moda ile kurduğu ilişki gerçekten farklı ama ikisinin de kendine özgü çok güçlü tarafları var. İstanbul’da moda çok daha enerjik, görünür ve dönüşüm odaklı. Kadınlar giyinmeyi bir ifade biçimi olarak çok güçlü yaşıyorlar. Renk, aksesuar, siluet ve detay kullanımı konusunda daha cesur bir yaklaşım görebiliyorsunuz. Brüksel’de ise daha sessiz bir özgüven hissediyorum. Kıyafetin kendisini bağırmasından ziyade, kişinin onu nasıl taşıdığı daha önemli. Daha sade bir görünümün içinde çok güçlü bir karakter olabiliyor. Bu fark benim için çok öğretici oldu. Çünkü Mirela Cerica’nın zaten sahip olduğu feminenlik ve güçlü estetik kimliğin yanında, sessiz lüks ve kişisel stil kavramlarına daha fazla odaklanmaya başladım. Avrupa’da yaşamak markanın geleceğine dair vizyonumu da genişletti. Mirela Cerica’nın yalnızca belirli bir coğrafyaya ait bir marka olarak değil, farklı kültürlerde karşılık bulabilecek, güçlü ve evrensel bir estetik dili olan bir moda evi olarak konumlanmasını istiyorum. İstanbul markamın köklerinden biri. Avrupa ise onun dünyaya açılan pencerelerinden biri.
HELLO!: Son iki yılda, yaşadığın şehirden aile hayatına kadar pek çok şey değişti. Bütün bu değişimin ardından bugün kendini ve markanı nasıl bir dönemde görüyorsun? Bundan sonrası için hayalin ne?
M. Cerica: Sanırım hayatımın en olgun ama aynı zamanda en açık dönemlerinden birindeyim. Son iki yıl bana çok şey öğretti. Şehir değişti, ailem büyüdü, yaşamın ritmi değişti, önceliklerim değişti. Ama bütün bu değişimlerin içinde aslında kendime daha çok yaklaştığımı hissediyorum. Bugün daha sakinim ama daha az hırslı değilim. Sadece neyin peşinden gitmeye değer olduğunu daha iyi biliyorum. Mirela Cerica açısından da benzer bir noktadayım. Markanın DNA’sının artık çok daha net olduğunu hissediyorum. Feminenlik, zamansızlık, mimari estetik, doğa, güçlü semboller ve geleceğe dair romantik bakış… Bunların hepsi artık birbirinden bağımsız unsurlar değil; tek bir dünyanın parçaları. Bundan sonraki hayalim, bu dünyayı daha da büyütmek. Mirela Cerica’nın yalnızca kıyafetleriyle değil, kendi estetik dili, mimarisi, hikayesi ve kültürüyle tanınan uluslararası bir moda evi olması. Ama bunu yaparken hayatın kendisini kaçırmak istemiyorum. Çocuklarımın büyüdüğünü görmek, ailemle kurduğumuz hayatı yaşamak, üretmeye devam etmek ve bütün bunların birbirini beslemesine izin vermek istiyorum. Belki artık geleceği eskisi gibi uzakta bir hedef olarak görmüyorum. ‘Future Arrived’ benim için yalnızca bir koleksiyonun adı değildi. Hayatımın geldiği noktayı da anlatıyordu. Gelecek artık beklediğim bir yer değil. Kendi ellerimle, ailemle, markamla ve hayal gücümle kurduğum bir hayatın içinde yaşamaya başladığım bir yer.

HELLO!: Biraz da geride bıraktığımız yaz sezonundan konuşalım. İki çocukla yapılan tatiller hayatınızın ritmini ya da rotasını değiştirdi mi? Bu yazdan aklında kalan, “İyi ki” dediğin bir yer ya da an var mı?
M. Cerica: Bu yaz, iki çocukla birlikte tatilin ritmi ister istemez biraz değişti. Bebeğimiz henüz dört aylık olduğu için her şeyi daha yavaş, daha sakin ve daha az programlı yaşamaya başladık. Her yaz vazgeçilmezimiz olan Ibiza, Patmos ve Leros bu kez rotamızda değildi. Dört aylık bir bebekle adaların öngörülemeyen rüzgarlarını da düşünerek daha kolay ulaşılabilen, daha sakin rotalara yöneldik. İlk durağımız, normalde kış aylarında şatoları ve ormanları için gittiğimiz Normandiya oldu. Bu kez şato yerine deniz kenarında, tarihi bir yazlık evde kaldık. Açıkçası çok güzel bir sürprizdi; çünkü yazın en unutulmaz anları ve kızım Siena Rose’un sörf tutkusu orada başladı. Normandiya’nın yazını çok sevdim. Serin ve ferah iklimi, kendine özgü denizi, hipnotize edici güzellikteki gün batımları, nezih kalabalığı, çabasız şıklığı, kızımın sörf okulu… Bir de tabii mutfağı ve dolayısıyla nefis restoranları. Taze deniz ürünleri, balıklar, Fransız pastane ürünleri ve peynirleri… Benim için piknik yapmak başlı başına bir keyiftir; orada plaj pikniği alışkanlığımızı başlatmış olduk. Her şey çok sade ama çok karakterli. Çocuklarla birlikte acele etmeden, gerçekten yavaşlayabildiğimiz bir tatil oldu. Sonrasında Türkiye’ye geçtik. İstanbul, Marmaris ve Bodrum arasında hem sevdiklerimizle buluştuk hem de özlediğim o tanıdık yüzlere, tatlara, kokulara ve manzaralara kavuştuk. Sanırım bu yazın benim için en güzel tarafı da buydu: Daha az plan, daha yavaş bir tempo ve hayatı biraz daha akışına bırakmak. İki çocukla tatil yapmak belki rotalarımızı değiştirdi ama bana başka türlü bir yazın da ne kadar güzel olabileceğini hatırlattı.

HELLO!: Bir tasarımcı olarak seyahat stiline de farklı bir gözle baktığını düşünüyorum. Tatil bavulunu hazırlarken hangi parçalar senin için vazgeçilmez? Gündüzden geceye kolayca uyarladığın parçalar var mı? Bir Mirela Cerica tatil bavulunun olmazsa olmazları neler?
M. Cerica: Tatil bavulum konusunda minimalist olduğumu söyleyemem; tam tersine, seçeneklerimin bol olmasını seviyorum. Öncelikle markama ait mayolar, elbiseler ve kimonolar; ardından bandanalar, rengarenk gözlükler, bolca takı ve her an kullanılabilecek minik tülbentler ile dev Hint şallarım mutlaka bavulda olur. Tülbent ve şalları hem havlu hem de pareo olarak kullanıyorum; plajdan akşam yemeğine geçerken mayolarımla birlikte en kurtarıcı parçalar oluyorlar. İstiridye aksesuarlı mayo ve elbiselerimiz benim için tatilin ana karakterleri. Bir mayoyu gün içinde tek başına giyip akşam üzerine bir etek, şal ve güçlü takılar ekleyerek tamamen başka bir görünüme dönüştürmeyi seviyorum. Bir de benim için tatil bavulunun biraz renkli, biraz da maksimalist olması gerekiyor. Rengarenk gözlükler, üst üste takılmış takılar, bandanalar, Fas terlikleri, parmak arası terlikler… Tatilde normalden biraz daha fazla renk, desen ve dokuyu bir arada kullanmayı seviyorum. Ve tabii güzellik tarafı: Saçlarım için doğal yağlar ve ailem için farklı koruma derecelerinde bolca güneş kremi her zaman yanımda.
Kısacası benim tatil bavulum biraz Mirela Cerica, biraz Akdeniz, biraz bohem ve bolca renk.
Benzer Haberler

Bir yaz böyle geçti: Ünlülerin yaz albümü

Etel Baler: “Benim küçük lükslerim”

Zamanı durduran stil: 60'ların efsanevi ruhu, Rainey kardeşlerin moda anlayışında nasıl yaşıyor?









