
YAT ŞEFLERİ İSYANDA!
Kölelik sisteminde çalışıyor, mesaisi bitmiyor, yorgunluğu sona ermiyor, mental sağlığı günden güne bozuluyor. Hayatının elinden kayıp gidişine seyirci kalan yat şefi, yaşamına kavuşmak istiyor.
Hiç kolay bir iş değildir yat şefliği. Saatlerce ayakta çalışır, yat sahibi ve konuklar uyanmadan uyanır, kahvaltıdan akşam yemeğine dek, içki saatinden çay saatine dek, gece sandviçlerinden yarının tatlısını geceden hazırlamaya dek çalışır, saçını da bedenini de süpürge eder. Peki sadece beden midir yorulan? Elbette değildir. Her gün farklı menü hazırlamanın, bu menüleri doğru zamanda yetiştirmenin, alışverişin, koordinasyonun, konukların bitmek bilmez isteklerinin üzerlerinde yarattığı baskının beyni yormasıyla akıl da bu yat şefiği yolunda süpürge olur. Çünkü restoranda bir aşçı bir ekiple birlikte çalışır, yat şefi ise bütün bu sorumluluğu sırtında tek başına taşır.
Hiç böyle düşünmemiştiniz değil mi? Ne olacak ki, alt tarafı yemek! İki balık bir salata ne kadar zor olabilir ki? Keşke iki balık, bir salata ile kalsaydı. Sabah poğaçalarından kruvasanlara, ekşi maya ekmekten glutensiz ekmeklere, karidesler kalamarlar ahtapotlardan kuzu incikler ve bonfilelere, oradan cheesecake’ler pannacotta’lar, sushi’siydi, noodle’ydı, pidesi, lahmacunuydu, firik pilavı ya da risotto’suydu derken gün bitmez! O yüzden de artık yat şefleri isyandalar!
Nedir bu isyanın içeriği? Tamam, yat şefi maaşları çok yüksek. Hatta yat sahipleri bu maaşların alıp başını gitmiş olmasından şikâyetçiler ama işte tam da yukarıda yazdığım sebeplerden bu maaşlar karadaki maaşlardan daha yüksek. Ancak artık yat şeflerinin haletiruhiyesini para da kurtaramıyor. Parayı verip düdüğü çalamıyoruz yani. Kendine zaman ayırmak, aile kurmak, sevgili yapmak, bir sarılmaya muhtaç kalmamak, doğru düzgün uyuyup uyanmak, düzgün yemek yemek gibi temel ihtiyaçlarını karşılayamayan, kısaca hayatının elinden kayıp gidişine seyirci kalan, bu koşullar yüzünden de mental sağlığı artık yerinde olmayan yat şefi hayatına yeniden kavuşmak istiyor. Peki bu nasıl olacak? Rotasyonlu işlerle!
NEDİR BU ROTASYON?
Uluslararası yat sektöründe artık her şef hatta yoğun çalışılan yatlarda çarkçı, kaptan, baş hostes gibi departman başlarının çoğu, rotasyonlu iş arıyor. Şefler tabiri caizse bu kölelik sisteminden çok yoruldular. Vur kırbacı, vur kırbacı nidalarıyla çalışılmıyor. Bu nedenle de özellikle kariyerlerinde yükselmiş şefler, rotasyonsuz iş kabul etmez hale geldiler.
Nedir bu rotasyon? Adı üzerinde aslında. Bir yata iki şefin birden işe alınması ve bu iki şefin rotasyon halinde dönüşümle çalışmaları. Yat, iki şefe birden full maaş ödemeye devam eder ancak şefler iki ay “on” iki ay “off” dediğimiz bir mesai paylaşımı ile çalışırlar. Yani şef, iki ay boyunca yatta görevini yapar, tam bunalıp yorulduğu noktada evinde dönerek görevini diğer şefe bırakır. Ancak çalışmadığı aylarda da maaş almaya devam eder. Bazı yatlar sous chef’ler için de rotasyon önerir ancak daha alt kademeler genelde 3x3, 5x1 gibi rotasyonlarda çalışabilirler.
Türk yat sektöründe maaşlar arttı artmasına ama halen Avrupa maaşlarına yetişemedi. Avrupa/Akdeniz’de 30 metre yatlarda minimum şef maaşı 5.000 Euro, 40 metre yatlarda ise 7.000 Euro. Türkiye’de ise 3.000 ila 5.000 Euro. Metre arttıkça maaş da artar. Amerika tarafında seyreden ya da Amerikalı sahipli tekneler ise Avrupa teknelerinin neredeyse iki katı maaş ödemeye başladılar. 28-30 metreler 7.000 dolar ödüyorlar. Örneğin yıllardır Atlantico aracılığıyla yatlara yerleştirdiğimiz ve her zaman başarı ile sezonlarını bitiren bir kadın Türk şefimiz, 11.000 dolar maaşla 50 metre bir Amerika yatında işe başladı. Bu yoğun işin karşılığı bu rakamları getiriyor. Ancak bu bile yetmiyor. Artık yatların yüzde 80’i rotasyon vermeye başladı. Çünkü iyi şefler, rotasyonsuz iş kabul etmiyorlar.
KÜRESEL STANDART: DENİZCİLİK ÇALIŞMA SÖZLEŞMESİ
Bu mevzu gerçekten uluslararası yat sektöründe ciddiye binmiş durumda. Rotasyonlar sayesinde yat şefleri ya da diğer departmanlar, hayatlarını doğru düzgün yaşayabilir hale geldiler. Aile kurabiliyor, çocuklarıyla vakit geçirebiliyor ve sektöre veda etmek zorunda kalmadan kariyer yapabiliyorlar. Sektör de nitelikli mürettebatı kaybetmemiş oluyor.
2025 yılı itibarıyla uluslararası yat sektörü, özellikle 2008 yılından bu yana hızla gelişmeye devam ediyor. Bu büyüme yalnızca tasarım ve teknoloji alanlarında değil, mürettebatın çalışma koşulları ve hakları bakımından da önemli dönüşümleri beraberinde getirdi. Bu dönüşümün en önemli kilometre taşlarından biri ise 2013 yılında yürürlüğe giren Denizcilik Çalışma Sözleşmesi (Maritime Labour Convention - MLC) oldu. MLC, Uluslararası Çalışma Örgütü (ILO) tarafından hazırlanmış ve bugüne kadar 100’e yakın ülke tarafından onaylanmış küresel bir standart. Temel amacı, denizlerde çalışan tüm mürettebatın insani ve güvenli koşullarda çalışmasını garanti altına almak. Bu sözleşme ile yatlar da dahil olmak üzere ticari deniz araçlarında çalışan mürettebatın;
• Çalışma ve dinlenme saatleri,
• Barınma ve hijyen standartları,
• Sağlıklı ve yeterli beslenme,
• Sağlık hizmetlerine erişim,
• Sözleşmeli çalışma ve sosyal güvenlik hakları gibi konularda net kurallar belirlenmiştir.
MLC’ye göre, bir denizcinin haftalık maksimum çalışma süresi 72 saati ve günlük ortalama 11 saati geçmemelidir. Aynı zamanda her 24 saatte en az 10 saat, her yedi günde ise en az 77 saat dinlenme süresi tanınmalıdır. Bu süreler, yat sahibi gece tekneye sarhoş geldiğinde işkembe çorbası içemesin diye değil, başta yatın güvenli seyri, sonrasında da mürettebatın ruhsal ve fiziksel sağlığını korumaya yöneliktir. Bu kuralların ihlali, sadece etik dışı değil; aynı zamanda yasal sonuçlar doğurabilecek ciddi bir sorumluluktur. Çünkü denizde yaşam koşulları, kara şartlarından farklıdır ve düzensiz uyku, kötü beslenme ya da aşırı yorgunluk gibi faktörler, mürettebatın sağlığını ve güvenliğini doğrudan etkiler.
YA TÜRKİYE’DEKİ UYGULAMA?
Haydi kendimize dürüst olalım, Türkiye’deki yatlar bu kurallara dahi uymuyor. Geçmişten gelen bir gelenekle yat mürettebatı “kışın çalışmıyoruz o yüzden yazın da el pençe divan, bize her söyleneni yapıyoruz” diye sonsuz bir sebat ile sezona başlıyorlar. En başta kaptan bu şekilde çalışmaya alıştığı ve alıştırıldığı için, yat sahibine sesini çıkarıp hakkı olan izin saat ve günlerini alamıyor, mürettebatına da bu izinleri uygulayamıyor. Yani böyle gelmiş böyle gidiyor. Bedensel ve ruhsal olarak çöken mürettebat, yat sahibinin de güvenliğini tehlikeye atacak hatalar yapmaya açık oluyor. Bu olmasa bile, yatta huzur kalmıyor. Ne iyi bir hizmet verebiliyor ne de yüzü gülüyor. Hatta sezon ortasında kaçıp gitmeyi düşünüyor çünkü çok yoruluyor, tahammülü azalıyor, mutsuz! İşte bu aşamada rotasyon devreye giriyor. Bu yazıyı okuyan ve rotasyon konusunu hiç duymamış yat sahiplerinin “Olur mu canım öyle şey!” diye içlerinden söylendiklerini duyar gibiyim. “Yani hem çalışmayacak hem para vereceğiz öyle mi? Yatımda çalışan şef için çift maaş mı ödeyeceğim yani?”
Cevabımız evet. Özellikle yoğun charter yapan bir yat ise ya da bir yat sahibi olarak Haziran ayında teknenize gelip Eylül’e dek tekneden neredeyse inmiyorsanız, şefinizin sinir krizi geçirip kapının arkasında elinde bıçakla sizi beklemesi olasılığını bertaraf etmek için rotasyon önermenizde fayda var.
İşin şakası bu. Gerçeği ise yat sahiplerine son derece saygımla soruyorum: Siz aynı koşullarda çalışmak zorunda kalsaydınız ne yapardınız? Kendinizi şefinizin ve mürettebatın yerine koyun lütfen. Almak istediğiniz güzel hizmet ve gülümseyen yüzler için hem maaş meselesi hem de rotasyon konusunu lütfen ciddiye alın. Dünya değişti, Türk yat sektörünün de bu değişimlere açık olması ümidimle.☸












