
Alanya sualtı mağaraları: Akdeniz'in yeraltı
YAZI VE FOTOĞRAFLAR: ALİ ETHEM KESKİN
Yıllar önce Akdeniz’de seyreden bir teknede oyalanmak için deniz haritalarını inceliyordum. Kuzeyden başlayıp güneye doğru haritaları tek tek incelerken sıra Alanya’ya gelince bir yazı dikkatimi çekti. Alanya Kalesi’nin bulunduğu bölümde bir sualtı mağarası işaret edilmişti. Bu, dikkat çekiciydi zira deniz haritalarında genellikle sığlıklar, batıklar ve seyre kapalı bölgeler işaretlenir. Bir sualtı mağarası neden bu haritada işaretlenmişti? Her durumda bu, bölgenin aklıma kazınmasına yetmişti. Kendi kendime “bir gün mutlaka bu sualtı mağarasına dalmalıyım” demiştim. Zaman içinde ilgim başka sualtı projelerine kaydığı için Alanya’ya gidip bu mağaraya dalmak aklımdan çıkıp gitti. Ta ki ekip arkadaşım ve dalış eşim Doruk Dündar bana bir teklifte bulunana kadar: “Alanya Kalesi’nin altında sualtı mağaraları var. Ben uzun yıllar önce dalmıştım, şimdilerde deneyim ve ekipman olarak o bölgede mağara dalışlarıyla ayrıntılı keşif yapabilecek durumdayız. Birlikte gidip araştırmaya ne dersin?”
İlginç bir tesadüftür ki çocukluk yıllarımda ailemle gittiğim Alanya’da Damlataş Mağarası’nı ziyaret etmiş ve hayatımda ilk kez bir mağarayla tanışmıştım. Soğuk ve nemli ortam, loş ışıklar altındaki sarkıt ve dikitler beni çok etkilemişti. O gün hissettiklerim ve gördüklerim hâlâ gözümün önünden gitmez. Damlataş’taki bu ilk mağara deneyiminden yıllar sonra mağara araştırmacısı olacağım ise hiç aklıma gelmezdi…

Antalya’nın Alanya ilçesi sıra dışı bir coğrafyaya sahip. İlçe merkezinin çevresinde geniş ölçüde düz veya hafif dalgalı bir ova uzanmasına rağmen sahilde 250 metrelik, yükseklerinde Alanya Kalesi’nin bulunduğu yarımada özelliğinde bir kayalık tepe bulunuyor. Devasa kayalık, çevredeki düz alanlara kıyasla daha sert ve dirençli bir kireçtaşı kütlesinin tektonik hareketlerle yükselmesi ve ardından milyonlarca yıl boyunca erozyonla çevresinden “soyutlanması” sonucu oluşmuş. Bu ihtişamlı karstik yapı yalnızca coğrafi anlamda değil, tarihsel ve kültürel olarak da önem taşıyor; Alanya Kalesi’nin yanı sıra Selçuklu Tersanesi, Kızılkule gibi tarihi değerleriyle, manzara seyir noktalarıyla Türkiye’nin kıyı coğrafyasında özel bir yere oturuyor. Ayrıca Damlataş, Korsanlar, Âşıklar, Fosforlu mağaraları gibi güzellikleri ve efsaneleriyle ziyaretçileri büyüleyen eşsiz oluşumlar barındırıyor. Tarih boyunca stratejik bir nokta olan Alanya Yarımadası, Selçuklu ve Osmanlı dönemlerinde de canlı bir liman ve ticaret merkeziydi. Bugün ise tarihi dokusu, doğal zenginlikleri ve manzarasıyla Alanya’nın simgesi durumunda.
Dalış noktalarının büyük kısmı Alanya Yarımadası’nın etrafında yer alıyor. Yükseklerinde Alanya Kalesi’nin bulunduğu yarımadanın doğusunda Alanya Yat Limanı ve tarihi Selçuklu Tersanesi, batısında Kleopatra Plajı yer alıyor, güneyindeyse açık Akdeniz uzanıyor. Yarımada kuzeyden dar bir kara bağlantısıyla da anakaraya bağlanıyor. Bir akşam öncesinden dalış yapacağımız teknenin bağlı olduğu yeri görmek ve tekneyi incelemek için Alanya Yat Limanı’na gidiyor, tekne personeliyle tanışıyor ve sabah buluşma saatimizi belirliyoruz. Ama ertesi gün erkenden yat limanına gittiğimizde teknemizi yerinde bulamıyoruz. Emin olmak için bütün limanı baştan aşağı dolaşıyoruz ama ortalarda yok. Meğer bir teknede yangın çıkmış ve bizim dalış teknesi tedbir için açıkta alargada güvenliğin sağlanmasını bekliyormuş. Bir saatlik gecikmeyle nihayet denize açılıyoruz.

Dalış noktalarının çoğu Alanya Yat Limanı yakınında, tekneler genellikle 20-25 dakikada dalış bölgesine ulaşıp demirlemiş oluyor. Biz de tekne limandan ayrıldıktan sonra zaman kaybetmeden ekipmanları hazırlayıp dalış elbiselerini giyiyoruz. Tüm hazırlıkları ve kontrolleri yaptıktan sonra da teknenin arkasındaki platformdan teker teker suya atlıyoruz. İlk önce dalış rehberimiz Ayşen Aşkım Acarlar, arkasından ben ve en son Doruk.
Dalış ekipmanlarıyla suya atlayınca önce bir metre kadar batarsınız. O an gözünüzün önünde biriken hava kabarcıkları sebebiyle adeta bir sis tabakası içinde kalırsınız. İşte o an insan kendini çok çaresiz hisseder çünkü hiçbir şey göremezsiniz. Su sizi esir almış gibi bir hisse kapılırsınız. Sonra yüzeye çıkarsınız ve tekneye her şeyin yolunda olduğu işaretini verirsiniz. İşte bundan sonra işin en eğlenceli yanı olan dalış başlar.












