
Yok oluşun kıyısında: Kaçkarlar ve Karçallar
Doğu Karadeniz kıyı şeridi boyunca ilerlerken rotayı sahilden Kaçkar Dağları’na doğru çevirdiğimizde denizin mavisi yavaş yavaş yerini ormanın yeşiline bırakır. Coşkulu dereler, taş kemer köprüler, yamaçlardaki eski ahşap konaklar yolculuğa eşlik etmeye başlar. Derken bu manzara da yavaşça değişir ve uzaklarda, bulutların arasından belli belirsiz çıplak ve vahşi dağlar başlarını çıkarır. Bu yüksek dağ silsilesi, artık başka bir ekosisteme girildiğinin işaretidir.
Kaçkar ve Karçal Dağları, Doğu Karadeniz’in doğal ve kültürel miras açısından en önemli dağ silsileleri arasında. Doğu Karadeniz Dağları’nın en yüksek bölümü Kaçkarlar, Rize’nin Çamlıhemşin ve İkizdere ilçeleriyle Artvin’in kuzey kesimlerine yayılıyor, silsilenin güney yamaçları ise Erzurum sınırlarına giriyor. Karçal Dağları da Artvin il sınırlarında uzanıyor.
Ladin, kayın, sarıçam, göknar, gürgen gibi türlerin ağırlıkta olduğu ormanların süslediği Kaçkar ve Karçal dağları flora ve fauna zenginliğiyle dikkat çekiyor. Her ikisinde de Doğu Karadeniz’e özgü bir çiğdem türü Crocus scharojanii, ziyaretçileri yükseklerde hiç yalnız bırakmıyor. Ur keklik, bıldırcın, kısa ayaklı atmaca dağda her an görebileceğiniz kuşlardan sadece birkaçı. Bu dağların gerçek hâkimi bozayı ise kendisini kolay kolay göstermese de dört bir yana ayak izlerini bırakıyor. Son yıllardaki koruma çabalarıyla çengel boynuzlu dağ keçilerinin sayısı da giderek artıyor.
52 bin 500 hektarlık bölümü “milli park” statüsünde olan Kaçkar Dağları’nın zirvesi 3932 metre ama tırmanması en zorlu olanı 3709 metrelik Verçenik. Karçallar’ın en yüksek noktasıysa ise 3428 metre.
Kaçkar ve Karçal dağları, Neotetis Okyanusu’nun Üst Kretase’de (yaklaşık 65 milyon yıl önce) kapanması ve Pontid-Anatolid kıtalarının çarpışması sonucunda oluşmuştu. Dağlara ilerleyen yol boyunca önce bu okyanusun jeolojik delilleri görülüyor. Sonra daha yükseklerde ise bu okyanusun kapanmasıyla meydana gelen çarpışmanın ürünleri olan granitler ve volkanik kayaçlar. Milyonlarca yıl önceki çarpışma, bu dağların tüm zirvelerinin bir volkanik kayaç olan bazalt ile kaplanmasına neden olmuştu. Çarpışma ile yükselen dağlarla birlikte volkanik kayaçlar da yükseldi ve bu dağların zirvelerini oluşturdu.
Hem Kaçkar hem Karçal dağları buzul topoğrafyası açısından çok zengin. Kaçkar zirvesi buzullarla çevrili. Kuzeyde Büyük ve Küçük Buzul, güneyde ise Ergör Buzulu tüm görkemleriyle dağı süslüyor. Karçal zirvesi de son yıllarda keşfedilen kaya buzullarıyla çevrili. Her iki dağ silsilesindeki buzulların hareketleri sonucunda oluşmuş çukurlarda biriken sular masmavi buzul gölleri oluşturmuş. Yayvan buzul vadileriyle kaplı Kaçkar Dağları Milli Parkı’nda yaklaşık 150 buzul gölü var.
BUZULLAR ERİYOR
Bir bölgede buzul hareketlerinin en bariz iki delili buzul vadileri ve buzul gölleri. Buzullar soğuk dönemlerde aşağıya doğru uzanır; sıcak dönemlerde ise gerilere, dağların yüksek kesimlerine çekilir. Buzullar tıpkı dereler gibi akar. Ama akışlar bazen gözle görülemeyecek kadar yavaştır ve taşıdıkları “moren” denilen buzul taşlarıyla zemini örseleyerek düzeltir. Böylece V biçimli vadiler aşınarak U biçimli yayvan vadilere dönüşür. Bazı noktalarda ise çukurlar oluşur. Bu çukurlar zaman içinde dolarak buzul göllerini oluşturur. Buzulların hareketleri onbinlerce yıldır bu dağların şekillenmesinde çok önemli rol oynadı.
Ancak bu iki dağ sırasını bekleyen çok büyük bir tehlike bulunuyor: Buzullar hızla küçülüyor.
Dağlardan akarak ovaları besleyen derelerin çoğunluğunun kaynağı yüksek dağlardaki buzullardır. Buzul gölleri Türkiye’nin en temiz su kaynakları ve mutlaka korunmaları gerekiyor. Ancak küresel ısınma bu şekilde devam ederse dağlardaki buzullar çok kısa bir süre içinde yok olacak, o zaman gürül gürül akan dereler de kuruyacak. Coğrafyacı Sırrı Erinç 1948 yılında Büyük Buzul’un 2850 metre rakımda olduğunu, uzunluğunun ise 1750 metreye ulaştığını, aynı şekilde 1100 metre uzunluğunda olan Küçük Buzul’un da 2940 rakıma kadar gözlendiğini saptamıştı. Ancak coğrafyacı Prof. Dr. Mehmet Akif Sarıkaya’nın 2004 yılında yaptığı çalışmada büyük buzulun 930 metre, küçük buzulun da 410 uzunluğa düştüğü ve her iki buzulun da dağın daha yüksek kesimlerine çekildiği tespit edildi.
Kaçkar Dağları’na ilk kez 1994 yılında doktora çalışmam için gittim, hem Büyük hem Küçük Buzul’dan defalarca tırmandım. Kesintisiz her yıl Kaçkar Dağları’na gitmeyi sürdürüyorum. Kuzeydeki iki, güneydeki bir buzuldaki gerileme, ölçüm yapmadan çıplak gözle bile rahatlıkla tespit edebiliyor. Karçal Dağları’nda daha çok kaya buzulları bulunuyor. Bu buzullar da hızlı bir erime süreci içinde. Peki bu ne anlama geliyor? İnsan ömrüne sığacak bir sürede hem Kaçkar hem Karçal dağlarından akan derelerin suları önce azalacak, sonra dereler iyice kuruyacak ve dağlar, dolayısıyla da tüm coğrafya susuz kalacak.
Milankoviç Döngüleri’ne göre Dünya bir ara ısınma döneminde. Birkaç bin yıl sonra tekrar bir soğuma dönemi başlayacak. Ama dünyanın ekseninden kaynaklanan bu ara ısınma dönemine insanın etkisinin eklenmesi, geri dönüşü zor bir olaylar zincirini başlatma tehlikesi barındırıyor. Buzulların erimesi, gelenekleri derelerin akışıyla şekillenmiş Kaçkar ve Karçal dağları sakinlerinin yaşam biçimini de tehdit ediyor.
YAZI: DOÇ. DR. YILDIRIM GÜNGÖR
Yukarıdaki fotoğraf: Büyükdeniz Gölü de bölgedeki buzul hareketlerinin izlerinden biri.












