
Bir kültür mekânını kentle birlikte kurmak
İKSV, Ortaklaşa aracılığıyla Türkiye’nin farklı şehirleriyle nasıl bir bağ kuruyor? Kültür politikaları alanında 20 yıla yaklaşan birikimi, yaklaşımınızı nasıl şekillendiriyor?
İKSV İstanbul’da yerleşik bir kültür kurumu olsa da Türkiye’nin farklı şehirlerindeki kültürel ihtiyaçları, yerel dinamikleri kültür politikaları çalışmalarımız kapsamında uzun süredir takip ediyoruz. 2023 yılında başlayan Ortaklaşa programı bu ilişkiyi çok daha doğrudan ve sürekli hâle getirdi. Programın ilk üç yıllık döneminde 13 sivil toplum kuruluşu ve 18 belediyeyle çalıştık; yerel yönetimlerin, kültür-sanat aktörlerinin ve kent sakinlerinin birlikte geliştirdiği modelleri yakından görme fırsatı bulduk. Örneğin İstanbul’a bir feribot mesafesindeki Marmara Adası’ndaki Çınarlı Kültür Sanat Yerleşkesi, atıl bir binanın adalılarla birlikte nasıl yaşayan bir kültür mekânına dönüşebileceğini gösterdi. İKSV’nin kültür politikaları çalışmaları, ilk günden bu yana odağına kültür hakkını alan bir yaklaşımla faaliyet gösteriyor. Bu doğrultuda, kültür-sanat alanından farklı paydaşları sürekli bir diyalog ortamında buluşturmaya ve üretilen bilginin yaygınlaşmasına önem veriyoruz. Ortaklaşa, bu yaklaşımın uygulamada karşılık bulduğu bir program oldu. İlk dönem kalıcı değişim için mali desteğin yanı sıra deneyim paylaşımı, güçlü iletişim ve ilişkileri sürdürülebilir kılma yetisinin de gerektiğini gösterdi. Yeni dönemde proje ekiplerine, kültür yönetimi ve politikaları odağında ihtiyaçlarına uygun olarak mentorluk desteği sağlıyoruz. Onları alanın uzmanlarıyla buluşturarak, bu sürecin bir yol arkadaşlığına dönüşmesini planlıyoruz.
Kültür-sanat üretiminin büyük ölçüde İstanbul’da yoğunlaşması, diğer şehirlerle kurulan ilişkileri nasıl etkiliyor? Ortaklaşa bu merkez-çevre dengesine nasıl müdahale ediyor?
İstanbul’un güçlü kültürel altyapısı uluslararası işbirliklerine açık geniş bir profesyonel ağı ve yüksek görünürlüğü var. Tüm metropollerde olduğu gibi bu yoğunlaşma kültür-sanat alanında kaynakların ve fırsatların da büyük ölçüde İstanbul’da toplanmasını beraberinde getiriyor. Ortaklaşa’da kültür-sanatı merkezden yerele taşıyan bir model tasarlamadık. Türkiye’nin farklı kentlerinde zaten çok güçlü bir bilgi, hafıza ve üretim isteği var. Bu dönemdeki ilk çağrımıza 43 şehirden 147 başvuru gelmesi bunun açık bir göstergesi. Sorun motivasyon eksikliği değil; kaynaklara ve işbirliği imkânlarına erişimin sınırlı olması. Ortaklaşa bu dengeye, yerel aktörleri projenin öznesi hâline getirerek müdahale ediyor. İhtiyacı onlar tanımlıyor. Çözümü sivil kültür kurumları, belediyeler ve kent sakinleri birlikte geliştiriyor. Ayvalık’tan Diyarbakır’a, Gürpınar’dan Osmangazi’ye uzanan projeler, İstanbul’daki kültür ekosistemine de yeni katılım ve yönetişim modelleri sunuyor.

Bir kültür mekânını gerçek anlamda kamusal ve katılımcı kılan nedir? İstanbul’da bu tanıma yaklaşan örnekler görüyor musunuz?
Bir mekânın kapılarını açmak, onu kendiliğinden kamusal kılmıyor. Programı kim hazırlıyor? Kararları kim alıyor? Farklı topluluklar kendilerini oraya ait hissediyor mu? Asıl bakılması gereken sorular bunlar. Kültür mekânlarının kent sakinlerini üretim ve karar süreçlerinin bir parçası olarak görmesi gerekiyor. Yeni projelerde fiziksel dönüşüm kadar bu yeni kültür mekânlarının kullanım ve yönetim biçimine de odaklanıyoruz. Balıkesir Ayvalık yıl boyunca açık olan bir kent sinemasına kavuşacak, Diyarbakır’daki tarihi ev farklı dillerin ve anlatıların buluşacağı bir kültürel çeşitlilik alanına dönüşecek, Van Gürpınar’daki kültür merkezi kent sakinlerinin katılımıyla canlanacak, Bursa Osmangazi’deki fabrikaysa endüstriyel mirasla bugünün kültürel ihtiyaçları arasında bağ kuracak. İstanbul’da da belediyelerin, bağımsız kültür kurumlarının ve mahalle girişimlerinin geliştirdiği değerli örnekler var. İBB Miras’ın İstanbul’da oluşturduğu model, farklı kentlere de örnek teşkil edecek nitelikte. Bu örneklerin kentin tamamına yayılması için, özellikle merkez dışındaki ilçelerde erişilebilir ve kamusal kültür mekânlarının daha da artmasına ihtiyaç var.
İstanbul’da kültüre erişim olanakları geniş görünse de erişim söz konusu olduğunda şartlar eşit değil. Ortaklaşa’nın deneyimi kültüre katılımı artırmak konusunda bize ne söylüyor?
Kültürel etkinliklerin sayısının fazla olması, herkesin bu etkinliklere eşit biçimde erişebildiği anlamına gelmiyor. Ulaşım, ekonomik koşullar, fiziksel erişilebilirlik ve bakım sorumlulukları önemli engeller yaratıyor. İnsanların kendilerini bir kültür mekânına ait hissedip hissetmemesi de belirleyici. Ortaklaşa’nın ilk dönemindeki deneyimler, katılımın yerel ihtiyaçların dinlendiği ve hedef grupların daha en başından sürece dahil edildiği zaman arttığını gösterdi. Kent sakinlerinin hazır bir programa davet edildiği değil, içeriğin oluşumuna katkı sunduğu projeler daha güçlü ve kalıcı bağlar kuruyor. İstanbul açısından da kültür politikalarını etkinlik sayısı üzerinden değil, kimlerin katılabildiği, kimlerin dışarıda kaldığı ve kararların kimlerle birlikte alındığı üzerinden değerlendirmek daha gerçekçi olur. Merzifon’daki Motorhane’de gençlerden biri bunu “İlk defa başkasının düzenlediği bir etkinliğe katılmıyorum, bir şeyin gerçekten parçasıyım” sözleriyle özetlemişti.
İstanbul gibi hızlı dönüşen bir şehirde belediyeler ve sivil toplum kuruluşları kültürel yaşamı birlikte nasıl şekillendirebilir? Sağlıklı ve kalıcı bir işbirliği için hangi koşullar gerekli?
Belediyelerin mekânları, altyapısı, bütçesi ve geniş kitlelere erişim imkânı var. Sivil toplum kuruluşları ise uzmanlığa, daha esnek çalışma biçimlerine ve topluluklarla güçlü ilişkilere sahip. Bu imkânlar ancak birbirini tamamladığında ortaya çıkan sonuç kalıcı oluyor. Bir taraftan da bu işbirliğinin bir hizmet alım ilişkisine dönüşmemesi gerek. Taraflar hedefleri birlikte belirlemeli. Roller ve sorumluluklar açık olmalı. Kararlar şeffaf biçimde alınmalı. Kaynaklar ve yetkiler adil paylaşılmalı. İstanbul gibi yönetim, nüfus ve ihtiyaçlar bakımından çok katmanlı bir şehirde kültür politikalarının belediyeler, sivil toplum, kültür profesyonelleri ve kent sakinleriyle birlikte şekillendirilmesi gerekiyor.
Yeni dönemde Türkiye ile Avrupa’daki kültür kurumları ve belediyeler arasında ortaklıklar kurulacak. İstanbul’un Avrupa şehirleriyle kültürel ilişkilerinde hangi yeni imkânları görüyorsunuz?
Zengin kültürel mirası ve güncel sanatsal üretimin çeşitliliğiyle İstanbul her zaman Avrupa’nın kültür başkentlerinden biri olmaya devam edecek. Kültürel çeşitlilik, kapsayıcılık ve kültüre katılım gibi başlıklar İstanbul ile Avrupa kentleri arasında kültür yönetimi modelleri açısından güçlü bir ortak zemin oluşturabilir. Kurulacak işbirlikleri İstanbul’un deneyimini Avrupa ölçeğinde de görünür kılabilir. Aynı zamanda Avrupa’nın farklı kentlerinde geliştirilen yöntemler İstanbul’daki kültür politikaları tartışmalarına katkı sağlayabilir. İstanbul’un Avrupa kentleriyle güçlü tarihsel ve kültürel bağları var. Ancak ilişkiler bazen kısa süreli etkinlikler ve hareketlilik programlarıyla sınırlı kalabiliyor. Ortaklaşa’nın AB-Türkiye Kültürel İşbirliği çağrısı uzun vadeli bir ortaklık modeli öneriyor. Burada amaç hazır bir projeyi bir kentten diğerine taşımak değil. Kentlerdeki kültür-sanat aktörlerinin ve belediye temsilcilerinin birbirinden öğrenmesini, ortak sorunlara birlikte çözümler geliştirmesini, yani farklı kültürel deneyimlerin eşit biçimde buluştuğu ilişkiler kurmasını öngörüyoruz. Değerli olan, tek seferlik karşılaşmalar yerine karşılıklı öğrenmeye dayanan ve zaman içinde güçlenen ilişkiler kurmak. Üstelik bu ilişki yalnızca İstanbul ile Avrupa kentleri arasında kurulmayacak; Türkiye’nin farklı bölgelerinde geliştirilen deneyimler de Avrupa’daki ortaklarla buluşarak daha geniş bir kültürel işbirliği ağına dahil olacak.












