Haber kapak görseli
Cem Gürdeniz
5 dk okunma süresi
Yacht

Okyanuslarda yalnız kalmış bir Türk

Türkiye’de maceraperestliğe dair birkaç değerli isimden söz edebiliriz. Yakın tarihte amatör denizcilik tarihinde eşi benzeri görülmemiş...

Türkiye’de maceraperestliğe dair birkaç değerli isimden söz edebiliriz. Yakın tarihte amatör denizcilik tarihinde eşi benzeri görülmemiş başarılara imza atmış bir Türk denizcisi olan Erden Eruç bu önemli isimlerden biri. Eruç şimdilerde dünyayı Antarktika üzerinden yelkenliyle tek başına dönmenin hazırlıkları içinde. Ancak yine yalnız, yine destekten yoksun…

Denizci Avrupa toplumları 15. yüzyıldan itibaren -özellikle Katolik dogmalara rağmen-bilinmeyeni keşfetmek için açık denizlere açıldılar. Kolomb’un Amerika’ya ulaşması, Magellan’ın dünya turu, Cook’un keşifleri, Darwin’in bilimsel seyahati gibi olaylar hem bireylerin hem de toplumların ufkunu genişletti. Bu isimlerin hepsi, toplumların ilerlemesini sağlayan birer “maceraperest”tir. Bu süreç Batı’da bireyciliği, girişimciliği ve sınırları zorlama idealini pekiştirdi. Maceraperestlik, cesur bireylerin sınırları aşarak insanlığı dönüştürmesi anlamına geldi. Bugün Batı toplumlarında bireysel risk alma ve yeni şeyler deneme düşüncesi teşvik edilirken, İslam toplumlarında ve Doğu kültürlerinde tam tersi bir eğilim hâkim. İtidal, kanaatkârlık, istikrar ve geleneksel değerler öne çıkıyor. “İcat çıkarma”, “macera arama” gibi ifadeler çoğu zaman uyarı niteliği taşıyor ve kişisel girişim engelleniyor. Bu zihniyet, bireysel cesareti ve toplumsal ilerlemeyi de engelliyor. Türkiye de bu zihinsel iklimin etkisi altında. Ancak Cumhuriyet ile diğer Müslüman ülkelere kıyasla daha çok bireysel özgürlük alanı doğabildiğinden, spor, keşif, denizcilik gibi alanlarda bireysel başarılar ortaya çıkabiliyor. Yine de bu başarıların desteklenmesi, çoğaltılması için toplumsal ve kurumsal destek yetersiz kalıyor.

UNUTULMAZ DENİZCİLER: DENİZAŞAN VE BORO

Türkiye’de maceraperestliğe dair birkaç değerli isimden söz edebiliriz. Mustafa İhsan Denizaşan, 1930’larda küçük bir yelkenliyle Akdeniz ve Atlantik’i geçti. Ancak ne medyada geniş yer buldu ne de sonraki kuşaklara ilham verecek şekilde anlatıldı. Teknesini kendi imkânlarıyla galvaniz çubuk ve brandadan yapan Denizaşan’ın hatıratı bile kitaplaşmadı. Sadun Boro ise 1965-1968 yılları arasında “Kısmet” adlı yelkenlisiyle dünya turunu tamamlayarak tarihe geçti. Ancak onun bile tanınması bir gazetecinin (Necati Zincirkıran) inisiyatifine bağlı olarak gelişti. O ve eşi Oda Boro’nun başarıları, topluma denizcilik sevgisi aşılamada önemli rol oynadı. “Pupa Yelken” kitabı hâlâ denizcilerin başucu eseridir. 

18 GUINNES DÜNYA REKORU KIRAN TÜRK

Günümüzde ise Erden Eruç, 2007’den itibaren amatör denizcilik tarihinde eşi benzeri görülmemiş başarılara imza atmış bir Türk denizcisi. Karacı bir baba olan Kıbrıs gazisi Cemal Eruç’un oğlu. Çocukluğu denizden uzak geçmiş olsa da içindeki deniz tutkusu sönmemiş. 2007 yazında, kürek gücüyle dünya okyanuslarını geçme hedefiyle yola çıktı ve beş yıl süren bir devriâlem gerçekleştirdi. 10 Temmuz 2007-21 Temmuz 2012 tarihleri arasında üç farklı okyanusu kas gücüyle geçerek dünya rekorları kırdı. Pasifik Okyanusu’nda 312 gün kesintisiz kürek çekerek en uzun açık deniz kalış süresi rekoruna imza attı. Toplamda 18 Guinness Dünya Rekoru’na sahip oldu. 2013’te New York’taki prestijli Explorers Club tarafından ödüllendirildi. 2021-2022 arasında ise Kaliforniya’dan Filipinler’e kürekle geçerek 1167 gün denizde kaldı. Böylece okyanus kürekçiliği kariyerini rekorlarla sonlandırdı.

YENİ HEDEF: GOLDEN GLOBE RACE

Erden Eruç’un şimdiki hedefi, 2026 yılında yapılacak olan Golden Globe Race’e (GGR) katılmak. GGR, dünyayı Antarktika üzerinden durmaksızın yelkenle dönmeyi amaçlayan en zorlu yarışlardan biridir. Modern teknolojiye izin verilmeden, 1988 öncesi teknelerle yalnızca klasik yöntemlerle yapılır. Bu yarışa katılmak için Erden Eruç tüm birikimini harcadı, ABD’deki evini ipotek ettirdi ve Clara isimli İngiltere bayraklı bir yelkenli satın aldı. Gerekli olan 2000 millik solo yelken testini Atlantik’te başarıyla tamamladı. Şimdi, teknede donanım iyileştirmeleri ve yarış sürecindeki masraflar için sponsor arayışında.

Eruç’un yaşadığı en büyük sorun, hakkettiği sponsor desteğini Türkiye’den bulamaması. Ne medya ne iş dünyası ne kamu kurumları bu başarıyı yeterince fark ediyor veya sahipleniyor. Türkiye’de popüler kültür futbolcular, sosyal medya fenomenleri ve TV yüzleri ile ilgileniyor. Okyanus aşan bir Türk denizcinin öyküsü, sponsorların ilgisini çekmiyor. Eruç, 2015 yılında Çanakkale anısına New York’tan yola çıkmak istediğinde bile sponsorluk bulamamıştı. Türk Hava Yolları’nın bile sponsor olmadığı bu denizcinin hikâyesi, ülkenin denizcilik vizyonunu gözler önüne seriyor.

BÜROKRASİNİN AYIBI, KURUMLARIN SESSİZLİĞİ

Bugüne kadar yelkenle, tek başına ve durmaksızın dünyayı Antarktika etrafından dolaşan denizcilerin yüzde 99’u Batılı ülkelerden. Bu zorlu yarışları tamamlayanlar arasında Fransa, İngiltere, ABD, Japonya, İsviçre, Polonya, Çin ve Hindistan gibi ülkeler var. Hatta denize kıyısı olmayan ülkeler (Avusturya, İsviçre, Macaristan) bile temsil edildi. Vendée Globe, Golden Globe, Jules Verne Trophy gibi yarışları tamamlayanlar arasında Türkiye yok. Bu, sadece bireysel değil, ulusal bir eksikliktir. Devletin bu yarışlardan haberdar olup olmadığı bile belirsiz.

Eruç’un 2007-2012 arasındaki dünya turunda teknesine Türk bayrağı çekmesine izin verilmemişti. Çünkü mevzuata göre kürekli tekneler açık denize elverişli sayılmaz. Eruç da ABD bayrağıyla yola çıkmak zorunda kaldı. Bu bir bürokrasi garabetidir. Aynı devlet, başka alanlarda uluslararası hukuk ihlallerine karşı sessiz kalırken, kendi yurttaşına engel çıkarıyor. Erden Eruç’un dünya çapındaki başarılarına, Guinness rekorları ve uluslararası takdir belgelerine rağmen, Türk iş dünyası ve devlet kurumları hâlâ bu başarıya kulaklarını tıkıyor.

ERDEN ERUÇ’LAR DEĞERLİ

Letonyalı Karlis Bardelis, 2016-2024 arasında yaptığı okyanus turundan sonra ülkesinde kahraman gibi karşılanmıştı. Devlet töreniyle onurlandırıldı, THY gibi sponsorların desteğini aldı. Eruç’un ise kendi ülkesinden bu tür bir karşılık görmemesi acı verici. “Türkün Türk’ten başka dostu yoktur” sözünün yanına belki de “Türk’ün Türk’ten başka rakibi yoktur” demek gerekir. 

Özetle; Devlet Tanıtma Fonu, deniz ticaret odaları, özel sektör ve sivil toplum kuruluşları Erden Eruç’un 2026 GGR yarışına katılmasını desteklemelidir. Bu sadece bir yarış değil, bir ulusun denizcilik tarihinde büyük bir adımdır. Ulaştırma Bakanlığı, Eruç’un teknesine Türk bayrağı çekmesine özel izin vermeli. Toplum, tarihin bu kahramanına sahip çıkmalı, onu yalnız bırakmamalı. 1500’lerin Barbaros’ları ne kadar değerliyse, bugünün Erden Eruç’ları da o kadar değerli. Erden Eruç bireysel cesareti, azmi ve sabrıyla Türk denizcilik tarihine altın harflerle geçmiş bir isim. Ancak onun hikâyesi sadece bireysel değil, toplumsal ve kurumsal bir sorumluluğu da gündeme getiriyor. Türkiye, denizciliği hâlâ yeterince sahiplenmiyor. GGR 2026, bu algıyı değiştirmek için bir fırsat. ☸

© 2025 bmag - Tüm hakları saklıdır.

Iyzico ile ÖdeIyzico Logo