
Selin Doğdu: “Teknem evim oldu, denizler arka bahçem”
Bu ay konuğumuz denizle iç içe büyümüş bir isim: Selin Doğdu. Beyaz yakalı profesyonel hayatı bırakıp kendini maviye adayanlardan biri. Uzun süre teknede yaşayarak bu deneyimi de kazanan Selin Doğdu bugün İstanbul’da yelken eğitmenliği yaparken, dünya turu yapmanın hayalini de kuruyor.
Geçen haftalarda 20 kişilik bir Belçikalı grubun yelken eğitimi için Kech iSailing faaliyetinde konuk eğitimci olarak yer aldım. Bu esnada teknelerden birinde bir yatçılık eğitmeni ile tanıştım ve hemen bu sayfalara davet ettim. Selin Doğdu, denizle iç içe büyümüş bir isim. Benim çocukken atlas sayfalarına bakıp kurduğum hayalleri o da teknolojinin yardımıyla Youtube videolarıyla kurmuş. Şu an İstanbul’da freelance olarak yelken eğitmenliği yapıyor ve sezon boyunca ara ara güney sahillerinde kaptanlık yapacak. Belki gelecekte bir dünya turu ile hayallerini gerçekleştirecek. Kendisini yoğun temposu arasında kısa bir süre yakalayabildim.
“BANA YABANCI OLMAYAN BİR DÜNYA”
Deniz nasıl ve ne zaman hayatınıza dahil oldu?
İlk tanışmamı ve nasıl yüzme öğrendiğimi tam olarak hatırlamıyorum bile. Muhtemelen iki yaşından beri yüzüyorum. Ailemizin Mersin civarlarındaki yazlığında her sene yaz aylarını denizde geçiriyordum. Site görevlisi havuzu boşaltırken bile beni kovalayana kadar içinde kalıyordum. Denizle ve suyla aram her zaman çok iyiydi. Denizi ait olduğum yer gibi hissediyordum.
Profesyonel yaşantınızın geçmişini, özellikle kilometre taşlarını merak ediyorum...
İlk faaliyetim tüplü dalış kursları oldu, sonra yelken kursuna gitmeye başladım. İşletme mezunuyum, yüksek lisansımı da finans alanında yapmıştım. Beyaz yakalı olarak çalışırken yelkenli ile dünya turu yapanların YouTube kanallarını takip etmeye başladım. Evlerini sırtlarında taşırken dünyadaki en güzel adalara seyahat ediyorlardı. Tabii bunu yaparken minimalist bir hayatı tercih ediyorsunuz. Bu olay tam benlik dedim ve öyle de oldu.
Dijital dünya pek çok kişiyi denizle yakınlaştırdı değil mi?
Beni yelkenle tanıştırdı. Sonrasında şirketten istifa edip, kendi teknemde yaşamaya başladım ve hiç bilmediğim ama bana yabancı olmayan bir dünyaya adım attım. Teknem evim oldu, denizler arka bahçem.
DENİZCİLİK ADABINI DA ÖĞRETİYOR
Başa, o ilk günlere dönelim mi?
İlk eğitimlerim ve transfer yolculuklarımda Enis Sıdar, Attilla Gökova ve Murat Yahyaoğlu ile beraberdim. Daha sonra kendi teknemde her gün yeni yerlere yelken açıp, demir attıkça denizciliğim de yelken tecrübem de arttı. Bu tutkumu işe çevirip para kazanabilir miyim diye düşündüm ve ilk kez başka bir teknenin kaptanı olarak çalışmaya başladım. Sezon çok güzel geçince, hem ben kendimden hem de insanlar benden memnun kaldıkça bunu daha ileri noktalara götürebileceğimi gördüm. Mehmet Eren hocamdan International Yacht Training (IYT) dersleri aldım ve sertifikalı olarak eğitmenlik yapmaya başladım. Ayrıca 149 groston yat kaptanlığı gibi bu sektörde çalışmak için gerekli belgeleri de toplamaya başladım.
Bir dönem teknede yaşadığınızı biliyorum. Ya sonrası, bugünler…
Yaklaşık altı sene güneyde, o zamanlar sahip olduğum teknede yaşadım. Bir süre önce taşındığım İstanbul’da Süleyman Er hocamın kurucusu olduğu Kechi Sailing’de freelance yelken eğitmeni olarak çalışıyorum. Sezon başlayınca da ara ara güneyde oluyorum.
Derslerinizden de söz edelim…
Öğrencilerime sadece yelken dersi değil, denizcilik adabına göre neler yapılması ya da yapılmaması gerektiği, denizde canlı kalma gibi konuları da anlatmaya çalışıyorum. Denizde egolarından arınmalarını, doğa ile mücadeleden çok ona uyum sağlamaları gerektiğini, takım çalışmasının önemini, ihtiyacı olana yardıma koşmanın denizcilik için altın kural olduğunu belirtiyorum. Denizi temiz tutmamız için yapılması gerekenler üzerine de konuşuyoruz. Ne yazık ki mavi ve yeşili görmek, huzurlu bir tatil yapmak için denizi ve doğayı kirletip giden çok insan var. Tekne turizmi, denizcilik ahlakına uygun yapılmıyor.
“BÜNYEMİN İSTEDİĞİ HER ŞEY EĞİTMENLİKTE MEVCUT”
Eğitim başlı başına zor bir iş. Buna rağmen hangi etmenler devam etmenizi sağlıyor?
Bir dönem şunu söyledim kendi kendime: “Ben bu sektöre ismimi altın harflerle yazdıracağım.” Gerçekten bu hırs, kararlılık, azim olmadan denizle yelkenle mücadele etmek çok zor. Sevmeden yapılabilecek bir iş de değil. Bir kere eğitim vermeyi, yeni insanlar tanımayı, arkadaş gibi olmayı seviyorum. Her denize çıktığımda öğrencilerle beraber ben de yeni bir şeyler öğreniyorum. Her seferinde başka bir arıza oluyor ya da yeni bir hava ile karşılaşıyoruz. Bu da işime olan heyecanımı ve hevesimi canlı tutuyor. Monoton bir iş değil. Her gün farklı bir macera gibi geçiyor. Haliyle benim bünyemin istediği her şey eğitmenlikte mevcut.
Nasıl bir öğrenci profiliniz var?
Her biri doğaya daha saygılı, kendini yetiştirmiş, öğrenmeye hevesli ve egolarından arınmış insanlar. Kadın öğrencilerim, benim gibi 160 cm boyundaki birinin tüm tekneyi idare ettiğini gördüklerinde kendilerine daha fazla güvenmeye başlıyorlar. Kadın öğrenciler biraz daha çekinerek başladıkları için aslında benim varlığım, kendilerinin de başarabileceğine olan inançlarını artırıyor. Elbette düzenli spor yapmak ve kaslarını korumak, yelken yaparken önemli. Öte yandan, doğru teknik ve uygun güç uygulaması ile kendini güçsüz gören insanların da yapabileceği bir spor.
Eğitim ve hizmet sektörlerindeki rolleriniz arasındaki geçişi nasıl dengeliyorsunuz?
Yelkenliler ufak mekânlar malum. Kaptan olarak çıktığım haftalarda teknede misafirlerle dar bir alanda baş başa oluyoruz. Birçok durumda misafirlerin desteğini alıyorum; birine zincir atmayı öğretiyorum, hızlı yüzen ya da bot kullanmaya hevesli birine halat bağlatıyorum. Aslında benimle bir hafta tatilin sonunda hevesli bir misafir denizciliğe dair birçok şeyi de öğrenmiş olarak ayrılıyor. Zaten onlara müşteri gözü ile bakmıyorum. Onlar bir hizmet alıyor ama ben onları kendimce dost, aile, arkadaş kategorilerine koyarak o şekilde davranıyorum. Bazen kızları, bazen ablaları oluyorum. Şanslıyım ki bugüne kadar da çok iyi insanlarla, ailelerle beraber seyirler yaptım. Hepsi ile halen iletişim hâlindeyim. Yaz aylarında tekrar tekrar beraber seyir yapıyoruz.
HAYALİ DÜNYA TURUNA ÇIKMAK
Denizcilik alanında kadın olmanın getirdiği zorluklar yaşadınız mı?
Hep iyi yönlerini yaşadım. Ya da benim gibi optimist biri negatif yanları da pozitife çevirmiş olabilir. Halen özellikle büyük bir tekne ile yanaşma ayrılma manevralarında etrafta beni izleyen gözler oluyor. Artık bu duruma alıştım. Benim yaptığım manevra sonrası yan tekneden “çok güzel yanaştınız kaptanım” diye tebrik edenler oluyor. Bu tamamen kadın olmamla ve bir kadının bunu nasıl yaptığına inanamamalarıyla ilgili. Yoksa kimse kimseyi iskeleye yanaştı diye tebrik etmez. Türkiye’de kadın olmak zor iken erkek egemen bir sektörde mücadele etmek tabii ki çok daha zor ama ne zaman yardıma ihtiyacım olsa, etraftaki kaptanlar, misafirler, tekne sahipleri yardım etmek için seferber oluyor. Bu açıdan kadın olmanın verdiği pozitif ayrımcılık sayesinde hayatım kolaylaşıyor. Bazen de yanaşırken herkes sizi acemi olarak kodladığı için “şunu yap… sancak ver… şuraya dön” gibi direktifler veriyorlar. Ben yine de keyfimi bunlarla kaçırmıyorum. Zaten her geçen gün yeni bir şey öğrendiğimi düşündüğüm için de hayatta hep acemi kalmak benim için hiç sorun değil. Açıkçası kaptan olarak yaşadığım sorunları eğitmen kimliğimle yaşamadım. Öğrencilerim hep çok saygılı ve beni can kulağıyla dinlerler.
Gelecek planınız ne?
Birçok arkadaşım yelkenli ile dünya turunda. Yanlarına ara ara gidip farklı denizlerde de yelken yapmak istiyorum. İlerleyen yıllarda tekrar kendi teknemi alıp, hem eğitim hem de gezi amaçlı kullanmak istiyorum. Sonraki planım tabii ki bu işe beni sokan hayalin peşinden gidip dünya turuna çıkmak.
Sizden ders almak isteyenler nasıl ulaşabilir?
Instagram’da sailing_lemonade adlı bir hesabım var, oradan beni takip edebilirler.☸












