
Gündem
8 dk okunma süresi
Doğa nefes alırken: Covid-19'un pozitif etkisi
İnsanlar salgının getirdiği esaretin sona ermesini sabırsızlıkla beklerken, şehirlerin varlığı unutulan sakinleri insan yokluğuna bir festival...
İnsanlar salgının getirdiği esaretin sona ermesini sabırsızlıkla beklerken, şehirlerin varlığı unutulan sakinleri insan yokluğuna bir festival havasıyla cevap veriyor. Belli ki yaşlı dünyamızın bir durup soluklanmaya ihtiyacı varmış. Peki, ne oldu da yaşadığımız gezegen nefessiz kaldı? YAZI: PROF. DR. UTKU PERKTAŞ Geçtiğimiz günlerde bir sabah penceremden bir halkalı sinekkapan ötüşü işittim. Aylardan Nisan. Bu kuşu, Ankara’nın Eymir Gölü çevresinde görsem şaşırmayacağım, ama şehrin ortasında, üstelik evimin penceresinden işitince ister istemez dikkat kesiliyorum. Peki, nasıl oldu da bu türün ötüşünü şehirde duyabildim? Malum, bu günlerde küresel bir salgınla boğuşuyoruz. İnsanlar, bir dakika bile boş bırakmadıkları cadde ve meydanlardan evlerine çekildi. Kısıtlama ve karantinalar ile ortalık sakinleşince, dünya belki de nefes alma imkânı buldu ve evimizin penceresinden hiç duymadığımız kuşları, sokaklarımızda hiç rastlamadığımız hayvanları, çiçekleri görmeye başladık. İnsanlar evlerinde beklerken, şehrin diğer bileşenleri insan yokluğuna bir festival havasıyla cevap veriyor adeta... (En üstteki fotoğraf: Dağ keçileri, yerel halkın ve turistlerin yokluğunda Galler’deki LLandudno’da geziniyor. Mart 2020... CHRISTOPHER FURLONG/GETTY IMAGES) 
Hindistan Jammu-Srinagar otoyolunda, bir gönüllü maymunları besliyor. (NITIN KANOTRA/HINDUSTAN TIMES VIA GETTY IMAGES) Yaşadığımız çevrenin bozulmasını sağlayan itici kuvvet, insan popülasyonun kontrolden çıkmış durumdaki artışından başka bir şey değil. Doğal süreçler, artan popülasyonu besleyecek kaynakları sağlayamaz durumda. İnsan popülasyonu son 200 yılda yaklaşık yedi milyarlık bir artış gösterdi. Yanlış okumadınız; 1800’lerin başından itibaren insan popülasyonu en az yedi kat arttı. Bu artış, özellikle son 40 yıldır inanılmaz bir ivme yakalamış durumda. 1960’lı yılların başında üç milyar olan dünya nüfusunu bugün sekiz milyar ile ifade ediyoruz. Her on yılda bir dünya nüfusuna 1.3 milyar kişi daha ekleniyor. Yani her yıl, bir öncekine ek olarak en az 130 milyon insanın daha beslenmesi ve barınması gerekiyor. İnsanın ve şehirlerin, doğal yaşam üzerine kurduğu baskıyı hayal edebiliyor musunuz?
Yabani dağ keçileri Munzur Dağları’ndan Tunceli Çemişgezek’e inmiş. (ALI HAYDAR GÖZLÜ/AFP VIA GETTY IMAGES) Bir ekosistem içindeki türlerin düzenlenmesi, onların yoğunluğuna bağlıdır. Bu, popülasyon ekolojisinin temel yasalarından biridir. Bir türün yoğunluğunun artması, rekabet sırasında üstün geldiği diğer türlerin varlığını/yoğunluğunu da etkiler. Bu türler, avcılarından kurtulmak ve besine daha rahat ulaşmak için bulundukları ekosistemi terk etmek zorunda kalırlar. Artan insan nüfusu bu etkiyi o kadar belirgin şekilde yapıyor ki, salgın sebebiyle boş kalan sokaklarda görülen türlerin çoğunu, aslında şehirlerin dışında sığınabildikleri yaşam ortamlarında hayatta kalmaya çalışanlar oluşturuyor.
Bir tavuskuşu Dubai’de boş sokaklarda geziniyor. (KARIM SAHIB/AFP VIA GETTY IMAGES) Son birkaç haftadır banliyölerin çevresinde gizlenmekte olan hayvanlar şehirleri keşfe çıkıyor. Örneğin, Keşmir keçileri Galler’in Llandudno şehrinde artık boş sokakları keşfe çıkıyor. Normalde geceleri aktif olan yaban domuzları Barcelona’da ve üstelik gündüz vakti özgüvenli bir şekilde sokakları turluyor. Japonya’nın Nara şehrinde insanlar sika geyiklerine şehrin sokaklarında ve metro istasyonlarında rastlıyor. Turistlerin yokluğunda Panama sahillerini rakunlar işgal etmiş durumda.
Çakallar, Tel Aviv’deki Yarkon Parkı’nda, insan yokluğunda özgüven içinde gezinerek av arıyor. (JACK GUEZ/AFP VIA GETTY IMAGES)
Salgın şehrin dışına itilen hayvanları özgürleştirse de, insan yokluğu her hayvan için aynı anlama gelmiyor. İki günlük sokağa çıkma yasağında, İstanbul’un sokak köpekleri -belli ki- düzenli beslendikleri bir otelin önünde nöbette. (CHRIS MCGRATH/GETTY IMAGES)
Ankara’da, kentin uzun kuleleri ağır ağır kırsal kesime doğru ilerliyor (Nisan 2020). Büyük kentlerde, nüfusla beraber konutlaşma oranı da yükseliyor. (ADEM ALTAN/AFP VIA GETTY IMAGES)
Dünyanın evine kapandığı bu dönemde ev içi tüketim arttı. Hayalet kente dönen New York’ta bir atık toplayıcı, boyunu aşan torbalar dolusu plastik şişe ve içecek kutusuyla Aşağı Manhattan sokaklarında ilerliyor. JOHANNES EISELE/AFP VIA GETTY IMAGES Artık hemen her büyük şehrin üzerinde termal hava akımlarından bahsediyoruz. Şehrin havası hemen her zaman daha fazla karbondioksit içeriyor. Bu nedenle puslu ve ılıman hava durumunu daha çok yaşar olduk. Hatta bazı coğrafyalarda güzelim manzaralar görünmez oldu. Hindistan’ın Pencap eyaletinde yaşayanlar, salgın kısıtlamaları nedeniyle hava kirliliği azalınca, 30 yıl sonra ilk defa neredeyse 200 kilometre uzaklıktaki Himalaya Dağları’nı görebildiler mesela.
Salgına karşı koruyucumuz olan plastik eldiven ve maske atıkları, sağlık riskini olduğu kadar ve mikroplastik kirliliğini de artırıyor. (DAVID GANNON/AFP VIA GETTY IMAGES) Bu yılın karbondioksit emisyonlarında da önemli bir düşüş yaşanıyor. Carbon Brief web sitesinde yayınlanan hesaplamalara göre, Çin’de karbon emisyonları Şubat başı ile Mart ortası arasında yaklaşık yüzde 18 düştü. Bu yavaşlama, dünyanın en büyük karbon salınımcısının 250 milyon metrik ton karbon kirliliğinden kaçınabilmesini sağladı. Bu değer, Birleşik Krallık’ın yıllık toplam karbon emisyonunun yarısından fazlasını oluşturuyor. Böylesi, ekonomik krizler ve savaşlar sırasında bile görülmemişti.
Seyahat kısıtlamalarına paralel, Frankfurt Havalimanı’nda bir Boeing 747’nin motorları plastik örtüyle kaplanıyor. (BORIS ROESSLER/PICTURE ALLIANCE VIA GETTY IMAGES) Tüm bunları yaşamamızın sebebi, “zoonoz” adı verilen, hayvanlardan insana geçen bir virüs. İnsanoğlu olarak durup düşünme ve tüm bu süreci dikkatle analiz etme zamanı.

Hindistan Jammu-Srinagar otoyolunda, bir gönüllü maymunları besliyor. (NITIN KANOTRA/HINDUSTAN TIMES VIA GETTY IMAGES) Yaşadığımız çevrenin bozulmasını sağlayan itici kuvvet, insan popülasyonun kontrolden çıkmış durumdaki artışından başka bir şey değil. Doğal süreçler, artan popülasyonu besleyecek kaynakları sağlayamaz durumda. İnsan popülasyonu son 200 yılda yaklaşık yedi milyarlık bir artış gösterdi. Yanlış okumadınız; 1800’lerin başından itibaren insan popülasyonu en az yedi kat arttı. Bu artış, özellikle son 40 yıldır inanılmaz bir ivme yakalamış durumda. 1960’lı yılların başında üç milyar olan dünya nüfusunu bugün sekiz milyar ile ifade ediyoruz. Her on yılda bir dünya nüfusuna 1.3 milyar kişi daha ekleniyor. Yani her yıl, bir öncekine ek olarak en az 130 milyon insanın daha beslenmesi ve barınması gerekiyor. İnsanın ve şehirlerin, doğal yaşam üzerine kurduğu baskıyı hayal edebiliyor musunuz?

Yabani dağ keçileri Munzur Dağları’ndan Tunceli Çemişgezek’e inmiş. (ALI HAYDAR GÖZLÜ/AFP VIA GETTY IMAGES) Bir ekosistem içindeki türlerin düzenlenmesi, onların yoğunluğuna bağlıdır. Bu, popülasyon ekolojisinin temel yasalarından biridir. Bir türün yoğunluğunun artması, rekabet sırasında üstün geldiği diğer türlerin varlığını/yoğunluğunu da etkiler. Bu türler, avcılarından kurtulmak ve besine daha rahat ulaşmak için bulundukları ekosistemi terk etmek zorunda kalırlar. Artan insan nüfusu bu etkiyi o kadar belirgin şekilde yapıyor ki, salgın sebebiyle boş kalan sokaklarda görülen türlerin çoğunu, aslında şehirlerin dışında sığınabildikleri yaşam ortamlarında hayatta kalmaya çalışanlar oluşturuyor.

Bir tavuskuşu Dubai’de boş sokaklarda geziniyor. (KARIM SAHIB/AFP VIA GETTY IMAGES) Son birkaç haftadır banliyölerin çevresinde gizlenmekte olan hayvanlar şehirleri keşfe çıkıyor. Örneğin, Keşmir keçileri Galler’in Llandudno şehrinde artık boş sokakları keşfe çıkıyor. Normalde geceleri aktif olan yaban domuzları Barcelona’da ve üstelik gündüz vakti özgüvenli bir şekilde sokakları turluyor. Japonya’nın Nara şehrinde insanlar sika geyiklerine şehrin sokaklarında ve metro istasyonlarında rastlıyor. Turistlerin yokluğunda Panama sahillerini rakunlar işgal etmiş durumda.

Çakallar, Tel Aviv’deki Yarkon Parkı’nda, insan yokluğunda özgüven içinde gezinerek av arıyor. (JACK GUEZ/AFP VIA GETTY IMAGES)
HANGİ TÜRLER ÇOĞALACAK?
Kuzey yarımkürenin ılıman ikliminde ağaçlar tomurcuklanıp çiçek açmaya, kurbağalar su birikintilerini yumurtalarıyla doldurmaya devam edecek elbette. Ama diğer türler yokluğumuzu şüphesiz fark edecekler. Mesela, ülkemizin popüler memelilerden olan kirpiler çok avantajlı. Bu türe dair en büyük tehdidi, yoğun bir şekilde akan trafik oluşturuyor. Salgın sebebiyle boşalan cadde ve sokaklar, dikenli küçük dostlarımızı memnun edecek gibi görünüyor. Bizim zorunlu olarak evde kalmamız, sayıları azalma eğiliminde olan bu türün popülasyonu için önemli bir fırsat yaratıyor. Gürültü kirliliği, şehirleri paylaştığımız bazı hayvanların iletişim kurmasını etkiliyor. Örneğin şehir kuşları, kırsaldaki akrabalarına göre daha yüksek sesle ötmek zorundadır. Aksi halde üreme döneminde erkeklerle dişilerin iletişim kurması sekteye uğrar. Şehir içi trafiğinin seyrekleşmesi, beraberinde gürültü kirliliğinin azalmasıyla birlikte, kuşların iletişimini etkileyecektir. Hatta bu durum kuşlarla sınırlı kalmayacak ve sesle iletişim kuran diğer hayvanları da kapsayacaktır.
Salgın şehrin dışına itilen hayvanları özgürleştirse de, insan yokluğu her hayvan için aynı anlama gelmiyor. İki günlük sokağa çıkma yasağında, İstanbul’un sokak köpekleri -belli ki- düzenli beslendikleri bir otelin önünde nöbette. (CHRIS MCGRATH/GETTY IMAGES)
BAZI ŞEHİR HAYVANLARI ZARAR GÖREBİLİR
Şehrin bazı sakinleri ise doğada esen bu festival havasından mutlu olmayabilir. Çünkü dünyada bazı şehir hayvanları insanların sağladığı gıdalarla yaşamlarını sürdürüyor. Şehir parklarının ve sayfiye yerlerinin kapanması sonucunda, insanların beslediği bazı türler için sıkıntılı günler kapıda. Tayland’da turistlerin beslediği primatlardan yerel parklardaki su kuşlarına kadar birçok hayvan, şu günlerde alternatif yiyecek kaynakları arıyor olabilir. Yani, şehirdeki yaban yaşamı için her şey toz pembe değil. Bazı kuş türleri de şu an için güvenli görülen yerlere yuva yapıyor olabilirler. Kısıtlama sona erince, bu yerlerin aslında insanlarca yoğun olarak kullanılan sıcak noktalar olduğu ortaya çıkarsa, verdikleri kararın kurbanı haline gelebilirler. Sonuç, bazı kuş türlerinin üreme başarısında hissedilir düşüşler olarak kendisini gösterecektir.
Ankara’da, kentin uzun kuleleri ağır ağır kırsal kesime doğru ilerliyor (Nisan 2020). Büyük kentlerde, nüfusla beraber konutlaşma oranı da yükseliyor. (ADEM ALTAN/AFP VIA GETTY IMAGES)
KARBON EMİSYONUNDA DA AZALMA
Peki, ya iklim? Son yıllarda yaşadığımız şehirlerin iklim koşullarında bazı değişiklikler görmeye başladık. Kış ayları artık daha ılıman. Bir gün kar yağıyor, ertesi gün güneş açıyor. Şehirlerde uzun soluklu kar örtüsüne neredeyse hiç rastlamaz olduk. Kimi zaman da puslu ve bulutlu havalar günlük hayatımızı etkiler hale geldi. Neler oluyor? İklim gerçekten değişiyor mu? Küresel ısınma yaşamımızı tehdit mi ediyor? Bu gerçek bir sorun diyen de var, inkâr eden de... Yaklaşık 2 bin bilim insanından oluşan bir heyet, Hükümetler Arası İklim Değişikliği Paneli (IPCC) kapsamında bir araya geldi, güncel literatürü gözden geçirdi ve bilimsel tartışmalar sonrasında -ihtiyatlı bir şekilde- iklimin değiştiğini söylediler. Bu değişimin en önemli nedeninin, artan insan nüfusuna bağlı faaliyetler olduğu sonucuna varıldı. Sera gazlarındaki artış, gezegenimizin ısınmasına neden olmuştu.
Dünyanın evine kapandığı bu dönemde ev içi tüketim arttı. Hayalet kente dönen New York’ta bir atık toplayıcı, boyunu aşan torbalar dolusu plastik şişe ve içecek kutusuyla Aşağı Manhattan sokaklarında ilerliyor. JOHANNES EISELE/AFP VIA GETTY IMAGES Artık hemen her büyük şehrin üzerinde termal hava akımlarından bahsediyoruz. Şehrin havası hemen her zaman daha fazla karbondioksit içeriyor. Bu nedenle puslu ve ılıman hava durumunu daha çok yaşar olduk. Hatta bazı coğrafyalarda güzelim manzaralar görünmez oldu. Hindistan’ın Pencap eyaletinde yaşayanlar, salgın kısıtlamaları nedeniyle hava kirliliği azalınca, 30 yıl sonra ilk defa neredeyse 200 kilometre uzaklıktaki Himalaya Dağları’nı görebildiler mesela.

Salgına karşı koruyucumuz olan plastik eldiven ve maske atıkları, sağlık riskini olduğu kadar ve mikroplastik kirliliğini de artırıyor. (DAVID GANNON/AFP VIA GETTY IMAGES) Bu yılın karbondioksit emisyonlarında da önemli bir düşüş yaşanıyor. Carbon Brief web sitesinde yayınlanan hesaplamalara göre, Çin’de karbon emisyonları Şubat başı ile Mart ortası arasında yaklaşık yüzde 18 düştü. Bu yavaşlama, dünyanın en büyük karbon salınımcısının 250 milyon metrik ton karbon kirliliğinden kaçınabilmesini sağladı. Bu değer, Birleşik Krallık’ın yıllık toplam karbon emisyonunun yarısından fazlasını oluşturuyor. Böylesi, ekonomik krizler ve savaşlar sırasında bile görülmemişti.

Seyahat kısıtlamalarına paralel, Frankfurt Havalimanı’nda bir Boeing 747’nin motorları plastik örtüyle kaplanıyor. (BORIS ROESSLER/PICTURE ALLIANCE VIA GETTY IMAGES) Tüm bunları yaşamamızın sebebi, “zoonoz” adı verilen, hayvanlardan insana geçen bir virüs. İnsanoğlu olarak durup düşünme ve tüm bu süreci dikkatle analiz etme zamanı.












