Haber kapak görseli
Genel
10 dk okunma süresi
Ceo Life

“Entelektüel Açlık Huzur Veriyor”

İçeriği Paylaş

Zurich Sigorta Grubu Türkiye CEO'su Yılmaz Yıldız spordan sanata, kitaplardan satranca ve hatta bambularına kadar uzanan ilgi alanlarıyla çok yönlü bir lider

Zurich Sigorta Grubu Türkiye CEO’su Yılmaz Yıldız, iyi yaşamaya, okumaya, anlamaya, denize, yelkene, satranca, şiire, müziğe ve bambulara tutkun bir iş insanı.

Özlem Aydın Ayvacı / oaydin@capital.com.tr

Fotoğraflar: Hüseyin Öngen

CeoLife Dergisi / Kış 2026

Zurich Sigorta’daki görevinin yanı sıra Galata Business Angels’ta melek yatırımcı, ara verse de üniversitede hoca ve şu an doktora sürecinde bir öğrenci. 18 yaşından beri kaptan, 20 yılı aşkın süredir baba. Aynı zamanda iş dünyasında feminist kimliğiyle öne çıkan bir aktivist. Varlıklı bir aileden gelmesine rağmen aile işine hiç girmeyen ve kariyerinde zirveye çıkmayı başarmış bir lider. Ankaralı Yıldız’ın yıllar önce Kemerburgaz’da yaşamaya başladığı evinde eşiyle birlikte yaptığımız söyleşide çok yönlü bir lider portresiyle yüzleştik.

Zurich Sigorta Grubu Türkiye CEO’su Yılmaz Yıldız, sorularımızı şöyle yanıtladı:

Kemerburgaz’da ormanın içinde yaşıyorsunuz. Nasıl bir rutininiz var?

Genel olarak sabah insanı değilim, bizim evde kimse değil. Eşim Ebru, kızımız Ekin’i okula bırakıyor. Sonra eve dönüyor. Sabah 5.30’da kalkıp spor yapanlara hep çok özendim ama sorumluluğumuz olmasa biz 10’dan önce kalkmazdık. 7.30-8.00 gibi kalkarım. Sabah sporumu yaparım. Geceleri çalışıyorum, gece insanıyım. İşin garibi kızlar da öyle oldu. Ebru tam öyle değildi, o da artık gece kuşu. Doktora yeterlilik sınavına hazırlanıyorum.

Hangi alanda doktora yapıyorsunuz?

Tezim start up’lardaki başarısızlık faktörleri üzerine. Galata Business Angels’ta 8-9 yıldır da melek yatırımcıyım. Bilgi Üniversitesi’nde ve Koç Üniversitesi’nde inovasyon ve girişimcilik üzerine ders veriyordum. Doktora konumu da oradan seçtim. Hem akademiyi hem profesyonel yaşamı bir arada götürmek çok güzel. Öyle olmazsa keyif alamıyorum. Aynı anda hep bir sürü şey yapmam gerekiyor. Öğleye kadar ekrana pek bakmıyorum. Şu an Bilgi’de doktora yapıyorum. Doktora yeterliliğimi verdim, şimdi tezimi yazmam gerekiyor.

Güne nasıl başlarsınız?

İlk yaptığım şey bir tane küçük kefir içmek. Kefirle zeytinyağını karıştırıyorum. Sonra büyük bir bardakta elma sirkeli suyumu içiyorum. Kefir tüm sindirim sistemini düzenliyor. Üstüne de sirkeli su gelirse iştahı kesiyor. Fakat sirkeli suyu mutlaka pipetle içmek gerekiyor. Aksi takdirde inanılmaz diş hassasiyeti yapıyor. Pipetsiz sirkeli suyu içmeyin.

Kahvaltı yapıyor musunuz?

Günde ya 1 ya 1,5 öğün yerim, kahvaltıyı pas geçiyorum. Sağlıklı yaşamaya çalışıyorum. Genelde hep aç karna spor yapıyorum.

Spor olarak ne yapıyorsunuz?

Ya evde spor yaparım ya kulübe giderim. Evde halterlerim, aletlerim var. Sporumun süresi 45 dakika ila 1 saat arasını bulur. Cross fit yapıyorum. Bir sürü farklı hareketi yapmak üzerine kurulu bir spor çünkü sadece koşu ya da yüzme yapamıyorum, sıkılıyorum. Bana devamlı farklı şeyler gerekiyor. Son dönemde interval training çıktı. Kabaca bir dakika sprint atıyorsunuz, iki dakika yürüyorsunuz. İnsan vücudu çok uzun mesafeler koşmak için yaratılmamış. Avlanmayı düşünün. Avlanırken sprint atıyorsunuz, yakalıyorsunuz. Onun için uzun maraton koşmalar kalbi, dizleri, bacakları yoruyor. 15 dakika çok kısa süreli kardiyo yapıyorum ama çok yoğun. Son hız sprint atıyorum. Genelde bizim yaşlarda ağırlık çalışmak çok önemli. çünkü 50 yaş üstünde kas kaybı oluyor. Havuza da yaz kış girerim. Yıllar içerisinde bulduğum rutinim bu. Bana enerji veriyor.

Ofise kaçta gidiyorsunuz?

10’da ofiste olurum. İş yemeğim varsa öğlen yoksa akşama doğru 5 gibi yerim.

Nasıl bir beslenme alışkanlığınız var? Akdeniz tipi mi?

Genelde Akdeniz tipi. Zaten eve ekmek alınmaz. Protein, yeşillikler, salatalar, sebzelerden oluşan bir mutfağımız var. Kilo vermek tek başına amaç olduğu zaman mutsuzluğa neden olabiliyor. Ben rutinimin bana enerji vermesini, beni iyi hissettirmesini istiyorum.

Ekranla da aranız pek yok değil mi?

Öğlene kadar ekrana hiç bakmam. Mesela WhatsApp’ta arkadaşlar, Ebru ya da kızlar bir şey yazdıklarında bazen bir gün sonra döndüğüm bile olabiliyor. E-posta ile iş yapmıyorum, o lüksüm var. Biraz eski usulüm. Spor, havuz, duş, sonra kahve. Kahvemi alıyorum, gazeteye bakıyorum. Hızlı okuma yapıyorum yine de en az 1 saat sürüyor. Ondan sonra en az bir yarım saat kendi başıma kalmam gerekiyor. Düşünerek günü planlıyorum. Sonra ofise geçiyorum.

Satranca ne zaman başladınız? Ne sıklıkta oynuyorsunuz?

Ortaokulda birinci sınıfta Ankara’da başladım. O dönemde satranç dergileri vardı. Oradan kendi kendime öğrendim. Babam yurt dışına sık gider gelirdi. Bana o dönemde küçük bir satranç bilgisayarı getirdi. Satrancı yıllarca bilgisayarla oynadım. Üniversitedeyken de oynadım. Hala her gün oynuyorum. Arabaya bindikten sonra e-postalarıma bakıyorum, ne oluyor ne bitiyor, telefonlarımı açıyorum ama genelde akşam eve dönerken online satranç oynuyorum. Hafta sonları spordan sonra bir yere gitmeyeceksem mutlaka satranç oynarım.

Çok kitap okuduğunuzu biliyorum. İlgi alanlarınız nasıl?

Benim her dönem merak sardığım konular oluyor. Bir dönem programlama dili Python’a meraklandım. Bir dönem dinler tarihiyle ilgilendim. Teker teker üç dini detaylı olarak inceledim. Ama incelemelerim epey detaylı, orijinal kaynaklardan oluyor. Mesela yapay zeka kabaca iki yıl önce daha yeni çıktı. Şimdi AI Agents diye geçiyor. Hepimizin bir yardımcısı olacak. Her ne yaptırmak istiyorsanız o konuda o agent’ı uzmanlaştırabiliyorsunuz. Onun programlama diline odaklandım. Günde yarım saat ile bir saat feminist teoriye zaman ayırırım. Bende o merak hep var, hiç bitmiyor. Zaten işim itibarıyla günde 4-5 yabancı kaynağı takip etmem gerekiyor. Ofise gittiğimde finansal piyasalarda ne olup bittiğini takip ediyorum. Tatillerde gazete okumam hep roman okurum. Edebiyatı seviyorum. Bu dönem Haruki Murakami’ye takmış vaziyetteyim. Aldous Huxley’in Cesur Yeni Dünya romanı evlendiğimizden bugüne hep yanı başımızda. Hatta onun üzerine doktorada 25-30 sayfalık makale yazdım. O kitap gelmiş geçmiş, en iyi fütüristik kitaplardan biridir. Herkes onu bir distopya olarak, korkutucu bir şey olarak görüyor ya ben tam tersine onu ütopik görüyorum. Ve mevcut dünyadaki bu bütün kana-gözyaşına alternatif olabilecek bir model olduğunu düşünüyorum.

İki kızınız var. Onlar ne yapıyor?

Biri 24 yaşında, o Columbia’yı bitirdi. Ekonomi ve psikoloji okudu. Yatırım bankacılığı tarafında şirket satın almaları, birleşmeleri, halka açılmalarla uğraşıyor. New York’ta yaşıyor. Küçük kızım 16 yaşında. İki kızımızda Hisar’da okudu. Buranın güzelliği de o oldu, Hisar. Küçük kızım da Amerika’ya gitmek istiyor. Sosyal zekası çok yüksek ya hukukçu ya girişimci olur gibi geliyor.

Ama büyük kızınız şimdi sizi meslektaş gibi görüyordur…

Büyük öyle, küçüğe de yatırım tarafını öğretmeye çalışıyorum. Bu arada bir kadın için en önemli konulardan birinin finansal okuryazarlık olduğunu düşünüyorum. Kızlara biraz da onu aşılamaya çalışıyorum. Kazanmak ayrı ama kadınların kendi paralarını yönetmeyi de bilmesi gerekiyor. Hatta aile içinde bir yatırım yarışması düzenleyelim diyorum. Dün aklıma geldi. Kim daha iyi yönetecek?

Murakami okuyorum dediniz. Onun dışında sevdiğiniz kimler var?

Paul Auster’ı çok severim. Paul Auster okumak film izlemek gibi. Çok hoşuma gidiyor. Aynı anda 2-3 kitap okumayı seviyorum.

Şiir seviyor musunuz?

Eskiden daha fazlaydı. Can Yücel’den Ömer Hayyam’a Nazım Hikmet’e hepsini çok severim. Şiir daha fazla okumak lazım. Beynin çok farklı bir yerini çalıştırıyor.

Şu an okuduğunuz kitap hangisi?

Murakami’nin Dans, Dans, Dans’ına başladım. Kadınsız Erkekler yine Murakami’nin kısa öyküleriydi onu okudum.

Hayatta anlam arayışınız da devam ediyor mu?

Hayatı ne gereğinden çok karmaşıklaştırmak lazım ne çok basitleştirmek. Günün sonunda hepimiz birbirimizden farklıyız. Bizi mutlu edecek, mutsuz edecek şeyler farklı olabiliyor. Önemli olan onları bulabilmek. Yani iyi günler var, kötü günler var. Buradaki kritik nokta herkesin kendisini neyin mutlu ettiğini, neyin huzur verdiğini bilmesi ve ona göre davranması. Hayatımın toplamında mutluyum ama öbür yanda dengede olmayan ne var? O entelektüel merak dengede değil. Onun dengede olmasını istemiyorum. Çünkü onun dengede olmaması yani benim entelektüel açlığım bana huzur veriyor.

Piyano mu çalıyordunuz?

Hayatımda hemen hemen istediğim her şeyi yaptım.

Babanız ne iş yapıyordu?

İş adamıdır. Hala yaşıyor, 80’inci yaşını kutladık. Ankara’da müteahhitlik yaptı. Fiber kablo ve demir çelik ithalatı ihracatı ve otelcilik yaptı. Yarı emekli. Ama benim en büyük kararlarımdan biri aile işine hiç girmemek oldu. Babamla hiç çalışmadım. Varlıklı aileden geldim ama her şeyimi kendim yaptım.

Piyanoyu kaç yaşında çalmaya başladınız?

Büyük kızımıza sözümüz vardı. Kardeşi geldiği zaman piyano hediye getirecekti. Sonra unutmuşuz, yıllar sonra bir anda aklına geldi. Siz bana piyano alacaktınız, almadınız dedi. Tamam dedim, gittim piyano alacağım. Pazarlığı yaptım. Bir yere kadar geldiler, inmediler. Benim de inadım inat, indireceğim. O zaman şu gitarı verin hediye dedim. “Abi, o gitar 30 bin dolarlık gitar? Nasıl vereyim sana?” dedi. O zaman bedava ders verin dedim. Altı ay bedava derse anlaştık. Adam inanamadı. Derslere ben gittim. Ebru da bana 6 ayda ancak Old MacDonalds çalarsın deyince hırs yaptım bir haftada öğrendim. Sonra piyanodan inanılmaz keyif aldım. Çünkü müzik hayatımda isteyip de yapamadığım nadir alanlardan biriydi. Şimdi piyano çalmaya devam ediyorum. Kızlar başlayamadı ya “derse çalışamıyoruz, bu piyanoyu bırakman lazım” deyip bana bıraktırdılar. Yani sanat kariyerimi baltaladılar.

Müzik hala içinizde ukde mi?

Sadece piyano değil müzik belki gitar çalmak da ukde kaldı. Klasik caz çok severim. Rock ve Türkçe müzik de severim.


“Birine koleksiyoner demek için 400 parçası olmalı”

“KOLEKSİYONER DEĞİLİZ”

Koleksiyoner değiliz. Eşim Ebru sanatla ilgili doktora yapınca daha fazla ilgilenmeye başladık. Bizim epey eserimiz var ama koleksiyoner bize denmez. Çünkü birine koleksiyoner demek için en az 400 parçasının olması gerekir. Akademi böyle tanımlıyor. Çok sevdiğimiz çağdaş Türk ressamlarının eserlerini topluyoruz. Karşı duvarda gördüğünüz Mustafa Ata, Türkiye’nin yetiştirdiği en iyi ressamlardan biri. Yenilik olarak da soyutlama tekniğini Türkiye’ye getirenlerden. Onu çok seviyoruz. Onun o fırça darbelerini, çok rengi bir arada kullanımını, perspektifi ve soyutlamayı bir arada gerçekleştirmesi hoşumuza gidiyor.

“ESER ALMAYA BERABER KARAR VERİRİZ”

Eve alınan tuzluğa, karabiberliğe bile birlikte karar veririz. Sanat eseri alırken de bazen haftalarca, aylarca düşünürüz. Kızların da fikrini alırız. Çünkü beraber kullanıyoruz hele ki sanat eserleriyle birlikte aynı evde yaşıyoruz. Şu anda Mustafa Ata’nın eserlerini müzayedenin dışında pek alamazsınız. Hala yaşayan bir sanatçı ama 85 üzeri. Şile’de hem atölyesi hem güzel bir evi var. Ve uzun zamandır satışı galeri üzerinden olmuyor. Müzayedelerde dönüyor. Ben sanatçıyla tanışıp birebir stüdyosuna, evine misafir olup böyle bir hikaye geliştirerek yapılan alımların çok değerli olduğunu düşünüyorum.

“HEYKEL BAKIYORUZ”

Ve Mustafa Ata’nın eşi de ressam, Gönül Ata. COVID döneminde çok uzun yazışmalar sonucu kendisinden aldığımız bir eser. Hepsi resim olmak üzere 15-20 tane var. Eserlerin her birinin farklı hikayeleri var. Şimdi bir-iki heykele bakıyoruz. Baktığımız yurt dışından da işler var, gidip geliyoruz. Ben bir-iki fotoğraf beğendim. Bakalım, o süreç keyifli.


“Bambunun dayanıklılığı ve esnekliği huzur veriyor”

İLK GÖRÜŞTE AŞK

Üniversitedeyken Japonca öğreniyordum. Hatta bitirme tezim Uzak Doğu kalkınma modelleri üzerineydi. Özellikle Kore ve Tayvan’ın ekonomik gelişmesini inceliyordum. Bambuya o dönemde çok merak sardım. Kore, Tayvan, Japonya’da çok yaygın. Orada gördüğüm an bayıldım. İlk görüşte aşk. Burada şimdi yaklaşık 7 çeşit bambumuz var. Sarı, yeşil ve siyah bambularım var. Bambu benim için tutku. Bana en huzur veren şeylerden biri bambu. Sabahları yarım saat kendi başıma şurada oturuyorum ve bambuların, rüzgarın sesini dinliyorum.

İSTİLACI TÜR

İstilacı bir tür, günde 20-25 cm büyüyorlar. 12 metreye kadar uzuyor. Her yıl tohum veriyorlar. Bambu ve kaktüs en sevdiğim iki bitki. Bambuların hangi ortamda olursa olsun yayılmalarına bayılıyorum. Ortama uyuyor. Çok yüksek olmasına rağmen aynı zamanda çok esnek. Bakın bu bambu 10-12 metre ama yere kadar eğilip kalkabiliyor. Kar yağdığı zaman bahçedekiler yere sıfırlanıyor. Karı temizliyorsun hemen kalkıyor. Bambu çok dayanıklı, esnek ve bana huzur veriyor.


“Tekneyle Akdeniz’i dolaşmak istiyorum”

ÇEKİRDEKTEN DENİZCİ

Hobilerimden biri de deniz ve yelken. 18 yaşında kaptanlık belgemi almıştım. Ankaralıyım ama babam daha ben ortaokuldayken tekne almıştı. Onda öğrendim. Bir yaz ayında babam bana Deniz Harp Okulu’ndan emekli bir subaydan ders aldırdı. Çok iyi öğretti. 80’ler, GPS yok, haritayı açıyorsunuz, pergel gönye çiziyorsunuz. Tam çekirdekten denizciyimdir. Arada bir dönem çocuklar küçükken yapamadık ama çocuklar büyüdükten sonra denizciliğe döndük. Ebru veya kızlardan birini yelkenci yapayım dedim ama onda başarılı olamadım. Hiçbiri, ipe bile dokunmak istemiyor.

YELKENLİ KATAMARAN

Büyük bir Elfrith katamaran, yelkenlimiz var. Kaptanımız var ama kendim kullanmayı seviyorum. Tekne Marmaris’te duruyor. Yazlık evimiz yok yazlık evimiz teknemiz. Satrançtan sonra zaman ve mekan kavramını unuttuğum bir yer de denizin üstü. Deniz ve satranç en sevdiğim hobilerim. Merak ve araştırmak da öyle. Yat fuarlarına gitmeyi seviyorum. Her zaman Cannes’a giderim. Bu ikinci teknemiz, genelde katamaran severim. Denizin üzerinde ev konforu sağlıyor.

SIRADAKİ ROTA

Şimdi teknemizi değiştirebiliriz, bakıyoruz. Biz hiçbir şeyi öylesine almıyoruz. Gerçekten ne keyif verirse onu arıyoruz. Denizin üstünde daha fazla zaman geçirmek istiyorum. Akdeniz’i dolaşmak isterim. Yunan Adaları 12 tane ama esasında 4 ada grubundan oluşuyor. Bu yıl dört adaya yani Leros’a, Patmos’a, Kalimnos’a ve Simi’ye gittik. Şimdi diğerlerini de görmek istiyoruz.



© 2025 bmag - Tüm hakları saklıdır.

Iyzico ile ÖdeIyzico Logo