Haber kapak görseli
Genel
9 dk okunma süresi
HELLO!

Gamze Saraçoğlu anlatıyor: Zamansız stil ve iyi giyinmenin sırları

İçeriği Paylaş

Yirmi yılı aşan tasarım yolculuğunda çizgisini zamansızlık, güçlü kalıp ve sadeleşme üzerine kuran Gamze Saraçoğlu, bugün modaya yalnızca giysi üzerinden bakmıyor. Sanat, felsefe, zanaat ve mimariden beslenen yaratıcı dünyasını, kişisel stilini, yeni dönemini ve iyi tasarımın geleceğini anlatıyor.

Röportaj: Lara Mutlu

Gamze Saraçoğlu’nun tasarımla kurduğu ilişki, yıllar içinde modanın hızından uzaklaşıp fikrin, zanaatın ve zamansızlığın peşine düşen daha kişisel bir yolculuğa dönüşüyor. Yirmi yılı aşan kariyerinde güçlü kalıpları ve sade çizgisiyle kendine özgü bir dil yaratan Saraçoğlu, bugün ilhamını yalnızca modadan değil; sanattan, mimariden, felsefeden ve hayata bakış biçiminden alıyor. Saraçoğlu ile değişen tasarım anlayışını, kişisel stilini, iyi giyinmenin inceliklerini ve zamansızlığın yeni lüksle ilişkisini konuştuk.

HELLO!: Tasarıma bakış açınız yıllar içinde nasıl değişti?

Gamze Saraçoğlu: İlk yıllarda koleksiyon yapmak, yeni bir şey söylemek, kendini sürekli yenilemek ve görünür olmak daha önemliydi. Bugün ise benim için tasarım, daha çok neyi neden yaptığımı bilmekle ilgili. Son yıllarda ‘ready to wear’ koleksiyonlarına ara vermem de biraz bununla bağlantılı. Artık sırf sezon geldiği için yeni bir koleksiyon üretmek fikri bana çok yakın gelmiyor. Daha seçici, daha kişisel ve daha uzun ömürlü işler yapmak istiyorum. Aynı zamanda tasarımın yalnızca giysiyle sınırlı olmadığına inanıyorum. Mekan, sanat, mimari, malzeme, ışık, hatta bir deneyimin nasıl kurgulandığı bile bugün benim yaratıcı dünyamın parçası. Sanat zaten uzun zamandır hayatımda çok önemli bir yere sahip. Şimdi bu ilgimi akademik olarak da derinleştirmek istiyorum ve ‘art & culture’ üzerine bir master programına başlayacağım. Bunu mesleğimden bağımsız bir alan olarak görmüyorum. Tam tersine, tasarımcı kimliğimi ve dünyaya bakışımı besleyen yeni bir düşünce alanı olarak görüyorum. Çünkü bugün beni yalnızca ‘ne tasarladığım’ değil, bir fikrin hangi kültürel bağlamdan doğduğu ve başka disiplinlerle nasıl ilişki kurduğu da ilgilendiriyor. Sanırım yıllar geçtikçe tasarıma bakışım hem genişledi hem de sadeleşti. Daha az şey yapmak ama yaptığım şeyin arkasındaki fikri daha güçlü kurmak istiyorum.

HELLO!: Moda dünyasında son zamanlarda sizi heyecanlandıran gelişmeler neler?

G. Saraçoğlu: Beni artık tek başına bir trend ya da yeni bir siluet çok fazla heyecanlandırmıyor. Daha çok modanın başka disiplinlerle kurduğu ilişki ilgimi çekiyor. Teknoloji, yeni malzemeler, zanaat, sanat ve mimarinin moda ile kesiştiği alanları çok ilginç buluyorum. Sanatla ilişkim burada çok belirleyici. Bir sergiye baktığımda yalnızca esere değil; onun yerleştirilme biçimine, mekanla kurduğu ilişkiye ve arkasındaki düşünceye bakıyorum. Aynı şeyi modada da önemsiyorum. Bir koleksiyonun yalnızca güzel kıyafetlerden oluşması artık bana yeterli gelmiyor; arkasında bir düşünce dünyası, kültürel bir referans ve kendine ait bir dil arıyorum. Felsefe de uzun zamandır ilgilendiğim ve yaratıcı dünyamı besleyen alanlardan biri. Felsefenin insana hazır cevaplardan çok, doğru soruları aramayı öğretmesini çok değerli buluyorum. Tasarım yaparken de aslında benzer bir süreç yaşıyorum: Neden bu forma ihtiyaç var, neden bu malzeme, neden bu oran, neden şimdi? Bir tasarımın yalnızca estetik olarak güzel olması değil, arkasında bir düşünce taşıması benim için giderek daha önemli hale geldi. Sanata bakışımı da tasarıma yaklaşımımı da bu sorgulama biçiminin etkilediğini düşünüyorum. Özellikle teknoloji geliştikçe insan elinin, kusurun ve zanaatın yeniden değer kazanmasını çok anlamlı buluyorum. Bir tarafta yapay zeka ve inanılmaz bir teknolojik hız var, diğer tarafta insanlar yeniden dokunabilecekleri, hikayesini ve kim tarafından üretildiğini bilebilecekleri şeyleri arıyorlar. Bence önümüzdeki dönemin en ilginç meselesi bu iki dünyanın nasıl yan yana yaşayacağı olacak.

HELLO!: Son dönemde çizgisini en beğendiğiniz tasarımcılar kimler?

G. Saraçoğlu: Bugün tek tek isimlerden çok, kendi dünyasını kurabilen tasarımcıları takip etmeyi seviyorum. Jonathan Anderson’ın modaya yalnızca kıyafet üzerinden değil; kültür ve obje üzerinden bakmasını çok değerli buluyorum. Matthieu Blazy’nin malzeme, zanaat ve sadelik arasındaki dengesi de beni etkiliyor. Phoebe Philo’nun ise yıllardır koruduğu o çok kişisel, entelektüel ve kadın merkezli yaklaşımı hâlâ çok güçlü. Benim için iyi tasarımcı, her sezon başka birine dönüşen değil; değişirken bile kim olduğunu hissettirebilen tasarımcı.

HELLO!: Siz en çok hangi tasarımcıdan giyiniyorsunuz? Alışveriş yapmayı sevdiğiniz giyim ve aksesuar markaları hangileri?

G. Saraçoğlu: Ben artık marka üzerinden değil, parça üzerinden alışveriş yapıyorum. Gardırobumda farklı dönemlerden, farklı tasarımcılardan parçalar yan yana durabiliyor. The Row’un sadeliğini ve oranlarını, Phoebe Philo’nun tavrını, Bottega Veneta’nın malzeme ve zanaat yaklaşımını seviyorum. Khaite’nin de özellikle modern siluet anlayışını ve güçlü ama abartısız feminenliğini çok başarılı buluyorum. Aksesuarda da çok logolu ya da dönemin trendini fazla anlatan şeylerden ziyade, yıllarca kullanabileceğim parçaları tercih ediyorum. Bir şeyi satın alırken artık ilk düşündüğüm şey “Bu sezon moda mı?” değil, “Bunu beş yıl sonra da giymek ister miyim?” oluyor.

HELLO!: Kişisel stiliniz yıllar içinde nasıl evrildi? Neler değişti?

G. Saraçoğlu: Gençken insan biraz daha kıyafet aracılığıyla kendini anlatmaya çalışıyor. Ben de daha fazla denediğim, daha fazla parçayı bir araya getirdiğim dönemlerden geçtim. Zamanla insan kendini tanıdıkça gardırobu da sakinleşiyor. Bugün stilim çok daha sade, net ve işlevsel. İyi bir pantolon, kusursuz bir ceket, beyaz bir gömlek, iyi bir elbise… Ben artık kıyafetin benden önce odaya girmesini istemiyorum. Kıyafet benim karakterimi desteklesin ama onun önüne geçmesin istiyorum. En çok ‘daha fazla’ fikrinden uzaklaştım. Daha fazla kıyafet, daha fazla renk, daha fazla detay yerine; daha doğru oran, daha iyi kumaş, daha iyi kalıp ve daha doğru parçayı arıyorum. Belki yaşla birlikte insanın kendisine karşı daha dürüst olması da bunda etkili. Neyin size yakıştığını, neyin sizi iyi hissettirdiğini biliyorsunuz. Bir noktadan sonra moda size ne giymeniz gerektiğini söylemiyor; siz modadan ne almak istediğinizi seçiyorsunuz.

HELLO!: Stil sizce öğrenilen bir şey mi, yoksa insanın karakteriyle birlikte mi geliyor?

G. Saraçoğlu: Bence ikisinin birleşimi. Estetik göz geliştirilebilir. Sanata, mimariye, sinemaya, tasarıma baktıkça insanın görsel hafızası zenginleşir. Dolayısıyla stilin öğrenilebilen bir tarafı kesinlikle var. Ama gerçek stilin karakterden geldiğini düşünüyorum. Çünkü stil yalnızca ne giydiğiniz değil, neyi giymemeyi seçtiğinizdir de. Kendini tanımak, sınırlarını bilmek, bazen moda olan bir şeye “Bu ben değilim” diyebilmek stilin en önemli taraflarından biri.

HELLO!: Sizce iyi giyinmenin ilk kuralı nedir?

G. Saraçoğlu: Kendini tanımak. Bedeninizi, hayatınızı ve içinde rahat hissettiğiniz oranları bilmeden dünyanın en pahalı kıyafetlerini de giyseniz iyi giyinmiş görünmeyebilirsiniz. İyi giyinmek benim için gösterişli olmak değil, doğru görünmektir. Kıyafetin insanla bir bütün olması gerekir.

HELLO!: Kapsül bir gardırop hazırlamak için sezon başlarında nasıl bir alışveriş yapılmalı sizce? Bazen kendimizi hep aynı şeyi satın alırken buluyoruz. Doğru alışveriş nasıl olmalı?

G. Saraçoğlu: Bence doğru alışveriş mağazada değil, gardırobun karşısında başlıyor. Önce sahip olduğunuz şeyleri gerçekten görmek gerekiyor. Çünkü hepimiz farkında olmadan sevdiğimiz parçanın benzerini tekrar tekrar satın alıyoruz. Ben sezon başında önce eksiklere bakılmasını öneririm. Çok iyi bir pantolon, ceket, gömlek, triko, gündüzden geceye taşınabilecek bir elbise, iyi bir ayakkabı ve çanta… Bunlar gardırobun mimarisi gibi. Trend parçalar ise bunun üzerine çok daha kontrollü eklenebilir. Bir parçayı satın almadan önce kendime sorduğum en önemli sorulardan biri şu: “Bunu gardırobumdaki en az üç farklı şeyle kullanabilir miyim?” Cevap hayırsa çoğu zaman o parçaya gerçekten ihtiyacım olmadığını anlıyorum.

HELLO!: Her gün farklı giyinmek mi yoksa imza bir look oluşturup hep aynı tarzda giyinmek mi sizce? Hangisini tercih edersiniz?

G. Saraçoğlu: Ben imza bir stil fikrine daha yakınım. Bu, her gün aynı kıyafeti giymek anlamına gelmiyor. Ama insanın kendine ait bir siluetinin, bir oran anlayışının, hatta belirli bir renk dünyasının olması çok güçlü. Bence stilin olgunlaşması biraz da seçenekleri azaltabilmekle ilgili. Her şeyi giyebilmek özgürlük gibi görünüyor ama aslında neyi giymek istediğini bilmek çok daha büyük bir özgürlük.

HELLO!: Bir Gamze Saraçoğlu tasarımı dendiğinde gözümde mükemmel kalıplı bir elbise canlanıyor. Tasarım çizginiz yıllar içinde çok oturdu. Bunu nasıl başardınız? Siz kendi tasarım çizginizi nasıl ifade edersiniz?

G. Saraçoğlu: Benim için tasarımın başlangıç noktası her zaman kadın bedeni oldu. Bir elbisenin askıda nasıl göründüğünden çok, bir kadının üzerinde nasıl yaşadığıyla ilgileniyorum. Hareket ettiğinde ne yaptığı, bedeni nerede takip ettiği, nerede ondan uzaklaştığı, kadına nasıl bir duruş verdiği benim için çok önemli. Yıllar içinde çizgimin oturmasının sebebi belki de sürekli başka biri olmaya çalışmamam. Elbette değiştim, geliştim, dünyaya bakışım değişti ama bazı temel prensiplerim hep aynı kaldı: Güçlü kalıp, temiz çizgi, kontrollü feminenlik ve gereksiz detaydan uzak durmak. Ben kendi tasarım çizgimi ‘sessiz ama güçlü’ olarak tanımlardım. İlk bakışta bağırmayan ama yaklaştığınızda kalıbı, oranı ve detayıyla kendini anlatan kıyafetleri seviyorum.

HELLO!: Moda dünyasında trendlerin hızlandığı, her şeyin çok çabuk tüketildiği bir dönemde sizin için zamansızlık ne ifade ediyor?

G. Saraçoğlu: Zamansızlık benim için geçmişte kalmak ya da trendleri reddetmek değil. Tam tersine, içinde bulunduğun zamanı anlayıp onun geçici taraflarına teslim olmamak. Belki saatlere olan ilgimin altında da biraz bu düşünce yatıyor. Uzun zamandır saat koleksiyonerliğiyle ilgileniyorum ve bu ilgimi daha derin bir bilgiyle beslemek için Christie’s’te saatler üzerine eğitim aldım. Saat dünyasında beni etkileyen şey yalnızca estetik değil; tasarım, mühendislik, zanaat, tarih ve zaman kavramının küçücük bir objede bir araya gelmesi. Bir saatin onlarca yıl sonra hâlâ değerli ve arzulanır olabilmesi bana tasarım konusunda da çok şey söylüyor. Gerçekten iyi tasarlanmış bir obje, üretildiği dönemin ruhunu taşıyabilir ama ona hapsolmaz. Bugün moda inanılmaz hızlı üretiyor ve aynı hızla unutuyor. Bu nedenle zamansızlık artık bana estetik bir tercihten çok, bir değer sistemi gibi geliyor. Bir şeyi daha uzun süre istemek, kullanmak, bakımını yapmak ve hatta bir sonraki nesle aktarabilmek bence yeni lüksün önemli bir parçası. Ben iyi tasarımın, hangi sezona ait olduğunu hemen söyleyemediğiniz ama hangi dünyaya ait olduğunu hissedebildiğiniz tasarım olduğuna inanıyorum.

HELLO!: Bir tasarımın zamana direnmesini sağlayan şey sizce nedir?

G. Saraçoğlu: Oran, malzeme, işçilik ve fikir. Trendler değişir ama insan gözünün iyi bir oranla kurduğu ilişki kolay kolay değişmez. Aynı şekilde iyi kumaş ve iyi işçilik yaşlandıkça değer kazanır. Ama bence bunların üzerinde bir şey daha var: samimiyet. Sadece dönemin talebine cevap vermek için yapılmış tasarımlar dönemle birlikte kaybolabiliyor. Tasarımcının gerçekten inandığı bir fikirden çıkan işler ise çok daha uzun yaşayabiliyor.

HELLO!: Geçmişten, bugün hâlâ güçlü bulduğunuz bir moda dönemi var mı? Neden?

G. Saraçoğlu: 1990’ların minimalizmini hâlâ çok güçlü buluyorum. Çünkü moda o dönemde bir noktada süsten arındı ve yeniden beden, oran, kumaş ve tavır konuşmaya başladı. Helmut Lang, Jil Sander, Calvin Klein dönemi ve Prada’nın o yıllardaki yaklaşımı bugün bile son derece güncel görünebiliyor. Ama 1950’lerin couture disiplinine de büyük saygı duyuyorum. O dönemdeki kalıp bilgisi, konstrüksiyon ve işçilik bugün hâlâ inanılmaz bir referans. Belki benim tasarım dünyam da bu iki uç arasında bir yerde: Couture’ün disiplinini seviyorum ama bunu daha modern, sade ve bugüne ait bir dille ifade etmeyi tercih ediyorum.

HELLO!: Sizce kadınlar bedenlerini giydirirken hâlâ bazı kurallara gereğinden fazla mı bağlı?

G. Saraçoğlu: Kesinlikle. Moda uzun yıllar kadınlara bedenleriyle ilgili çok fazla kural öğretti: Burasını sakla, burayı ince göster, bunu giyersen daha uzun görünürsün, şu yaşta bunu giyme… Bence bunların önemli bir bölümünü artık geride bırakmamız gerekiyor. Bir kadının bedenini sürekli ‘düzeltilecek’ bir şey olarak görmesini doğru bulmuyorum. Kıyafet bedeni cezalandırmamalı ya da başka bir bedene benzetmeye çalışmamalı. Onunla birlikte çalışmalı. Ben tasarım yaparken de kadını daha ince, daha genç ya da başka biri gibi göstermeye çalışmıyorum. Onu daha güçlü, daha dengeli ve kendisi gibi hissettirmeye çalışıyorum. Bence bugün iyi giyinmenin ve iyi tasarımın geldiği en önemli noktalardan biri de bu: Bedeni değiştirmek yerine onunla barışık bir estetik yaratmak.

© 2025 bmag - Tüm hakları saklıdır.

Iyzico ile ÖdeIyzico Logo