Haber kapak görseli
Genel
7 dk okunma süresi
HELLO!

Çağdaş sanatçı Mehmet Sinan Kuran “Sanat ihtiyacı olan içindir”

İçeriği Paylaş

Geçici olan ne zaman kalıcı hale gelir? Mehmet Sinan Kuran, Chi Art Gallery’de Serap Görünme ve Hayal Köseoğlu ile bir araya geldiği ‘Kanzen’ sergisinde yer alan ‘Ephemera’ adlı işiyle tam da bu sorunun izini sürüyor.

Röportaj: Büşra Nazlan Üregül

Bir tren bileti, eski bir tiyatro broşürü, bir akşam yemeğinden saklanan menü ya da üzerine çizilmiş sıradan bir kağıt… Nesnelerin kendileri geçici olabilir; fakat onlara yüklediğimiz hikayeler bazen bir ömür bizimle kalır. Mehmet Sinan Kuran’ın ‘Ephemera’ ile kurduğu ilişki de tam olarak bu kırılgan sınırda başlıyor: önemsiz görünenle değerli olan, geçici olanla hatırlanan arasında. Chi Art Gallery’nin yeni sezonunu açan ‘Kanzen’, Kuran’ı Serap Görünme ve Hayal Köseoğlu ile bir araya getiriyor. Kuran’ın çizgi, renk ve karakterlerle kurduğu özgün evren de bu düşüncenin içinde kendi alanını açıyor. Tekrar eden figürler ve yoğun renk kullanımıyla şekillenen çalışmalarında her karakter kendi kimliğini taşırken; aynı zamanda daha büyük bir bütünün parçasına dönüşüyor. Ancak Kuran’la konuşmaya başladığınızda mesele kısa sürede sergide gördüğümüz dünyanın dışına taşıyor. Çünkü onun için bir resmin asıl anlamı, sanatçının ona yüklediği hikayeden çok, izleyicinin onunla kurduğu ilişkide ortaya çıkıyor.

HELLO!: ‘Ephemera’ kelimesi geçici, gündelik ve aslında kalıcı olması düşünülmeyen şeyleri anlatıyor. Senin serginde ise bu geçicilik bir anda sanat eserine dönüşüyor. Seni ‘Ephemera’ kavramına çeken ne oldu?

Mehmet Sinan Kuran: Ephemera kelimesini ilk kez Jack London’ın ‘Martin Eden’ kitabında gördüm. Martin’in arkadaşının yazdığı harika bir şiirin ismiydi. Araştırdığımda anlamının da çok güzel ve derin olduğunu fark ettim. Önemsiz evrak… Tren biletleri, opera broşürleri, afişler. Ben resimlerimi de böyle görüyorum. Ancak birileri onlara bir anlam yüklediğinde, para verip sahiplendiğinde, sakladığında değerliler. Yoksa birer kağıt parçası. Bana son derece uygun. Zaman gelecek; hepimiz, yaptığımız her şey unutulacak. Sonsuzluğun karanlıklarına karışıp yok olacağız. Sihirli bir bakış açısı bana göre. Bu kısa anın tadını çıkaralım.

HELLO!: Bir nesneyi değerli yapan şey kendi hikayesi mi, yoksa ona bizim yüklediğimiz anlam mı?

M. S. Kuran: Mutlaka özdeğeri vardır ama bizim için konuşmaya değer olan kısmı elbette birilerinin yüklediği anlam. O anın belgesi… Fotoğraf gibi. Sevgiliyle buluşmak için borç harç alınmış bir tren bileti. Birlikte yenilen romantik bir yemeğin menüsü. Bize değerli anları hatırlatan değerli evrak.

HELLO!: Daha önce eserlerinle insanların kendi iç dünyalarına bakmasını istediğini söylemiştin. ‘Ephemera’da ise sanki bu kez eserin kendisi de izleyicinin ona vereceği anlamı bekliyor. Bir eser, sanatçıdan çıktıktan sonra gerçekten kimin oluyor?

M. S. Kuran: Nietzsche’nin çok sevdiğim bir saptaması var. İnsanlığın iki temel sorunu vardı: anlamsızlık ve adaletsizlik. Adaletsizlik için hukuku, anlamsızlık için sanatı bulduk. Ama insanlar hukuka ulaşamadılar, sanat da insanlara ulaşamadı. Dolayısıyla iki proje de çuvalladı. Hukukla alakalı bir çalışmam olamaz ama sanat için savaşabilirim. Ben insanlarla sanatı bir araya getirmeye çalışıyorum. “Sanat sanat için midir, halk için midir, para için midir, sanatçı için midir?” tartışmaları benim için tamamen anlamsız. Sanat ihtiyacı olan içindir. Yüzde 100 halk içindir. Ben buluşmayı sağlamaya çalışıyorum. İşler benden çıktıktan sonra sizlerindir. İsterseniz internetten indirip büyütüp çerçeveletip evinizin duvarına asabilirsiniz. O resim sizi mutlu ediyorsa ben görevimi tamamlamış olurum.

HELLO!: Bugün bir eserin sanatçıdan çıkıp galeriye, oradan koleksiyonere ve başka bir eve girmesiyle birlikte yaşadığı dönüşümü nasıl görüyorsun?

M. S. Kuran: Sanatçıyla nihai insan arasında çok aracı var. Küratörler, eleştirmenler, akademisyenler, galericiler, danışmanlar, art dealer’lar, müze çalışanları… Bu hem iyi hem de kötü. İyi; çünkü herkes kendi adına sanatı yüceltmek için çalışıyor. Kötü; çünkü kafa karıştırıcı olabiliyor. Bu oyun aslında iki kişilik bir oyun: sanatçı ile izleyici arasında. Ben mağara duvarına ilk resmi yapan o mağara insanıyım.

HELLO!: Hiçbir eserin senden çıktıktan sonra bambaşka bir anlam kazandığını düşündüğün oldu mu?

M. S. Kuran: Tabii ki. Kaçınılmaz. Ben işlerimi anlatmam. Anlatsam da kafama göre uydururum. Herkese başka bir şey anlatırım. İzleyiciyi ilgilendirmez ki benim ne düşündüğüm. İnsanlarda bir hikaye merakı var. Halbuki benim istediğim, izleyicinin resme anlam yüklemesi. Doğal olan bu. Ben anlatırsam izleyici açısından anlamı kalmaz. Kendi hisleriyle kendi hikayesini yazmak zorunda. Diğer yol biraz tatsız bana göre. Resme baktığında ne hissetmesi gerektiğini söylemek bana uymaz. Kullanma kılavuzu vermek gibi.

HELLO!: ‘Ephemera’ senin üretim pratiğine çok uzak bir kavram değil. Günlüklerinle ‘Ephemera’ arasında nasıl bir bağ kuruyorsun?

M. S. Kuran: Günlüklerim ‘Ephemera’ zaten. Yaptığım resimler de öyle. Benim için anlamlı, sizler için anlamsız. Sizde bir şeyleri tetiklerse beğenirsiniz. Bir anlam yüklersiniz. Bir müddet etkileşime girersiniz. Yoksa basit kağıt parçaları.

HELLO!: Defterlerinde tuttuğun çizimler bugün bir arşiv haline gelse, yıllar sonra seni hiç tanımayan biri o defterlere baktığında Mehmet Sinan Kuran hakkında ne anlayabilir?

M. S. Kuran: O çizimler, yazılar beynimin elektrosu. Düşündüğüm her şeyi çiziyorum. Yazıyla değil, resimlerle günlük tutuyorum. Benimle paralel düşünce sistemine sahip biri resimleri kolaylıkla okuyabilir. Orada hiç gizlim saklım yok. Yalan dolan yok. Neysem o. 28 tane defter. 28 yıl. Yaklaşık yarı ömrüm. Benimle ilgili her şey orada. Aralıktaki Lob-Start sergisinde defterler eksiksiz sergilenecek.

HELLO!: Hafıza da bir çeşit ‘Ephemera’ olabilir mi? Çünkü bazı anılar çok küçük bir detayla yıllarca saklanıyor, bazı büyük olaylar ise tamamen siliniyor.

M. S. Kuran: Hafıza da yanlı çalışır. İşine geldiği gibi yani. Genellikle acı hatıraları halının altına süpürür, pozitif hatıraları canlı tutmaya çalışır. Ben öyle değilim. Benim için acı, tatlı, soğuk, sıcak, yanlış, doğru aynı kefede. Çünkü biri olmadan diğerinin değeri yok. İyi gün, kötü gün diye bir ayrım yok. Kötü gün olmasaydı iyi günün bir anlamı olmazdı. Dolayısıyla ben kötü bir gün yaşarken, “İyi bir gün gelmekte” diye sevinirim.

HELLO!: Son serginizin yer aldığı Chi Art Gallery’de gerçekleşen ‘Kanzen’ karma sergisiyle yollarınız nasıl kesişti? Bu sergiye dahil olma süreciniz nasıl gelişti?

M. S. Kuran: Galerilerden bıktım. Ya iyi niyetli ve beceriksiz oluyorlar ya da kötü niyetli ve becerikli oluyorlar. İkisinden de bana fayda yok. Her yeni tanıdığım galeriye, “Acaba iyi niyetli ve becerikli olabilir mi?” diye yaklaşıyorum. Çiğdem’in doğallığı, endişeli hali, netliği beni çekti. Karma sergilerde böyle 15-20 sanatçılı sergiler çok işlemiyor benim için. Üç-dört sanatçı çok daha anlaşılabilir. Bir de ortak dil bulundu mu çok keyifli olabiliyor.

HELLO!: Daha önce ‘Posthumous’ sergisinde sanatçıların yaşarken görülmemesi ve öldükten sonra değer kazanması üzerine düşünmüştün. ‘Ephemera’ ile bu mesele arasında senin için nasıl bir bağ var?

M. S. Kuran: Önemsiz evrak, önemsiz sanatçı. Yüzlerce yıl evvel yaşamış bazı sanatçılara neden bu denli büyük anlam yüklendiğini hâlâ anlamış değilim. Benim herhangi birinden hiçbir farkım yok bana göre. Gülebilirsiniz ama doğru. En azından doğru olduğunu bilerek gülün. Çünkü hepimiz aynı şeyi yapıyoruz. Rüyalarımızı, fantezilerimizi, hayallerimizi insanlarla paylaşıyoruz. Bunu yaparken kullandığımız metotların hiçbir önemi yok. 38.000 yıl önce biri mağara duvarlarına duygularını aktarmak istemiş. 38.000 yıl sonra ben, çevremde ne malzeme varsa onları kullanarak hayallerimi aynı onun gibi kağıda aktarmak istiyorum. Bu, ne onu ne de beni daha önemli yapar. Yapsa yapsa eşit yapar.

HELLO!: Bir sanat eserinin gerçekten değerli olması için geriye ne kalması gerekiyor?

M. S. Kuran: Bir sanat eserinin gerçekten değerli olması için samimi bir şekilde yapılması gerekiyor. Hesap kitap yapmak sevgide nasıl kötü sonuçlara yol açabiliyorsa sanatta da aynı tip sonuçlara yol açabilir. Samimi olmak, doğal olmak bence işin en önemli noktası.

HELLO!: Bir gün Mehmet Sinan Kuran’dan geriye yalnızca tek bir eser, tek bir çizgi ya da küçücük bir kağıt parçası kalacak olsa; onun sende değil, başka birinin hayatında anlam kazanmasını ister miydin? Ve o zaman eser gerçekten kimin olurdu?

M. S. Kuran: Ben, benim hayatımda anlam kazanmış düşünceleri kağıda döküyorum. Ben kağıda dökmesem de zaten benim için anlam kazanmış durumda. Kağıda dökmemin sebebi sizlere yararı olsun diye. Benim içimde 7/24 çalışan bir reaktör var. Deli gibi mutluluk üretiyor. 100 mutluluk üretiyorsa ben 30’unu kullanabiliyorum, 70 fazlam var. O 70’i sizlerle paylaşıyorum. Dolayısıyla benden çıkan resim sizlerindir. Kimin ihtiyacı varsa, ne şekilde kullanmak istiyorsa öyle kullansın. Bir arkadaşımın bebeği var. Benden bir resim almış, duvarına asmış. O çocuk yemek yerken zorlanıyor. Annesi, o resmin önünde rahatlıkla yediğini fark etmiş. Biberonunu hazırlıyor ve onu o resmin karşısına oturtuyor. Yavrusu o resmi seyrederek yemeğini yiyor. Bana bu hayatta başka bir şey lazım değil. Bu bana yeter.

© 2025 bmag - Tüm hakları saklıdır.

Iyzico ile ÖdeIyzico Logo