
Atlas Rotaları
5 dk okunma süresi
LİKYA YOLU: YORGUN YÜRÜYÜŞÇÜ
Muğla ve Antalya sınırlarında 650 kilometre boyunca uzanan, antik kalıntılar ve eşsiz sahillerle bezeli Likya Yolu, dünyanın en ünlü yürüyüş...
Muğla ve Antalya sınırlarında 650 kilometre boyunca uzanan, antik kalıntılar ve eşsiz sahillerle bezeli Likya Yolu, dünyanın en ünlü yürüyüş rotalarından biri. Ancak Likya Yolu şimdilerde rotayı bıçak gibi ikiye bölecek bir yol projesiyle karşı karşıya... Çeyrek asırdır Likya Yolu’nu yürüyen, antik patikanın işaretleme ve temizlik çalışmalarına da katılan Ersin Demirel, Atlas için yazdı. YAZI VE FOTOĞRAFLAR: ERSİN DEMİREL Yemyeşil bir yarımadaya yarenlik eden beş adayla birlikte büyülü bir masal dünyasını anımsatan Taşlık Burnu’ndaki Gelidonya Feneri’nden, denizin üzerinde yavaş yavaş yükselen güneşin ilk ışıklarını seyrediyorum. Yaklaşık 100 yıldır gemicilere yol gösteren bu ışık kaynağı, çevresinde kamp kuran antik Likya yolcularıyla yalnızlığını unutmuş sanki. 227 metreyle Türkiye’nin en yüksek rakımdaki deniz feneri o. Likya Yolu’nun bir yürüyüş rotasına dönüşmesinden önce fenere, ailesi ve keçileriyle yaşayan bir bekçi bakıyordu. Şimdilerde güneş enerjisiyle çalışıyor fener... Olimpos Beydağları Milli Parkı sınırları içindeyiz. Antikçağdan kalan patikanın günümüzde kırmızı beyaz renklerle işaretlenmiş hattında, Adrasan patikasını adımlarken çam ağaçları arasında yükselen bembeyaz yapıya ve Akdeniz’in mavi sularındaki arkadaşları Beş Adalar’a bir kez daha bakıyorum.
Antalya şehir merkeziyle Muğla’nın Fethiye ilçesi arasında uzanan Likya Yolu, Anadolu’nun en eski uygarlıklarından Likya’nın coğrafyasını adımlıyor. Benim Likya Yolu’yla bağım 26 yıl öncesine dayanıyor. Antalya’nın Kumluca ilçesindeki Gelidonya Deniz Feneri parkurundaki sarı tabelalarla 1999 yılında karşılaşmamla bu eşsiz güzergâhla tanışmıştım. 17 yıl boyunca Fethiye ile Antalya arasında uzanan 509 kilometrelik (sonraki eklemelerle 650 kilometreye çıktı) rota üzerindeki tabelaların periyodik bakımını üstlendim. Bir Likya Yolu gönüllüsü olarak işaretlerin yenilenmesi, patikaların temizlenmesi, altı ayda bir tabela ve levhaların bakımı ve onarımıyla ilgilendim. Onlarca kez yürüdüğüm bu kültür yolu, ne yazık ki giderek artan bir sıklıkla doğal tahribat ve yol projeleriyle gündeme geliyor. Akdeniz’in bakir koylarından tarihi Likya kentlerine uzanan bu eşsiz güzergâhın son halini görmek ve izlenimlerimi Atlas okurlarına aktarmak üzere Fethiye’deki Kral Mezarları önünden tekrar yola koyuldum. Likya Yolu’nda baharın elin kulağındaydı… Önce “eski Rum yolu” adı verilen etaptan Kayaköy’e ulaştım. 2010’da Likya Yolu üzerindeki ilk tahribatı hatırlıyorum. Rotanın Fethiye tarafındaki başlangıç noktası Ovacık’ta çam ağaçları içindeki patika, doğaseverlerin ve Likya Yolu gönüllülerinin karşı çıkmasına karşın “yangın yolu” adı altında yok edilmiş, ağaçlar kesilmiş ve toprak bir yol açılmıştı. Üç yıl sonra bu yolun yangın önlemi için yapılmadığını, bölgeye inşa edilen beş yıldızlı otel sayesinde öğrenmiştik. Güzelliğine doyamadığım Kelebekler Vadisi ve Kabak Koyu arasındaki Faralya-Uzunyurt etabı da yapılaşmaya kurban gitmiş durumda. Yine de Kabak mahallesinden Alınca’ya eski göç yolu üzerinden tırmanmak ve ardından Yediburunlar’ın insanın içini titreten manzarasıyla karşılaşmak gerçek bir Likya Yolu serüveni.
Antik Likya bölgesinde, Teke Yarımadası kıyıları boyunca tarihi yolları takip eden bir yürüyüş rotası oluşturma fikri, İngiltere doğumlu, yıllardır Türkiye’de yaşayan ve yöreyi yakından tanıyan Kate Clow tarafından ortaya atıldı. Başka gönüllülerin de katılımıyla Fethiye’den Antalya’ya uzanan 509 kilometrelik güzergâhta işaretleme çalışmaları yapıldı ve haritalar hazırlandı. Türkiye’nin ilk ve en ünlü yürüyüş rotası Likya Yolu, 1999’dan itibaren Türkiye ve dünyadan yürüyüşçüleri ağırlamaya başladı. Yediburunlar mahallesinde yaşayan Nurgül Gök, Likya Yolu’nun ilk emekçilerinden biri. Güleryüzü, konukseverliği, lezzetli yemekleriyle yaklaşık 25 yıldır Likya yolcularını ağırlayan Nurgül, rotayı ve hayatı üzerindeki etkisini şöyle anlatıyor: “Likya Yolu ile 2000 yılında yağmurlu ve soğuk bir kış akşamı Kate Clow ve Atıl Ulaş Cüce’nin kapımızı çalmasıyla tanıştım. O gece ücreti karşılığında kalmak istediler ve Likya Yolu’nun köye ekonomik kaynak da sağlayabileceğini anlattılar. Sadece tütün üretimiyle geçinen köyün, o dönemin muhtar kızı olarak ilk başta bu sözler bana çok anlamlı gelmedi. Ama Atıl Ulaş, bize 15 sünger yatak alacağını ve para kazanınca ona ödeyebileceğimizi söyledi. Bir odayı pansiyona çevirdik fakat müşteriler için özel banyomuz yoktu. İlk dönemler kazanda su ısıtıyorduk duş için. İki yıl sonra güneş enerjisiyle banyo sorununu çözdük ve birkaç oda ilave ettik. Yıllar çabucak geçti. Şimdi eşim ve küçük oğlumla işlettiğimiz 12 odalı şirin bir pansiyonumuz var. Ailesi tarafından okutulmamış bir kız çocuğu olarak Likya Yolu, hayatımda karşıma çıkan çok büyük bir şanstı. Geriye dönüp baktığımda 25 yılda çok şey yaşadım, çok değerli dostlar tanıdım. İyi ki o güzel insanlar Kate ve Atıl, kapımızı çalarak benim ve köyümün hayatını değiştirdi...”
Likya Yolu, Türkiye’nin uluslararası standartlarda işaretlenmiş ilk yürüyüş rotası ama günümüzde ne yazık ki çok büyük sorunları var. İşaretleme ve tabelaların yerleştirilmesi için Kültür ve Turizm Bakanlığı, Karayolları Genel Müdürlüğü ve Anıtlar Kurulu’ndan izin alınan bu dünyaca ünlü ekoturizm rotası, halen yasal olarak tescil edilmiş değil. Bu konudaki tek istisna da Muğla’da Fethiye ve Seydikemer ilçe sınırlarındaki 75 kilometrelik bölüm. Antalya’da yedi, Muğla’da iki ilçenin sınırlarını kat eden Likya Yolu orman, milli park, mücavir alan, hazine arazisi gibi bölgelerden geçiyor. Tescil edilmediği ve yasal koruma altında olmadığı için rotanın haritası birkaç senede bir Kate Clow tarafından yeniden düzenleniyor. Patikaların tahrip edilip yol açılması, sera yapmak için makilerin temizlenip tarım arazisi yaratılması, yeni yerleşim bölgelerinin açılması sonucu bozuk orman ya da toprak yolların asfaltlanması artık neredeyse kanıksadığımız olumsuzluklar… KONUNUN TAMAMI ATLAS’IN MAYIS 2025 SAYISINDA. ALMAK İÇİN TIKLAYINIZ! 
Antalya şehir merkeziyle Muğla’nın Fethiye ilçesi arasında uzanan Likya Yolu, Anadolu’nun en eski uygarlıklarından Likya’nın coğrafyasını adımlıyor. Benim Likya Yolu’yla bağım 26 yıl öncesine dayanıyor. Antalya’nın Kumluca ilçesindeki Gelidonya Deniz Feneri parkurundaki sarı tabelalarla 1999 yılında karşılaşmamla bu eşsiz güzergâhla tanışmıştım. 17 yıl boyunca Fethiye ile Antalya arasında uzanan 509 kilometrelik (sonraki eklemelerle 650 kilometreye çıktı) rota üzerindeki tabelaların periyodik bakımını üstlendim. Bir Likya Yolu gönüllüsü olarak işaretlerin yenilenmesi, patikaların temizlenmesi, altı ayda bir tabela ve levhaların bakımı ve onarımıyla ilgilendim. Onlarca kez yürüdüğüm bu kültür yolu, ne yazık ki giderek artan bir sıklıkla doğal tahribat ve yol projeleriyle gündeme geliyor. Akdeniz’in bakir koylarından tarihi Likya kentlerine uzanan bu eşsiz güzergâhın son halini görmek ve izlenimlerimi Atlas okurlarına aktarmak üzere Fethiye’deki Kral Mezarları önünden tekrar yola koyuldum. Likya Yolu’nda baharın elin kulağındaydı… Önce “eski Rum yolu” adı verilen etaptan Kayaköy’e ulaştım. 2010’da Likya Yolu üzerindeki ilk tahribatı hatırlıyorum. Rotanın Fethiye tarafındaki başlangıç noktası Ovacık’ta çam ağaçları içindeki patika, doğaseverlerin ve Likya Yolu gönüllülerinin karşı çıkmasına karşın “yangın yolu” adı altında yok edilmiş, ağaçlar kesilmiş ve toprak bir yol açılmıştı. Üç yıl sonra bu yolun yangın önlemi için yapılmadığını, bölgeye inşa edilen beş yıldızlı otel sayesinde öğrenmiştik. Güzelliğine doyamadığım Kelebekler Vadisi ve Kabak Koyu arasındaki Faralya-Uzunyurt etabı da yapılaşmaya kurban gitmiş durumda. Yine de Kabak mahallesinden Alınca’ya eski göç yolu üzerinden tırmanmak ve ardından Yediburunlar’ın insanın içini titreten manzarasıyla karşılaşmak gerçek bir Likya Yolu serüveni.
İLK ULUSLARARASI ROTAMIZ
Antik Likya bölgesinde, Teke Yarımadası kıyıları boyunca tarihi yolları takip eden bir yürüyüş rotası oluşturma fikri, İngiltere doğumlu, yıllardır Türkiye’de yaşayan ve yöreyi yakından tanıyan Kate Clow tarafından ortaya atıldı. Başka gönüllülerin de katılımıyla Fethiye’den Antalya’ya uzanan 509 kilometrelik güzergâhta işaretleme çalışmaları yapıldı ve haritalar hazırlandı. Türkiye’nin ilk ve en ünlü yürüyüş rotası Likya Yolu, 1999’dan itibaren Türkiye ve dünyadan yürüyüşçüleri ağırlamaya başladı. Yediburunlar mahallesinde yaşayan Nurgül Gök, Likya Yolu’nun ilk emekçilerinden biri. Güleryüzü, konukseverliği, lezzetli yemekleriyle yaklaşık 25 yıldır Likya yolcularını ağırlayan Nurgül, rotayı ve hayatı üzerindeki etkisini şöyle anlatıyor: “Likya Yolu ile 2000 yılında yağmurlu ve soğuk bir kış akşamı Kate Clow ve Atıl Ulaş Cüce’nin kapımızı çalmasıyla tanıştım. O gece ücreti karşılığında kalmak istediler ve Likya Yolu’nun köye ekonomik kaynak da sağlayabileceğini anlattılar. Sadece tütün üretimiyle geçinen köyün, o dönemin muhtar kızı olarak ilk başta bu sözler bana çok anlamlı gelmedi. Ama Atıl Ulaş, bize 15 sünger yatak alacağını ve para kazanınca ona ödeyebileceğimizi söyledi. Bir odayı pansiyona çevirdik fakat müşteriler için özel banyomuz yoktu. İlk dönemler kazanda su ısıtıyorduk duş için. İki yıl sonra güneş enerjisiyle banyo sorununu çözdük ve birkaç oda ilave ettik. Yıllar çabucak geçti. Şimdi eşim ve küçük oğlumla işlettiğimiz 12 odalı şirin bir pansiyonumuz var. Ailesi tarafından okutulmamış bir kız çocuğu olarak Likya Yolu, hayatımda karşıma çıkan çok büyük bir şanstı. Geriye dönüp baktığımda 25 yılda çok şey yaşadım, çok değerli dostlar tanıdım. İyi ki o güzel insanlar Kate ve Atıl, kapımızı çalarak benim ve köyümün hayatını değiştirdi...”
Likya Yolu, Türkiye’nin uluslararası standartlarda işaretlenmiş ilk yürüyüş rotası ama günümüzde ne yazık ki çok büyük sorunları var. İşaretleme ve tabelaların yerleştirilmesi için Kültür ve Turizm Bakanlığı, Karayolları Genel Müdürlüğü ve Anıtlar Kurulu’ndan izin alınan bu dünyaca ünlü ekoturizm rotası, halen yasal olarak tescil edilmiş değil. Bu konudaki tek istisna da Muğla’da Fethiye ve Seydikemer ilçe sınırlarındaki 75 kilometrelik bölüm. Antalya’da yedi, Muğla’da iki ilçenin sınırlarını kat eden Likya Yolu orman, milli park, mücavir alan, hazine arazisi gibi bölgelerden geçiyor. Tescil edilmediği ve yasal koruma altında olmadığı için rotanın haritası birkaç senede bir Kate Clow tarafından yeniden düzenleniyor. Patikaların tahrip edilip yol açılması, sera yapmak için makilerin temizlenip tarım arazisi yaratılması, yeni yerleşim bölgelerinin açılması sonucu bozuk orman ya da toprak yolların asfaltlanması artık neredeyse kanıksadığımız olumsuzluklar… KONUNUN TAMAMI ATLAS’IN MAYIS 2025 SAYISINDA. ALMAK İÇİN TIKLAYINIZ! 












