
Gündem
5 dk okunma süresi
NUTSUBİDZE PLATOSU/TİFLİS: Sovyet zaman tüneli
Gürcistan’ın başkenti Tiflis’te Nutsubidze Platosu’ndaki Sovyet blokları zamanda donup kalmış, hem uzak hem yakın bir anı temsil ediyor....
Gürcistan’ın başkenti Tiflis’te Nutsubidze Platosu’ndaki Sovyet blokları zamanda donup kalmış, hem uzak hem yakın bir anı temsil ediyor. Yapıldığı dönemde mutlu, kolektif bir yaşam idealini yansıtan bloklar, günümüzde şehrin en çok ziyaret edilen köşelerinden birine dönüştü. Köprü ve asansörlerin birbirine bağladığı bloklardaki günlük yaşama konuk olduk. YAZI VE FOTOĞRAFLAR: SERKANT HEKİMCİ Üstteki fotoğraf: Çevre sakinlerinin ifadesiyle “Gökyüzü Köprüsü’’, Nutsubidze Platosu’nu aşağıdaki Nutsubidze Caddesi’ne bağlayan en kısa yol. Bina sakinleri gün içinde köprüden defalarca geçiyor. Nutsubidze Platosu’na akşam karanlığı çökmüş, tipi şeklinde yağan karın da etkisiyle tüm Tiflis sanki başka bir zamana aitmiş gibi duruyor. Bir süre etrafımdaki ışıkları birer birer yanan dev apartmanları izliyorum. Kimi dairelerin sakinleri pencere önündeki iplere çamaşır asıyor, kimi balkonunda uzaklara doğru dalmış sigarasını içiyor. Yüksek bloklar ve onları birbirine bağlayan köprüler, şehrin bu bölgesinin kapsamlı bir panoramasını sunuyor; karlar içindeki Tiflis’te farklı dönemler, farklı mimari tarzlar, farklı hikâyeler birbirine karışıyor. Saburtalo ilçesinin büyük mahallelerinden Nutsubidze Platosu ise yüksek beton kütleleriyle tüm bunların içinde aslında yakın, ama çok hızlı eskimiş bir dönemin izlerini yaşatıyor. 
Bir bina sakini 1. Blok’taki büyük asansörden çıkmış, köprü üzerinde çıkışa doğru ilerliyor. Kura Nehri’nin iki yakasında kurulmuş Tiflis, bir buçuk milyona yaklaşan nüfusuyla Gürcistan’ın en kalabalık şehri. Tıpkı İstanbul gibi çok katmanlı bir kent dokusuna sahip. Avrupa ile Asya arasında kavşak noktasında yer alıyor. İpek Yolu’na yakınlığı nedeniyle tarih boyunca çeşitli güçler arasında bir çekişme noktası olmuş Tiflis. Gürcistan Krallığı’ndan sonra Moğol, Pers ve Osmanlı imparatorluklarının hâkimiyetine girmiş. Gürcistan bir süreliğine bağımsız olsa da 1921 yılında bu defa Sovyet Sosyalist Cumhuriyetler Birliği’ne katılıyor. Kentte günümüzde tüm bu kültürlerin getirdiği zengin dokuyu izlemek mümkün. Tiflis tarihi ortaçağ, neoklasik, art nouveau, Stalinist ve modernizmin karışımı olan çok katmanlı mimarisine de yansıyor. Eski Tiflis denilen tarihi merkezde geniş balkonlu geleneksel Gürcü evleri şehre masalsı bir hava veriyor. Geniş avlular etrafında kurulmuş bu ahşap ağırlıklı evlerin içi günümüze adapte edilse de dıştan geleneksel görüntülerini koruyorlar. Şehri ilk kez ziyaret eden turistler bu eski tip evlerde konaklama imkânını kaçırmasa da ben merkezin dışını daha çok merak ediyorum…
Çelik köprülerle birbirine bağlanmış üç beton apartman, Nutsubidze Platosu’nun da ilk yapıları. Bloklar, yapıldıkları dönemde parlak bir geleceğin sembolleriydi. Şehir merkezinden metroyla birkaç durak uzaklaştıkça Sovyetler Birliği dönemine ait sosyal konutların sayısı artmaya başlıyor. Sovyet mimarisinin tipik brütalist üslubunda sıra sıra yükselen bu çok katlı beton bloklar 1970’lerde mutlu bir kolektif yaşam ideali üzerine inşa edilmişti. Sovyet mimarisi genellikle brüt betonun kullanıldığı sert çizgili brütalist tarzıyla bilinir. Çıplak betondan yapılan bu yapıların bazısı akıl almayacak ölçüde büyük, bazısı fütüristtir ama hepsi de tek bir mesaj göz önünde bulundurularak inşa edilmiştir: Herkes için aynı yaşam standardını sağlamak. Günümüzde şehir nüfusunun büyük kısmı buralarda yaşıyor. Gürcistan, özellikle de Tiflis, Sovyet mimarisinin yoğun şekilde izlenebileceği yerlerden biri. Sayıları her geçen gün azalsa da şehirde Sovyet modernizmi ve Sovyet brütalist mimarisine ait pek çok sıra dışı örnekle karşılaşmak mümkün. Sosyal konutların hemen hemen hepsi kullanılabilir durumdayken, eski kamu binalarının çoğu ya terk edilmiş ya da yıkılmış. Restore edilerek başka bir fonksiyon kazandırılan kimi yapılar ise radikal bir müdahale olmaksızın bu binalara yeni bir soluk getirmenin mümkün olduğunu kanıtlıyor. Bunun Tiflis’teki en iyi (ve en popüler) örneklerinden biri olan Fabrika Hostel, Sovyet döneminde inşa edilmiş eski bir dikiş fabrikasıydı, bir dönem atıl durumda bekleyen yapı sonunda kültür merkezi ve konaklama tesisine dönüştürüldü. Yine Sovyet döneminden kalma bir matbaa da günümüzde dikkat çekici tasarımıyla Stamba Hotel olarak hizmet veriyor.

Bir bina sakini 1. Blok’taki büyük asansörden çıkmış, köprü üzerinde çıkışa doğru ilerliyor. Kura Nehri’nin iki yakasında kurulmuş Tiflis, bir buçuk milyona yaklaşan nüfusuyla Gürcistan’ın en kalabalık şehri. Tıpkı İstanbul gibi çok katmanlı bir kent dokusuna sahip. Avrupa ile Asya arasında kavşak noktasında yer alıyor. İpek Yolu’na yakınlığı nedeniyle tarih boyunca çeşitli güçler arasında bir çekişme noktası olmuş Tiflis. Gürcistan Krallığı’ndan sonra Moğol, Pers ve Osmanlı imparatorluklarının hâkimiyetine girmiş. Gürcistan bir süreliğine bağımsız olsa da 1921 yılında bu defa Sovyet Sosyalist Cumhuriyetler Birliği’ne katılıyor. Kentte günümüzde tüm bu kültürlerin getirdiği zengin dokuyu izlemek mümkün. Tiflis tarihi ortaçağ, neoklasik, art nouveau, Stalinist ve modernizmin karışımı olan çok katmanlı mimarisine de yansıyor. Eski Tiflis denilen tarihi merkezde geniş balkonlu geleneksel Gürcü evleri şehre masalsı bir hava veriyor. Geniş avlular etrafında kurulmuş bu ahşap ağırlıklı evlerin içi günümüze adapte edilse de dıştan geleneksel görüntülerini koruyorlar. Şehri ilk kez ziyaret eden turistler bu eski tip evlerde konaklama imkânını kaçırmasa da ben merkezin dışını daha çok merak ediyorum…

Çelik köprülerle birbirine bağlanmış üç beton apartman, Nutsubidze Platosu’nun da ilk yapıları. Bloklar, yapıldıkları dönemde parlak bir geleceğin sembolleriydi. Şehir merkezinden metroyla birkaç durak uzaklaştıkça Sovyetler Birliği dönemine ait sosyal konutların sayısı artmaya başlıyor. Sovyet mimarisinin tipik brütalist üslubunda sıra sıra yükselen bu çok katlı beton bloklar 1970’lerde mutlu bir kolektif yaşam ideali üzerine inşa edilmişti. Sovyet mimarisi genellikle brüt betonun kullanıldığı sert çizgili brütalist tarzıyla bilinir. Çıplak betondan yapılan bu yapıların bazısı akıl almayacak ölçüde büyük, bazısı fütüristtir ama hepsi de tek bir mesaj göz önünde bulundurularak inşa edilmiştir: Herkes için aynı yaşam standardını sağlamak. Günümüzde şehir nüfusunun büyük kısmı buralarda yaşıyor. Gürcistan, özellikle de Tiflis, Sovyet mimarisinin yoğun şekilde izlenebileceği yerlerden biri. Sayıları her geçen gün azalsa da şehirde Sovyet modernizmi ve Sovyet brütalist mimarisine ait pek çok sıra dışı örnekle karşılaşmak mümkün. Sosyal konutların hemen hemen hepsi kullanılabilir durumdayken, eski kamu binalarının çoğu ya terk edilmiş ya da yıkılmış. Restore edilerek başka bir fonksiyon kazandırılan kimi yapılar ise radikal bir müdahale olmaksızın bu binalara yeni bir soluk getirmenin mümkün olduğunu kanıtlıyor. Bunun Tiflis’teki en iyi (ve en popüler) örneklerinden biri olan Fabrika Hostel, Sovyet döneminde inşa edilmiş eski bir dikiş fabrikasıydı, bir dönem atıl durumda bekleyen yapı sonunda kültür merkezi ve konaklama tesisine dönüştürüldü. Yine Sovyet döneminden kalma bir matbaa da günümüzde dikkat çekici tasarımıyla Stamba Hotel olarak hizmet veriyor.












