Haber kapak görseli
Genel
3 dk okunma süresi
How It Works

Okyanusların en derinlerinde yeni bir ekosistem keşfedildi

Kuzeybatı Pasifik Okyanusu’ndaki Kuril-Kamçatka ve Aleut çukurlarında, deniz seviyesinden yaklaşık 9.533 metre derinlikte, şimdiye kadar kaydedilmiş en derin ve en geniş kemosentez tabanlı canlı toplulukları keşfedildi.

Bu olağanüstü bulgu, okyanusların en uç sınırlarında bile karmaşık yaşamın gelişebildiğini gösteriyor. Araştırma, Çin Bilimler Akademisi’ne bağlı Derin Deniz Bilimleri ve Mühendisliği Enstitüsü tarafından yürütüldü ve bulgular Temmuz ayında Nature dergisinde yayımlandı.

AYBİKE EDİZ

Fotoğraf: Deniz tabanında kümelenmiş boru solucanları ve çevresindeki beyaz mikrobiyal tabakalar

Bu keşif, 6.000 ile 11.000 metre arasındaki derinlikleri kapsayan “hadal bölge”de kemosenteze dayalı ekosistemlerin varlığını açıkça ortaya koyuyor. Bu tür sistemlerin bu kadar derinlerde bulunabileceği uzun süredir öngörülüyordu; ancak ilk kez bu kadar kapsamlı ve doğrudan gözlemlerle belgelendi.

Araştırmanın temelini, Çin yapımı tam derinlik denizaltısı Fendouzhe (Striver) oluşturuyor. 2023 boyunca yapılan 23 dalışta bilim insanları yalnızca görüntü toplamakla kalmadı, örnekleme çalışmaları da yürüttü. İncelenen bölgeler, Kuril-Kamçatka ve Aleut çukurlarının deniz tabanına yakın noktalarıydı. Hadal ekosistemler hakkındaki bilgilerimiz, derin deniz teknolojilerinin sınırlılığı nedeniyle kısıtlıydı. Ayrıca bu toplulukların dağılımı düzensiz olduğundan, geleneksel yöntemlerle tespitleri zordu. Fendouzhe, tam derinlik kabiliyetine sahip insanlı bir denizaltı olarak kritik bir rol üstlendi.

Görüntülerde, 30 santimetreye kadar uzayan boru solucanları (siboglinid poliketler), çift kabuklu yumuşakçalar (Bivalvia) ve çeşitli omurgasızların kümeler oluşturduğu tespit edildi. Bu toplulukların yaklaşık 2.500 kilometrelik bir hatta yayıldığı belirlendi. Böyle bir derinliğe güneş ışığı ulaşmadığından, yaşam kemosentez adı verilen kimyasal süreç etrafında şekilleniyor. Kemosentez, bazı bakterilerin hidrojen sülfür ve metan gibi bileşikleri oksitleyerek enerji üretmesiyle gerçekleşiyor. Bu bakteriler, çevredeki çok hücreli canlılar için de besin kaynağı oluşturuyor. Böylece ışık olmadan da karmaşık ekosistemler gelişebiliyor.

İzotop analizleri, çökellerdeki organik maddelerden açığa çıkan karbondioksitin mikroorganizmalarca metana çevrildiğini gösteriyor. Bu bulgu, hadal bölgenin biyokimyasal olarak da son derece aktif olduğunu ortaya koyuyor. Boru solucanlarının, “kar benzeri” mikrobiyal tabakalar etrafında yoğunlaştığı gözlemlendi. Bu tabakalar, metan üreten mikroorganizmaların bölgelerini işaret ediyor.

Araştırmacılar, bu tür yaşam alanlarının sanılandan yaygın olabileceğini değerlendiriyor. Benzer jeolojik yapılara sahip diğer çukurlarda da kemosentez tabanlı ekosistemlerin bulunabileceği düşünülüyor. Bu bulgu, derin denizlerin yalnızca yüzeyden düşen organik madde ve ölü canlılarla beslenmediğini gösteriyor.

Bu yaşam alanları biyolojik olduğu kadar iklim bilimi açısından da kritik olabilir. Ekip, hadal bölgenin derinlerinde gaz hidrat formunda metan rezervuarları olabileceğini değerlendiriyor. Bu yapılar, karbonun uzun vadeli depolanmasında rol oynayabilir ve iklim sistemiyle ilişkili olabilir.

Araştırmanın yayımlandığı dönemde derin deniz madenciliği tartışmaları yoğunlaşmıştı. Uluslararası Deniz Yatağı Otoritesi (ISA), bağlayıcı düzenlemeler üzerinde çalışıyor. Çin ve ABD gibi ülkeler, kobalt ve nadir toprak elementleri açısından zengin deniz tabanlarına ilgi gösteriyor. Ancak bilim insanları, bu ekosistemlerin madencilik faaliyetleriyle geri döndürülemez biçimde zarar görebileceği uyarısında bulunuyor. Bu keşif, derin denizlerin ekolojik zenginliğini gözler önüne sererek bu uyarıların bilimsel temelini güçlendiriyor.

Bu tablo, yaşamın uyum sağlayabileceği koşulların tahminimizden geniş olduğunu gösteriyor. Bilim insanları, hadal bölgelerdeki mikroorganizmalar ve simbiyotik ilişkilerin daha iyi anlaşılması için yeni sondaj ve örnekleme çalışmaları planlıyor. Ayrıca dünyanın diğer çukurlarında benzer yaşam biçimlerini aramak amacıyla küresel keşif seferleri hedefleniyor. Derin denizler hâlâ büyük oranda keşfedilmemiş durumda; ancak artan veriler, bu bölgelerin biyolojik çeşitlilik, iklim dengesi ve jeokimyasal süreçler açısından hayati rol üstlendiğini ortaya koyuyor.

© 2025 bmag - Tüm hakları saklıdır.

Iyzico ile ÖdeIyzico Logo