Haber kapak görseli
Genel
3 dk okunma süresi
HELLO!

Serap Taşyaran’ın yaratıcı dünyası: “Tasarımın başlangıç noktası her zaman anlam”

İçeriği Paylaş

Saint Ones’ın kurucusu Serap Taşyaran için tasarım, yalnızca güçlü bir siluet yaratmaktan çok daha fazlası. İstanbul’un zanaat ve kültürel hafızasıyla New York’un cesur ve yenilikçi bakışını buluşturan Taşyaran; zamansızlık, işçilik ve bir kıyafetle kurulan kişisel bağ üzerine tasarım anlayışını HELLO!’ya anlatıyor.

Hazırlayan: Sinem Kın

Serap Taşyaran için tasarım bir siluetle değil, anlatılmak istenen duygu ve fikirle başlıyor; form ise bu düşüncenin görünür haline dönüşüyor. Trendlerin ötesinde, yıllar içinde değerini koruyan ve onu giyen kişinin hikayesinin bir parçasına dönüşen tasarımlar yaratmayı hedefleyen Saint Ones’ın dünyasını, markanın kurucusu Serap Taşyaran’dan dinledik.

HELLO!: Saint Ones tasarımlarında ilk fark edilen şey çoğu zaman form oluyor. Bir koleksiyon üzerinde çalışırken sizin için başlangıç noktası gerçekten form mu, yoksa tasarım süreci bambaşka bir fikirle mi başlıyor?

Serap Taşyaran: Bizim için bir koleksiyon hiçbir zaman bir siluetle başlamıyor; her zaman bir soruyla başlıyor aslında. Anlatmak istediğimiz duygu ya da fikir netleşmeden forma geçmiyoruz. Yaratmak istediğimiz atmosferi, koleksiyonun karakterini ve kadında uyandırmasını istediğimiz hissi tanımlıyoruz. Çok daha sonra form ortaya çıkmaya başlıyor. Dolayısıyla form çıkış noktamız değil; düşüncenin görünür hale gelmiş hali. İnsanlar Saint Ones’ta ilk olarak formu fark ediyor olabilir. Ama aslında gördükleri şey, bir fikrin görünür hale gelmiş şekli. Tasarımın başlangıç noktası her zaman anlam; form ise onun en sessiz ama en güçlü anlatım biçimi.

HELLO!: Moda dünyasında pek çok marka dikkat çekmek için güçlü detaylara yöneliyor. Siz ise daha kontrollü ve zamana yayılan bir etki yaratıyorsunuz. Sizce bir tasarımın akılda kalıcılığını belirleyen şey nedir?

S. Taşyaran: Bugün görsel bir gürültünün içinde yaşıyoruz. Sürekli daha fazlasını gösterme, daha yüksek sesle konuşma çabası var. Oysa bize göre gerçek etki, zamanla derinleşen bir etki. İlk anda bağırmak yerine, her karşılaşmada yeni bir katmanını keşfettiren tasarımlar çok daha kalıcı oluyor. Saint Ones’ta bu yüzden gösterişli detaylardan çok; oranlara, malzemeye, işçiliğe ve siluetin karakterine odaklanıyoruz. Çünkü trendler değişebilir ama iyi bir oran, doğru bir form ve özenle yapılmış bir işçilik zamana direnebilir.

HELLO!: Koleksiyonlarınıza baktığımızda mimari bir disiplin hissediliyor ama aynı zamanda hareket özgürlüğü de var. Bu iki zıt gibi görünen yaklaşımı aynı parçanın içinde nasıl dengeliyorsunuz?

S. Taşyaran: Mimari yaklaşım, bizim için sertlik ya da katılık değil; bir fikrin netliği demek. Hareket ise o fikrin yaşamla buluşma hali. Yapısal bir form oluştururken, o formun yürürken, otururken ya da gün içinde doğal bir akışla hareket etmesini önemsiyoruz. Çünkü bize göre gerçek zarafet, hareketsiz bir duruşta değil; hareket ederken de karakterini koruyabilen tasarımlarda ortaya çıkıyor. Belki de Saint Ones’ın dili tam olarak burada şekilleniyor. Güçlü ama sert olmayan, belirgin ama baskın olmayan; kadına bir kimlik dayatmayan, onun kendi duruşunu görünür kılan tasarımlar…

HELLO!: Bugün lüks kavramı eskisine göre çok değişti. Sizce artık bir tasarımı gerçekten lüks yapan şey; kullanılan malzeme mi, işçilik mi, yoksa o parçanın hissettirdiği duygu mu?

S. Taşyaran: Bence bugün lüks, tek bir unsurla tanımlanamayacak kadar katmanlı bir kavram. İyi malzeme ve güçlü işçilik elbette vazgeçilmez; ama artık bunların tek başına bir parçayı lüks yapmaya yettiğini düşünmüyorum. Artık her şeye çok hızlı ulaşabiliyoruz. Bana göre gerçek lüks, bir tasarımın arkasındaki seçimlerin ne kadar bilinçli olduğuyla ilgili. Malzemenin neden seçildiği, formun neden o şekilde kurulduğu, bir detay için ne kadar zaman ve emek harcandığı…

HELLO!: New York ve İstanbul arasında kurduğunuz yaratıcı bağ, tasarım dilinizi nasıl besliyor? Bu iki şehrin size öğrettiği en farklı şey ne oldu?

S. Taşyaran: New York ve İstanbul birbirinden çok farklı iki şehir gibi görünse de benim için ortak bir noktaları var: İkisi de güçlü bir karaktere sahip ve sizi kendi bakış açınızı geliştirmeye zorluyor. İstanbul bana zanaatın, kültürel hafızanın ve detayın değerini öğretti. Burada geçmişle kurduğumuz bağ çok güçlü. New York ise fikirlerin cesur olmasını, sürekli kendini yeniden sorgulamayı ve değişime açık kalmayı öğretiyor. Biri bana köklerimi hatırlatırken, diğeri her zaman ileriye bakmayı hatırlatıyor. Saint Ones’ın tasarım dili de aslında bu iki bakış açısının kesişiminde şekilleniyor.

© 2025 bmag - Tüm hakları saklıdır.

Iyzico ile ÖdeIyzico Logo