
Yepisyeni İstanbul’da bir gün: Fikirtepe
Mimarlık tarihi profesörü Uğur Tanyeli Adresimiz Fikirtepe, 18’inci yüzyıl haritalarında yer alıyor fakat yerleşim ancak 1950’lerde iç göçün ardından başlıyor. 1965’te bir mahalleye dönüşüyor, hızla büyüyüp on yıl sonra üç mahalleye ayrılıyor: Fikirtepe, Eğitim ve adı 12 Eylül’de Dumlupınar’a dönüştürülen Devrim mahalleleri. Kentsel dönüşümün en hızlı ve yoğun olarak yaşandığı Fikirtepe’nin bir bölümünde inşaatlar tamamlanmış, yaşam başlamış. Henüz dönüşüm sırası gelmeyen eski evler, gökdelenlerin gölgesinde, daha güzel bir geleceğin ihtimali içinde yaşıyorlar. Mimarlık tarihi profesörü Uğur Tanyeli ile Fikirtepe’de bir gün geçirdik. İstanbul deyince karşımıza çıkan fotoğraflar birbirine benziyor. Ya Topkapı Sarayı ya Boğaziçi ya Nişantaşı’nın fiyakalı caddeleri ya da Moda’nın yenilenen yüzü... Son yılların ‘yeni’ İstanbul’u bunun neresinde? İlk fotoğraf çekildiği günden beri ‘İstanbul fotoğrafı’ diye bir yalan türü var. 1841’de James Robertson geldiği zaman o da III. Ahmet Çeşmesi’ni çekiyor, Sultanahmet’i çekiyor. 1850’lerden, 1890’lar- dan Kocamustafapaşa fotoğrafı arayın, bulamazsınız. Eyüp’ten belli noktalar çekilir, ama karşısındaki Sütlüce’nin fotoğrafını çekmez kimse. Kendi zihnimiz-de iyi ve güzel bir İstanbul imajımız var, onun fotoğrafını çekmek için çabalıyo- ruz. Zihnimizdeki imgeyi yerde bulmak istiyoruz. Onu bulabileceğimiz konumu, açıyı arıyoruz. Artık yok öyle bir İstanbul. Tarihi Yarımada’nın nüfusu, şehrin 10’da 1’i bile değil. Yaşadığımız semtlerin çoğu yeni İstanbul’da artık. Nişantaşı orta yeni, Ulus yepyeni, Çekmeköy ya da Zekeriyaköy yepisyeni!
Ismi kentsel dönüşüm ile özdeşleşen Fikirtepe’de inşaatlar 9 yıldır sürüyor, daha da sürecek gibi gözüküyor. Şu anda oturduğumuz kafe, yeni binalardan birinin altında. Sokağın karşısında ise sıvası dökülmüş, hayli bakımsız görünen eski binalar var. Bunun yaratacağı gerilim neye dönüşür?
Şu anda en gerilimsiz halini görüyoruz. Çünkü bu eski evlerde oturanlar hâlâ umutlu. Kendi evleri de bir gün yenileri gibi olacak diye bekliyorlar. Sorun, umudun söndüğü noktada çıkıyor. Ebediyete kadar gitmiyor ki bu değişim. Şu anda bile çok yavaşladı. O zaman görecekler ki, burada yepyeni bir yaşam sürerken eski binalar daha da kötüye gidecek. Binalar birbirine benzeyince insanlar da benzemiyor.
Fikirtepe’nin adı kentsel dönüşümle özdeşleşti. Burası neden seçildi sizce?
Çünkü ümit vaat eden bir yer! Ancak kâr getireceğine eminseniz bir yerde dönüşüm talep edersiniz. Neden Tarlabaşı’nda dönüşüm talebi yüksek? Çünkü orada yoksul gruplar yaşıyor ve siyasal anlamda da ötelenmeleri, hırpalanmaları mümkün. Ulus’u dönüştüreceğim dediğinizde alacağınız tepkiyle Tarlabaşı bir değil. Kocamustafapaşa’yı deneyin bakalım, dönüştürebiliyor musunuz? Toplumsal maliyeti yüksek.
Sözcük seçimine bakarsak, neden değişim değil de dönüşüm?
Kendi haline bıraktığınızda hiçbir yer sabit kalmaz, bundan emin olabilirsiniz. Değişim kendiliğinden vuku bulur. Dönüşüm ise zorlamayı içerir. Bunu buyuran bir otorite yoksa gerçekleşemez. Belki şu anda dönüşümü hiç istememiş birinin parselinin üzerinde konuşuyoruz.
“Şehir değişmesin ama ben binamı yıktırdıktan sonra değişmesin”
Aslında dayatma pek de yeni sayılmaz buralarda. Fikirtepe’nin bir bölümü- nü oluşturan Dumlupınar Mahallesi, 12 Eylül’e kadar Devrim Mahallesi adını taşırmış.
“Türkiye’de herkes timsah gözyaşı döküyor”












