
Arktik’in hızlanan dönüşümü: Sessiz bir çöküş
Bilim insanlarının yaklaşık 20 yıl önce yayımladığı ilk Arctic Report Card’dan bu yana Arktik’te yaşanan değişim, öngörülen senaryoların çok ötesine geçti. Bölge, beklenenden hem daha hızlı hem de daha yıkıcı bir dönüşüm sürecine girdi.
Karla kaplı günlerin sayısı hızla azalıyor, deniz buzları her yıl daha erken eriyor ve giderek inceliyor. Aynı zamanda yangın sezonları uzuyor, ısınan okyanuslar ise Arktik ekosistemlerinin temel dengelerini sarsıyor. Bu değişimler, yalnızca doğayı değil, bölgedeki yaşamın tamamını etkiliyor.
Isınan Denizler, Değişen Yaşam
Deniz suyu sıcaklıklarının artması, Arktik’e özgü olmayan canlı türlerinin kuzeye doğru ilerlemesine neden oluyor. Bu göç dalgası, yerel türlerin yaşam alanlarını daraltırken, besin zincirlerinde ciddi kırılmalara yol açıyor.
Öte yandan çözülmeye başlayan permafrost, yani sürekli donmuş topraklar, nehir sistemlerine demir ve çeşitli mineraller salıyor. Bu durum, içme suyu kalitesini düşürerek hem insan sağlığını hem de tatlı su ekosistemlerini tehdit ediyor. Isınan denizlerin beslediği güçlü fırtınalar ise kıyı yerleşimleri için giderek artan bir risk oluşturuyor.
125 Yılın En Sıcak Arktik Dönemi

Ekim 2024 ile Eylül 2025 arasını kapsayan son su yılı, Arktik’te ölçümlerin başladığı son 125 yılın en sıcak dönemi olarak kayıtlara geçti. Bu süreçte, şimdiye kadar ölçülen en sıcak sonbaharlardan biri yaşandı; kış ve yaz ayları da sıcaklık rekorlarıyla dikkat çekti.
Genel tablo, Arktik’in dünya ortalamasının iki katından daha hızlı ısındığını ortaya koyuyor. Bu hız, bölgenin küresel iklim sistemi içindeki kırılgan ama bir o kadar da belirleyici rolünü gözler önüne seriyor.
Arctic Report Card Ne Anlatıyor?

20’nci Arctic Report Card çalışması kapsamında ABD Ulusal Okyanus ve Atmosfer Dairesi (NOAA), uluslararası bilim insanları ve Arktik’te yaşayan yerli topluluklarla birlikte kapsamlı bir izleme yürüttü.
Hava ve okyanus sıcaklıkları, deniz buzları, kar örtüsü, buzullar ve ekosistemler gibi birçok “hayati gösterge” detaylı biçimde incelendi. Elde edilen veriler, Arktik’teki değişimin birbirine bağlı süreçlerle hız kazandığını ve bu dönüşümün bölge halkı için riskleri katladığını gösteriyor.
Daha Islak ve Daha Aşırı Bir Arktik
Artan sıcaklıklar, Arktik’in su döngüsünü kökten değiştiriyor. Daha sıcak bir atmosfer, daha fazla buharlaşma ve yağış anlamına geliyor. Buna kar ve buz erimesi eklendiğinde, iklim sistemine beklenenden çok daha fazla su karışıyor.
Sonuç olarak daha şiddetli yağmur ve kar fırtınaları görülüyor, nehirlerin akış düzeni değişiyor ve ekosistem dengeleri bozuluyor. 2025 su yılı, Arktik genelinde şimdiye kadar kaydedilen en yağışlı dönem oldu. Özellikle “atmosferik nehirler” olarak bilinen, gökyüzünde uzun su buharı bantları oluşturan hava olayları bu rekorlarda belirleyici rol oynadı.
Kar ve Deniz Buzu Kaybı Isınmayı Besliyor

Arktik, yılın büyük bölümünde karla kaplı bir bölge olmasına rağmen bu örtü artık eskisi kadar kalıcı değil. 2025’te kış aylarında kar miktarı ortalamanın üzerinde olsa da bahar aylarında yaşanan hızlı erime nedeniyle haziran ayında karla kaplı alanlar normalin çok altına düştü. Son 60 yılda haziran ayındaki kar örtüsü neredeyse yarı yarıya azaldı.
Karın kaybolması, güneş ışığını yansıtan doğal bir koruyucu tabakanın ortadan kalkması anlamına geliyor. Bu da yüzeylerin daha fazla ısınmasına ve sıcaklık artışının hızlanmasına yol açıyor.
Benzer bir süreç deniz buzlarında da yaşanıyor. Mart ayında ulaşılan maksimum deniz buzu alanı, uydu ölçümlerinin başladığı son 47 yılın en düşük seviyesinde kaldı. Yaz aylarında deniz buzu miktarı 1980’lerden bu yana yaklaşık yüzde 50 azaldı. En eski ve en kalın buzların kapladığı alan ise yüzde 95’ten fazla küçüldü.
Buzullar Eriyor, Tehlikeler Artıyor
Grönland Buz Tabakası, 1990’ların sonundan bu yana olduğu gibi 2025’te de kütle kaybetmeye devam etti. Eriyen buzlar ve kopan buzdağları, küresel deniz seviyesinin yükselmesine doğrudan katkı sağlıyor.
Dağ buzullarındaki kayıp ise daha da çarpıcı. Arktik genelinde yıllık buzul kaybı, 1990’lara kıyasla üç katına çıktı. Bu durum, ani buzul gölü taşkınları ve heyelanlar gibi ciddi yerel riskleri beraberinde getiriyor.
Rekor Sıcaklıktaki Denizler ve Yıkıcı Fırtınalar
Arktik Okyanusu’nun yüzey suları istikrarlı biçimde ısınıyor. Ağustos 2025’te ölçülen deniz yüzeyi sıcaklıkları, şimdiye kadarki en yüksek değerler arasında yer aldı. Bazı bölgelerde sıcaklıklar, uzun dönem ortalamasının 7 derece Celsius üzerine çıktı.
Bu sıcak sular, şiddetli fırtınalar için adeta bir enerji kaynağı görevi görüyor. Eski Tayfun Halong’un Alaska’yı vurması, bu zincirin en çarpıcı örneklerinden biri oldu. Ayrıca Pasifik kökenli güçlü siklonlar artık daha kuzeye ulaşıyor ve güçlerini daha uzun süre koruyabiliyor.
Buna ek olarak “Atlantifikasyon” adı verilen süreçle, daha sıcak ve tuzlu Atlantik suları Arktik Okyanusu’na sızıyor. Bu durum deniz buzunu alttan ısıtarak erimeyi hızlandırıyor ve deniz ekosistemlerinin yapısını değiştiriyor.
Tundra Yeşilleniyor, Yangınlar Yayılıyor

Isınan denizler ve azalan buzlar, güney kökenli deniz canlılarının Arktik’e ilerlemesini kolaylaştırıyor. Kuzey Bering ve Chukchi denizlerinde Arktik türlerin sayısı hızla azalırken, boreal türler bölgede baskın hale geliyor.
Karada ise uydu verileri, tundra bitki örtüsünün üretkenliğinin 2025’te son 26 yılın en yüksek üçüncü seviyesine ulaştığını gösteriyor. Ancak bu “yeşillenme” her yerde görülmüyor. Orman yangınları ve aşırı hava olayları, bazı bölgelerde tam tersine bir “kahverengileşme” sürecini tetikliyor.
2025 yazı, Kuzey Amerika’nın kuzeyinde üst üste dördüncü kez ortalamanın üzerinde yangın alanı kaydedilen yıl oldu.
Permafrost Çözülüyor, Nehirler Renk Değiştiriyor
Sürekli donmuş toprakların çözülmesi, beklenmedik sonuçları da beraberinde getiriyor. Bunlardan biri, “paslanan nehirler” olarak tanımlanan turuncu renklenmeler.
Çözülen topraklardan salınan demir ve toksik metaller, Alaska’da 200’den fazla havzada su kalitesini bozmuş durumda. Bu durum balık popülasyonlarını tehdit ederken, bölge halkının içme suyunu da riske atıyor.
Yerli Topluluklar Değişimi Kayda Alıyor
Değişimin bu denli hızlanması, güçlü ve sürekli gözlem sistemlerini zorunlu kılıyor. Ancak birçok resmi izleme ağı, finansman yetersizliğiyle mücadele ediyor.
Bu noktada yerli topluluklar kritik bir rol üstleniyor. Örneğin St. Paul Adası’nda yaşayan halk, 20 yılı aşkın süredir kendi çevresel izleme sistemlerini işletiyor. Yerli Sentineller Ağı, gıdalardaki cıva seviyesinden kıyı erozyonuna kadar pek çok veriyi takip ederek bölgenin iklim direncini artırıyor.
Arktik: Küresel Krizin Aynası
Arktik, yalnızca iklim değişikliğiyle değil; biyolojik çeşitlilik kaybı ve çevresel kirlilikle de aynı anda mücadele ediyor. Bu yönüyle bölge, gezegenin karşı karşıya olduğu “üçlü krizi” anlamak için eşsiz bir pencere sunuyor.
Önümüzdeki 20 yıl, Arktik’i daha da dönüştürecek. Bu dönüşümün etkileri ise yalnızca kuzeyle sınırlı kalmayacak; dünyanın dört bir yanındaki toplumları, ekonomileri ve ekosistemleri doğrudan etkileyecek.












