
Bir dehanın ardından: Einstein’ın beyni neden 40 yıl dolaştı?
20'nci yüzyılın en büyük düşünürlerinden biri olarak kabul edilen Albert Einstein, 18 Nisan 1955’te Princeton, New Jersey’de geçirdiği ölümcül bir anevrizma sonucu hayata gözlerini yumdu. Einstein, vasiyetinde bedeninin tamamen yakılmasını istemişti. Ancak otopsiyi gerçekleştiren Dr. Thomas Harvey, bu isteğe uymadı ve Einstein’ın beynini gizlice ayırdı.

Durum kısa süre içinde ortaya çıkınca, Einstein’ın oğlu Hans Albert büyük tepki gösterdi. Harvey, onu uzun araştırmalarla Einstein’ın dehasının biyolojik kökenlerini inceleyebileceğine ikna etmeye çalıştı. Böylece nörobilim alanında uzmanlığı bulunmayan bir patolog, tarihin en değerli beyinlerinden birinin bekçisi hâline geldi. Bu, beynin ilginç ve tartışmalı yolculuğunun yalnızca başlangıcıydı.
Beyinle Ülke Dolaşan Doktor

Einstein’ın beynini aldıktan kısa süre sonra, Dr. Harvey, araştırmalarını yürüteceğini söylediği Princeton Hastanesi’ndeki görevini kaybetti. Bunun üzerine, beynin bulunduğu kavanozları da yanına alarak Princeton’dan ayrıldı; Philadelphia’dan Kansas’a, Missouri’den Ortabatı’nın çeşitli şehirlerine kadar uzanan bir yolculuğa çıktı.
Harvey, zaman zaman beynin küçük parçalarını diğer bilim insanlarına gönderiyor ya da elden veriyordu. Fakat beyin büyük oranda dünyadan gizlenmiş halde, doktorun evinin bodrumundaki cam kavanozlarda tutuldu. Harvey’nin yıllar boyunca verdiği sözlere rağmen, Einstein’ın beynine dair ilk bilimsel çalışma ancak 1985’te, ölümünden tam 30 yıl sonra yayımlandı. Bu çalışma, UCLA’den bir nörobilimciye gönderilen küçük bir beyin parçası sayesinde yapılmıştı.
Kayıp Parçalar, Uzun Yıllar ve Dönüş: 40 Yıllık Bir Yolculuk

1990’lara gelindiğinde Harvey yeniden Princeton’a döndü. Elinde kalan son beyin parçalarını, Einstein’ın hayatını kaybettiği hastanenin devamı niteliğindeki Princeton Üniversitesi Tıp Merkezi’ne teslim etti. Böylece beyin, 40 yıllık bir seyahatin ardından başladığı yere, Einstein’ın hayata veda ettiği hastaneye geri döndü.

Fakat bu uzun yolculuğun ardından bile Einstein’ın beyni tamamen bir araya getirilemedi. Yıllar içinde araştırmacılara gönderilen bazı parçalar aileler tarafından saklandı; bazıları ise bugün Philadelphia’daki Mütter Müzesi’nde sergileniyor. Muhtemelen hâlâ gizli çekmecelerde, kutularda unutulmuş parçalar var.
Bir Dehanın Sırrı Çözüldü mü?

Dr. Harvey’nin temel amacı, Einstein’ın zihinsel kapasitesini açıklayabilecek biyolojik bir fark bulmaktı. Acaba Einstein’ı Einstein yapan şey gerçekten beyninin yapısında gizli olabilir miydi?
Bu soruya yanıt arayan çalışmalar zaman zaman iddialı sonuçlar ortaya koydu. Örneğin 2012 yılında yayınlanan bir araştırma, Einstein’ın frontal lobunda, planlama ve hafıza gibi işlevlerle ilişkilendirilen bölgede ekstra bir kıvrım olduğunu öne sürdü. İlk bakışta dikkat çekici görünse de, beynin şekli insanlarda büyük çeşitlilik gösterdiği için bu tür farklılıkların sıradan varyasyonlar olma ihtimali oldukça yüksek.
Bilimsel açıdan kesin bir sonuca varmak için yüzlerce dahinin beyninin karşılaştırılması gerekiyor. Bugüne kadar yapılan araştırmaların hiçbiri bu temel şartı karşılamadığı için, “Einstein neden dâhiydi?” sorusu hâlâ yanıtsız.
Benzersiz Bir Yolculuk, Cevapsız Bir Soru

Einstein’ın beyni, ölümünden sonra başlayan tuhaf hikâyesi boyunca bilim insanlarına ilham verdi ama beklenen büyük sırrı açığa çıkaramadı. Onlarca yıllık araştırmalara rağmen, insan zekâsını belirleyen biyolojik faktörler hâlâ tam olarak açıklanabilmiş değil.

Einstein’ın dehası belki de beyninin şeklinde değil; hayal gücünde, merakında ve düşünme biçiminde saklıydı. Bilim ise bu hikâye sayesinde bir kez daha hatırladı: En büyük sorular bazen cevaplanmadan kalır.












