Haber kapak görseli
Genel
11 dk okunma süresi
How It Works

Evrimle ilgili doğru bilinen yanlışlar

Darwin’in ünlü kuramıyla ilgili söylentilerden en büyük dokuzunu çürütüyoruz.

Evrim, tüm zamanların en önemli bilimsel fikirlerinden. Türlerin zaman içinde nasıl değiştiğini ya da çeşitlenerek nasıl birden çok alt tür oluşturduğunu açıklıyor. İnsanların nasıl bu kadar zeki, zürafaların nasıl bu kadar uzun boylu olduğunu ve bakterilerin birkaç gün içinde antibiyotiğe karşı nasıl direnç geliştirebildiğini de evrim açıklıyor.

Yaşam ağını açıklama yarışı 1800’lerde başladı. Onlarca yıl boyunca doğa bilimciler farklı hayvanlar arasındaki ortak noktalardan etkilenmişlerdi ve 19. yüzyıl boyunca gitgide daha eski fosiller açığa çıkartılmıştı. Yerbilimciler gezegenin sanılandan çok daha yaşlı olduğunu öğreniyorlardı. İnsanlarınsa o kadar uzun süredir ortalıkta olmadığı ve eski zamanlarda, günümüzde soyu tükenmiş koca koca hayvanların yaşadığı barizdi.

Jean-Baptiste Lamarck adlı bir doğa bilimci, farklı türlerin, yaşadıkları ortama ayak uydurduğunu söyledi. Ona göre canlılar bunu, ömürleri boyunca çevrelerine yavaş yavaş uyum sağlayarak ve bu değişimleri kendilerinden sonraki nesillere aktararak yapıyorlardı. Hatta o çok bilinen örneği vererek, zürafaların boyunlarını en yüksek dallara yiyecek bulmak için uzattığını ve boynunu daha çok uzatanların soyundan daha uzun boyunlu nesillerin yetiştiğini öne sürdü.

Lamarck’ın kuramı hatalıydı (değişimlerin nasıl gerçekleştiğini açıklamıyordu) fakat bilim insanı çok kritik iki gözlemde bulunmuştu: Birincisi, türler çevrelerine daha iyi uyum sağlamak için ağır ağır değişebiliyorlardı ve ikincisi, bu değişimler gelecek nesillere aktarılabiliyordu.

Bu gözlemleri ve kendisinin bitkiler ve hayvanlar üstünde yaptığı kapsamlı çalışmaları esas alan Charles Darwin, 1859’da bugünkü adıyla “doğal seçilim yoluyla evrim kuramı” olarak bildiğimiz şeyi yayımladı. Bu çalışmasında, organizmaların yaşam süreleri boyunca ayak uydurmak yerine, doğal olarak atalarından farklılık gösterdiklerini ve bazı özelliklerin onların daha uzun yaşamasına ya da daha çok yavru yapmasına izin verdiğini söyledi. Çevreye en iyi uyum sağlayanların bu özellikleri sonraki nesle aktarma olasılığı daha yüksekti ve uzunca bir süre içinde, türler değişiyordu. Darwin o sıralarda bu özelliklerin ebeveynden yavrulara nasıl aktarıldığını henüz bilmiyordu ve kuramı büyük infial yaratmıştı.

Ancak takip eden yıllar içinde, bilginin bir nesilden diğerine genler aracılığıyla aktarıldığını ve evrimin itici gücü olan küçük çeşitliliklerin, genetik kodda meydana gelen küçük değişimlerin sonucu olduğunu keşfetti. O günden beri genetik soy ağaçları çıkardık, sayısız fosil bulduk ve evrimin hem laboratuvarda hem de doğada nasıl gerçekleştiğini gerçek zamanlı olarak izledik.

Günümüzde evrim kuramı genişletilerek biyolojinin yapıtaşlarından birine dönüştü. Bununla birlikte hâlâ tartışmalı çünkü bilimin en çok yanlış anlaşılan alanlarından biri olmayı sürdürüyor. Eğer fosil kayıtları arasında boşluklar varsa evrimin gerçekleştiğini nereden biliyoruz? Madem ki bilim insanları evrimin gerçek olduğunu biliyorlar, o zaman adı neden evrim “kuramı”? Peki ya neden tüm maymunlar evrimleşip insan olmadı? Darwin’in ezber bozan kuramıyla ilgili en yaygın efsaneleri bir bir yıkmamıza gelin siz de katılın.

YANLIŞ: MAYMUNLARDAN TÜREDİK

O zaman niye tüm maymunlar insan olmadı?

Bu belki de evrimle ilgili en büyük yanlış inanış. Yani, insanların modern maymunlardan ya da insansılardan adım adım türediği. Bu efsanenin yayılışının sorumlusu, giderek daha dik durmaya başlayan ve insana benzer hâl alan maymunların yer aldığı o ünlü “insanın evrimi” resmi de olabilir.

Birincisi, çok kesin bir dille ifade etmek gerekiyor ki maymunlar ve insansılar aynı şey değil. Günümüz maymunları Yeni Dünya ve Eski Dünya maymunları olarak ikiye ayrılıyor ve bunların ikisi de insansılardan ayrı gruplar. İnsansılar da kendi içlerinde küçük insansılar (gibongiller) ve insanı da içine alan büyük insansılar olarak ikiye ayrılıyor.

Peki, maymunlardan türemediğimiz kesin ama ya insansılar? Diğer büyük insansılarla (şempanzeler, orangutanlar, bonobolar ve goriller) birçok ortak özellik taşıyoruz ve onlar bizim yaşayan en yakın akrabalarımız. Bununla birlikte, atalarımız değiller. İnsan dâhil tüm insansılar, birbirlerinden bağımsız olarak, bir “ortak ata”dan türediler.

İnsan fosillerinin izini geriye doğru sürdüğünüzde giderek insansılara daha çok benzediklerini, daha büyük dişli, daha kalın uzuvlu ve daha küçük beyinli olduklarını görüyorsunuz. Şempanzelerin soyunu geçmişe doğru takip ettiğinizde, onlar da giderek ortak ataya daha çok benziyor. Milyonlarca yıl geriye giderseniz insanların ve şempanzelerin evrimsel geçmişi nihayet birleşiyor ve tümüyle ayrı bir tür olan bir ortak akrabamız, yani ortak atamız olduğunu keşfediyoruz.

Aşağıdaki gibi bir evrim ağacındaki her kesişim ortak bir ata demek. Eğer daha da geçmişe giderseniz nihayet insansılarla maymunların, tüm primatların ve tüm hayvanların ortak atalarını da bulabilirsiniz. Evrim ağacının her bir dalı evrimleşmeye, her türden, her şekilden ve renkten yepyeni türler üretmeye devam ediyor.

“İnsanlar dâhil tüm büyük insansılar, bağımsız olarak, ortak bir atadan türediler.”

YANLIŞ: EVRİMİ TEST EDEMEZSİNİZ

O kadar yavaş ki kanıtlanamaz.

Evrim genelde milyonlarca yılda gerçekleşir ve birden çok insan ömründe bile, dinozorların evrimleşip kuşa dönüşmesi gibi çarpıcı bir şey görmeyi bekleyemeyiz. Evrimin izini sürmenin zorluğu, etkilerin görünür hâle gelmesi için genetik değişikliklerin birçok nesil boyu aktarılmış olmasında yatıyor.

Fakat bu, evrimin gelişimini gerçek zamanlı olarak göremeyeceğimiz anlamına gelmiyor. İngiltere, Sanayi Devrimi sırasında çok hızlı bir çevresel değişim yaşadı. Fabrika bacalarından saçılan is ve kurum, ağaçların üstünü kaplıyordu. Biberli güveler, daha önceleri kamuflaj için huş ağaçlarını kullanıyorlardı ve açık renkli olmak onlar için bir avantajdı çünkü koyu renk güveler, açık renk ağaç kabuğunun üstünde hemen göze çarpıyor ve kuşlara av oluyordu.

Fakat gökten kurum yağmaya başlayınca bu sefer koyu renk bir avantaja dönüştü. Çok hızlı bir biçimde, popülasyondaki koyu renk güvelerin sayısı arttı çünkü bunlar sağ kalıyor ve bu yararlı genetik özelliği sonraki nesillere aktarıyorlardı.

Bir başka örnekse evinizin bahçesinde. Yüzlerce yıldır köpekler üzerinde evrim simülasyonu yapıyoruz. Beğendiğimiz özellikleri seçiyor ve sadece o özelliklere sahip köpekleri çiftleştiriyoruz. Tazılar keskin koku alma ve görme duyuları, çoban köpekleri onları soğuk havadan koruyan çift katmanlı tüyleri ve buldoglar yassı suratları yüzünden seçiliyor. Köpeklerin insan eliyle uğradığı bu evrim günümüzde bile sürüyor ve etkisini görmek için safkan ırklarda ortaya çıkan sağlık sorunlarına bir bakmak yeterli.

YANLIŞ: ASLINDA HER ŞEY UYUM SAĞLAMA

Tüm niteliklerin evrimsel bir amacı var

Her niteliğin ardında bir hikâye aramak çok baştan çıkarıcı olsa da, her şey adaptasyondan yani uyum sağlamadan ibaret değil. Bugün gördüğünüz birçok şey şansın ya da yararlı bir şeye dönüşen başka bir şeyin yan etkisi. Bazılarıysa bir zamanlar yararlı olan ama artık ihtiyaç duyulmayan şeylerin kalıntısı. Evrim çoğu zaman uzlaşma ve ödün verme üzerine kurulu ve bir organizmanın zaten yaptığı adaptasyon, evrimin sınırlarını belirliyor.

Şans eseri mutasyonlar

Birçok niteliğin belli bir amacı ya da avantajı yok ve bunlar adaptasyon da değil. Örneğin, insanların yaklaşık %25’i “süper tat alma duyusuna” sahip ve diğerlerinden çok daha fazla tat tomurcuğu bulunduruyor.

Yan etkiler

Bazı niteliklerse diğerlerinin yan etkileri. Kanımızın rengi bir adaptasyon değil, oksijen taşıyan molekülün bir yan etkisi. Çünkü hemoglobinin rengi kırmızı.

YANLIŞ: EVRİM, YAŞAMIN KÖKENİNİ AÇIKLIYOR

Evrim yaşamın nasıl değiştiğini açıklıyorsa, nasıl başladığını da açıklamalı.

Evrim yaşamın neden bugün böyle olduğu ve zaman içinde nasıl değişerek uyum sağladığı konusunda birçok şey söylese de her şeyin nasıl başladığını açıklama gibi bir iddiası yok. Evrim bizi daha şimdiden LUCA’ya (Son Evrensel Ortak Ata) kadar götürdü. Bu, Dünya’daki tüm yaşamın evrimleştiği organizma.

Gen takibi yaparak ve yaşamın en eski iki dalından (arkeler ve bakteriler) gelen organizmaların genlerini karşılaştırarak, LUCA’nın yaklaşık 3,5 ila 3,8 milyar yıl önce yaşadığı ve en az 100 gen içerdiği tahmin ediliyor. Evrim bilimi bize yaşamın başlaması için nelerin gerektiği konusunda ipuçları verebiliyor ama bu yapboz henüz çözülmüş değil ve biyoloji, kimya ve yer bilimleri alanında çalışan birçok bilim insanı tarafından araştırılıyor. Yaşam her nasıl başlamış olursa olsun, evrim yaşamın başlangıcından bir sonraki adımı açıklıyor.

İlkel yaşam

En iddialı fikirlerden biri, yaşamın hidrotermal bacaların sıcak ve mineral bakımından zengin sularında başladığı.

Çok amaçlı genler

Genlerin birden çok işlevi var (buna pleiotropi deniyor). Tek bir gendeki değişiklik, bu kıvırcık tüylü tavukların sindirim sisteminin, yumurtlamasının ve tüylerinin farklı olmasına yol açıyor.

Körelmiş nitelikler

Artık yararı olmayan bazı nitelikler bize atalarımızdan kalma. Örneğin, yirmi yaş dişi, ancak çenelerimizin daha büyük, yediklerimizin daha sert olduğu zamanlarda yararlıydı.

YANLIŞ: HER ŞEYİN BİR NEDENİ VAR

Evrimin nihai bir amacı var ve bir bilmeceyi çözmeye çalışıyor.

Evrim hakkında söylenenlere bakılırsa, organizmaların diğerlerinden daha iyi, daha güçlü, daha hızlı olmaya çalıştıkları düşünülebilir. Oysa evrimin hiçbir amacı yok ve ortaya çıkan sonuçlar da kusursuz olmaktan çok uzak.

Evrimin ardındaki asıl itici güç, büyük oranda gelişigüzel olan genetik mutasyonlar. Bu varyasyonların bazıları organizmaların daha uzun yaşamasına ya da daha çok yavru meydana getirmesine yardımcı oluyor ve bu yararlı genler bir sonraki nesle aktarılıyor. Bazı değişikliklerse organizmanın işini zorlaştırıyor.

Organizmaların kendilerini içinde buldukları ortam ve şartlar, bu gelişigüzel mutasyonlardan hangisinin yararlı hangisinin yararsız olduğunu belirliyor. Bunlar iklim, yırtıcılar, besin bulunabilirliği ya da karşı cins için çekicilik olabilir; ancak hangi nitelikler seçilirse seçilsin, bunlar hiçbir nihai hedef olmaksızın küçük değişimler meydana getiriyor.

Evrim, deneme yanılma yöntemiyle çalışıyor ve sonuçlar her zaman mükemmel olmuyor. Mesela insan gözünün çok ciddi bir kusuru var. Kan damarları ve sinirler, ışık saptayan hücrelerin tam önünden geçiyor ve gözün arka kısmına ulaştıktan sonra beyne gidiyor. Bu yüzden de gözlerimizin bir kör noktası var. Gözlerimizin evrimleşmesi adım adım gerçekleşen bir süreç ama her şeyin olabileceği “en iyi” düzen değil.

Organizmalar evrimleşmeyi istemiyor, buna çalışmıyor ya da ihtiyaç duymuyor; sadece evrimleşiyorlar ve bunun sonuçları hem şaşırtıcı hem de önceden kestirilemez.

YANLIŞ: GÖZ, EVRİMLEŞMİŞ OLAMAYACAK KADAR KARMAŞIK

Yarım göz hiçbir işe yaramıyor, o zaman bu girift görsel mekanizmalar nasıl gelişti?

Darwin bile gözün evrim ürünü olduğunu düşünmekte zorlanıyordu ama adım adım giderseniz anlamlı gelmeye başlıyor.

En basit düzeyde, göz dediğimiz şey güneş ışığına tepki veren pigment yamaları ya da benekleridir. Bu pigmentler düz bir yüzeydeyse sadece aydınlığı ve karanlığı ayırt edebilir.

Ancak çukur bir yüzeye yerleştirirseniz ışığın hangi yönden geldiğini de anlayabilirsiniz.

Bu çukurları biraz daha derinleştirir ve giriş kısmını kapatırsanız ışığın girişini kısıtlayan ve gerçek görüntüler oluşturan bir iğne deliği kamerası elde edersiniz.

Bu iğne deliğini şeffaf bir hücre katmanıyla kaplayıp çukuru da sıvıyla doldurursak, içindeki kristallerden bir mercek oluşturabiliriz. Bu mercek de odaklamamıza yardım ederek görüntüyü daha da netleştirecektir.

Bu küçük adaptasyonların her biri bir organizmaya, yaşadığı çevrede küçük bir avantaj sağlayabilir; yırtıcıları daha uzaktan saptamak veya daha etkili biçimde avlanmak gibi.

Birçok nesil boyunca adaptasyon seçilir ve türün göz biçimi ağır ağır değişir.

Artan karmaşıklaşma

Fotoğraflar: © WIKI/ Deuterostome; WIKI/ Holger Brandl, HongKee Moon, Miquel Vila-Farré, Shang-Yun Liu, Ian Henry, and Jochen C. Rink; Thinkstock; Shutterstock

Eğer dikkatli bakarsanız insan gözünün basit versiyonlarını doğada görebilirsiniz.

“En yararlı adaptasyona sahip olanların yaşama ve çoğalma olasılığı daha yüksek.”

YANLIŞ: TÜM EVRİMİN İTİCİ GÜCÜ DOĞAL SEÇİLİM

Güçlünün yaşaması evrimleşmenin tek yolu mu?

Gelişigüzel gen mutasyonları bazı bireylerin diğerlerinden hafifçe farklı olmasını sağlayarak genetik çeşitlilik yaratıyor.

Yırtıcılar, rekabet ve diğer çevresel unsurlar organizmalara baskı yapabiliyor ve bu durumda en yararlı adaptasyonlara sahip olanların sağ kalma ve üreme, böylece genlerini sonraki nesillere aktarma olanağı daha fazla oluyor.

Doğal seçilim adlı bu sürecin tarifi, Darwin’i ünlü yapan şeylerden biri ama evrimleşmenin tek yolu bu değil.

Bir diğer önemli mekanizma da genetik kayma ya da sürüklenme. Burada, özellikler seçilmek yerine, gelişigüzel bir olay sonucunda kaybediliyor ya da yaygınlaşıyor. Bu, popülasyonların birbirinden ayrılmasıyla ve özellikle de popülasyon küçükse bazı bireylerin ölmesiyle meydana gelebiliyor.

YANLIŞ: FOSİL KAYITLARINDA BOŞLUKLAR YOK MU?

Fotoğraf: Arkeopteriks kuşlarla dinozorlar arasındaki halkayı gösteriyor ve her ikisinin de özelliklerini barındırıyor.

Fosillerdeki kayıp halkalar evrimi çürütüyor olmalı...

Modern türlerin günümüze adım adım gelişini gösteren derli toplu tarihsel kayıtlar olsa çok işimize yarardı ama fosiller çok ender.

Şu anda soyu tükenme tehlikesiyle karşı karşıya olan tüm memeli türlerinin yalnızca %9’unun fosillerini biliyoruz.

İleride bir gün, dönüp de geçmişe bakacak olsak, geri kalan %91 hiç var olmamış gibi görünecek.

Fosiller sıkça oluşan şeyler değil. Doğru türden vücut yapısına sahip hayvanlarda bile fosil oluşumu, hayvanın nasıl ve nerede öldüğüyle çok yakından ilişkili.

Örneğin, balta girmemiş ormanlarda ölü hayvanları hemen diğer organizmalar ortadan kaldırıyor ve ölenlerden geriye hiçbir iz kalmıyor. Bu yüzden de fosil kayıtlarında eksikler olması kaçınılmaz.

Ancak her geçen gün yeni fosiller bulunuyor ve gerçekten evrim kuramını destekleyen birçok “ara geçiş” türü saptandı.

Mesela atlar: Günümüz atları tek toynaklı ama çok parmaklı ayaklara sahip köpek büyüklüğünde bir atadan evrimleşmişler.

Fosil kayıtları bunun ara adımlarını, ayak parmaklarının nasıl kaybedildiğini, nasıl kısalıp birleşerek bugün görmeye alışık olduğumuz toynağı meydana getirdiğini gösteriyor.

YANLIŞ: EVRİM “YALNIZCA” BİR KURAM

Fotoğraf: Evrimin kanıtları tüm DNA’mıza yazılı.

Evrimin gerçek olduğundan emin değiliz...

Bununla tartışmak zor çünkü “kuram” sözcüğü evrimin adında var ama asıl sorun “yalnızca” kısmında.

Bilimde “sadece” kuram diye bir şey yok. Günlük hayatta “kuram” sözcüğü bazen “spekülasyon”, “inanç” ya da “önsezi” gibi sözcüklerle eşanlamlı olarak kullanılır. Bir şeyin doğru olabileceğini düşündüğünüz ama bunu destekleyecek kanıtların tümüne sahip olmadığınız anlamına gelir.

Bilimdeyse durum bu değildir. Bir bilimsel kuram uçsuz bucaksız kanıtlara dayanır.

Bilimdeki birçok yerleşmiş ilke, kuramlar üstüne kuruludur. Mesela Dünya’nın Güneş yörüngesinde dönüşü (heliosentrik kuram) ve canlıların hücrelerden oluşması (hücre kuramı) gibi. Bunlar gördüğümüz şeylerin kapsamlı bir açıklamasıdır ve gelecekte olabileceklerin tahmininde kullanılabilir.

Evrimle ilgili kanıtlar ikna edici ve kuram da farklı yöntemlerle defalarca doğrulanmış durumda.

Fosil kayıtları, eksik olmakla birlikte, organizmaların zaman içinde ilerleyişini gösteriyor. Bunu canlı nesneler arasındaki fiziksel, kimyasal ve genetik benzerlikler de destekliyor.

Organizmaların birkaç nesil içinde gözle görülür biçimde değiştiğini gösteren, gerçek hayattan alınmış birçok kanıt da var.

Bilim insanları ne kadar çok kanıt bulursa Darwin’in görüşünü o kadar pekiştiriyorlar.

Evrim “sadece” bir kuram değil çünkü bilimde bir kuram, yapılabilecek en güçlü, en ikna edici argümanlardan biri demek.

© 2025 bmag - Tüm hakları saklıdır.

Iyzico ile ÖdeIyzico Logo