
Atlas Rotaları
10 dk okunma süresi
Santorini Adası - Yunanistan
Taş yapıların arasından süzülen sokaklar, limon ağaçları, erguvanlar, çinili avlular... Sabaha kadar süren eğlenceleri, eşsiz günbatımları,...
Taş yapıların arasından süzülen sokaklar, limon ağaçları, erguvanlar, çinili avlular... Sabaha kadar süren eğlenceleri, eşsiz günbatımları, leziz mutfağı ve Ege’ye bakan şık teraslarıyla Yunan adalarının en havalısı Santorini. Yazı: Evren SOYAK
Fotoğraf: Umut KAÇAR Onlarca Yunan adası arasında seçim yapmakta zorlanıyorsanız, hem Egeli hem Akdenizli hem Avrupalı bir adaya gitmeye ne dersiniz? Kiklad Ailesi’nin gösterişli kızı Santorini, kireçle boyanmış mavi çatılı evleri, begonvilleri, günbatımları ve mutfağıyla bir turizm sembolü olarak en zor beğenen gezginleri bile kendine hayran bırakıyor. Turistleri alelacele bir sonraki yolculuklarına taşıyan otobüsler, gürültülü tekneler burada da fazlasıyla var. Ancak turist ordularını dert etmiyorsanız; balayı çiftlerinden yalnız gezginlere, lüks tatil sevenlerden sırt çantalılara kadar her yıl yaklaşık 1 milyon turisti ağırlayan 75 kilometrekarelik bu küçük ada; gece hayatı, yemekleri ve zarafetiyle sizi fazlasıyla tatmin edecek. 
Kiklad Ailesi’nin en gösterişli adası Santorini, lacivert denize bakan yamaçlara sıralanmış bembeyaz kübik evleriyle muhteşem bir manzara sunuyor. Yunan adalarının hangisine giderseniz gidin, tekrar uğradığınızda her şeyi aynı bulursunuz. Her biri, bunca turist akınına ve şatafata rağmen kıyıları ve küçük yerleşimleriyle dokusunu korumaya kararlıdır. Gözü yoran bir şeyle karşılaşmazsınız. Estetik bütünlük o kadar içinizi rahatlatır ki, “Sonuçta Avrupa!” demekten kendinizi alamazsınız. Santorini’de, zeytinyağlı yaprak sarma yapan bir teyzenin yanına ilişmek ya da yolunuzu şaşırdığınızda halinizden anlayıp Türkçe yol tarifi yapan, dedeleri bizim kıyılardan gelmiş insanlara rastlamak gibi klişelerle karşılaşma ihtimaliniz düşüktür. Yerli halk kalabalığa pek karışmaz. Yunan adaları için hep söylenegelen “Aynı bizim gibiler” sözü Santorini için geçerli değildir. Burası her şeyden önce Avrupalıdır. Santorini’nin de içinde yer aldığı Kiklad Adaları adını, Yunancada çember anlamına gelen “cyclos” kelimesinden alıyor. Delos Adası etrafında dairesel olarak dizilen bu 12 ada, İÖ 3000 ile 1000 yılları arasında yaşayan Kiklad Uygarlığı’nın estetikle yoğrulmuş kültürel mirasını taşıyor.
İÖ 1450 yılında patlayan volkan, adaya bugünkü şeklini veriyor. Dünyanın en büyük volkanik patlamalarından biri olan bu felaketin ardından meydana gelen oluşuma “kaldera” deniyor. Ama asıl, İÖ 1450 yılında patlayan volkan, adaya bugünkü hilal şeklini veriyor ve o sırada da burada yaşayan Minos Uygarlığı’nı tarihe gömüyor. Dünyanın en büyük volkanik patlamalarından biri olan bu felaketin ardından meydana gelen oluşuma “kaldera” deniyor. Kalderanın ortasında oluşan adalara ise “Palea Kameni” ve “Nea Kameni”. Volkanın bulunduğu Nea Kameni’ye tırmanmak hiç kolay olmasa da lavlardan oluşan kayaları ve efsanevi Atlantis Uygarlığı’nı aklınıza sokan o mavi beyaz silueti kesinlikle görmelisiniz. Mutfağa gelince… Yemek konusunda çok müşkülpesent değilseniz, taverna ve kafelerdeki mönüler beklentinizi rahatlıkla karşılayacak nitelikte. Ada kurak olduğu için sebze yetiştiriciliği atıl kalsa da o azıcık suyla yetişen küçük domatesler bile mis gibi kokuyor. Ancak burada asıl mevzu, şarap. Volkanik toprakta yetişen bağlarla, binlerce yıllık şarap tecrübesi birleşince ortaya hoş şaraplar çıkmış. Santorini’deki mikroklimanın kendine has özellikleri, son derece kurak olan adada üzüm yetişmesine olanak sağlıyor. Isının düştüğü gece saatlerinde meltem rüzgârları ve volkanik toprak üzümlerde biriken nemi alarak sihirli bir şekilde bağların büyümesini sağlıyor. 
Santorini’de günbatımının en iyi gözlemlendiği yer olan Oia’ya teleferikle ve “adanın geleneksel ulaşım aracı” eşeklerle çıkılıyor.
Santorini’nin volkanik yapısı ve kaya oluşumları turistlerin büyük ilgisini çekiyor. Ayrıca volkanik ada Santorini’de beyaz kumlu plajların hayalini de pek kurmayın, Santorini plajları siyah ve kırmızı renkli kumsallara sahip. Akrotiri kalıntılarının yakınındaki ada toprağıyla aynı renkteki Kokkini Paralia, devasa kaya manzarasıyla unutulmaz bir plaj tecrübesi sunuyor. Turistlerin en çok tercih ettiği Perissa ve Kamari plajlarındansa, adanın kuzey sırtında, kurulduktan sonra 17. yüzyılda terk edilmiş bir ortaçağ başkenti olan Oia köyüne yakın, az bilinen Ammoudi Plajı daha cazip. Bu plajda yüzerken adanın eski bekçisi yel değirmenini ve Oia’nın şirin evlerini seyre dalmak hoşunuza gidebilir. Fira ve Oia arasında yer alan İmeroigli ve Firostefani ile daha içeride kalan Megalochori köylerinde bulunan ve birkaçı dünyanın en etkileyici otelleri arasında gösterilen şık taraçalı, konforlu butik oteller ise adanın gösterişine vurgu yapıyor. Bu arada kalderayı izlemek için harika bir yer olan İmeroigli köyüne gitmişken Theoskepasti ve Agios Georgios kiliseleri ile Agios Nikolaos Manastırı’nı görmeden adadan ayrılmayın sakın.
Santorini’nin dar sokakları, leziz yemekler yapan restoranlar, butikler, kafeler ve hediyelik eşya dükkânlarıyla dolu. SANTORİNİ'DE YAPILACAKLAR LİSTESİ Santorini’deyken, 1956’da meydana gelen volkanik depremin öncesini ve sonrasını belgeleyen çarpıcı fotoğrafları görmek için Megaro Gyzi Müzesi’ni; efsanevi Atlantis ile Santorini arasında bağ kurmak istiyorsanız Fira’daki Prehistorik Thera Müzesi’ni mutlaka ziyaret edin. Kentin ana caddesi diyebileceğimiz Agiou Mina’da bulunan, ünlülerin uğrak yeri butiklerden zevkinize göre bir şeyler bulabilirsiniz. Zeytin ağacından yapılan objelerden kuklalara, seramikten cama, şirin ve özel hediyelik eşya satan dükkânlara da uğrayabilirsiniz. Fotoğraflarda sıkça gördüğümüz mavi kubbeli, beyaz çan kuleli Agiou Mina Kilisesi de yine bu cadde üzerinde yer alıyor.
Minos yerleşimlerinden biri olan Akrotiri antik kentinde ilk yerleşimin İÖ 5000 yıllarında olduğu tahmin ediliyor. Canınız biraz merkezden uzaklaşmak istediğinde de Skala Limanı’ndan kalkan teknelerle volkanik Nea Kameni Adası’na gidip şifalı termal çamur banyolarına girin. Ya da Oia yakınlarında, bağların arasına kurulmuş bir aile işletmesi olan Sigalas Winery’de ve Megalochori’deki Gavalas Winery’de aperatifler eşliğinde şarap tadabilirsiniz. Santorini’de yapacak daha çok şey var. Mesela acıkınca gurme seyyahların ilk durağı Oia köyündeki Federini Restaurant’ta hem nefis bir ziyafet çekin hem de eşsiz kaldera manzarasının tadını çıkarın; Thalami Restaurant’ta ise taverna tecrübesi yaşayın. Perivolos Plajı’ndaki Seaside By Notos’ta, sahibi Tassos’un kendi pişirdiği leziz deniz mahsullerini tadın. Deniz, manzara, yemek derken aman Yunanistan’ın en önemli arkeolojik alanlarından biri olan, Fira’dan 15 kilometre uzaklıkta bulunan neolitik dönemden kalma muhteşem duvar resimlerine sahip Akrotiri’yi atlamayın. Volkanın bulunduğu Nea Kameni’ye giderken de ayakkabılarınıza kıyamıyorsanız mutlaka eski bir şeyler giyin ve plajlardan ponza taşı almayı unutmayın.
Atlas Kartografya Servisi

Kiklad Ailesi’nin en gösterişli adası Santorini, lacivert denize bakan yamaçlara sıralanmış bembeyaz kübik evleriyle muhteşem bir manzara sunuyor. Yunan adalarının hangisine giderseniz gidin, tekrar uğradığınızda her şeyi aynı bulursunuz. Her biri, bunca turist akınına ve şatafata rağmen kıyıları ve küçük yerleşimleriyle dokusunu korumaya kararlıdır. Gözü yoran bir şeyle karşılaşmazsınız. Estetik bütünlük o kadar içinizi rahatlatır ki, “Sonuçta Avrupa!” demekten kendinizi alamazsınız. Santorini’de, zeytinyağlı yaprak sarma yapan bir teyzenin yanına ilişmek ya da yolunuzu şaşırdığınızda halinizden anlayıp Türkçe yol tarifi yapan, dedeleri bizim kıyılardan gelmiş insanlara rastlamak gibi klişelerle karşılaşma ihtimaliniz düşüktür. Yerli halk kalabalığa pek karışmaz. Yunan adaları için hep söylenegelen “Aynı bizim gibiler” sözü Santorini için geçerli değildir. Burası her şeyden önce Avrupalıdır. Santorini’nin de içinde yer aldığı Kiklad Adaları adını, Yunancada çember anlamına gelen “cyclos” kelimesinden alıyor. Delos Adası etrafında dairesel olarak dizilen bu 12 ada, İÖ 3000 ile 1000 yılları arasında yaşayan Kiklad Uygarlığı’nın estetikle yoğrulmuş kültürel mirasını taşıyor.
İÖ 1450 yılında patlayan volkan, adaya bugünkü şeklini veriyor. Dünyanın en büyük volkanik patlamalarından biri olan bu felaketin ardından meydana gelen oluşuma “kaldera” deniyor. Ama asıl, İÖ 1450 yılında patlayan volkan, adaya bugünkü hilal şeklini veriyor ve o sırada da burada yaşayan Minos Uygarlığı’nı tarihe gömüyor. Dünyanın en büyük volkanik patlamalarından biri olan bu felaketin ardından meydana gelen oluşuma “kaldera” deniyor. Kalderanın ortasında oluşan adalara ise “Palea Kameni” ve “Nea Kameni”. Volkanın bulunduğu Nea Kameni’ye tırmanmak hiç kolay olmasa da lavlardan oluşan kayaları ve efsanevi Atlantis Uygarlığı’nı aklınıza sokan o mavi beyaz silueti kesinlikle görmelisiniz. Mutfağa gelince… Yemek konusunda çok müşkülpesent değilseniz, taverna ve kafelerdeki mönüler beklentinizi rahatlıkla karşılayacak nitelikte. Ada kurak olduğu için sebze yetiştiriciliği atıl kalsa da o azıcık suyla yetişen küçük domatesler bile mis gibi kokuyor. Ancak burada asıl mevzu, şarap. Volkanik toprakta yetişen bağlarla, binlerce yıllık şarap tecrübesi birleşince ortaya hoş şaraplar çıkmış. Santorini’deki mikroklimanın kendine has özellikleri, son derece kurak olan adada üzüm yetişmesine olanak sağlıyor. Isının düştüğü gece saatlerinde meltem rüzgârları ve volkanik toprak üzümlerde biriken nemi alarak sihirli bir şekilde bağların büyümesini sağlıyor. 
Santorini’de günbatımının en iyi gözlemlendiği yer olan Oia’ya teleferikle ve “adanın geleneksel ulaşım aracı” eşeklerle çıkılıyor.
MASAL DİYARI FİRA (THİRA)
Adanın en büyük yerleşimi Fira (Thira), bir falez boyunca yerleşen mavi beyaz evleri, kiliseleri, dükkânları, sessiz dar sokaklarıyla tam bir masal diyarını andırıyor. Düz çatılı kübik taş yapıların arasından süzülen sokaklar, kapı aralıklarından görünen limon ağaçları, erguvanlar ve çinili avlular baş döndürücü güzellikte. Ancak Skala Limanı’ndan adanın başkenti sayılabilecek Fira merkezine ulaşmak için neredeyse 600 basamaklı bir merdiven çıkmanız gerekiyor. Nefesinize güvenmiyorsanız dert etmeyin. Bugün ada halkının hâlâ tarım işlerinde yoğun olarak kullandığı eşekler hizmetinizde! Santorini sokaklarını eşek sırtında dolaşmak bir ada klasiği. Bu arada teleferik seçeneğini de unutmayın. Elbette adaya gelince değişmez bir Yunan klasiği olarak önce tavernalarda meze ve deniz mahsulleriyle karınlar doyuruluyor, sonra ver elini eğlence. Gece hayatı için yolunuzun kaçınılmaz olarak çıkacağı yer ise yine Fira. Eğlence gece yarısından sonra iyice hızlanıyor. Akşam saatlerinde pek kalabalık olmayan mekânlar, sabaha kadar sürecek eğlence için çoktan hazırlar. Oia köyü ise Fira’daki tatil anlayışının tam aksine, adanın kendine özgü dokusu ve tatlarıyla sakin bir akşam geçirmek isteyenler için bulunmaz bir nimet. Burada tepeden deniz kıyısına doğru alçalarak sıralanmış beyaz evlerin taraçalarından ve manzarada birbirinden aşağı kalmayan butik otellerin şık teraslarından yüzlerce insan aynı anda sanki bir ayin yapar gibi günbatımını izliyor. “Dünyanın en güzel günbatımı burada izlenir” diyenlere katılmamak imkânsız. Ancak bu eşsiz manzaraya romantik Yunan ezgilerinin eşlik etmesi pek olası değil. Eğer siz de benim gibi Yunan müziği âşığı iseniz ve dünyanın en romantik adalarından birinde, bu lirik müziğin tam kalbinde o tınıları duymak için çırpınıyorsanız hiç aramayın, nafile. Kendi kendine çalıp söyleyen birilerine denk gelirseniz ne âlâ.
Santorini’nin volkanik yapısı ve kaya oluşumları turistlerin büyük ilgisini çekiyor. Ayrıca volkanik ada Santorini’de beyaz kumlu plajların hayalini de pek kurmayın, Santorini plajları siyah ve kırmızı renkli kumsallara sahip. Akrotiri kalıntılarının yakınındaki ada toprağıyla aynı renkteki Kokkini Paralia, devasa kaya manzarasıyla unutulmaz bir plaj tecrübesi sunuyor. Turistlerin en çok tercih ettiği Perissa ve Kamari plajlarındansa, adanın kuzey sırtında, kurulduktan sonra 17. yüzyılda terk edilmiş bir ortaçağ başkenti olan Oia köyüne yakın, az bilinen Ammoudi Plajı daha cazip. Bu plajda yüzerken adanın eski bekçisi yel değirmenini ve Oia’nın şirin evlerini seyre dalmak hoşunuza gidebilir. Fira ve Oia arasında yer alan İmeroigli ve Firostefani ile daha içeride kalan Megalochori köylerinde bulunan ve birkaçı dünyanın en etkileyici otelleri arasında gösterilen şık taraçalı, konforlu butik oteller ise adanın gösterişine vurgu yapıyor. Bu arada kalderayı izlemek için harika bir yer olan İmeroigli köyüne gitmişken Theoskepasti ve Agios Georgios kiliseleri ile Agios Nikolaos Manastırı’nı görmeden adadan ayrılmayın sakın.

Santorini’nin dar sokakları, leziz yemekler yapan restoranlar, butikler, kafeler ve hediyelik eşya dükkânlarıyla dolu. SANTORİNİ'DE YAPILACAKLAR LİSTESİ Santorini’deyken, 1956’da meydana gelen volkanik depremin öncesini ve sonrasını belgeleyen çarpıcı fotoğrafları görmek için Megaro Gyzi Müzesi’ni; efsanevi Atlantis ile Santorini arasında bağ kurmak istiyorsanız Fira’daki Prehistorik Thera Müzesi’ni mutlaka ziyaret edin. Kentin ana caddesi diyebileceğimiz Agiou Mina’da bulunan, ünlülerin uğrak yeri butiklerden zevkinize göre bir şeyler bulabilirsiniz. Zeytin ağacından yapılan objelerden kuklalara, seramikten cama, şirin ve özel hediyelik eşya satan dükkânlara da uğrayabilirsiniz. Fotoğraflarda sıkça gördüğümüz mavi kubbeli, beyaz çan kuleli Agiou Mina Kilisesi de yine bu cadde üzerinde yer alıyor.

Minos yerleşimlerinden biri olan Akrotiri antik kentinde ilk yerleşimin İÖ 5000 yıllarında olduğu tahmin ediliyor. Canınız biraz merkezden uzaklaşmak istediğinde de Skala Limanı’ndan kalkan teknelerle volkanik Nea Kameni Adası’na gidip şifalı termal çamur banyolarına girin. Ya da Oia yakınlarında, bağların arasına kurulmuş bir aile işletmesi olan Sigalas Winery’de ve Megalochori’deki Gavalas Winery’de aperatifler eşliğinde şarap tadabilirsiniz. Santorini’de yapacak daha çok şey var. Mesela acıkınca gurme seyyahların ilk durağı Oia köyündeki Federini Restaurant’ta hem nefis bir ziyafet çekin hem de eşsiz kaldera manzarasının tadını çıkarın; Thalami Restaurant’ta ise taverna tecrübesi yaşayın. Perivolos Plajı’ndaki Seaside By Notos’ta, sahibi Tassos’un kendi pişirdiği leziz deniz mahsullerini tadın. Deniz, manzara, yemek derken aman Yunanistan’ın en önemli arkeolojik alanlarından biri olan, Fira’dan 15 kilometre uzaklıkta bulunan neolitik dönemden kalma muhteşem duvar resimlerine sahip Akrotiri’yi atlamayın. Volkanın bulunduğu Nea Kameni’ye giderken de ayakkabılarınıza kıyamıyorsanız mutlaka eski bir şeyler giyin ve plajlardan ponza taşı almayı unutmayın.

Atlas Kartografya Servisi












