
Sessiz bir tarihin sualtındaki izleri: Kekova
Antalya’nın Demre ilçesine bağlı Üçağız mahallesi açıklarında, berrak suların ortasında zamana direnerek ayakta kalan Kekova Adası ve üzerindeki antik kalıntılar yalnızca bir ada değil, taşlara sinmiş geçmişin, kıyıya yığılmış efsanelerin ve sualtına gömülmüş uygarlıkların izlerini taşıyan eşsiz bir coğrafya resmi sunar. İlk bakışta sessiz gibi görünür ama dikkatli gözler için Kekova, Lykia’nın hem karadaki hem denizdeki mirasının canlı bir temsilcisidir.
Kekova Adası ve çevresi 1990 yılında “Özel Çevre Koruma Alanı” ilan edildi, 2000 yılından bu yana da UNESCO Dünya Mirası Geçici Listesi’nde yer alıyor. Bugün “Kekova” olarak bilinen adanın antik adı Dolichiste’ydi. İlk olarak MS 6’ncı yüzyılda yaşadığı düşünülen coğrafya sözlük yazarı Stephanos Byzantios’un metinlerinde geçen bu isim, yüzyıllar boyunca farklı biçimlerde kullanılageldi: Dolikhiste, Cacaba, Caccavo, Kakava… Her bir isim, Kekova’nın farklı dönemlerde farklı kültürlerce ne denli önemli bulunduğunun da bir göstergesi. 1191 yılında Haçlı Seferi’nden dönen II. Philippus’un seyahat raporlarında “güvenli liman” olarak anılan ada, 16’ncı yüzyılda çizilen portulan haritalarında (ortaçağ Avrupa’sı seyir haritası) su altında kalmış evleriyle dikkat çekiyor.

Fotoğraf: Kuzey yerleşimi kıyı yapısı.
Kekova Adası’nı çevreleyen bölge, antik Lykia’nın küçük ama stratejik kıyı kentlerinden oluşur. Bunların başında Teimiussa (bugünkü Üçağız), Simena (Kaleköy) ve Aperlai (Sıcak İskelesi) gelir. Bu üç yerleşimle birlikte Kekova sadece bir ada değil, deniz üzerinden birbirine bağlanan bir yerleşim kompleksi olarak da değerlendirilebilir. Her biri deniz ticaretine uygun koylara sahip bu kentler, zamanında birbirleriyle ekonomik ve kültürel ilişkiler kurmuş, aynı politik birliklerin parçası olmuştu. Bugün hâlâ Teimiussa’da liman yapıları, Simena’da kaya mezarları ve Aperlai’de mozaikler bu tarihi işbirliğinin sessiz tanıklarıdır.
Kekova Adası üzerinde üç ana yerleşim bölgesi tespit edildi: Tersane Koyu yerleşimi, Kuzey yerleşimi (Batık Şehir) ve Fener yerleşimi. Bu yerleşimlerin her biri adanın farklı bir yüzünü yansıtır; hem doğal topografyanın hem insan eliyle şekillendirilmiş mimarinin birer parçasıdır.

Fotoğraf: AE 5-6 (Gaza) amphora batığı.
TERSANE KOYU YERLEŞİMİ
Adanın güneybatısında yer alan ve “Ksera” adıyla eski kaynaklara da geçen Tersane Koyu hem doğal yapısı hem antik liman izleriyle öne çıkar. Limanın çevresine teraslar üzerine kurulan konutlar, bir kilise kompleksi, işlikler, sarnıçlar ve hamam kalıntılarıyla birlikte Erken Bizans Dönemi’nin yoğun yerleşim dokusunu sunar. Çok sayıda konut, sarnıç ve üretim yapısı barın- 3 4 dıran bu alanda yürümek geçmişin sokaklarında gezinmek gibidir. Özellikle burada bulunan garum (balık sosu) işlikleri ve manastır yapısı adanın yalnızca bir yerleşim değil, hem dini bir merkez hem üretim ve ticaret merkezi olduğuna da işaret eder.
Kekova’nın en bilinen görüntülerinden biri olan sualtındaki antik yapı kalıntıları, Kuzey yerleşimine aittir. Dik yamaçlar üzerine kurulmuş teraslı konutlar, anakayanın oyulmasıyla oluşturulmuş merdivenler, çok katlı yapılar ve sarnıç sistemleriyle dikkat çeker. Jeomorfolojik veriler burada yaşanan depremlerin liman hattını deniz altında bıraktığını gösterir. Bugün teknelerle kıyıya yanaşmadan bile görülebilen bu sualtı kalıntıları, Kekova’nın “Batık Şehir” olarak ün kazanmasında başrolü oynar.

Fotoğraf: Tersane Koyu.
FENER YERLEŞİMİ
Adanın doğu ucunda yer alan Fener yerleşimi, diğer bölgelere göre daha az yapı yoğunluğuna sahip. Ancak bu küçük yerleşim birimi, kule çiftlik benzeri savunma yapıları, gözetleme noktaları ve basit konutlarıyla dikkat çeker. Yapıların inşa teknikleri ve konumları, burada yaşayanların hem güvenlik hem çevreyle uyumlu bir yaşam sürdürdüklerini düşündürür.
Suyun altındaki arkeoloji ve bir açık hava laboratuvarı niteliğindeki adada 2012-19 yılları arasında yürütülen arkeolojik yüzey ve sualtı araştırmalarıyla Kekova’da 260 konut, 107 sarnıç, 13 rıhtım, üç liman, iki hamam, altı kilise, beş şapel, iki kule çiftlik, beş kireç ocağı ve çok sayıda işlik tespit edildi. Sualtı çalışmaları sırasında 45 farklı amphora (amfora) formu, çatı kiremitleri, taş ve metal çapalar, seramik parçaları ve mutfak kapları ele geçti. Bu buluntular, Kekova’nın MÖ 5’inci yüzyıldan MS 11’inci yüzyıla kadar aktif kullanılan bir yerleşim ve geçiş güzergâhı olduğunu kanıtlıyor.

Fotoğraf: Balık sosu işliği.
Kekova Adası bir yandan taşların, kiremitlerin, harçların anlattığı arkeolojik bir geçmiş sunarken, diğer yandan suyun altına gömülmüş sessiz bir zamanı yaşatır. Tersane Koyu’nda bir hamam duvarına yaslanıp denizi izlerken ya da Simena’nın tepeye kurulmuş kalesinden Kekova’ya doğru bakarken, insan zamanın geçmediği bir coğrafyada olduğunu hisseder. Belki de Kekova’nın en etkileyici yanı budur: Tarih burada yalnızca korunmaz, yaşanır…
YAZI: PROF. DR. ERDOĞAN ASLAN*, KEKOVA YÜZEY ARAŞTIRMASI BAŞKANI / DR. UĞURCAN ORHAN** FOTOĞRAFLAR: PROF. DR. ERDOĞAN ASLAN












