
2025’in en iyi 10 filmi: Yılın mutlaka izlenmesi gereken yapımları
Time'ın seçtiği 2025’in en iyi 10 filmi: Filmler; ruh hâlimize, havaya, gündemin yoğunluğuna göre değişen anlamlar taşır. Özellikle evden izleme alışkanlığının yaygınlaşmasıyla, sinema çoğu zaman günlük koşuşturmanın arka planına itiliyor. Ancak her yıl, izleyeni durduran, odağını tamamen isteyen bazı filmler mutlaka karşımıza çıkar. 2025 de bu açıdan istisna değildi. İşte hem düşündüren hem de keyif veren, yılın öne çıkan filmlerinden bir seçki...
Bu yazımız da ilginizi çekebilir: 2025’in en iyi albümleri: Ana akımın ötesinde parlayan 10 albüm
10. One of Them Days

Los Angeles’ta yaşayan iki genç kadının, kira borçlarını kapatmak için yalnızca bir günleri vardır. Keke Palmer ve SZA’nın canlandırdığı bu ikili, kan satmaya çalıştıklarında işler karışır; kıyafetleri mahvolunca kendilerini bir yardım kutusundan buldukları tuhaf parlak eşofmanlarla bulurlar. Nadide bir Air Jordan çiftini satma planları da raydan çıkar. Lawrence Lamont’un yönettiği, Syreeta Singleton’ın kaleme aldığı film; tüm aksiliklere rağmen umut aşılayan, eğlenceli bir maceraya dönüşüyor.
9. Kill the Jockey

Arjantinli yönetmen Luis Ortega’nın gerçeküstü tonlara sahip neo-noir yapımında, jokey Remo (Nahuel Pérez Biscayart), patronuna ait yarış atıyla yaşadığı kazanın ardından hafızasını kaybeder ve kendine “Dolores” adını verdiği yeni bir kimlik yaratır. Tuhaftan çekiciye uzanan bu yolculuk; erotik, görsel açıdan güçlü ve şaşırtıcı derecede özgün bir anlatım sunuyor.
8. The Mastermind

Kelly Reichardt’ın 1970’ler Massachusetts’inde geçen bu neredeyse-komedi filmi, hayatta her şeyi hazır bulmasına rağmen yolunu kaybetmiş bir adamın hikâyesini merkezine alıyor. Josh O’Connor’ın canlandırdığı J.B., belirsiz nedenlerle dört değerli tabloyu çalmaya karar verir. Karısıyla (Alana Haim) kurduğu tuhaf mantık örgüsü, onu sevmeyi kolaylaştırmasa da anlamaya yaklaştırıyor.
7. Sinners

Michael B. Jordan’ın ikiz kardeşleri canlandırdığı film, Birinci Dünya Savaşı sonrası Mississippi Deltası’na dönerek bir juke joint açma hayalini konu alıyor. Ancak açılış gecesi, beyaz üç müzisyenin kapıda belirmesiyle tersine dönüyor. Ryan Coogler’ın yazıp yönettiği yapım, müziğin hem birleştirici hem de ayrıştırıcı gücünü çarpıcı biçimde yansıtıyor.
6. Roofman

Gerçek bir hikâyeden uyarlanan filmde Channing Tatum, hayata tutunmaya çalışan eski bir mahkûmu canlandırıyor. Yeni bir kimlik inşa etmeye çalışan karakter, aynı zamanda aşkı ve aileyi yeniden keşfediyor. Kirsten Dunst’ın sıcak performansıyla güçlenen yapım, modern erkeklik krizine duygusal ve ölçülü bir bakış sunuyor.
5. Peter Hujar’s Day

1974’te geçen film, yazar Linda Rosenkrantz’ın bir gün boyunca fotoğrafçı Peter Hujar’ın anlattıklarını kaydetmesi üzerine şekilleniyor. Rebecca Hall ve Ben Whishaw’ın güçlü performanslarıyla hayat bulan yapım, sanatçının gündelik yaşamındaki sıradan detaylarda saklı ihtişamı görünür kılıyor.
4. Sentimental Value

Joachim Trier’in yönettiği film, annelerinin ölümünden sonra aile evini ve babalarıyla (Stellan Skarsgård) olan karmaşık ilişkilerini sorgulayan iki kız kardeşin hikâyesini anlatıyor. Aile bağlarının, fiziksel mekânlardan çok duygusal dayanışmayla ayakta kaldığını hatırlatan sıcak bir drama.
3. Blue Moon

Richard Linklater’ın aynı yıl vizyona giren ikinci güçlü filminde, Ethan Hawke bir dönemin önemli söz yazarlarından Lorenz Hart’a hayat veriyor. Rodgers’ın yeni ortağıyla elde ettiği büyük başarı, Hart’ın dışarıda kaldığını kabullenişine zemin hazırlıyor. Tek gecede geçen film, unutulmaz bir dostluğun kırılganlığını incelikle işliyor.
2. An Officer and a Spy

Jean Dujardin’in başrolde olduğu bu Polonya yapımı, Dreyfus Olayı’nı titizlikle aktarıyor. Yanlış suçlanan Yahudi subay Alfred Dreyfus’un özgürlüğü için mücadele eden Marie-Georges Picquart’ın öyküsü, adalet ve vicdan kavramlarını günümüz dünyasına da ışık tutacak şekilde ele alıyor.
1. Nouvelle Vague

Richard Linklater’dan sinemaya adanmış başka bir film daha: 1960 Paris’inde geçen yapım, Godard’ın ikonik filmi Breathless’ın ortaya çıkış sürecini perdeye taşıyor. Zoey Deutch ve Guillaume Marbeck’in uyumlu performanslarıyla güçlenen film, sanatın dönüştürücü etkisine saygı duruşu niteliğinde.
Bahsetmeden geçilemeyecekler

The Secret Agent — Kleber Mendonça Filho
One Battle After Another — Paul Thomas Anderson
Sanatorium Under the Sign of the Hourglass — Quay Kardeşler
Die My Love — Lynne Ramsay
Orwell: 2+2=5 — Raoul Peck
Souleymane’s Story — Boris Lojkine
Train Dreams — Clint Bentley
Urchin — Harris Dickinson
Father Mother Sister Brother — Jim Jarmusch
Highest 2 Lowest — Spike Lee
Benzer Haberler

Polonya’nın Wroclaw kentinde düzenlenen Avrupa’nın en büyük LEGO sergisi

Polonya’nın kış harikası: Zakopane kar labirenti

Şarkılardan bir hikâye: “Dönmek İçin Eve” albüm filmi








