
2025'te sosyal medyada en çok neleri konuştuk?
2025’i geride bırakırken, sosyal medya yalnızca izlediğimiz bir alan olmaktan çıktı; düşünme biçimimizi, duygularımızı ve hatta gerçeği algılayış şeklimizi dönüştüren bir güç hâline geldi. Ekranlara bakarak geçirdiğimiz bu yıl, dijital dünyanın artık sadece “ne konuştuğumuzu” değil, “nasıl hissettiğimizi” de belirlediğini açıkça gösterdi.
Yıl boyunca sosyal medya akışlarında dolaşan konular farklı görünse de, hepsi aynı soruya bağlanıyordu: Bu kadar bilgi, bu kadar hız ve bu kadar gürültü içinde neye inanacağız?
Yazı: Harika Pelin Şengül
Algoritmalarla Yorulan Kullanıcılar

Yılın son aylarına gelindiğinde, birçok kullanıcı benzer bir hissi dile getirmeye başladı: tükenmişlik. Ne gördüğünü, neden gördüğünü anlamadığı bir akış; sürekli değişen gündemler ve bitmeyen içerik bombardımanı ciddi bir zihinsel yorgunluk yarattı. Bu durum, insanları daha küçük ve daha kontrollü dijital alanlara yöneltti. Kapalı topluluklar, özel mesaj grupları ve niş platformlar, kalabalık sosyal ağların yerini almaya başladı.
Sessizlik Bir Lüks mü? Dijital Minimalizmin Yükselişi

Bu yorgunluğun doğal sonucu olarak, 2025’te ekranlardan bilinçli uzaklaşma eğilimi güç kazandı. Özellikle genç kullanıcılar arasında daha basit telefonlara yönelme, sosyal medya molaları verme ve çevrimdışı aktivitelere dönme isteği dikkat çekti. Sürekli bağlantıda olmanın yerini, seçici ve sınırlı dijital varlık almaya başladı. Ekran dışı zaman, yılın en kıymetli kaynaklarından biri hâline geldi.
Yapay Zekâ Çağında Gerçeğin Bulanıklaşması

Akışlar yalnızca fazla içerikle değil, güven sorunu ile de doluydu. Yapay zekâ tarafından üretilen görüntüler, videolar ve ses kayıtları; gerçek ile kurgu arasındaki çizgiyi neredeyse görünmez kıldı. Hiç yaşanmamış anlar yaşanmış gibi paylaşıldı, söylenmemiş sözler söylenmiş kabul edildi. “Gördüğüm şey doğrudur” düşüncesi, yerini sürekli bir şüphe hâline bıraktı.
Tepki Üreten İçeriklerin Altın Çağı

Bu belirsizlik ortamında, içeriklerin değeri doğruluklarıyla değil, yarattıkları duygusal tepkilerle ölçülmeye başladı. Öfkelendiren, kışkırtan ya da bilinçli olarak yanlış bilgi içeren paylaşımlar, algoritmalar tarafından daha fazla öne çıkarıldı. Kullanıcılar sinirlendikçe yorum yaptı, paylaştıkça içerikler büyüdü. Hakikat ise çoğu zaman bu yüksek sesli etkileşimlerin arasında kayboldu.
Hızlanan Trendler, Derinleşen Tüketim

2025’te sosyal medya trendleri hiç olmadığı kadar kısa ömürlüydü. Bir yaşam tarzı ya da estetik anlayışı, günler içinde doğdu ve kayboldu. Bu hız, kullanıcılar üzerinde sürekli bir “geri kalma” baskısı oluştururken, tüketimi de körükledi. Takip etmek bile başlı başına bir çaba hâline geldi. Örneğin bir hafta boyunca herkes Şeytan Marka Giyer'deki "Gisele Bündchen tarzı gözlüğü" ararken, sonraki hafta bu stilin yerini daha spor bir akım aldı.
Etkilenmekten Şüphe Etmeye: Güven Arayışı

Yıl ilerledikçe kullanıcılar, kusursuz ürün tanıtımlarına ve sürekli övgü dolu paylaşımlara mesafe koymaya başladı. Bunun yerine, bir ürünün neden alınmaması gerektiğini anlatan içerikler öne çıktı. “De-influencing” olarak adlandırılan bu yaklaşım, sosyal medyada yeni bir güven arayışının işaretiydi. Gerçek deneyimler, parlatılmış anlatıların önüne geçti.
Bir Tatlının Yolculuğu: Dubai Çikolatası Fenomeni

2025’te sosyal medya gündeminin beklenmedik yıldızlarından biri de “Dubai çikolatası” oldu. İlk olarak birkaç videoyla ortaya çıkan bu lüks tatlı, kısa sürede algoritmaların favorisine dönüştü. Kesit videolar, abartılı tepkiler ve “ilk ısırık” anlarıyla beslenen içerikler, Dubai çikolatasını yalnızca bir yiyecek olmaktan çıkarıp bir dijital statü sembolüne dönüştürdü.
Ancak bu trendin asıl kırılma noktası, çikolatanın mutfaklara taşınmasıydı. Sosyal medya bir anda tariflerle, deneme videolarıyla ve başarısız sonuçların paylaşıldığı içeriklerle doldu. Herkes aynı sorunun peşindeydi: “Gerçeğine ne kadar yaklaştı?”
Dubai çikolatası, 2025’in tüketim kültürünü özetleyen çarpıcı bir örnek sundu. Bir ürünün lezzetinden çok, hikâyesi, görselliği ve paylaşılabilirliği konuşuldu. Trend sona erdiğinde geriye kalan şey ise tanıdıktı: Kısa süreli bir heyecan, yüzlerce video ve algoritmaların bir sonraki takıntıya hazır bekleyen boşluğu.
Kıymadan Ev Yapımı "Rulo Döner"

Dubai çikolatasına rakip olarak çıkan en büyük "mutfak akımı" buydu. Sosyal medyada herkes kıymayı fırın kağıdı arasında incecik açıp, dondurup, sonra rulo yaparak evde "yaprak döner" yapmaya çalıştı. Bir dönem kasaplarda kıyma kalmadı ama yapımı zahmetli olduğu ve dışarıdaki gibi lezzetli olmadığı anlaşılınca yerini hızlıca başka tariflere bıraktı.
Sonsuz Özetler Çağı: “Wrapped” Kültürünün Yükselişi

2025’te yıl bitmeden sosyal medya akışları neredeyse aynı formatta paylaşımlarla doldu. Spotify Wrapped, YouTube özetleri, Duolingo raporları ve benzeri yıl sonu dökümleri, kişisel bir değerlendirmeden çok kolektif bir gösteriye dönüştü. Herkes ne dinlediğini, ne izlediğini, ne kadar “çalışkan” ya da “istikrarlı” olduğunu rakamlarla anlatma ihtiyacı hissetti.
Bu özetler, yalnızca bir yılın verisini sunmuyor; kullanıcıların dijital kimliğini de görünür kılıyordu. Beğeniler, alışkanlıklar ve tercihler, platformlar tarafından paketlenip eğlenceli bir anlatıya dönüştürüldü. Ortaya çıkan tablo, bireysel olmaktan çok karşılaştırmalıydı. Kim daha çok dinledi, kim daha üretken, kim daha “iyi bir kullanıcıydı”?
Wrapped kültürü, 2025’te sosyal medyanın en güçlü motivasyonlarından birini açığa çıkardı: görünür olma arzusu. Kendi hayatımızın kısa bir özetini paylaşmak, hem onaylanmanın hem de akışta kaybolmamanın bir yoluna dönüştü. Yıl sona erdiğinde geriye kalan ise tanıdıktı: Renkli grafikler, eğlenceli istatistikler ve bir sonraki yıl daha “iyi” bir özet çıkarma beklentisi.
Raflardan Akışlara: Labubu Fenomeni

2025’te sosyal medyada sıkça karşılaşılan imgelerden biri de Labubu figürleriydi. Başlangıçta niş bir koleksiyon ürünü olarak görülen bu karakter, kısa sürede geniş kitlelerin radarına girdi. Kutudan çıkarma videoları, raf düzenlemeleri ve “ilk karşılaşma” paylaşımlarıyla Labubu, yalnızca satın alınan bir obje değil; sergilenen bir kimlik unsuruna dönüştü.
Labubu’nun popülerliği, ürünün kendisinden çok yarattığı duyguyla büyüdü. Sahip olma hissi, ait olma arzusuyla birleşti. Sosyal medyada paylaşılan her yeni figür, görünmez bir yarışın parçasıydı: kim daha erken aldı, kim daha nadir modele ulaştı, kim koleksiyonunu daha estetik sundu?
Bu fenomen, 2025’te tüketim kültürünün nasıl değiştiğini de gösterdi. Artık ürünler yalnızca kullanılmak için değil, görünür kılınmak için alınıyordu. Labubu, kısa sürede akışlardan çekilse de geride tanıdık bir iz bıraktı: Paylaşılabilir olanın değerli sayıldığı, görünmeyenin hızla unutulduğu bir dijital vitrin.
AI (Yapay Zeka) Sokak Röportajları

Gerçekte var olmayan, yapay zekayla oluşturulmuş "teyzelerin" veya "amcaların" gündem hakkında absürt yorumlar yaptığı videolar bir ara ana akım oldu. Başta çok komik gelse de, her yerin bu sahte karakterlerle dolması izleyiciyi sıktı ve yerini tekrar gerçek sokak röportajlarına bıraktı.
"Kuş Teorisi" (The Bird Test)

2025'in başlarında TikTok ve Instagram'da ilişkilerin "sadakat testi" haline gelmişti. Partnerinize penceredeki sıradan bir kuşu veya ilgisiz bir nesneyi heyecanla gösteriyordunuz; eğer o da bakıp ilgi gösterirse ilişki "ok", göstermezse "ayrılık sebebi" sayılıyordu. Birkaç ay boyunca her yerde bu videolar vardı, şimdi kimse hatırlamıyor.

2025, sosyal medyanın artık yalnızca bilgi paylaşım alanı olmadığını net biçimde gösterdi. Burası aynı zamanda duyguların yönlendirildiği, tepkilerin şekillendirildiği bir mecra hâline geldi. En çok konuşulan konular, çoğu zaman en çok ayrışılan başlıklar oldu. Bu karmaşadan çıkış yolu ise daha fazla içerikte değil; daha bilinçli, daha seçici bir dijital duruşta yatıyor.












