
Bir çocuğun keşfiyle ortaya çıkan dev yer altı gölü
1905 yılında Tennessee eyaletindeki Craighead Mağaraları’nda yaşanan bir keşif, yer bilimleri açısından uzun yıllar sürecek bir merakın kapısını araladı. Henüz 13 yaşında olan Ben Sands, dar ve riskli bir geçitten geçerek daha önce kayıt altına alınmamış devasa bir yer altı gölüne ulaştı. Bugün “The Lost Sea” (Kayıp Deniz) olarak bilinen bu göl, hâlâ tam anlamıyla haritalandırılabilmiş değil.
Bilim insanlarını, mağara araştırmacılarını ve ziyaretçileri cezbeden bu oluşum, hem jeolojik özellikleri hem de keşif öyküsüyle dikkat çekiyor. İlk kez detaylarıyla CBS News’e konu olan bu keşif, zamanla doğal bir miras niteliği kazandı.
Bir çocuğun merakıyla ortaya çıkan bilinmeyen
Ben Sands, yetişkinlerin girmeye cesaret edemediği, bisiklet tekerleğinden biraz daha geniş bir tünelden sürünerek ilerledi. Karşılaştığı manzara sıradan bir mağara boşluğu değil, suyla kısmen dolu geniş bir yer altı odasıydı. Elindeki ışığın ulaşamadığı bu alan, daha sonra dev bir gölün yalnızca başlangıcı olarak anlaşılacaktı.
Craighead Mağaraları, Sweetwater ile Madisonville arasında uzanan geniş bir yer altı sistemi olarak biliniyor. Bölge, Avrupalı yerleşimcilerden çok önce Cherokee yerlileri tarafından kullanılmış; mağara içinde çömlekler, takılar ve ok uçları gibi birçok tarihi kalıntı bulunmuştu. Ancak bu yer altı gölü, 1905’e kadar hiçbir kayıtta yer almıyordu.
Sands, dizlerine kadar suyun içinde ilerlerken mağaranın boyutlarını anlamak için çevreye çamur parçaları fırlattı. Çarpma sesi duymaması, duvarlara ulaşamayan sıçrama sesleri, bulunduğu alanın olağanüstü büyüklüğünü ortaya koydu. Bu gölün yalnızca küçük bir bölümü daha sonra incelenebildi.
Yer altındaki jeolojik oluşumlar

The Lost Sea yalnızca büyüklüğüyle değil, barındırdığı nadir jeolojik yapılarla da öne çıkıyor. Mağara içinde “anthodite” olarak adlandırılan ve “mağara çiçekleri” şeklinde tanımlanan kristal oluşumlar bulunuyor. ABD’de oldukça ender rastlanan bu yapılar, bilim dünyasında özel bir yere sahip.
The Lost Sea Adventure’ın genel müdürü Lisa McLung’a göre bu oluşumlar, suyun kayaçlardan süzülerek aragonit ve kalsit gibi minerallerle etkileşime girmesi sonucu meydana geliyor. Mineral yoğunluğuna bağlı olarak farklı renk ve biçimler alan bu kristaller, yer altı mineral birikim süreçlerinin anlaşılmasına da katkı sağlıyor.
Bu nedenle Craighead Mağaraları, yalnızca turistik değil, aynı zamanda jeologlar ve çevre bilimciler için de önemli bir araştırma alanı olarak kabul ediliyor.
Sonu bulunamayan göl: Bilimsel veriler ne söylüyor?

CBS News tarafından paylaşılan bilgilere göre gölün haritalandırılabilen bölümü yaklaşık 800 fit uzunluğunda ve 220 fit genişliğinde. Ancak bu ölçümler, yalnızca görülebilen alanı kapsıyor. Su altı araştırmaları, gölün yan tünellere ve daha derin bölümlere açıldığını ortaya koyuyor.
Bugüne kadar dalgıçlar yaklaşık 13 dönümlük bir alanı haritalandırdı. Buna rağmen gölün sınırlarına ulaşılamadı. Bu durum, The Lost Sea’i dünyanın en büyük ve en gizemli yer altı göllerinden biri hâline getiriyor.
Araştırmalar kapsamında göle gökkuşağı alabalıkları da bırakıldı. Amaç, balıkların olası çıkışlar ya da yeni tüneller bulup bulamayacağını gözlemlemekti. Balıklar gölden çıkmadı; bunun yerine karanlık ve düşük ışıklı ortama uyum sağladı.
2019 yılında CBS News’e konuşan mağara rehberi Savannah Dalton, bu uyum sürecini şöyle aktardı:
Balıklar uzun süre burada kaldıklarında görme yetilerinde ve renklerinde kısmi bir azalma görülüyor. Ortam doğal güneş ışığı almadığı için pigmentlerini koruyamıyorlar.
Bu değişimler, canlıların aşırı yer altı koşullarına ne kadar hızlı adapte olabildiğini gösteren dikkat çekici bir örnek olarak değerlendiriliyor.
Ulusal bir miras ve turizm merkezi
Günümüzde The Lost Sea, ABD Ulusal Doğal Anıtı olarak kabul ediliyor ve her yıl yaklaşık 150 bin ziyaretçiyi ağırlıyor. Ziyaretçiler mağara sistemine inerek cam tabanlı teknelerle göl üzerinde ilerliyor, hem su altındaki balıkları hem de çevredeki kaya oluşumlarını gözlemleme fırsatı buluyor.
Keşfinden bu yana alan aydınlatılmış, düzenlenmiş ve ziyaretçilere açılmış olsa da gizemini büyük ölçüde koruyor. Gölün gerçek sınırlarının hâlâ bilinmemesi, bu yer altı dünyasını daha da etkileyici kılıyor. Gelişen teknolojilerle birlikte, gelecekte karanlık suların ötesinde nelerin saklı olduğunun ortaya çıkması mümkün olabilir.












