Haber kapak görseli
Genel
10 dk okunma süresi
Bebeğimle

Birey olma mücadelesi: 2 yaş sendromu

Yürümeye başlamış çocukların gelişim evrelerinden biri olan 2 yaş sendromu, çocukların annelerinden ayrılarak kendilerini birey olarak kabul ettirmeye çalıştıkları bir dönem. 18 aydan 36 aya kadar sürebilen bu süreçte uzmanlar çocuklarla inatlaşmak yerine duygularını anlamlandırmanın ve onları doğru kanallara yönlendirmenin önemini vurguluyor...

Mine Kayraklı Parlak (Klinik Psikolog-Psikoterapist)

Parktan dönme vakti geldi ve çocuğunuz kendini yerlere atarak daha uzun süre kalmak için ağlıyor. Birlikte yapboz yaparken çocuğunuz bir parçasını yanlış koyduğunda, beklenmedik şekilde ağlamaya ve oyuncakları odada fırlatmaya başlıyor. Ayakkabılarını kendi giymek isterken zorlandığında bağırmaya başlıyor. Yardım teklif ettiğinizde ise çığlıklar atıp tekmelemeye çalışıyor. Markette elindeki şekeri bırakmasını istediğinizde bağırıp tekmeler atarak, hayır ben bunu istiyorum diye tutturuyor.

Evde yatma vakti geldiğinde siz en şefkatli sesinizle “Hadi pijamaları giyip uykuya hazırlanalım” dediğinizde sakince oyuncakları ile oynayan çocuğunuz, “Hayır uykum yok yatmayacağım” diyerek mızmızlanıyor. Ancak bu mızmızlanma hızlıca bir öfke nöbetine dönüşüyor, “Hayır hayır!” diyerek kendini yerlere atıyor. Bu senaryolar size tanıdık geldiyse çocuğunuz iki yaş dönemine girmiş demektir. Yakın zamana kadar kolayca baş ettiğiniz çocuğunuz, nerde olduğunuz fark etmeksizin evde, markette, restoranda veya parkta sizin tüm sınırlarınızı zorlamaya başlayabilir. Çocuğunuzun daha inatçı olduğunu, sık sık duygu değişimleri yaşadığını, öfke nöbetleri geçirdiğini ve sakinleşmekte zorlandığını fark edebilirsiniz. İyi haber! Bu durum tamamen sağlıklı, yani çocuğunuz tam da yaşından beklendiği bir gelişim içerisinde. 18 aydan 36 aya kadar sürebilen bu dönemde çocuk bağımsızlaşmak, kendi istek ve düşüncelerini ifade etmek ister. Bu da benlik gelişiminin önemli bir adımıdır.

“Ben bunu yemeyeceğim.”, “Uyumak istemiyorum.”, “Kendim yapacağım.” Bu gibi söylemlerle çocuk bağımsızlığını ortaya koyar. Bir ‘öteki’ ile ‘ben’ ayrımını keskin bir biçimde ortaya koyarak kimliğini oluşturmaya çalışır. Bu dönemde çocuğunuzun birçok alanda becerileri gelişmiştir. Yürümenin neredeyse mükemmelleşmesi sayesinde birçok yere ulaşabilir. Dünyayı keşfetmeye dair heves ve merak içinde birçok şeye uzanır, dokunmak ve denemeler yapmak ister. Siz ise kendinizi sıklıkla hayır derken bulabilirsiniz: ‘Hayır oraya tırmanma, düşebilirsin!”, “Hayır bu saatte tatlı yemek yok”, “Hayır artık gece oldu, bu saatte dışarı çıkamayız.” Kendi sınırlarını keşfetmek ve yeni becerilerinin isteyen çocuk ise kendini engellenmiş hissederek öfke nöbetleri sergileyebilir. Bunun nedeni birçok becerisinin gelişmesine karşın henüz kendini yeterince ifade edecek dil becerisine ve duygu düzenleme becerilerine sahip olmamasıdır. Siz bir sınır koyduğunuzda bu durum karşısında kendini ne tam ifade edebilmekte ne de bu durumun tetiklediği öfke, üzüntü, hayal kırıklığı gibi duygularla baş edebilmektedir. Bu nedenle ağlama, yere atma, inatlaşma, tutturma davranışlarını sıklıkla görürüz. Birçok anne baba bu dönemde kendini suçlu ve yetersiz hissedebilir. Ancak bu doğru değildir. Henüz empati becerisi yeterince gelişmemiş olan çocuğunuz sizde yarattığı güçlü duyguların da farkında değildir. Öncelikle kendinize ebeveynlik gibi çok zor bir işi tüm kalbinizle yapmakta olduğunuzla ilgili kredi vermelisiniz. Ebeveynliğin en zor tarafı birçok zaman çocuğunuz tarafından duygusal olarak tetiklenmenizdir. Ağlayan, bağıran, tutturan bir çocuk karşısında tepki vermemek, sakin kalmak hiç kolay bir iş değildir. Neticede anne babalar olarak bizler de robot değiliz. Duygularımız var ve elbette çocuğun davranışları bizi tetikleyecektir.

Bu beklenen bir durumdur. Çocuğunuzun bunları sizi üzmek veya kızdırmak için yaptığını düşünmeniz, yani durumu ‘kişisel’ algılamanız, ebeveynlik becerilerinizi kullanmanızı engelleyecektir. Çocuğunuza rehberlik etmeniz gereken bir durumda tetiklenerek tepkisel davranışlarda bulunmanız, örneğin bağırmanız, sizin de duygularınızı yönetemediğiniz anlamına gelir. İstediğiniz kadar doğru kelimler kullanın, çocuğunuzun rüzgarına girdiğinizde, ondan daha kızgın, kırgın, çaresiz veya kaygılı hissettiğinizde çocuk sizin duygunuzu hisseder ve bilir. Böylece çocuk şunu gözlemler; siz tam da çocuğunuza duygusunu nasıl sakinleştirip yöneteceğini gösteremeye çalışırken aslında kendi duygularınızla baş edememektesinizdir. Ben çağımızda çocuğa kazandırmamız gereken önemli becerinin duyguları düzenleyebilmek olduğuna inanıyorum. Günümüz çocukları daha önceki hiçbir jenerasyonun sahip olmadığı kadar çok imkana sahip. Anne babalar çok daha anlayışlı ve destekleyici. Televizyonda hoşlarına gidebilecek birçok opsiyon var. Birçok ev sayısız oyuncakla dolu... Bu sonsuz kaynak ve imkanlar çocuğun beklemeyi, haz ertelemeyi, hayır cevabına tolerans gösterme beceresini geliştirmeyi zorlaştırıyor. İşte iki yaş dönemde, krizlerin anne baba tarafından iyi yönetilmesi çocuğun; isteklerini bekletebilme, sınır konduğunda bununla baş edecek toleransı geliştirebilme gibi duygusal kaslarının gelişmesi adına çok kıymetli bir dönem. Bu nedenle amaç krizlerden kaçınmak değil bu gibi durumları ilerisi için çok kıymetli birtakım becerileri edinmek için bir fırsat olarak kullanabilmekte.

Peki anne baba olarak bu krizleri nasıl etkin yönetebiliriz?

Öncelikli amacınız çocuğu değil kendinizi sakinleştirebilmek olmalı: Çocuğunuzla bir kriz yaşadığınızda anne baba olarak otomatik olarak çocuğu sakinleştirmemiz gerektiğini düşünür ve bunun için çaba harcarız. Halbuki çocuğu yatıştırmanın ön koşulu yetişkinin sakin kalabilmesidir. Bu nedenle derin bir nefes alın ve kendi duygularınızı sakinleştirebilmek adına size iyi gelen öz kaynaklarınızı hatırlayın.

İçsel kaynaklarınızı harekete geçirin Çocuğunuzun tepkilerini kontrol edemeseniz de kendi davranışlarımızdan sorumluyuz. Her ebeveyne kendi duygularını düzenlemesinde iyi gelen yollar vardır. Derin bir nefes almak, bunun kişisel olmadığını hatırlamak ve sizde uyandırdığı duygu her ne ise çocuğunuzun da muhtemelen daha da şiddetli bir şekilde aynı duygunun içinden geçtiğini fark edebilmek.

Kimi zaman özellikle krizler uzadığında, tepkisel davranmamak adına uzaklaşmak isteyebilirsiniz. Bu, doğru uygulandığında sadece sizin için değil, çocuklarınız için de faydalı olabilecek bir yöntemdir. Çocuğunuz ağlıyor, kendini yerden yere atıyor ve siz sesinizi bile duyuramıyorsunuz. Eğer çocuğunuz güvende ise kendi duygunuzu ifade edin ‘ben biraz sakinleşmek için birkaç dakika odamda kalacağım.’ Bu çocuklarınızın hoşuna gitmeyebilir, ancak kendinizi kızgın hissettiğinizde kendinize nasıl alan tanıdığınıza dair onlar için de bir rol model olacaktır.

Ses tonunuzu doğru ayarlayın

Çocuğunuza en doğru, en kitabına uygun açıklamayı yapsanız dahi eğer kızgın, çaresiz veya üzgün iseniz ses tonunuz sizi ele verecektir. Aslında bunu kendi avantajımıza çevirmemiz mümkün. Ses tonunuz ve sakinliğiniz sizin ciddiyetinizi ve otoritenizi yansıtmak için önemli bir araçtır. Ne dediğiniz kadar nasıl hangi tonda söylediğiniz önemlidir. Bağırmak sizin kontrolü kaybettiğinizin göstergesidir halbuki aynı cümleyi çocuk ile göz teması kurarak, kararlı ve sakin bir tonla söylediğinizde otoritenizi yani gücünüzü de ele almaktasınızdır.

Duygusunu anlayın, davranışa sınır koyun

Ebeveynler olarak bizlerin nihai amacı çocuğun mutluluğu değil en yüksek iyiliğini sağlamaktır. Çocuğunuz sınırsız şeker yerse, evet belki belli bir süre mutlu olur ama nihayetinde bu onun sağlığı, iyiliği için en doğru karar değildir. Çocuğun en yüksek iyiliğini istemek beraberinde sınır koymayı gerektirir. Bu da ilişkide çatışmayı göze almak demektir. Siz “hayır” dediğinizde büyük olasılıkla çocuğunuz veya bir konuda “yap” veya “yapma” dediğinizde, örneğin uyku zamanı ‘oyuncakları topla’, ‘daha fazla ekran yok’ gibi sınırlar getirdiğinizde çocuğunuz ‘tamam’ demeyecektir. Öncelikle kendinizi buna hazırlamalısınız. Ancak çocuğunuzun duygusunu onun adına ifade edip davranışta sağlam durarak ona anlaşıldığını hissettirebilirsiniz.

İfade cümleleri

“Biliyorum daha oynamak isterdin ama uyku saati geldi.” “Evet bu tatlı çok lezzetli ama bugünlük bu kadar yeterli.” “Oyuncakları toplamak oynamak kadar eğlenceli değil. Ama toplarsak yeni oyunlara alan açabiliriz.” “Ne kadar kızgın olduğunu görüyorum. Ben de parkta olmaktan mutluydum ama dönme vaktimiz geldi. Ama tüm oyunlar seni bekliyor, yarın yine gidebiliriz.” “Evet haklısın tatlıyı beklemek çok zor, ama yapabilirsin, önce yemeğini bitirmen gerekiyor.” Bu yaşta sık görülen bir davranış da mızmızlanmalardır. Birçok anne baba majör bir öfke nöbetinden çok bitmek tükenmek bilmeyen mızmızlanma halinden yakınır. Çocuğunuz mızmızlandığında “Seni anlamıyorum, ağlamadan konuş.” demek yerine, “Senin bağırdığını duyuyorum. Sen de duyuyorsun. Normal sesinle bana ne istediğini söyleyebilirsin. Ağlaman bitince haber ver. Burada seni dinlemek üzere bekliyorum” diyebilirsiniz.

Onarım

Daha önce bahsettiğim gibi biz ebeveynler de robot değiliz ve krizler karşısında bizler de tetiklenebilir, hata yapabiliriz. Örneğin, işte zor ve yorucu bir günün ardından banyoda suları etrafa fışkırtarak oynayan çocuğunuza kendinizi bağırırken bulabilirsiniz: “Sana kaç kere suları taşırmamanı söyledim. Bir kez olsun beni dinleyemez misin? Bir kere de tamam desen beni dinlesen ne olur!” Belki de daha sözcükler ağzınızdan dökülür dökülmez pişman oldunuz. Öncelikle hata yapmış olsanız dahi hemen telafi etme telaşına girmeyin. Bazen duyguların ifade edilebilmesi için alana ihtiyacı vardır. Hem siz hem çocuğunuz hazır hissettiğinde olanlar üzerine konuşun. Bunu yaparken çocuğunuzu suçlamamalı, kendi duygu ve davranışlarınızın sorumluluğunu almalısınız: “Sana bağırdığım için üzgünüm. Bazen yorgun hissettiğimde sakin kalmak zor. Yine de böyle davranmamalıydım.”

Çocuğun gelişim seviyesinin farkında olun

18 ila 36 ay arasındaki çocuklar doğaları gereği düşünmeden hareket etmeye yani dürtüselliğe yatkındırlar. Siz bir yönerge verdiğinizde çoğunlukla ilk tepkileri ‘hayır’ olacaktır. Bu durumda sizin de çocuk gibi dürtüsel ve tepkisel değil sakin, anlayışlı ancak kararlı durmanız gerekir: “Haklısın bu kadar eğlenirken parktan ayrılmak zor ama evet şimdi dönme vakti geldi. Bence yapabilirsin, oyunlara evde devam edelim.” Bu yaş aralığında çocukların hali hazırda, uyku ve açlık gibi içsel uyaranlara duyarlı olduklarını, çok yorgun veya aç olduklarında duygularını düzenlemekte diğer yaş gruplarına kıyasla daha fazla zorlanabileceklerini de akılda tutmak önemli. Dolayısıyla çocuğunuzun hayatında takip ettiğiniz belli bir rutinin olması gereksiz çatışmaların önüne geçecektir. Kendini güvende hisseden çocuk daha çabuk sakinleşir. Hayatında bir rutinin varlığı da bu güven duygusunu besleyecektir.

Çocuğunuzla oyun oynayın

Yakın ilişkilerde çatışma kaçınılmazdır. Tam da bu sebeple bizler en çok annemiz, babamız, eşimiz, çocuğumuz tarafından tetikleniriz. Bu doğaldır. Ancak çatışmanın yönetilebilmesinin önemli bir koşulu ilişkide bu çatışmayı kaldırabilecek güçlü bir bağ kurulabilmiş olmasıdır. Bizler aramızdaki bağa güvendikçe kendimizi ifade etmekte veya olası bir krizi yönetmeyi göze alabiliriz. Çocukla güvenli bağ kurmak ise birlikte kaliteli zaman geçirmekten geçer. Özellikle dil gelişiminin tamamlanmadığı 18-36 ay arası çocuklarda oyun üzerinden çocukla buluşmak hem bağ kurmak hem de olası çatışmaları çözümlemek için gerekli duygusal pili doldurmak adına önemlidir. Çocukla oyun oynama fikrinin birçok ebeveyn için kimi zaman kaygı verici olduğunu gözlemliyorum. Bunun sebebi birçok ebeveynin aklında oyun oynamanın bir performans fikrini çağrıştırması. Diğer bir deyişle çocuk ile oyun oynamanın sanki çocuğu eğlendirmek gibi bir amaca hizmet ettiğinin düşünülmesi. Halbuki serbest oyunun ilk ve en önemli kuralı, yüzde yüz varlık göstermektir. Yani telefona bakmadan, dikkatinizin tamamını oyuna ve çocuğa vermenizdir. Bu aynı zamanda ortak dikkat geliştirmenizi sağlayarak ileriye yönelik dikkat ve konsantrasyon becerilerinin de temelini sağlar. Bunun için mutlaka oyunda aktif rol almanız gerekmez. Ancak dikkatinizi sürdürmeniz ve zihinsel bedensel ve kalben orda olmanız şarttır.

Krizlerin ne zaman ve nerede çıktığını takip edin

Krizlerin hangi koşullar altında tetiklendiğini tespit etmeniz süreci hem sizin hem çocuğunuz için kolaylaştırabilir. Örneğin, birçok çocuk için bu yaşta geçişleri yapmak zordur. Banyoya girmek, parktan ayrılmak, evden çıkmak, giyinmek, kısacası bir şeyleri bitirmek ve farklı bir şeye başlamak kolay olmayabilir. Basit gibi görünen bu durumların arkasında çoğunlukla çocuğun ayrılma kaygısı vardır. Bir şeyleri bitirmek bir nevi kayıp duygusu uyandırmaktadır. Bu nedenle çocuğu uzun uzun ikna etmeye çalışmak, açıklamalar yapmak çoğunlukla işe yaramaz. Bunun yerine sakin bir şekilde kısa bir yönerge vermeli, ardından esas zorluğa, kayıp duygusuna, temas etmelisiniz: “Biliyorum sevdiğin bir PSİKOLOJİ şeyi bırakmak zor. Şimdi sadece biraz ara veriyoruz sonra (yarın, başka bir zaman, vb.) yine yapabilirsin…”

Uzun açıklamalardan kaçının

18 ila 36 ay aralığındaki çocuklar uzun cümlelerin içinde kaybolurlar. Bu nedenle açıklama ve yönergelerinizi kısa, basit ve anlaşılır tutmalısınız. Örneğin, tehlikeli bir yere tırmanan çocuğunuza “Oraya çıkman tehlikeli, düşebilirsin, aşağı inmene yardım edeceğim” diyebilirsiniz.

İhtiyacı doğru kanala yönlendirin

Çocuklar bazı denemeleri belli bir beceriyi geliştirmek amacıyla da yaparlar. Örneğin, kaba motor gelişimi ön planda olan bir çocuk daha çok tırmanmak, zıplamak, koşmak isteyebilir. Burada eğer bu dürtüyü yönlendirebileceğiniz güvenli bir kaynak varsa ne yapmamasını söylemek yerine ne yapabileceğini de vurgulayabilirsiniz: “Oraya tırmanmak tehlikeli ama istersen bu merdivene tırmanabilirsin.”

Her şeyi doğru yapmanıza rağmen sonuç alamadığınızda...

Anne baba olarak yukarıdaki tüm noktaları doğru yapmanıza rağmen çocuğunuzun krizleri olması gerektiğinden uzun sürüyorsa burada davranışsal müdahaleleri bırakarak sorunun kökeninde esas ne olduğunu merak etmek gerekir. Taşınma, bakıcı değişikliği, aileye yeni bir bebeğin katılması gibi çocuğun hayatını etkileyen hayat olayları karşısında siz ne kadar doğru bir davranışsal müdahalede bulunsanız da çocuğun duyguları konuşulmadığı sürece sakinleşip iş birliğine girmesi mümkün olmayacaktır. Sakin bir zamanda çocuğunuzla duyguları hakkında konuşun “Kardeşin doğdu ve senin alıştığın düzen de değişti. Evde ağlayan bir bebek var, bazen oyunumuz bölünüyor ve benim onunla ilgilenmem gerekiyor. Geceleri ağladığında bazen senin de uykun bölünebiliyor. Evimizde bir sürü değişiklik oluyor. Bu da bazen biraz değişik hissettirebilir. Bazen tam senin de bana ihtiyacın varken onunla ilgilenmem gerektiğinde kızıyor olabilirsin veya ağlayıp çok gürültü yaptığında nerden çıktı bu bebek diye hissedebilirsin. Çok haklısın evimizde büyük bir değişiklik var ve buna alışmak zaman alabilir.” Böylece çocuğa duygularını ifade edebileceği bir alan açabilirsiniz. Bu, çocuğunuzun aynı zamanda kendisini anlaşılmış ve desteklenmiş hissetmesini de sağlar. Duygularının sizin tarafınızdan yargılanmadan kabul gördüğünü fark etmek ona koşulsuz sevildiğini ve güvende olduğunu hissettirecektir.

© 2025 bmag - Tüm hakları saklıdır.

Iyzico ile ÖdeIyzico Logo