
Çiçek terapisi: Hangi çiçek hangi negatif duyguyu temsil ediyor?
Yazı: İpek Çaldemir Çalışkan
Mis kokulu hanımelini koklarken burnumuzdan nazikçe süzülen aromatik notalar beynimizin duygusal hafızasını yoklarken ciğerlerimizde bayram eder. Gözlerimizi kapatırsak aklımıza geçmişteki hoş anılar gelebilir. Anneannemizin yazlığında, denize nazır kahvaltı ederken dedemizin radyosundan kulağımıza dolan klasik Türk müziğini hatırlayabiliriz. Teyzemizin evinin balkonunda hanımeli kokularıyla geçirdiğimiz neşeli yazlar anımsanabilir. Sıradan, tatlı, bizi gülümseten duyguların paha biçilemez bir şifa değeri vardır. Olumlu duygular bedenimizi olumlu etkiler ve fiziksel hastalık riskini en düşük seviyede tutar.
Kitaplarda, dergilerde veya günümüzde sosyal ortamlarda gördüğümüz yer gök çiçekli doğa manzaraları, Japon bahçeleri, gözlerimizin bayram ettiği lale tarlalarını bir an düşünelim. Çiçeklerin bitkilerin ve ağaçların rengi, şekli, dokusu, kokusu ve bulunduğu doğal ortamı beğenmemek elimizde değil. Kendimizi bu resmin içine koysak, nasıl hissederdik bir düşünelim, elbette herkes bambaşka duygular dile getirebilir ama emin olun ortak nokta mutlaka “olumlu, pozitif ve keyifli” olacaktır. Doğa kime “kötü” gelebilir; bunu ifade etmeye çalışıyorum. Doğa içinde geçirdiğimiz zaman ‘canımıza can kattığımız zaman’ desem pek çoğunuz bana katılacaktır.
Kendimizi olumsuz, negatif ve keyifsiz hissettiğimiz pek çok zaman olmuştur, özellikle hastalık, acı kayıplar, savaş ortamları, her tür kriz ve bunun gibi listeleyebileceğimiz onlarca negatif ortam zaten içinde yaşadığımız günlük hayatın bir parçasıdır. Olumsuz duyguları bir bataklığa benzetiyorum, adım attığımız an yavaşça battığımız ve geri dönüşü nerdeyse imkansız olan, yapışkan ve bizi sürekli içine çeken elimizi kolumuzu bağlayan bir çamur denizi. Ne kadar sıkıcı ve iç karartıcı değil mi?
“Olumsuzluk” bedenimizin en büyük düşmanı, fiziksel hastalıkların kaynağı, hayatın karanlık yanı ve mümkün olduğunca farkına varıp uzak durmamız gereken negatif bir duygu. Hayata sürekli pembe gözlüklerden bakmamız mümkün değil ama olumlu veya olumsuz duygularımızın “farkında” olmamız, iyilik halimizi korumamızı, yaşamın en muhteşem karmaşık organizması olan bedenimizi sağlıklı tutabilmenin en temel adımıdır.

Doğanın içinde olmak
Doğanın sesi, kokusu, dokusu, rengi ve şifası, bütünün ortak paylaşanı olarak hayatımıza can katar. Bitkilerin başta ilaç ve gıda olarak bize ve yaşayan her canlıya faydası pek çoktur. Bitkilerin havamızı temizleme, giyeceklerimizin kaynağı olma, dünyanın oksijenini oluşturma gibi fiziksel ihtiyaçlarımız dışında acaba sessiz ama etkili bir enerji kaynağı olabilirler mi? Elbette… Doğanın içinde olmak stresimizi azaltır, kalp atışımızı dengeler, sinir sistemimizi sakinleştirir, duyularımızı güçlendirir, içimizdeki iyilik halini harekete geçirir ve yaşam gücümüzü sağlıklı tutar.
Bitkilerin sessiz ama etkili bir iletişim sistemi olduğunu biliyoruz. Bitkiler diğer bitkilerle iletişiminin yanı sıra insanlarla ve diğer canlılarla da iletişimdedir. Çiçeklerle konuşarak şahane gelişim sonuçları alındığını biliyoruz. Japon Masuru Emoto’nun sularla iletişimi ve çalışmalarını hatırlayalım. Suyun kaydetme ve hafıza sistemi olduğunu, dinletilen hoş bir müziğin veya içten duaların su moleküllerini nasıl soluk kesen kar tanesi gibi şekillendirdiğini gördük. Bir de tam tersine bağırma ve kötü sözler karşısında su moleküllerinin ne kadar daralıp tuhaf şekillere büründüğünü öğrendik. Suyun kaydetme özelliği ile bitki ve çiçeklerin pozitif enerjileri bir araya geldiğinde anlatması zor ama mükemmel sonuçlar veren şifalı bir iksir oluşur. Bu iksirde çiçeğin en iyileştirici ve sadece titreşimden oluşan yapısı suyun hafızasına yerleşir ve çevresinde faydalanan tüm canlılara şifa olur. Çiçek terapisi budur… Bitkiler ve çiçeklerin belki de can suyu diyebileceğimiz “çiy” oluşumu tabii ki fiziksel olarak ısı farkı, nem ve çevresel diğer faktörlerle açıklanır bir de açıklanamayan, gözle görülemeyen, elle tutulamayan yönünde çiçeklerin güzel, iyileştirici huyunu ezberlemiş şifalı bir su olabilir mi?
Bedenimizin aynası duygularımız
Doğanın bize sunduğu en güzel ve iyileştirici çiçekler, duygularımızı olumlu yönde etkiler ve fiziksel bedenimiz iyilik haline geçer. Keyifli bir müzik dinlediğimizde kendimizi iyi hissederek olumlu duygularımızla fiziksel bedenimize destek olur, hastalıklara karşı kolaylıkla savaşabiliriz.
Çiçeklerin gücünü pozitif duygular yaratmak için kullanırsak fiziksel bedenimiz kolaylıkla iyileşmeye başlar. “Kişiyi iyileştirin, hastalığı değil” tezine dayanan çiçek terapisi ile korku, kaygı, üzüntü, çaresizlik, yalnızlık, aşırı hassasiyet ve buna benzer pek çok negatif duygunun, çiçekler yardımıyla pozitif duygulara dönüşmesi mümkündür. Pozitif duygular fiziksel iyileşmenin temelini oluşturur.

Bach: Çiçek terapisi
Günümüzde baş ağrıları, migren, astım, alerjiler, uykusuzluk ve bunun gibi daha pek çok fiziksel sıkıntıların düzenli olarak bizi rahatsız ettiğini biliriz. Çoğumuz bu sıkıntıları ilaç kullanarak gideririz veya alışkanlık haline dönüştüğü için yaşamımızın bir parçası olarak kabulleniriz. Ne yazık ki “neden?” sorusunu soranlar azınlıktır. Fiziksel sıkıntıların mutlaka bir nedeni vardır! Peki, doğanın harikası çiçekler ve özleri bu sıkıntılarımızda bize yardımcı olabilir mi? Tabii ki yardımcı olabilir, yıllardır yurt dışında kullanılan çiçek terapisi akla gelmeyen pek çok duygusal sıkıntılarımıza yardımcı olarak bedenimizi sağlıklı olması için destekliyor.
Çiçek terapisini şöyle tanımlayabiliriz; bedenimizde meydana gelen fiziksel rahatsızlıklar veya hastalıkların temelinde duygusal ve ruhsal sıkıntılar veya dengesizlikler yatar. Kişiliğimize veya ruhumuza ters giden bir şeyler olabilir bu da fiziksel olarak bedenimize yansır. Dr. Edward Bach “Kendini iyileştir” kitabında şöyle bir tanım kullanır: “Dünyevi arzularımız veya çevremizdekilerin bizi yönlendirmesiyle ortaya çıkan baskılar, kişiliğimize yön veren ruhumuzun gerçek içsel yolundan çıkartır.” Bu çelişki “hastalıkların ve mutsuzluğun temelini oluşturur.” Ne yazık ki yaşamımızda başımıza gelenler bizi gerçek içsel yolumuzdan çıkartabilir. Örneğin, ailenin kendi bencilce nedenleriyle “daha iyi olduğunu” düşündükleri meslek seçiminde, çocukları adına karar vermesi, çocuğun kişiliğinde gerçek içsel yoldan çıkmasına neden olabilir. Belli duygular da bizi ister istemez gerçek içsel yolculuğumuzdan ayırabilir. Örneğin; korkular, yalnızlık, kararsızlık, üzüntü, öfke gibi…
Dr. Bach, Londra’da uzun yıllar çalışmış, bilinen bir tıp doktorudur. 1930’lu yıllarda hastalarına daha yeni iyileşme metotları araştırmak için özel muayenehanesini kapatarak doğa içinde araştırmalarına devam eder. Yıllarca hastalarına doğal ve saf bir iyileştirme yöntemi aramıştır, çünkü her hastasının aynı fiziksel hastalığa çok farklı duygusal ve ruhsal tepkiler verdiğini gözlemler. Bir hastası neşeli ve endişelerini gizleyebilirken diğer hastası son derece depresif ve yarından umutsuz olabiliyordu. Dr. Bach, aynı hastalığı taşıyan ama duygusal ve ruhsal özellikleri tamamen birbirinden farklı bu hastaların farklı iyileştirme yöntemleri kullanılması gerektiğini düşünürdü. Hastalığın değil, kişilerin ve duygularının iyileştirilmesinden yanaydı. 1928 yılında 38 farklı çiçek, bitki ve ağaçtan elde ettiği özlerle önce kendinde ve daha sonra hastalarında uygulamalar yapmaya ve inanılmaz başarılar göstermeye başladı.

Endişelerini gizleyen hastası, farkındalık kazanırken; depresif hastası yarına umutla bakmayı başarmıştı. Çiçek özleri, hastaların duygusal dengelerine kavuşmasını sağlarken, bedenlerinde fiziksel iyileşme gücünün ortaya çıkmasına destek oluyordu.
Dr. Bach, hastalıkların duygusal dengesizliklerden kaynaklandığını inandığı için çiçek özlerini önerirken hastalarının fiziksel değil, duygusal sağlığına yönelirdi. Hastalarının hayata bakış açısını dikkate alır; “hastanın özdeğeri düşük mü, çevresindekileri eleştirir mi, baskın bir kişilikte mi, korkuları var mı” gibi ve daha buna benzer pek çok soru sorardı. Hasta kendini tanımlarken şu karşılıkları verebilirdi; “Çok sabırsızım”, “Kendimi çok yalnız hissediyorum”, “Bununla yaşamalıyım, başka çarem yok” veya “kendimi patlayacak gibi hissediyorum”. Dr. Bach hastalarından uzun bir duygusal gösterge elde ettikten sonra uygun gördüğü çiçek özlerini kullandırır ve hastalarının duygusal dengelerine destek olarak bedenlerinin iyileşme sürecine girmesini izlerdi.
Çocukluk dönemi fiziksel ve zihinsel değişimlerin çok yoğun olduğu bir dönem olduğu için Dr. Bach, çocuklara çiçek terapisiyle çok yardımcı olmuştur. Çekingenlik, utangaçlık, ev özlemi, tantrumlar (sinir krizleri), kendine güvensizlik, sınav korkuları ve ergenlik tepkileri gibi pek çok duygusal sıkıntılara çiçek terapisiyle yardımcı olabilmiştir.
Duygusal sorunlara, derinliğine ve varoluş sürelerine göre çiçek terapisiyle destek olunabilir. Çiçek terapisi fiziksel hastalığı olan kişiler dışında, dönemlik sıkıntı içinde olan herkese faydalıdır. Kaza, şok, kötü haber, gibi pek çok travmatik durumlarda, “kendimde değildim!” diyenlere çok yararlıdır. Çiçek terapisi normal dengeye dönüş ve bedenin doğal ahengi için inanılmaz bir araçtır. Dr. Bach, çiçek terapisi için şöyle der “Üşüdüğünüzde üzerinize hırkanızı giyin, acıktığınızda bir şeyler yiyin, sabah kalktığınızda kendinizi güvensiz hissediyorsanız hemeş şimal çamından (Larch) birkaç damla yudumlayın.”
Sorunlarımızı göz ardı edip doğru bir açıdan bakmadığımızda ahenk bozukluğu yaşarız. Kendimizle barışık ve dengeli bir duygusal beden için meditasyon ve farkındalık çalışmaları da çok yararlıdır. Peki, ya bunların farkında değilsek ve hiçbir şey yapmıyorsak? Çiçeklerin enerjisi ile duygularımız ve dolayısıyla bedenimiz nazikçe denge bulabilir.
Dr. Bach, şöyle yazar: “Ruhumuzun bize hatalarımızı işaret ederek daha büyük yanlışlıklar yapmamızı ve daha fazla zarar vermemizi engelleyen bir göstergesidir hastalıklar. Hastalıklar kinci veya acımasız değildir, kesinlikle düzeltilebilir. Bizler gerçek ve ışık yolundan hiç ayrılmamalıyız.”

Dr. Bach’ın çalışma felsefesi
- Yaşam bir öğrenme sürecidir.
- Zihinsel veya fiziksel sağlıksızlık, kendi iç dünyamızı tanımamızı ve yaşam gayemizi anlamımıza yardımcı olur.
- Bedenin doğal iyileşme sürecini ortaya çıkartmak ve sağlıklı olmak için fiziksel ve ruhsal benliklerimizin ahenk içinde olması gerekir.
- Duygusal denge sağlandıkça zihin ve beden sağlıklı olacaktır.
Çiçek terapisinde yer alan çiçek ve bitkilerin temsil ettiği negatif duygular
Benzer Haberler

Çocuklarda mindfulness: Duygusal farkındalığı geliştiren 7 basit egzersiz

Mutluluğun sırrı zihninizde saklı: Düşünceler hayatınızı nasıl şekillendiriyor?

Öze dönüş yolculuğu: Panchakarma ile bütünsel yenilenme









