
Kontrol etme ihtiyacını bırakmak: Kabul ve farkındalık
Her şey yolunda olsun isterken
Bir şeylerin ters gitme ihtimali belirdiğinde zihnimiz hemen harekete geçer. Henüz yaşanmamış bir konuşmayı defalarca zihnimizde yapar, olası sonuçları hesaplar, söyleyeceklerimizi önceden seçeriz. Bir plan değiştiğinde yeni ihtimaller üretir, gelecekte ne olabileceğini tahmin etmeye çalışırız. Bütün bunların altında çoğu zaman aynı istek vardır: Belirsizliği biraz olsun azaltmak. Kontrol etmek bize güven hissi verebilir. Plan yapmak, hazırlıklı olmak ve önlem almak elbette hayatın bir parçasıdır. Ancak kontrol etme çabası, kontrol edebileceğimiz alanın dışına taştığında işler değişir. Başkalarının düşüncelerini, davranışlarını, geçmişte yaşananları ya da henüz gerçekleşmemiş olayları yönetmeye çalışmak, zihni sürekli tetikte tutar. Bir süre sonra hayatı yaşamaktan çok, hayatın olası versiyonlarını yönetmeye çalışırken bulabiliriz kendimizi.
Zihin boşlukları sevmez
Belirsizlikle karşılaştığımızda zihnimizin hemen bir açıklama üretmesi şaşırtıcı değildir. Bilmediğimiz bir şeyi tahminlerle tamamlamak, geleceği önceden düşünmek ve “en kötü ne olabilir?” sorusuna cevap aramak zihnin kendini güvende tutma yöntemlerinden biridir. Fakat zihnin ürettiği her senaryo gerçeğe dönüşmez. Henüz gerçekleşmemiş bir olay üzerine saatlerce düşünmek, o olay üzerinde gerçek anlamda bir kontrol sağlamaz. Sadece zihinsel olarak defalarca aynı yere dönmemize neden olabilir. Üstelik bunu yaptığımızı çoğu zaman fark etmeyiz. Mindfulness, düşünceleri susturmaya çalışmak yerine onları fark etmeyi önerir. “Ne olacak?” düşüncesinin geldiğini görmek, ardından onun peşinden gitmek zorunda olmadığımızı hatırlamak bile önemli bir başlangıç olabilir.
Kabul etmek, razı olmak değil
“Kabul et” cümlesi bazen her şeyi olduğu gibi bırakmak, mücadele etmemek ya da yaşananları kabullenip geçmek gibi anlaşılabiliyor. Oysa kabul bundan daha farklı bir yerde duruyor. Kabul, önce gerçeğe bakabilmekle ilgili. Bir durum hoşumuza gitmeyebilir. Bir insanın davranışını değiştiremeyebiliriz. Verdiğimiz bir kararın sonucundan memnun olmayabiliriz. Bir planımız hiç beklemediğimiz şekilde bozulabilir. Kabul etmek, bunların hiçbirini onaylamak anlamına gelmez. Sadece “Şu anda durum bu” diyebilmektir. Gerçeği değiştirmeye çalışmadan önce onu olduğu haliyle görebilmek, çoğu zaman atılabilecek en gerçekçi adımdır.
Kontrol alanımızı yeniden çizmek
Hayatımızı iki ayrı alan üzerinden düşünmek mümkün: Etkileyebildiğimiz şeyler ve etkileyemediğimiz şeyler. Kendi davranışlarımız, verdiğimiz kararlar, sınırlarımız, bir duruma nasıl karşılık vereceğimiz ve bugün neye zaman ayıracağımız bizim etki alanımızda olabilir. Buna karşılık başkalarının ne düşüneceği, geçmişte yaşananlar, başkalarının seçimleri veya gelecekte ortaya çıkacak her ayrıntı bizim kontrolümüzde değildir. Bu ayrımı yapmak basit görünse de zihinsel olarak oldukça rahatlatıcı olabilir. Bir konu hakkında endişelendiğimizde kendimize “Bunun hangi kısmı benim kontrolümde?” diye sormak, düşüncenin yönünü değiştirebilir. Kontrolümüzde olan bir şey varsa ona küçük bir adımla yaklaşabiliriz. Yoksa enerjimizi aynı düşüncenin içinde tüketmek yerine onu serbest bırakmayı deneyebiliriz.
Her düşüncenin peşinden gitmek zorunda değiliz
Zihnimiz gün boyunca sayısız düşünce üretir. Bunların bazıları plan yapmamıza yardımcı olurken bazıları yalnızca kaygıyı büyütebilir. Örneğin “Ya işler istediğim gibi gitmezse?” düşüncesi geldiğinde hemen cevap aramak yerine, önce düşüncenin kendisini fark edebiliriz. “Şu anda zihnim gelecekle ilgili bir ihtimal üretiyor.” Bu kadar. Düşünceyi ortadan kaldırmaya çalışmadan ona bir isim vermek, onunla aramıza küçük bir mesafe koyabilir. Çünkü fark ettiğimiz şeyin içinde kaybolmak yerine onu dışarıdan gözlemlemeye başlarız. Mindfulness'ın önemli taraflarından biri de burada ortaya çıkar: Amaç zihinde hiç düşünce olmaması değil, her düşünceyi gerçek kabul etmemeyi öğrenmektir.
Belirsizliğe tahammül etmeyi öğrenmek
Hayatın bütün cevaplarını önceden bilmek mümkün değil. Bazen bir telefon bekleriz, bazen bir kararın sonucunu, bazen de geleceğin nasıl şekilleneceğini. Bu bekleyiş sırasında zihnimiz boşluğu doldurmak isteyebilir. Oysa her belirsizliğin hemen bir cevaba kavuşması gerekmiyor. Belirsizliğe alan açmak, “Ne olacağını bilmiyorum ve şu anda bunu bilmem gerekiyor” diyebilmekle başlayabilir. Bu düşünce ilk başta rahatsız edici gelebilir. Ancak zaman içinde belirsizliğin her zaman çözülmesi gereken bir problem olmadığını fark etmek, kontrol ihtiyacının üzerimizdeki baskısını azaltabilir.
Tepki vermeden önce küçük bir boşluk
Kontrol etme isteği çoğu zaman güçlü bir dürtüyle gelir. Hemen mesaj atmak, tekrar tekrar kontrol etmek, açıklama istemek veya bir durumu düzeltmeye çalışmak isteyebiliriz. Tam bu noktada birkaç saniyelik bir boşluk yaratmak işe yarayabilir. Bir nefes almak. Bedendeki gerginliği fark etmek. İçimizden geçen düşünceyi adlandırmak. Sonra kendimize şu soruyu sormak: “Şu anda gerçekten bir şey yapmam gerekiyor mu, yoksa belirsizliğe tahammül etmekte zorlandığım için mi harekete geçiyorum?” Bu sorunun cevabı, otomatik bir tepkiyle bilinçli bir seçim arasındaki farkı görünür hale getirebilir.
Bazen bırakmak, vazgeçmek değildir
Kontrolü bırakmak, hayatın sorumluluğunu bırakmak anlamına gelmez. Aksine, enerjimizi gerçekten etkileyebileceğimiz yerlere taşımaktır. Her şeyi düzeltmeye, herkesi anlamaya, herkes tarafından anlaşılmaya veya geleceği garanti altına almaya çalışmadığımızda geriye önemli bir şey kalır: İçinde bulunduğumuz an. Belki de hayatın tamamını kontrol edemeyeceğimizi kabul etmek, sandığımız kadar güçsüzleştirici değildir. Tam tersine, kontrol edemediğimiz şeylerle savaşmayı bıraktığımızda kendi seçimlerimiz için daha fazla alan bulabiliriz. Çünkü bazen ihtiyacımız olan şey, hayatın bütün cevaplarını bilmek değil; cevabı henüz olmayan bir soruyla biraz daha sakin kalabilmektir.












