Haber kapak görseli
Yaşam
3 dk okunma süresi
B-Mag

Çikolata yerken bile suçluluk: İklim krizi çocukların ruh sağlığını vuruyor

İçeriği Paylaş

İklim krizi gençlerin ruh sağlığını nasıl etkiliyor? Yeni araştırmalar, Z ve Alfa kuşağının kaygı, öfke ve umutsuzlukla nasıl baş etmeye çalıştığını ve umut için hangi adımların işe yaradığını ortaya koyuyor.

Bugünün gençleri, görünmez ama ağır bir yükle büyüyor: iklim kaygısı.

Yaklaşık 50 farklı araştırmanın incelendiği kapsamlı bir çalışma, iklim değişikliği ve çevresel bozulmanın (CCED) Z ve Alfa kuşaklarının ruh sağlığı üzerinde derin izler bıraktığını ortaya koyuyor. Bu yalnızca bir çevre sorunu değil; bir kuşağın duygusal haritasını yeniden şekillendiren küresel bir gerçeklik.

Maya Gislason, Simon Fraser University’nde sağlık bilimleri alanında çalışan ve araştırmanın yazarlarından biri. Ona göre birçok genç, nasıl bir dünyaya doğru büyüdüğünü bilmeden hayatını planlamaya çalışıyor. Yetişkinlerin bile anlamlandırmakta zorlandığı bir kriz karşısında, gençler yalnızca kaygı değil; öfke, umut, suçluluk ve güçsüzlük gibi karmaşık “eko-duygular” yaşıyor.

Alevler içindeki gezegen

Bir çocuk, okuldan iki resimle eve dönüyor. İlki mavi ve yeşil tonlarda bir dünya. İkincisi ise alevler içinde bir gezegen.

Ardından şu soru geliyor: “2050’de öldüğümde kaç yaşında olacağım?”

Bu soru, yalnızca bir çocuğun korkusu değil; bir kuşağın bilinçaltına yerleşen belirsizliğin ifadesi. Çünkü gezegen ısınıyor. İklim felaketleri daha sık ve daha ölümcül hale geliyor. Ormanlar yanıyor, türler yok oluyor, bazı coğrafyalar yaşanmaz hale geliyor. Ve gençlerin gözünde, bu tablo karşısında yeterince hızlı hareket edilmiyor.

Dora Marinova, Curtin University’nde sürdürülebilirlik alanında çalışmalar yürütüyor. 2024’te Avustralyalı gençlerle yapılan bir araştırmada, gençlerin yalnızca kaygı duymadığını; aynı zamanda somut eylem eksikliği karşısında sindirildiğini ve yıldırıldığını ortaya koyuyor.

Veriler çarpıcı:

Avustralya’da Z kuşağının yüzde 81’i, Kanada’da yüzde 73’ü iklim değişikliği nedeniyle endişeli. Çok uluslu araştırmalarda bu oran yüzde 84’e kadar çıkıyor.

Ancak mesele sadece “endişe” değil. Üzüntü, öfke, suçluluk, güçsüzlük ve yöneticilere karşı hissedilen derin bir hayal kırıklığı, gençlerin duygusal dünyasında iç içe geçmiş durumda.

Geleceği olmayan bir gelecek

Belgeselin kamerası şimdi başka bir soruya dönüyor:

Eğer dünya sona eriyor olsaydı, hayatınızı nasıl planlardınız?

Araştırmalara göre bazı gençler artık çocuk sahibi olma fikrini bile sorguluyor. Özellikle genç kadınlar ve kız çocukları, belirsiz bir dünyaya yeni bir hayat getirmenin etik olup olmadığını düşünüyor.

Henüz 9-10 yaşındaki çocuklar “dünyanın sonu” hakkında kaygı duyduklarını söylüyor. Bazıları gelecek planı yapmıyor. Çünkü plan yapılacak bir gelecek görmüyorlar.

“Bize büyük hayaller kurmamız öğretiliyor,” diyor bir genç. “Ama ne için plan yapacağız?”

Günlük hayatın içine sızan suçluluk

İklim krizi, gençlerin hayatında soyut bir başlık değil. Günlük tercihlere kadar sızmış durumda.

Bir çocuk, sütlü çikolata yediğinde kendini suçlu hissediyor. Çünkü bitter çikolatanın çevre açısından daha iyi olduğunu biliyor ama tadını sevmiyor. Basit bir atıştırmalık bile ahlaki bir sorgulamaya dönüşüyor.

Araştırma, gençlerin “krizi çözme baskısı” altında olduğunu gösteriyor. Öfke çoğunlukla hükümetlere, şirketlere ve daha yaşlı kuşaklara yöneliyor. Ancak baskın duygular korku ve üzüntü.

Ruh sağlığında görünür izler

Bu duygular yalnızca zihinsel değil, fiziksel etkiler de yaratıyor.

Bazı gençler çevre hakkında konuşurken gözyaşlarını tutamıyor. Bir Brezilyalı katılımcı, iklim değişikliğini düşündüğünde panik atak geçirdiğini bildiriyor. Yoğun korku ve kaygı, uyku bozukluklarına yol açabiliyor.

İklim felaketlerini doğrudan deneyimleyenlerde etkiler daha da belirgin. Avustralya’daki “Black Summer” yangınlarını yaşayan gençler, kaybolan kışları gözlemleyen Kanada’daki Yerli topluluklar ya da yaz sıcağında dışarı çıkamayan çocuklar…

Bir genç, dumanla kaplı ortamlarda sürünen insanları gördüğü kâbusları anlatıyor. Bir diğeri, endüstriyel çiftliklerde öldürülen hayvanları rüyasında gördüğünü söylüyor.

İklim krizi, artık yalnızca haber bültenlerinde değil; çocukların rüyalarında.

Karanlığın içindeki umut

Ancak hikâye burada bitmiyor.

Araştırmalar, gençlerin tamamen umutsuz olmadığını gösteriyor. İklim temalı atölyeler, topluluk projeleri kaygıyı harekete dönüştürebiliyor.

Maya Gislason’a göre gençlerin “zihinlerini, ellerini ve kalplerini” sürece dahil etmek gerekiyor. Bilgilerini kullanmaları, eyleme geçmeleri ve duygularını ifade edebilmeleri, bu krizin psikolojik yükünü hafifletebilir.

Ancak en kritik adım hâlâ aynı: Gençlerin söylediklerini ciddiye almak.

Bir katılımcının sözleri belgeselin final sahnesi gibi yankılanıyor:

“Okyanuslar ısınıyor. Sıcaklıklar her gün artıyor. Güneşin yakıcılığını hissediyorum. Bu iyi değil. Eylemi 12 yıl sonra değil, şimdi istiyoruz.”

Ve kamera yavaşça uzaklaşırken soru havada asılı kalıyor:

Bu çağrıya kim cevap verecek?

© 2025 bmag - Tüm hakları saklıdır.

Iyzico ile ÖdeIyzico Logo