
Doğanın karanlık yüzü: Eğlence değil, tehlike vadeden göller
Bir göl dendiğinde çoğumuzun aklına serin sular, kıyıda yapılan piknikler, yüzme keyfi ve huzurlu manzaralar gelir. Ancak dünyada bazı göller vardır ki, bu romantik tabloyla hiçbir ilgileri yoktur. Aksine, bu göller temas edilmesi bile ölümcül olabilecek tehlikeler barındırır.
Dominika’daki Kaynayan Göl, bırakın yüzmeyi, dokunulamayacak kadar sıcaktır. Afrika’da yer alan Kivu Gölü ise, içinde hapsolmuş zehirli gazlar nedeniyle adeta patlamaya hazır bir bombayı andırır. ABD’nin Kaliforniya eyaletindeki Salton Denizi, aşırı tuzluluğu ve kimyasal kirliliğiyle canlı yaşamı neredeyse tamamen yok etmiş durumdadır.
Bazı göller ise yalnızca tehlikeli değil, aynı zamanda ürkütücüdür. Tanzanya’daki Natron Gölü, canlıları yakabilecek kadar aşındırıcı sulara sahipken, Hindistan’daki Roopkund Gölü yüzlerce insan iskeletiyle gizemini hâlâ korur. Bu göller, doğanın karanlık yüzünü gözler önüne serer.
Kaynayan Göl: Dokunmanın Bile Ölümcül Olduğu Sular

Karayipler’de yer alan Dominika Adası, beyaz ve siyah kumlu plajlarıyla tanınsa da, adanın iç kesimlerinde bambaşka bir manzara bulunur. Volkanik faaliyetlerin yoğun olduğu bu bölgede, “Kaynayan Göl” adıyla bilinen son derece tehlikeli bir doğa oluşumu yer alır.
Issızlık Vadisi yakınlarında bulunan bu göl, aslında suyla dolmuş bir volkanik buhar bacasıdır. Gölün yüzeyinden sürekli yoğun buhar yükselir ve su sıcaklığı yaklaşık 90 dereceye (194°F) kadar çıkabilir. Bu sulara düşmek, üçüncü derece yanıklar ve büyük ihtimalle ölümle sonuçlanır.
Dünyadaki en büyük kaynayan göl Yeni Zelanda’daki Frying Pan Lake olsa da, Kaynayan Göl’ün uzak konumu ve zorlu ulaşım şartları onu çok daha ürkütücü kılar. Geçmişte göle ulaşmaya çalışan bazı kişiler engebeli patikalarda hayatını kaybetmiş, 1901 yılında ise su seviyesinin düşmesiyle açığa çıkan zehirli gazlar iki kişinin boğularak ölmesine neden olmuştur.
Kivu Gölü: Sessizce Bekleyen Bir Felaket

Afrika’da Ruanda ile Demokratik Kongo Cumhuriyeti arasında yer alan Kivu Gölü, yüzeyden bakıldığında sakin bir doğa harikası gibi görünür. Ancak gölün derinliklerinde, ölümcül bir sır saklıdır.
Kivu Gölü, “limnik patlama” adı verilen nadir ama son derece yıkıcı bir doğa olayına adaydır. Bu tür patlamalarda, göl tabanında biriken karbondioksit ve metan gibi gazlar aniden serbest kalarak boğucu bir gaz bulutu oluşturur. Benzer olaylar 1980’lerde Kamerun’daki iki gölde yaşanmış ve yaklaşık 2 bin insan ile çok sayıda hayvanın ölümüne yol açmıştır.
Yaklaşık 2.600 kilometrekarelik yüzölçümüyle Kivu Gölü, bu tür bir patlamanın çok daha büyük bir felakete dönüşme potansiyeline sahiptir. Göl çevresinde milyonlarca insan yaşamaktadır. Olası bir deprem ya da volkanik hareket, gölün derinliklerindeki gazların açığa çıkmasına ve kitlesel boğulmalara neden olabilir.
Salton Denizi: İnsan Eliyle Yaratılmış Zehirli Bir Göl

Kaliforniya’nın güneyinde yer alan Salton Denizi, doğanın değil, insan hatalarının bir sonucudur. 1905 yılında Colorado Nehri’nin sulama kanallarından taşmasıyla çöl havzası sular altında kalmış ve eyaletin en büyük gölü ortaya çıkmıştır.
Bir dönem turistik tesisleri, plajları ve eğlence hayatıyla dikkat çeken Salton Denizi, bugün terk edilmiş yerleşimlere ve çürümüş balıklarla kaplı kıyılara sahiptir. Göl, dışa akışı olmayan kapalı bir havza olduğu için zamanla aşırı tuzlanmış ve çevredeki tarım arazilerinden gelen kimyasallarla kirlenmiştir.
Kuruyan göl yatağından kalkan zehirli toz bulutları hava kalitesini ciddi şekilde düşürürken, balık popülasyonunun yaklaşık %97’si yok olmuştur. Bir zamanlar canlı olan sahil şeridi, bugün ürkütücü bir hayalet kasaba görünümündedir.
Natron Gölü: Kızıl Renkli, Yakıcı Sular

Tanzanya’da, Kenya sınırına yakın bir bölgede bulunan Natron Gölü, alışılmış göllerden tamamen farklıdır. Sularının pH değeri o kadar yüksektir ki, neredeyse çamaşır suyuyla yarışır. Bu nedenle gölde yüzmek ciddi yanıklara yol açabilir.
Gölün zaman zaman kırmızıya çalan rengi, bu ekstrem ortamda yaşayan alglerden kaynaklanır. Ancak Natron Gölü’nü asıl ürkütücü yapan şey, ölen hayvanları adeta mumyalamasıdır.
Suda yüksek miktarda bulunan “natron” adlı sodyum karbonat, antik Mısır’da mumyalama işlemlerinde kullanılmıştır. Göl çevresinde ölen hayvanlar, bu madde sayesinde sıvılarını kaybederek korunmuş hâlde kalır. Tüm bu sert koşullara rağmen, gölde yaşayan bazı balık türleri ve üremek için buraya gelen binlerce pembe flamingo bulunur. Yine de Natron Gölü, doğanın en tekinsiz yüzlerinden birini temsil eder.
Roopkund Gölü: İskeletlerle Dolu Bir Gizem

Himalayalar’da, Hindistan’ın yüksek dağlarından biri olan Trisul’un eteklerinde bulunan Roopkund Gölü, “İskelet Gölü” olarak anılır. Yılın büyük bölümünde karla kaplı olan göl, buzlar eridiğinde karanlık sırrını açığa çıkarır.
Gölün içinde ve çevresinde yüzlerce insan iskeleti bulunmuştur. Araştırmalar, burada yaklaşık 800 kişinin hayatını kaybettiğini göstermektedir. Bazı kalıntılarda hâlâ doku izlerine rastlanması, manzarayı daha da ürpertici kılar.
2019 yılında yapılan DNA analizleri, gölde bulunan iskeletlerin farklı dönemlerde ölen ve üç ayrı etnik gruba ait insanlara ait olduğunu ortaya koymuştur. Güney Asya kökenli ilk grup yaklaşık MS 800 civarında ölmüş olabilir ve araştırmacılara göre bunlar Nanda Devi adlı dağ tanrıçasına giden Hindu hacılar olabilir. Diğer grup ise 1800’lü yıllarda yaşamış, Doğu Akdeniz ve Güneydoğu Asya kökenli bireylerden oluşmaktadır. Ölüm nedenleri ise hâlâ bilinmemektedir.












