
Genetik mirasınızı öğrenin: Annenize sormanız gereken 6 soru
Yazı: Aytaç Özkardaş Gozzi
Sağlığımızı korumanın ve gelecekte olabileceklere hazırlanmanın en iyi yollarından biri genlerimizin büyük bir çoğunluğunu paylaştığımız kadınla, yani annemizle konuşmak. Onun sağlığıyla ilgili alacağınız kimi bilgiler, sizin ileride yakalanabileceğiniz olası hastalıklarla ilgili ipuçları verebilir. İşte annenize sormanız gereken kritik sorular...
- Kaç yaşında menopoza girdin, bu süreç nasıl geçti?
Araştırmalara göre kadınların yarısı anneleriyle aynı yaşta menopoza giriyor. Anne ve kızların menopoza girme yaşları genellikle benzer ve sıcak basması, gece terlemesi, beyin sisi gibi perimenopoz semptomları da benzer olabiliyor. Ancak sigara kullanımı, stres gibi çevresel faktörler menopoz yaşını daha erkene çekebiliyor. Hayatınızdaki bu önemli aşamaya ne zaman ulaşacağınızı bilmek özellikle hamilelik planlarınız varsa önem taşıyor. Öte yandan menopozla birlikte hormon seviyelerindeki düşüş bir dizi semptoma yol açabiliyor; kilo almak, kas kitlesi kaybı, kemik yoğunluğunda azalma, eklem ağrıları, enflamasyon, uykusuzluk, anksiyete ve odaklanmada zorluk bu listede öne çıkan sorunlar arasında. Kronik hastalıklar da genellikle menopozla aynı zamanda başlayabiliyor, bu nedenle hipertansiyon, osteoporoz, diyabet ve depresyon semptomlarına ne zaman dikkat etmeniz gerektiğini bilmek açısından da önemli. Uzun yıllar bir tabu olan, her kadın hayatının bir aşamasında deneyimlese de neredeyse yok sayılan bu konu ile ilgili farkındalık içinde olmak ve gereken önlemleri almak ileri yaşlarınızda daha sağlıklı olmanızın da anahtarı.
- Boyun yaşla birlikte kısaldı mı?
Eğer anneniz gençlik yıllarından bu yana birkaç santim kısaldıysa bu osteoporozun ya da düşük kemik yoğunluğu sorununun belirtisi olabilir. Bir annede osteoporoz varsa, özellikle de osteoporoza bağlı kırık hikayesi varsa ileriki yaşlarda kızında da osteoporoz gelişme olasılığı yüksek. Bazı araştırmalar annede kemik kitlesi düşükse, kızının da benzer sorunlar yaşama ihtimalinin yüzde 50 düzeyinde olduğunu ortaya koyuyor. Annenizde osteoporoz varsa siz de geç kalmadan kemik yoğunluğu testi yaptırın. Kalsiyum ve D vitamininden zengin bir diyet ve vitamin takviyeleri de osteoporozdan korunmamıza yardımcı oluyor. Sağlıklı bir kemik yapısına sahip olmak için yapılabilecek en önemli şeylerden biri de egzersiz. Ağırlık egzersizleri, özellikle yüksek darbeli, hoplamalı-zıplamalı egzersizler (koşu, doğa yürüyüşü, tenis, pliometrik hareketler, dans, ip atlama gibi) kemiklere stres uygulayarak kemik dokusundaki gelişimi tetikliyor, kemik yoğunluğunu artırıyor. Atıl durumda kalmak ise tam tersi kemik yapısını zayıflatıyor. Egzersiz kasları da güçlendiriyor, böylelikle omurlara binen yük hafifliyor ve ileri yaşlarda omurların yüksekliğini kaybetmesi nedeniyle yaşanan boy kısalmaları da önlenebiliyor.

- Herhangi bir hamilelik komplikasyonu yaşadın mı?
Hamilelik sırasında yüksek tansiyon, gebelik diyabeti, doğum sonrası depresyon yaşadın mı, hiç düşük yaptın mı? Tıpkı anneniz gibi zor ya da kolay bir hamilelik süreci yaşayacaksınız diye bir kural olmasa da bazı komplikasyonlar genetik olarak anneden kızına geçebiliyor. Halk arasında “gebelik zehirlenmesi” olarak bilinen; annede yüksek tansiyon, ödem ve idrarda bir protein artışı ile kendini gösteren “preeklampsi” ya da “gebelik diyabeti”ni annenizden miras almış olabilirsiniz. Ailede preeklampsi öyküsü, hamileliğinizde de preeklampsi görülmesi açısından bir risk faktörü ve kişisel geçmişinize bağlı olarak, hamilelik sırasında koruyucu tedaviler almanız gerekip gerekmediğini belirleyebilir. Ayrıca anneniz sezaryen ile doğum yaptıysa bunun nedenini öğrenin. Sezaryen olmasının sebebi pelvis darlığıysa ve siz de dar kalça yapısına sahipseniz doğumda aynı sorunla karşılaşma ihtimaliniz yükseliyor.
- Hiç depresyon geçirdin mi?
Anksiyete, depresyon veya bipolar gibi psikiyatrik bozukluk geçmişin var mı? Psikiyatrik hastalıkların çoğu genetik ve çevresel faktörlerin birleşimiyle oluşuyor, yani annede hastalık olması çocukta kesinlikle görüleceği anlamına gelmiyor. Ancak yine de annenizle bu meseleyi konuşmakta fayda var. Anksiyete, depresyon ve diğer zihinsel sağlık bozuklukları genetik olabiliyor, bu nedenle hangi psikiyatrik belirtilerin izlenmesi gerektiğini anlamak açısından önem taşıyor. Araştırmalar klinik depresyon ya da anksiyete geçirmiş ebeveynlerin çocuklarının bu rahatsızlıkları yaşama riskinin diğerlerinden iki-üç kat daha fazla olduğunu gösteriyor.
- Glokom ya da sarı nokta tanısı aldın mı?
Anneniz gözlük kullanıyor olabilir. Belli bir yaştan sonra herkeste yakını görememe sorunu başlıyor. Burada önemli olan gözlüğünün derecesi değil, “glokom” (optik sinirlerin hasarı) ya da makula dejenerasyonu (sarı nokta hastalığı) tanısı alıp almadığı. Her iki hastalıkta da aile öyküsü önemli. Birinci derecede akrabasında makula dejenerasyonu olanların bu hastalığa yakalanma riski yaklaşık dört kat daha yüksek. Yine her iki problemin ortak özelliği, belirtiler ortaya çıktığında genelde hastalığın yarattığı tahribatın ilerlemiş olması. Erken tanı konulamazsa bu hastalıklar görme kaybına ya da körlüğe neden olabiliyor. Eğer ailenizde glokom ya da sarı leke hastalığı varsa, görme duyunuz kusursuz da olsa her yıl düzenli olarak göz kontrolünden geçin. Doktorunuzu da aile hikayeniz konusunda bilgilendirin.
- Kalp-damar sağlığın nasıl?
Annenizin kalp damar sağlığı ve varsa kardiyovasküler hastalıkları hakkında da bilgi almalısınız. Eğer kalp hastalığı erken yaşlarda başlamışsa ya da doğuştan gelen bir kalp hastalığı varsa sizin ve doktorunuzun bilmesi gereken genetik bir neden olabilir. Ailesel hiperkolesterolemi (veya kalıtsal yüksek kolesterol) anne ya da babanızdan geçebilir ve kalp hastalığı riskinizi artırabilir. Genetik geçişli bu hastalık, kolesterol düzeylerini normalin çok üzerine çıkararak kalp-damar hastalıklarına yakalanma riskini erken yaşlardan itibaren artırır. Ülkemizde dünya ortalamasının neredeyse iki katı kadar ailesel hiperkolesterolemi hastası bulunuyor. Bunun önemli nedenlerinden birinin akraba evliliklerinin daha sık görülmesi olduğu tahmin ediliyor. Genellikle belirti vermeden sessiz ilerliyor, bu yüzden AH hastalarının çoğu belirgin bir şikayetle doktora gitmiyor. Bu nedenle aile öyküsü varsa bilmek ve doktorunuzu bu noktada bilgilendirmek önem taşıyor.












