
“Hakikati Doğada Arıyorum”
Melih Şimşek, 3 milyar TL cirolu çelik yapı şirketi Consera’nın kurucusu. İşine aşık, demiri hayat felsefesi edinmiş bir inşaat mühendisi.
Ayçe Tarcan / atarcan@capital.com.tr / Kış 2026
Fotoğraflar: Hüseyin Öngen
Gençliğinde uzun yıllar profesyonel basketbol oynayan, üniversitede dalmaya ve su altı fotoğrafçılığına yönelen Şimşek, aynı zamanda motosiklet ve doğa tutkunu. 3 çocuğuyla tatillerini hiç 5 yıldızlı otellerde geçirmediğini söyleyen Şimşek, doğada kamp yaptıklarını ya da teknede olduklarını belirtiyor. Şimşek, hobileri sayesinde yoğun çalışma temposunda biraz durup düşünmeye vakit ayırabildiğini anlatıyor.
Maldivler’den Kızıldeniz’e kadar dünyanın pek çok yerinde dalan, su altı fotoğrafları çeken Consera Kurucusu ve TUCSA Yönetim Kurulu Başkan Yardımcısı Melih Şimşek’le hobilerini konuştuk:
Çelik tutkusu nasıl başladı?
Babam Elazığlı. Avusturya’da Graz Teknik’te okumuş çok güçlü bir inşaat mühendisiydi. Uzun yıllar NATO müteahhitliği yaptı. Ben de inşaat mühendisliği bölümünü bitirince 10 yıl babamla çalıştım. Babam vefat edince iki kardeşimle kendi şirketimizi kurduk, geleneksel yapılar yerine çelik yapılara yöneldik.
Neden?
Dönüm noktamız 1999 depremi oldu. Depremle dertlenip can kayıpları ve yıkımlara çözüm aramaya başladığımızda ABD ve Japonya’da kullanılan çelik yapılarla tanıştık. 2000 yılında Türkiye’deki ilk çelik konut fabrikasını kurarak sektörde öncü olduk. Aynı zamanda ürettiğimiz çelik yapıları ihraç eden ilk şirket olduk. Bugün 4 kıtada, 32 farklı ülkede 3 milyon metrekareden fazla çelik yapı projesi gerçekleştirdik. Dört yıl önce ise çelik evleri otomobil gibi seri üretmeye başladık ve bu sayede inşaatların bitiş süresini yarıya düşürdük.
Çeliğe yöneldikten sonra hayatınız nasıl değişti?
Demir çeliğin hayatımda teknik olduğu kadar felsefi de bir boyutu var. Demir, evrendeki en büyük mineral. Aynı zamanda esnek bir malzeme, kırılgan değil. Demiri hep hayattaki duruşla ilişkilendiririm. Kalın gövdeli ağaçlar güçlü görünür ancak fırtınada kırılır. Bambu ise eğilir ancak kırılmaz. Bana demir çelik hayatta kırılmamayı, esnemeyi öğretti.
Hayatınızda hobiler ne kadar yer tutuyor?
Hobiye durmayı tercih ettiğim zamanlarda yapmayı tercih ettiğim aktiviteler olarak bakıyorum. Hobi bende durup düşünmeyi ifade ediyor. Durup düşünebilmek için bir şeylerle uğraşıyorsunuz. Hayatım boyunca gök ve denizin mavisi beni çok etkiledi. O durduğum anlarda birtakım ilhamlar da aslında zihnime, yüreğime iyi geldi. Hobi pek çok insana boş zaman geçirmek gibi geliyor ancak ben onu anlamlandırarak yapmayı seviyorum. Demire vurgunluğum kırılmamak, esnek olmakla alakalı bir mana taşırken hobiler benim için hakikati aramayı ifade ediyor. Yalnızlığı göze almayı gerektiriyor. Deniz, su altı fotoğrafçılığı, motor, kamp… Bunlar benim için boş zaman değil düşünme alanları. Deniz ve su altı fotoğrafçılığı muazzam bir his. Denizin altındaki eşsiz formları hissetmek, hayatımıza katmak eşsiz bir deneyim.
Neden?
Dünyanın dörtte üçü su. Denizler hala keşfedilmeyi bekliyor. İkincisi deniz canlılığını çok etkileyici buluyorum. Diğer taraftan suda olmak insanı iyileştiriyor.
Suya ilginiz ilk ne zaman başladı?
Elazığ doğumluyum. Yüzmeyi 7 yaşında, Elazığ’da Hazar Gölü’nde öğrendim. Rahmetli babam yüzmeye çok meraklıydı. Sonra İzmir’e taşındık orada su sporlarına ve yüzmeye ilgim gelişti. Özelikle çocukluğumuzda “Kaptan Cousteau” adında muazzam bir dizi vardı. O dizi benim su altı zenginliklerini keşfetmeme yol açtı.
Dalma tutkusu nasıl başladı?
Klasik olacak ama her genç gibi benim de su altı merakım zıpkınlı balık avcılığıyla başladı. Sonra bu doğa severlik başka bir hobiye evrildi ve su altında fotoğraf çekerek de avlanabileceğimi fark ettim. Üniversite yıllarımdan bugüne kadar bayağı bir su altı fotoğraf arşivim oluştu.
Arşivinizde kaç fotoğraf var?
Türkiye ve dünya denizlerinden yaklaşık 5 bine yakın su altı fotoğrafının olduğu büyük bir arşivim var.
Su altında sizi en çok etkileyen ne oldu?
Yaşamım boyunca hep hakikati aramaya çalıştım. Hakikat arayışında yalnız kalmayı göze almak gerekiyor. Dolayısıyla benim su altında gördüğüm bir form bazen bir mimari projede bir başlangıç noktası oluşturdu, bazen derinlik korkusuzluğumu, girişimciliğimi tetikledi. Pek çok işimde sudan ilham aldım. Bu da aslında bir özgürlük. Bana göre denizlerin derinlikleri uzaya benziyor. Daldığınız zaman 25 metreden sonra uzayda gibisiniz.
En fazla kaç metreye daldınız?
1990 yılından bu yana profesyonel olarak dalıyorum. En fazla 72 metreye daldım. Kaş’ta İkinci Dünya Savaşı’ndan kalma İtalyan uçak batığı vardı, oraya daldık. Geçtiğimiz aralık ayında da oğlumla Çanakkale’de çok meşhur bir İngiliz batığına daldık.
Su altı fotoğraflarınızı sergilemeyi düşünüyor musunuz?
Çektiğim fotoğraflarımı birçok kez sergiledim. Hatta uluslararası yarışmalarda iki kez Türkiye’yi temsil ettim. Hatta birinde birinciliğim var.
Hangi fotoğrafınızla birinci oldunuz?
“Her şeye rağmen yaşayan Marmara” isimli bir fotoğraf yarışmasıydı. Ben de çektiğim lipsos balığıyla birinciliği aldım. Yassıada açıklarında çekmiştim. Bodrum Karaada’da da Yunanlılarla ortak düzenlenen bir yarışma oldu. Orada da fotoğrafladığım Müren balığıyla dereceye girdim.
Son dönemde sizi çok etkileyen bir dalış oldu mu?
Geçtiğimiz bayramda İstanbul’dan Akyaka’daki Azmak Deresi’ne gittim. Çok yakın bir arkadaşım, “Lütfen, sabah erken kalk ve kendini Azmak’a bırak” dedi. Benim de yapılacaklar listemde yer alıyordu. Suyun buz gibi olduğu Azmak’ta 30 dakika boyunca muazzam su altı fotoğrafları ve videolar çektim.
Yapılacaklar listenizde başka neler var?
Kızıldeniz’de Ras Muhammed’de dalmak beni çok etkiledi. Orada depremler sonrasında fay kırıklarıyla oluşan denizin altında 800 metre yüksekliğinde muazzam bir duvar var. Orada dalmayı çok seviyorum. Şimdi Galapagos’a gitmek istiyorum. İki kez plan yaptım ancak iptal etmek zorunda kaldım.
Neden Galapagos?
Çünkü Galapagos dünyada bir metrekarede en fazla kara ve su altı canlısının yaşadığı tek alan. Karada dünyada ender bulunan kuş türlerini, su altında ise çekiç başlı köpekbalıklarını ya da çok büyük mantaları fotoğraflayabiliyorsunuz. Ayrıca muazzam sardalya sürülerini çekebiliyorsunuz.
Dünyada sizce Galapagos dışında en iyi dalış rotaları hangileri?
Dominik’te de proje yaptım. Orada da daldım ama kesinlikle Ege denizini hiçbir şeye değişmem. Dominik’te palmiye ağaçları, denizin turkuaz dokusu çok hoş ancak denizde canlılık yok. Güney Ege’yi çok seviyorum. Bodrum’dan aşağısı çok renkli. Eskiden denizlerimizde canlılık ve renk daha azdı şimdi bu tersine döndü. Denizlerimiz her geçen gün suyun ısınmasıyla daha da renkleniyor. Kızıldeniz’de gördüğümüz balıkları artık Güney Ege’de görmeye başladık. Kaş Kalkan-Bodrum bana göre en iyi su altı fanusuna sahip bölgeler. Yıllardır Gökova’da köpekbalıklarını fotoğraflıyorum.
Dalmak ve su altı fotoğrafçılığının dışında başka hobileriniz var mı?
Lise ve üniversite yıllarında uzun bir süre basketbol oynadım. İyi bir basketbolcuydum. Genç Milli Takım aday kadrosuna çıkmama rağmen mühendislikle birlikte yürütemediğim için bırakmak zorunda kaldım. Dalmanın ve fotoğrafçılığın dışında motor merakım var. Motora binmek benim için önemli bir özgürlük ve özgür düşünme alanı. Aynı zamanda motor tüm riskleri bir arada yönetebilmenizi sağlıyor.
Her gün motora biner misiniz?
Maalesef büyük motor kullandığım için İstanbul’da sürekli kullanamıyorum. Bu nedenle daha çok hafta sonları motora biniyorum.
Ne kullanıyorsunuz?
Uzun yıllardır BMW’nin C serisini kullanıyorum. Ancak İstanbul’un trafiğinden kaçmak için daha küçük motor alıp araba sürme derdinden kurtulmak istiyorum.
Hafta sonları motorla gitmeyi tercih ettiğiniz bir rota var mı?
Mabedim Kuzey Ege. Ecebat ve Gelibolu’yu çok seviyorum. Çanakkale köprüsünü geçtikten sonra sanki başka bir evrene giriyormuş gibi oluyorum. Çanakkale’de hem tarih hem deniz çok iyi korunuyor. Bazen bir koyda çadır kuruyorum, kamp yapıyorum. Bazen motorla gidip geziyorum. Drone’la fotoğraf çekiyorum.
Çocuklarınız var mı?
Üç çocuğum var. Oğlum 32, büyük kızım 27, küçük kızımsa 12 yaşında. Çocuklarımla tabiatta olmayı seviyoruz. Şimdiye kadar çocuklarla hiç 5 yıldızlı bir otele tatile gittiğimizi hatırlamıyorum. Tatilimizi ya teknede ya kampta geçiririz.
Çocuklar da dalıyor mu?
Oğlum ve büyük kızımla birlikte dalmaya gidiyoruz. İkisi de 8 yaşında havuzda tüple dalmayı öğrendi. Küçük kızım da öğrenince onunla da dalacağız.
Başka hobiniz var mı?
Kitaplar beni çok etkiliyor. Felsefe, yapay zeka ve bilimle ilgili kitaplar ilgimi çekiyor.

“Maldivler’de vurgun tehlikesi atlattım”
KÖPEK BALIĞI DALIŞI
Hayatımda en korktuğum ve büyük tehlike atlattığım dalış maceramı Maldivler’de yaşadım. 2000’li yılların başıydı. Sadece köpek balığı dalışı yapmak için arkadaşlarla Maldivler’e gittik. Bilinçliyseniz ve köpek balıkları yemlenmesini tamamlamışsa korkmanıza gerek yok. Köpek balıklarını rahatsız etmediğiniz sürece sorun yaşamazsınız.
“AKINTIYA KAPILDIM”
Ancak o dalışta ekibe son dakika bizim kadar deneyimli olmayan bir Japon dalgıcı kabul ettiğim için büyük tehlike atlattım. Dalış sırasında Japon dalgıca yardım etmek isterken akıntıya kapıldım ve bir anda 12 metreden 45 metreye sürüklendim. O seviyede ‘free escape’ yapıp vurgun yememek imkansızdı. Ben de yüzeye hızlı çıkınca vurgun tehlikesi geçirdim. Sonrasında ise 1,5 saat denizin ortasında beni almalarını bekledim. Vücudum karıncalanmaya başladı.
CENİN POZİSYONUNDA 6 SAAT
Ancak ekip olarak bilinçli olmamız ve Maldivler’de basınç odası olan Baldus Adası’nı tercih etmemiz hayatımı kurtardı. Herkes öteki adaların daha güzel olduğunu söylüyordu. Kurtarıldıktan sonra Baldus Adası’ndaki ufacık basınç odasında tam 6 saat cenin pozisyonunda kaldım. Basınç odası olmasaydı bedenimde kesin hasar oluşurdu. Planlanmamış dikkatsiz her dalışta vurgun yeme tehlikesi var.

“Derinlik hissi korkusuz kılıyor”
KIZIMIN ADI
Hayatımda ‘derinlik’ çok önemli. Dalmanın bana kattığı en önemli özellik derinleşmeyi sağlaması oldu. En küçük kızımın adını bu yüzden ‘Derin’ koydum. Hayatta derinleşmek, meselelere bakış açısında derinleşmek çok değerli. Bunda kuşkusuz mühendisliğin getirdiği detaycılığın da etkili olduğunu düşünüyorum. Hemen her konuda derinlere inmeyi seviyorum.
CESUR VE MÜTEVAZI
Denizler de sizi sürekli aşağıya, derinlere çekiyor. Denizlerin derinliklerindeki keşfedilmemiş alanlarsa insanı korkusuz kılıyor. Derinlik tutkum beni de daha cesur ve daha dingin bir insan haline getirdi. Çünkü o muazzam büyüklük karşısında kum tanesi bile olmadığınızı, hiç olduğunu anlıyorsunuz. Orada da aslında önemsizliğini fark ediyorsunuz. O da insanın tabii kendisi ile egosuyla savaşında çok faydalı oluyor. Deniz insanı hem cesur hem mütevazı yapıyor.

“Düşünmek için durmak gerekiyor”
MOTOR YA DA ÇADIRLI CİPTE
Düşünmek için durmak gerekiyor. Durduğum anlarda ya motora binerim ya üstü çadırlı bir cipim var oradayımdır. Çoğu zaman da denizin altındayım. Hafta sonları daha çok doğada olmayı seviyorum. Doğada olunca iyi bir insan olmaya çalışıyorsunuz.
“KARAR ALACAKSAM DOĞAYA”
Doğa insanı iyi bir insan haline getiriyor. Bunu doğada hissediyorum. Betona baktığınız zaman katılaşıyor, tahammülsüzleşiyorsunuz. Doğada derinlik var. Kişi eğer hayatıyla alakalı, mesleğiyle alakalı bir karar verecekse mutlak doğada, hakikatin içinde olmalı. Hakikat dediğimiz sadece doğa var.






