
Nefsin rehberin olsun
Yazı: Özlem Çetinkaya
Seçkin Çelebi’yi şu anda olduğu yere getiren yol hikâyesinde neler var?
1981’de Iğdır’da doğdum. Biliyorsunuz 93 yılı ve civarı o bölge oldukça hareketliydi. Biz de bu nedenle ailemle birlikte batıya, İzmir’e göç ettik. Liseden sonra Ege Üniversitesi’nin Biyokimya bölümünde okudum. Bu tesadüf değildi çünkü annemin biyoloji öğretmeni olması sebebi ile çocukken ilk söylediğim kelime ‘mitokondri’ bile olabilir. Babam da coğrafya öğretmeni... Ve ben o zamanlar öğretmen olmayı düşünmüyordum.
Ama sonunda oldunuz... Şu anda yoga, nefes ve meditasyon öğretmenisiniz. Evrene yanlış bir mesaj göndermiş olabilir misiniz?
Anne ve babamın öğretmen olarak ne kadar yoğun çalıştıklarını ve özverili bir iş yaptıklarını gördüğüm için bu hayali kendimden uzak tutmuştum. Kimya alanında yaptığım yüksek lisans sonrası girdiğim üç senelik kurumsal hayat, bakış açımı ve yolumu tamamen değiştirdi. Bu büyük değişimin kararı zordu ama dönüp baktığımda işimden ayrılmak hayatta verdiğim en iyi kararlardan biriymiş. Yoga, nefes ve meditasyonun faydalarını bilerek ilaç sektöründe çalışmak acı vericiydi. Mutlu olmadığım bir işi yapmaktansa içgüdülerime, hislerime güvenerek bana iyi gelen öğretileri herkesle paylaşma isteği ile yola çıktım. Şu anda yaptığım iş, eğitimler verdikçe, insanlara dokundukça, şifaya aracı oldukça, geri dönüşlerini gördükçe, öğretirken öğrendiğim ve her gününe şükrettiğim bir hediyeye dönüştü.
Kurumsalda çalışmak yol haritanızı değiştirmekte nasıl bu kadar etkili oldu? Neydi sizi bu kadar rahatsız eden?
Ülkemizde biyokimya ve kimya üzerine eğitim aldıysanız çalışabileceğiniz çok fazla alan yok. Ben de bana batı tıbbı ile ilgili çok şey öğreten ilaç sektörüne girdim. Bir ilaca yönelmeden ya da direkt ağrı kesici yazmadan hastaya önerilebilecek nefes teknikleri olduğunu öğrenmiştim. Depresyon tedavisinde ilaç uygulamadan önce rahatlatıcı olabilecek meditasyon teknikleri olduğunu biliyordum. En azından birkaç yoga pozu ile hastanın omurgasındaki ya da kaslarındaki ağrının hafifleyebileceğini biliyordum. Ne yazık ki doktorların birçoğunun bunlardan haberi yok; onlar da kendi öğrendikleri sistemleri kullanıyor, reçete yazıyor ve belirtileri baskılama yoluna gidiyorlar. Oysa batı ve doğu bilgileri bir arada kullanılsa, bugün bu kadar ilaç kullanmak zorunda olmayız.
Doktorların bu iki bilgiyi bir arada kullanması gerektiğini mi düşünüyorsunuz?
Üniversitelerde verdiğim seminerlerde bu konuyu özellikle anlatıyorum. Hastalık kronikleşmeden, ilaçsız dayanılmayacak seviyeye gelmeden, daha en başında, hatta daha hastalık yokken bütüncül şifa yöntemlerini, kadim bilgileri uygulayarak hastalıktan uzak durulabilir. Bunu bilerek, o ilaçlar için kongreler düzenlenmesine yardımcı olurken kendi hakikatimle çeliştim. Kendi samimiyetimi sorguladım ve işi bıraktım. Ben batı tıbbının yanında doğu bilgisini de hatırlamanın şifayı nasıl arttırdığını hem kendimde hem başkalarında deneyimledim. Hâlâ bu yolda eğitimler alıyorum. İçlerinde doktorların, psikologların da olduğu nefes ve meditasyon eğitmenlerinin yetişmesine aracılık ediyorum. Göğüs hastalıkları, anestezi, ortopedi, dahiliye öğrencilerimin hastalarına ilaçtan önce ya da ilaçla beraber öğrendikleri teknikleri önerdiklerini duydukça heyecanlanıyorum. İlaç sektörü bana batı tıbbını nasıl kullanacağımı ve iş sektörünün nasıl işlediğini öğretti. Kurumsal şirket çalışanı olmanın nasıl bir duygu olduğunu, çalışırken nelerden ödün verdiğimizi, hayatın o alanında giderken nasıl bir bakış açısı geliştirdiğimizi deneyimleme fırsatı sundu. İş yaşamının istemediğin bir şey yapmaya, kalbinin ve aklının bildiğini uygulayamamaya, görmezden gelmeye doğru ilerleyişi beni sıkıştırdı. Ve beni oradan uzaklaştırdı.
Bireysel çalışmalarınızda öğrencilerinizden kan ve idrar tahlilleri istiyorsunuz diye biliyorum. Aslında siz de batı tıbbını kullanıyorsunuz...
Evet. Yoga öğretmeni ve nefes terapisti olmanın yanında ben bir biyokimyagerim. Bireysel dersime gelen bir öğrenci sadece kendi pratiğini geliştirmek amacı ile gelmiyorsa, bir sağlık problemi ile geliyorsa, bu tahlilleri, etkikleri, doktor raporlarını istiyorum ki doğru bir yol haritası çizelim. Bedeninde fazla çalışan bir hormon, eksik üretilen bir enzim ya da sistemik bir sorun varsa öncelikle buradan başlıyoruz. Meridyen ve element bilgisi, ayurveda, homeopati, aile dizimi gibi alanlardan beslenerek nefes ve meditasyon çalışmalarında ilerliyoruz.
Sizin bakış açınıza göre en özet hâliyle meditasyon nasıl tanımlanır?
Benim algıma göre meditasyon kendimizi geliştirmek için yaptığımız bir şey değil. Her şeyi ‘daha’ yapmak için içimizde oluşan obsesif arzuya ya da geçmişe takılıp kalan pişmanlıklara ve bunlardan doğan ızdıraplara son vermek için yapılan bir çalışma. Meditasyon, daha iyi ve mutlu bir insan olmak için yapılmaz. Meditasyonda bir niyet ya da hedef yoktur, oluyor olana bir teslimiyet vardır.
Meditasyon sizin hayatınıza nasıl girdi?
Üniversitedeyken modern dans yapıyordum ve bu vesile ile bedeni esnetme amacıyla yogayla tanıştım. Yoga beni mest etti. Yoga sayesinde beden farkındalığım arttı ve zihnimle temas edebildiğimi fark ettim. Ve daha o yıllarda daha fazlasını öğrenmek için yoga eğitmenlik eğitimi aldım. Yoga pratiklerimi yaparken bunların beden için muhteşem olduğunu ama bir yerinde bir akışın eksik olduğunu hissettiğimde Taoizm ile tanıştım, sonrasında da Budizm ile. Pratiklerimde Taoist akışlar uygulamaya başladım. Bedenim ve nefesim akmaya başladıkça zihnim de akmaya başladı. Bu da meditasyona kapı açtı. Meditasyona girişin kapısı, benim için nefes oldu. Nefes ve meditasyon ile sinir sistemine daha dolaysız bir giriş yapılabildiğini fark ettim.
Zihni çok hareketli insanların meditasyona oturması çok kolay değil. Ve bu yüzden çok da vazgeçen olduğunu biliyorum...
Haklısınız. Zihni çok hareketli bir insana “Bağdaş kur ve hiçbir şey düşünmeden otur” demek onu zorlayabilir. Dediğiniz gibi oturup zihnin doğasını keşfetmeye doğru yola çıkmak zor geldiği için kişi tamamen vazgeçebilir. Bu gibi insanlar hareketli meditasyonlar yaparak başlayabilir. Herkese iyi gelen tek bir yöntem yok. Bu nedenle bireysel çalıştığım öğrencilerin her birine kendi fiziksel ve zihinsel yapılarına göre yol haritaları çiziyorum. Grup dersleri olan hocalık eğitimlerinde de güne hareketli meditasyonlar ve dans ederek başlıyoruz.
Ben çoğu zaman dans etmeyi seçiyorum... Doğru yolda mıyım?
Harika. Zaten önceliğimiz bize iyi geleni ve ihtiyaçlarımızı az da olsa tanımlayabilmek. Dans, müzik, resim, yürüyüş... Neleri seviyoruz, neleri sevmiyoruz, neleri yapmaktan keyif alıyoruz? İç kaynaklarımızı bu soruların cevaplarıyla oluşturuyoruz.
Hareketli meditasyona örnek olarak hangi yöntemleri verebilirsiniz?
Power shaking (sallanma) evde uygulanabilecek en güvenli pratiklerden biri. Çalışmanın kendisine ait bir müziği var, internette kolaylıkla bulunabilir. Bu müzik eşliğinde sadece beş dakika bedeni sallayarak bedende sıkışmış enerjinin çözülmesi sağlanabilir. Bedenin sallanması, titremesi hakkında memeli hayvanları konu alan muhteşem videolar var. Bir geyik aslan tarafından yakalandığında, donup kalma reaksiyonu ile ölü taklidi yapıyor. Biliyorsunuz, sinir sistemi bir tehdit ile karşılaştığında ya savaşıyor, ya kaçıyor ya da donuyor. Bu geyik donuyor ve aslan onu yemeden bırakıp, başka bir avın peşine gidiyor. Bir süre sonra geyiğin donma hâlinden çıkarken bedeninin titreyişini görmeniz gerekir. Titremeden sonra üç-dört büyük nefes boşaltıyor, sonra kalkıp silkiniyor ve hiçbir şey olmamış gibi yoluna devam ediyor.
Günlük yaşamın stresinde buna benzer birçok donma hâli yaşıyoruz. Öfkemizi, kızgınlığımızı, hüznümüzü bastırıyoruz. O kadar çok insanda, gece en rahatlamaları gevşemeleri beklenen zaman olan uykuda diş sıkma sorunu var ki... Bedene sıkıştırılıyor bu enerji. Bir memeli olarak o kadar büyük strese maruz kaldığımızda, deşarj olmak için titrememiz gerekirken bunu yapmayıp enerjiyi içe hapsettiğimizde, bu doğal olarak kendini iç organlarda gösteriyor. Kendini obezite, fibromiyalji, mide sorunu, bağırsak problemi ya da kalp hastalığı olarak gösterebiliyor. Power shaking ya da hareketli meditasyonların en kıymetli yeri burada... Bedeni titrettiğinde, hareket ettirdiğinde, derin nefesler verebildiğinde, eklemlerin arası biraz açılabildiğinde bastırılmış ve sıkışmış enerji yüzeye çıkabiliyor. Yüksek enerjili bir anda da o enerjiyi boşaltmak için üç-dört büyük nefes boşaltabilirsiniz.
Nefes boşaltma nasıl bir teknik?
Gergin, stresli, öfkeli olduğunuz ya da bir panik yaşadığınız (örneğin kaza veya düşme tehlikesi atlattığınız) bir anda yüksek bir enerji durumundasınızdır. Genel olarak söylenen ‘derin nefes al ve sakin ol’ fizyolojik olarak iyi bir tavsiye değildir. O kadar büyük bir enerji bedende dolaşırken aldığınız derin nefeslerle, oksijenle içinizdeki ateşi daha da harlarsınız. Üzerine bir de o harlamış enerji ile sakin olmaya çalışırsanız; bastırdığınız enerji gece yastığa kafanızı koyduğunuzda zihninizde konuşmalar, sabah uyandığınızda bedeninizde ağrılar ya da hazımsızlık gibi belirtilerle ortaya çıkabilir. Yüksek enerjili bir andan geçerken ya da geçtikten hemen sonra, o enerjiyi boşaltmak için bahsettiğim videolardaki memeli hayvanlar gibi üç-dört büyük nefes boşaltabilirsiniz. Bunun yanında ellerinizi, kollarınızı, başınızı, boynunuzu, tüm bedeninizi abartılı olmayan bir hızla silkeler gibi sallayabilir; power shaking pratiğini uygulayabilirsiniz.
Kundalini shaking (altın tohum, savaşçı, ejderha), Taoist akışlar, Yi Jin Jing (kas ve tendon egzersizi), Xing Quan Fa (omurga çalışması), Beş Aşamalı Dinamik Meditasyon ve Shu Meditasyonu bir uzmanla uygulanmasını önerebileceğim pratikler.
Shu meditasyonunu yapmıştım. Bir süre sonra gözlerimden yaşlar aktığını, kalbimin temizlendiğini hissettiğimi hatırlıyorum.
Shu meditasyonu kalp çakrası çalışmasıdır. Marmaris Selimiye’de yaptığımız yaz kamplarında ve Şirince Nesin Matematik Köyü’nde ormanın ortasındaki inzivalarda sabah çalışması olarak yapıyoruz. Muhteşem oluyor. Hafifleyen, rahatlayan, kendiyle ve doğayla bambaşka bir bağ kuran, ağlayan çok insan gördüm. Ben de onlardan biriyim.
Bu önerdiğiniz yöntemler dışında neler yapılabilir?
Eğer nefes çalışmasına başlamakta ya da meditasyona oturmakta zorlanıyorsanız, hareketli meditasyonlar dışında enerjiyi boşaltmak için dans edebilir, yürüyebilir, koşabilir, sevişebilir, özetle kalp atımını ve metabolizma hızını yükseltecek her şeyi yapabilirsiniz. Haftada iki ya da üç kez bu önerileri uyguladıktan sonra, zihin biraz yavaşlıyor. Benzetme yaparsak, zihin su gibi hareketli bir hâlden biraz daha bal gibi bir kıvama gelmeye başlıyor. O bal gibi kıvama dönüp bakmak, o yavaş hareketi gözlemlemek daha kolay oluyor.
Meditasyon hiçbir şey düşünmeden durabilmek değildir. Düşünceler her koşulda olacak. Meditasyonun ana işlevi; düşünceleri bastırmadan, görmezden gelmeden ve aynı zamanda içlerinde kaybolmadan, onların varlığını fark edip, onlara enerji ve dikkat vermeden geçmelerine izin vermek ve zihnin doğasını gözlemlemek.
Bu bize her şeyin geçici olduğunu da gösteriyor...
Aynen öyle... Her hâlin, her hissin, her duygunun geçiciliğini fark etmek, geçmişe ya da geleceğe tutunma hâlinden bizi özgürleştiriyor. Her şeyin merkezi olduğumuz sanrısından uyandırıyor. Bu da olanı olduğu hâli ile görüp, aile ya da toplum tarafından öğretilenin dışında, özünde kim olduğumuzu fark edebilme yeteneğimizi geliştiriyor.
Tüm bu çalışmalar hayatınıza girdiğinde sizi hangi noktadan hangi noktaya taşıdı?
Kişi kendi içsel değişimini, dışarıdan fark eden biri gibi görmediği için tanımlamak zor. Fizyolojik olarak 15 sene önceye kadar kronik olarak adlandırılan ürtiker, bronşit ve fibromiyalji rahatsızlıklarım vardı; tamamen iyileştim. Yaşamsal olarak, işimi değiştirdim. Psikolojik olaraksa en özet anlatımla gevşedim. Bu değişimlerin bütünü tüm ilişkilerimdeki alma-verme dengemi, kendi hakikatimle bağlantımı, sevebilme yeteneğimi, yaşamla temasımı değiştirdi. Duygu ve düşüncelerimin kaynağını daha net görmemi sağladı.
Bu süreçte yalnızlaştığınızı hissettiğiniz oldu mu?
Bütün bu süreç beni, kendi yolunu çizen, öğrendiği ve uyguladığı bilgilerle kendi yarattığı eğitimi başkalarıyla paylaşabilen bir eğitmene dönüştürdü. Bu sayede yalnızlaşmak şöyle dursun; başkalarına aktarmak, bütün bunların onlara da iyi geldiğine şahit olmak benim kalbimi doyuruyor, yaşama hizmet etmiş hissediyorum. Bugüne kadar astımı, haşimatosu, migreni, depresyonu iyileşen öğrencilerim oldu. Hepsi bunları kendi disiplinleriyle başardı, ben sadece teknikleri öğrenmelerine aracılık ettim.
Bir öğrenci ile çalışırken nasıl bir yol izliyorsunuz?
Öğretmenden çok bir rehber olarak tanımlayabilirim kendimi. Özel durumu olan kişilerle bireysel çalışıyorum. Haftada bir ya da iki haftada bir kez bir araya geliyoruz. Önce kan ve idrar tahlillerine bakıyorum. Örneğin konu kaybetme korkusu ya da başarısızlık kaygısı olabilir ama acaba içeride ne oluyor? Belki bedende lityum eksik... İkinci derse geldiklerinde elimde bir yol haritası oluyor. İkinci görüşmede, Gestalt alt yapısından gelen tekniklerle, doğru sorular sorarak kişi hakkında detaylı bilgi sahibi oluyorum. Ve sonra ona özel bir yol haritası ile devam ediyoruz.
Herkesin nefesi, geçmiş bilgilerini taşıyan ona özel parmak izi gibi ve tüm hikâyemiz nefesimizde gizli. Nefes alış-veriş şekline, sığlığına, genişliğine, derinliğine, alma-verme dengesine, beden hareketlerine bakarak kişinin nefes analizini yapıyorum. Ve öğretmenlik eğitimlerimde de öncelikli olarak bunu öğretiyorum. Herkesin öğretmen olması gerekmiyor ama edindikleri bilgilerle kendilerine ve çevrelerindeki insanlara doğru teknik bilgilerle yardım edebilir hâle gelebilmelerini önemli buluyorum. Günlük yaşamda toplumsal kurallar, genel doğrularla yaşıyoruz. Şirketlerde çalışırken zorunlu prosedürleri uyguluyoruz. Ama kendimizle çalışıyorken buna gerek yok. Meditasyon tek bir yöntemi uygulamak zorunda olduğun hissi ile yapılacak bir şey değil. Bu, en fazla denedim olmadı noktasına götürür. Herkes lotus pozisyonunda oturarak meditasyon yapmak zorunda değil.
‘Bulaşık yıkarken de meditasyon yapabilirsin’ bakış açısına ne diyorsunuz öyleyse?
Orada kavramsal bir karışıklık söz konusu. O, meditasyondan çok farkındalık çalışması olabilir. Orada bir öz farkındalık ve mindfulness pratiği söz konusu. Ne yapıyorum, nasıl yapıyorum, ne hissediyorum? Bunlara bakmak, kendini an’a getirebilmek için nefis çalışmalar ama buna meditasyon diyemeyiz.
Zihin neden sürekli düşünce üretiyor?
Çünkü işi o. Senin miden neden sindiriyorsa, kalbin neden kan pompalıyorsa, zihin de o sebepten düşünce üretiyor. Zihni de organ gibi düşünürsek; işi sizi geçmişe ya da geleceğe götürüp düşünce üretmek. Örneğin zihnin doğası size yaz mevsiminde kışı, kış mevsiminde yazı düşündürür. Siz zihni gözlemler, onun bu oyuncu doğasını fark ederseniz; düşüncelere, duygulara, anılara, arzulara kapılıp gitmek yerine her mevsimin keyfini çıkarmaya başlarsınız. Siz, düşünceleriniz değilsiniz. Her düşüncenizi dikkate almak zorunda değilsiniz. Onlar her zaman olacak ama seslerini kısabilir, yoğunluklarını azaltabilirsiniz. Böylece biraz daha sakin, biraz daha olduğunuz yerden, olabildiğince dürüst ve dolaysız hâlinizle yaşama bakabildiğinizde iç sesinizi daha kolay duymaya, içgüdülerinize güvenmeye başlarsınız.
Kendine dürüst olmak kolay mı?
Kolay olmayabilir ama bir insanın kendi ile dürüst bir ilişki kurması çok önemli. Çünkü o ilişkiyi kurmaya başladıkça iraden gelişmeye başlıyor ve farkındalık oluşuyor. İrade geliştikçe kendinle ve yaşamla tekrar bağ kurabiliyorsun. Buradan çıkan olumlu döngüyle korku, kaygı ve endişelerden sıyrılma imkânı buluyorsun. Nefesi rehber edindiğinde zihin ne geleceğe gidebilir ne geçmişe. Nefesini sayabilir, nefesinin burun deliklerinden giriş çıkışını izleyebilir, nefesini sadece gözlemleyebilirsin. Denge nefesi (Nadi Shodhana) yapabilirsin; bu kadim nefes tekniği dişil ve eril enerjiyi de dengeler. Kendiyle dürüst ilişki kuran insanda irade gelişir çünkü o artık kendi sınırlarını keşfetmeye başlamıştır. İstemediğin bir duruma sırf sevilmeme, istenmeme, dışlanma gibi belki de çocukluktan gelen korkular yüzünden evet demek yerine, bir yetişkin olmanın bilinci ile net olarak kibar bir hayır diyebilmeye başlıyorsun. Bu da derinlerde bir yerde bekleyen hayallerinin peşinden gidebilme, planlarını ve projelerini gerçekleştirme gücünü ve cesaretini doğuruyor.
Nefes çalışmalarında ağız nefesi mi yoksa burun nefesi mi kullanıyorsunuz?
Burun nefesi. Çünkü nefes alma organımız burun. Nefes çalışmalarına başlarken nasıl nefes alıp verdiğimizi gözlemlemek, hassas ve şefkatli bir zeminden bedenle temas etmek ve adım adım ilerlemek önemli. Çünkü yapılan pratiklerde sinir sistemi ile doğrudan bir bağlantı var. Burundan alınıp verilen nefesler, nefesin araştırılmasına, geliştirilmesine ve değiştirilmesine imkân sağlar. Hareketli meditasyonlarda kişiler isterse, bedenleri ihtiyaç duyarsa bir süre ağızdan nefes verebilir. Çalışma devam ederken enerji dengelenip, nefes ritmi normale döndükten sonra beden kendiliğinden yeniden burundan nefes alıp vermeye başlayacaktır.
Üniversitede ders açma planı nasıl gelişti?
Biyokimyager olarak mezun olduğum okuluma, Ege Üniversitesi’ne kariyer günlerinde konuşma yapmak için davet edildim. Yeni mezun arkadaşlara yogayı, nefesi, meditasyonu ve kendi yolculuğumu anlattım. Sonrasında Muğla Üniversitesi, Gediz Üniversitesi, İzmir Ekonomi Üniversitesi gibi farklı üniversitelerde anatomi, fizyoloji, beynin işleyişi, sinir sistemi ve doğunun bilgeliğini içeren seminerler verdim. İlk sene amfilerde 20-30 kişi varken üçüncü sene dinleyenlerin sayısı 300’ü aştı. Bu üçüncü senenin sonunda, üniversitelerden seçmeli kredili bir ders olarak anlattıklarımı içeren bir ders açma teklifi geldi. Yeni dönemde Muğla Üniversitesi’nde hayalleri gerçekleştirmeyi, dersleri planlamayı düşünüyoruz.
Peki bu kredili derslerin sınavları nasıl olacak? Maalesef eğitim sistemi sürekli bir sınava maruz bırakıyor öğrencileri.
Öğretinin temeli şefkat üzerine kurulu olduğundan şefkatli bir sınav olur.
Kendinize sorun: Korkmasaydın ne yapardın
Dr. Gabor Mate’in güzel bir sözü var. “Kendinde şimdi sorun olarak gördüklerin, çocukluğunda yaşamda kalma taktiği olarak başladı” diyor. Çocukken bağ kurmak, kabul edilmek, güvende hissetmek, sorunlarla baş edebilmek için davranış kalıpları geliştirdik. Yaşamda kalma mekanizmalarının devreye girmesi ile oluşan ve biz daha anlamadan refleks gibi otomatik olarak ortaya çıkan tepkilerimiz var. Bazıları bize bile ait olmayan, toplumsal olarak taşıdığımız normlar, anne ve babalarımızdan aynaladığımız, doğru ya da yanlış olarak tanımladığımız durumlar var.
Genetik mirasa, öğretilmişliklere ya da geçmiş yaşanmışlıklara kendimizi hapsetmek yerine, bir yetişkin olarak seçim yapma özgürlüğümüzü kullanarak yaşamımızın sorumluğunu alabiliriz. Otomatikleşen davranış kalıplarını ya da tekrar tekrar ortaya çıkan alışkanlıkları değiştirebiliriz.
Biricik yaşamınızda size iyi hissettirmeyen bir rutini, bir işi ya da ilişkiyi her gün aynı şekilde yaşamak zorunda değilsiniz. Bugüne kadar size hizmet etmiş, sizinle olagelen ama artık bugün olduğunuz kişi olarak size ait olduğunu hissetmediğiniz ne varsa değiştirebilir ve değişebilirsiniz. Değişimi belirsizlik olarak tanımlayan, korku ve endişe yaratarak adım atmanızı engelleyen zihin yapısını, değişimi ‘yenilik’ olarak yeniden tanımlayarak ahatlayabilirsiniz. Heyecan duymaya kalbinizi açabilir, hayallerinizin peşinden gidebilir, potansiyelinizi ortaya çıkarmak için hata yapmaya cesaret edebilirsiniz. Kendinize sorun, korkmasaydın ne yapardın?
Şifa belgeselinde, Matrix, Star Wars, Avatar, Bulut Atlası, Dingin Savaşçı, Ruhların Kaçışı gibi filmlerde de söylendiği gibi, aradığınız güç içinizde. Pranayama ve meditasyon teknikleri, içeriye bakmak için 7000 yıllık güvenilir, kadim ve kıymetli öğretiler. Sorunuz her neyse, cevap orada. Nereden başlayacağınızı, nasıl yapacağınızı bilmeyişiniz ya da zamanınızın yokluğu sadece zihinsel bahaneler. İster oturarak, ister yürüyerek, ister sallanarak gün içinde sadece beş dakika nefesinizi izleyerek meditasyon yapmayı deneyin. En kötü ihtimalle işe yaramaz ve hiçbir şey değişmez. Ama bir ihtimal daha var!












