Şifa sadece ilaçta mı? Büyücünün sonsuz döngüsü
Genel
5 dk okunma süresi
Pozitif

Şifa sadece ilaçta mı? Büyücünün sonsuz döngüsü

İnsanlığın en eski özlemi… Hem bedenini hem ruhunu iyileştirecek bir bütünlük arayışı. Yaşadığımız dönemin hızıyla kaybolan dokunuş, anlayış ve sabrın arayışı.

Elif Dağdeviren

Bir zamanlar dünyada büyücüler ve cadılar vardı. Büyücülere saygı duyulurdu zira onlar olmayanı oldurur, hastaları iyileştirir, içinde bulundukları topluma da bireylerine de pek iyi gelirlerdi. Onlardan biraz çekinir, ama hep minnet ve saygı duyarlardı.

Bunların çoğu kadındı. Neden derseniz erkekler avlanmak, yemeklik bitki bulmak, getirmek ve topluluklarını korumakla o kadar yoğundu ki bu kadar hassas bir konuda kendilerini geliştirecek ne zamanları vardı ne de ortamları. Bu iş de kadınlara kalmıştı. Bir de bazen avlanamayacak durumda olan erkeklere. O erkeklerin de bazıları, diğerlerinin yaptığını yapamadıkları için daha çok işe yarar olabilmek adına bazı kadınlardan bile mahir olmuşlardı. İşte onlar en çekinilen büyücülerdi.

Erkek ya da kadın fark etmez; bunların ortak özellikleri sorunu olanları karşılarına alır, uzun uzun dinler, sorular sorar bazen de sanki gözünün bebeğinden ta içlerine kadar girer, beyinlerini ruhlarını bedenlerini sadece bakışlarıyla tararlardı. Uzun yıllara dayanan tecrübeleri ile bir yandan nasihatler verir bir yandan da çok iyi tanıdıkları otlardan, bitkilerden ilaçları hazırlarlardı. İnanılmaz bir şekilde sorunlarına çözüm bulurlardı işte. Büyücü idiler ne de olsa. Ama aslında onlar bal gibi şifacıydılar! Şifaları da sadece doğayla olan uzun yılların verdiği tecrübelerinden değil, aynı zamanda karşısındakine ve sorununa zaman ayırmalarından gelirdi. Çünkü sonucu aynı olsa bile nedeni farklı olabilirdi ve bu ancak ruhu doğru okuyabilirlerse anlaşılabilirdi.

Azalan zamana karşı

Nüfus kalabalıklaştıkça bu şifacılar doğal olarak herkese yetişemez oldular, ne de olsa iyi bir şifacının “büyücülük” seviyesinde mahir olabilmesi için uzun zamana ihtiyaç vardı ve insanlık geliştikçe en az kalan şeylerden biriydi zaman.

Zamanla o otları, şerbetleri, merhemleri önden hazırlamaya başladılar ki hızlanabilsinler. Ama bir sorun vardı ki önden hazırlanan malzemeler pek de çabuk bozuluyorlardı, hele hele seyahatlerde hiç olmuyordu.

Gel zaman git zaman onun da çaresi bulundu. Şifa için karışımı bulan korumak için de çarelerini üretebilirdi elbette. Uzun lafın kısası zaman geçtikçe, bilim geliştikçe bu otlar, merhemler, şerbetler koruma metotlarının da gelişmesiyle zamanla yerlerini bugün bildiğimiz anlamıyla haplara, merhemlere, şuruplara bıraktı. Sorun çözüldü mü sanıyorsunuz? Etrafınıza bir bakın. Ne yazık ki bu gelişme bir sektöre, sektör de ticarete dönüşüverdi. Artık insanlar hastalandığında ancak o hastalığın olduğu yere bir ilaç atayıp geçilir oldu. Ancak… Şöyle bir bakın etrafınıza… İlaç ve doktordan başkasını tanımam diyenlerden bile olsanız fark etmeye başlamışsınızdır. Etraf yine büyücü dolmaya başladı.

Genlerimizin hafızası

Koca kazanlardan minicik haplara dönüşen o ilaçlar şimdi “tekrar bitkilerle, doğayla bir araya nasıl gelirse daha faydalı olur” diyerek bazıları tekrar döndü atalarımızın kadim bilgilerine. Çünkü şifanın ruhunda başlayıp bedeninde güç haline gelmesi için; birilerinin tekrar sana bir bütün olarak bakıp, seni sahiden görmesi, duyabilmesi gerekiyor. Gözlerinin içinden ruhuna inip onarıma orada başlaması... Bir yandan şükür ki doktorlar, ilaçlar varken; bir yandan da yaşama, iyi hissetmeye, dengede kalmaya dair daha bütüncül çözümler aramak adına ruhuna dokunana koşmak istiyor genlerimizin hafızası.

Ve yine kadınlar başı çekiyor. Atalarının izinden giden, kadım bilgileri gün ışığına çıkaran yeni nesil büyücüler onlar. Çünkü erkek bu defa da gücün ve ihtirasın peşinden koşmakla meşgul ve kadını toplumdan soyutlamaya çalıştıkça aslında farkında olmadan onlara yarattıkları zaman ‘bütünün hayrına’ olmaya başladı şükür ki!

Siz de tamamlayıcı tıp adı altında toplanan konularla dalga geçenlerdenseniz, unutmayın eczaneden aldıklarınız da bir nevi o kadim bilgilerin gelişmiş versiyonu. Hala içlerinde atalarının şifa genlerini taşıyan ve bunları uyandırmayı başaranların döngüsü devam ediyor. Unutulan kadim şifa bilimle birleşerek yeniden mucizelerini sunmaya başlıyor. Belki de bu döngü, insanlığın en eski özlemi: Hem bedenini hem ruhunu iyileştirecek bir bütünlük arayışı. Yaşadığımız dönemin hızıyla kaybolan dokunuş, anlayış ve sabrın arayışı.

Herkesin ihtiyacı

Şifa kişisel bir yolculuk aynı zamanda, herkesin de ihtiyacı ve reçetesi farklı. Bu yüzden izin verin eski ve yeni, gelenek ve teknoloji, bilgi ve sezgi el ele versin. Yüzyıllar öncesinden bugüne uzanan bu kadim miras, her nefeste, her karşılaşmada yeniden hayat bulsun. Çünkü şifa, yalnızca ilaçta değil, ilgi ve anlayışta da saklı. Ve belki de en büyük dönüşüm, insanların yeniden birbirini dinlemeyi, anlamayı, bir bardak şifalı çayı paylaşmayı öğrenmesiyle gerçekleşecek.

Peki, yazının başındaki cadılar kim mi? Onlara ne mi oldu? Hayır unutmadım. Hani o ava çıkamadığı için daha çok işe yaramaya çalışan erkekler vardı ya… Hah işte, onların bazıları daha da vaz geçilmez olmak için o kadınları tehdit gördüler. Kadınlarla farklı derdi olan başka erkeklerle birleştiler ve o kadınları cadı ilan ettiler. Kendileri saygın büyücüler; kadınlar yakılacak, avlanacak cadılar… Ama neyse bu başka bir yazının konusu aslında. Çünkü oradan başlayan alışkanlıkların bugün nereye vardığını anlatmaya doğru gider elim ki, bu değil bir köşe yazısı koca bir kitap konusu.

Şifa arayanlara kitap önerilerim

  • Seyir ve Can Borcu. İkisinin de yazarı Piraye.
  • Şifa Sende, Erhan Özer
  • 9 Kehanet (The Celestine Prophecy), James Redfield
  • 4 Anlaşma, Don Miguel Ruiz
  • Leyla’yı Bulmak, Serpil Coşan

Farklı bir kategori ama: Nexus, Nuval Yoah Harari. Özellikle cadıları ve dünyayı anlamanız için. İnanın bilmek şifaya açılan kapı.

© 2025 bmag - Tüm hakları saklıdır.

Iyzico ile ÖdeIyzico Logo