
Pasifik’ten Güney Amerika’ya: BBC'nin bu yıl için önerdiği rotalar
Hırvatistan’a giden birçok ziyaretçi, hemen yakınındaki Karadağ’ın da etkileyici sahil yerleşimlerine sahip olduğunu ve dağ köylerini birbirine bağlayan yeni yürüyüş rotaları sunduğunu bilmiyor. Aynı şekilde, her zaman popüler olan Buenos Aires’in karşı kıyısındaki Montevideo da tango, et restoranları ve mimari açıdan benzer bir kalite sunuyor; ayrıca Güney Amerika’nın en yeşil şehirlerinden biri. Roma “ebedi şehir” olabilir ancak Cezayir, kalabalıksız antik kalıntılarla dolu bir alternatif sunuyor.
BBC'nin bu yılki “en iyi seyahat noktaları” rehberi hem benzersiz deneyimler yaşatıp hem de turizmi yerel halkı destekleme, çevreyi koruma ve kültürel mirası yaşatma aracı olarak kullanan destinasyonlara yer veriyor.
Abu Dabi

Neden gidilmeli?
Kültür dünyasında büyük açılışlar ve eğlence parklarında yeni heyecanlar
Çöl havasında bu yıl belirgin bir beklenti hissi var. 2017’de Louvre Abu Dhabi’nin kapılarını açmasıyla duyurulan Saadiyat Kültür Bölgesi, uzun süren çalışmaların ardından nihayet en önemli aşamasına giriyor.
Dünyanın en büyük dijital sanat müzesi TeamLab Phenomena kısa süre önce açıldı. Bunun hemen ardından, ülkenin petrol zenginleşmesinden önceki hayallerini gözler önüne seren Zayed Ulusal Müzesi ziyaretçilerini ağırlamaya başladı. Emirliklerde inci dalıcılığı icat edilmedi ancak ülkenin bu konudaki tarihi oldukça zengin. Aynı şekilde İslam’ın etkisi, Arapçanın yayılışı ve ülkenin kurucusu merhum Şeyh Zayed bin Sultan Al Nahyan’ın vizyonu da müzede önemli bir yer tutuyor.
Müze yoğunluğunun ortasında bir diğer yeni yapı, bölgenin jeolojik yapısından ilham alınarak dev şeker küplerini andıran formda tasarlanan Abu Dhabi Doğa Tarihi Müzesi. Bunun yanı sıra, uzun süredir konuşulan ve sıkça ertelenen dev Guggenheim Abu Dhabi de yakında tamamlanacak. Ancak geniş modern sanat galerisi için en erken 2026 sonu konuşuluyor. (Tahmini 1 milyar ABD dolarlık maliyetten ise pek söz edilmemesi daha iyi.)
Abu Dabi sadece kültüre değil, eğlence turizmine de büyük yatırım yapıyor. Yas Adası’nın dev eğlence kompleksi genişletiliyor; Warner Bros. World Abu Dhabi’ye Harry Potter temalı bir bölüm ekleniyor ve Yas Waterworld’e yeni bir mega kaydırak ve eğlence alanı kuruluyor. Ayrıca Orta Doğu’nun ilk Disneyland’inin de önümüzdeki yıllarda yine Yas Adası’nda inşa edilmesi planlanıyor. Bugünkü Abu Dabi, bir zamanlar kumdan kaleler ve küçük yerleşimlerden oluşan halinden çok uzak; son derece iddialı bir dönüşümün içinde.
– Mike MacEacheran
Cezayir

Neden gidilmeli?
Roma kalıntıları, uçsuz bucaksız kumullar ve güçlü kültürel miras
Görkemli Roma kalıntıları, gerçeküstü çöl manzaraları ve farklı mimari stillerin iç içe geçtiği tarihi kentleriyle Cezayir, uzun yıllardır karmaşık vize sistemi nedeniyle turizme biraz mesafeli bir ülke olarak biliniyordu. Ancak Afrika turizminin “uyanmakta olan güzelini” artık keşfetme zamanı.
Cezayir, 2030 yılına kadar yıllık uluslararası ziyaretçi sayısını 12 milyona çıkarmayı hedefliyor ve bu doğrultuda önemli adımlar atıyor. Organize turlarla gelenlere varışta vize uygulaması başlatıldı. 2025 yılının Ağustos ayında Air Algérie’nin yeni yan kuruluşu Domestic Airlines faaliyete geçti. Ayrıca ülkenin kültürel mirasını korumaya yönelik devlet desteği artırıldı; bu kapsamda Cezayir’in 460.000 zanaatkârına eğitim ve destek sağlanması da planlanıyor.
2026 için birçok büyük tur operatörünün yeni programlar sunması, ülkeyi ziyaret etmeyi daha kolay hale getiriyor. Çoğu yolcu, Fenikeliler dönemine uzanan geçmişi ve farklı medeniyetlerin izlerini taşıyan sahil başkenti Cezayir’de seyahatine başlıyor. Üç bin yılı aşan yerleşim tarihini koruyan ve UNESCO Dünya Mirası listesinde yer alan Constantine ise ülkedeki diğer önemli duraklardan biri. Yakın bölgelerde, kalabalıklardan uzak şekilde gezilebilen Timgad ve Djémila’daki geniş Roma kalıntıları yer alıyor. Cezayir Sahrası’nın yüzlerce kilometre boyunca uzanan dalgalı kumulları ise çöl maceralarının kalbini oluşturuyor; Djanet vahası bu keşifler için ideal bir merkez konumunda.
– Sarah Reid
Colchagua Vadisi, Şili

Neden gidilmeli?
Şarap, gaucho kültürü ve yıldız gözlemi
Santiago’nun yaklaşık iki saat güneyinde yer alan Colchagua Vadisi, Arjantin sınırındaki karlı Andes Dağları’ndan başlayarak Pasifik kıyılarına kadar uzanıyor ve Tinguiririca Nehri’nin açtığı doğal koridor boyunca ilerliyor. Birçok gezgin, genellikle Patagonya veya Atacama’ya geçerken sadece Santiago’da kısa bir mola verse de, başkentten güneye doğru yapılacak birkaç günlük bir yolculuk; tarihi haciendaları, manzaralı yürüyüş rotalarını ve Şili’nin hızla yükselen uluslararası şarap sahnesinin kalbini ortaya çıkarıyor.
Vik adlı lüks bağ otelinin 2025’in en iyi şaraphanesi seçilmesinden çok önce bile, Colchagua’nın köklü bağları Viu Manent, Los Vascos, Casa Silva ve MontGras gibi işletmeler sakin tadım deneyimleriyle ziyaretçileri kendine çekiyordu. Bölgenin gastronomik kültürü ise özellikle Montes Winery’nin bağlarının ortasında yer alan Francis Mallmann’ın açık ve güneşli ateş mutfağı konsepti Fuegos de Apalta’da öne çıkıyor.
Gezginler bağların arasında konaklama şansı da buluyor. Saygın Lapostolle şarap üretici ailesine ait Clos Apalta, dağ yamacından dışarı doğru uzanıyormuş gibi görünen 10 modern villası ile dikkat çekiyor. Bu villalar, bölgenin mirası olan Carménère, Cabernet ve Syrah üzüm bağlarının üzerinde adeta süzülüyormuş hissi veriyor.
Şarabın ötesinde, Şili’nin gaucho kültürünün merkezinde yapılacak pek çok şey bulunuyor: rodeolar, yıldız gözlemi etkinlikleri (Cerro Chaman Gözlemevi buna dahil) ve yerel yaşamı deneyimleme fırsatları. Santa Cruz ve Lolol gibi kasabalar canlı pazarlarıyla ve İspanyol sömürge döneminden kalma kerpiç malikâneleriyle öne çıkıyor.
Bu yıl, Şili’nin ilk Şarap Rotası’nın 30’uncu yılı. Hâlâ bölgenin dünya standartlarındaki yemeklerini, şaraplarını ve güneşli atmosferine kapılıp biraz daha uzun kalmayı teşvik eden kültürünü gözler önüne seriyor.
– Alexandra Marvar
Cook Adaları

Neden gidilmeli?
Polinezya’nın cennet ülkesine yeni ve kolay erişim
Cook Adaları halkı misafir ağırlamayı seven bir topluluk – sonuçta Güney Pasifik’in en dışa dönük insanları olarak biliniyorlar. Yine de ada grubuna gelen turist sayısı Fiji gibi diğer Polinezya destinasyonlarına kıyasla oldukça düşük. Bu nedenle buraya geldiğinizde, bir tatil köyünde turist olmaktan çok, yerli halkın dünyasında gerçekten hoş karşılanan bir ziyaretçi gibi hissediyorsunuz.
En büyük ve en kalabalık ada olan Rarotonga’nın yüzölçümü yalnızca 67 kilometrekare olsa da Güney Pasifik’i özel kılan her şey burada toplanmış durumda: Tahiti’yi anımsatan üçgen zirveler, etrafını saran vahşi doğa ve masmavi lagün, köklü ve gururlu bir Polinezya kültürü… Rarotonga’nın ötesinde ise, balayı çiftlerinin gözdesi Aitutaki hariç, neredeyse tamamen size aitmiş gibi yaşayabileceğiniz 13 ada daha bulunuyor.
Adalarda yükselen “yalın lüks” konaklama anlayışı hızlı bir dönüşüm yaratıyor ve 2026 yılı, kültürel ve çevresel koruma açısından büyük bir ilerleme dönemi olacak. Dünyanın en büyük deniz parklarından biri olan Marae Moana’nın koruyucuları, en değerli bölgelerin korunması için çalışmaları güçlendiriyor. Aitutaki’deki bakir üçgen lagünde yer alan üç motu (küçük ada) artık özel koruma statüsüne sahip. Hükümet ayrıca derin deniz madenciliğine yönelik araştırmaları en az 2032’ye kadar ertelemiş durumda. Karada ise UNESCO Geçici Listesi’nde yer alan kutsal Maungaroa Vadisi, hâlâ hiç yapılaşmamış, nehirlerle ve tropik yağmur ormanlarıyla dolu doğal bir alan olarak varlığını sürdürüyor.
Üstelik Pasifik’in belki de en kusursuz küçük cennetine ulaşmak hiç bu kadar kolay olmamıştı. Hawaiian Airlines, Haziran 2025’te Honolulu–Rarotonga hattını daha uygun gündüz uçuşlarıyla ve Alaska Airlines bağlantılarıyla güçlendirdi. Jetstar ise Mayıs 2026’da Brisbane’den Rarotonga’ya ilk direkt uçuşları başlatacak.
– Craig Tansley
Kosta Rika

Neden gidilmeli?
Dünyanın en zengin biyolojik çeşitlilik alanlarından biri büyük bir dönüşümün eşiğinde
Bu küçük Orta Amerika ülkesine gelen gezginleri, doğayla bütünleşen nadir bir huzur ve vahşi yaşam buluşması karşılıyor. Yağmur ormanları ıssız sahillere kadar uzanıyor, macaw papağanları turkuaz koyların üzerinde süzülüyor ve Pasifik Okyanusu, dünya üzerindeki bilinen kara türlerinin yüzde 2,5’ini tek bir yarımadada barındıran kıyıları dövüyor. Sabahları uluyan maymunların sesleriyle uyanabilir, biyolüminesan ışıklarla dolu mangrov kanallarında kürek çekebilir, dünya standartlarında dalgalarla sörf yapabilir veya rehber eşliğinde nefes çalışmaları, meditasyon ve yoga pratiği sonrası Corcovado Ulusal Parkı’nın derinliklerine doğru yürüyüşe çıkabilirsiniz.
Başkent San José’den Puerto Jiménez’e yapılan direkt uçuşlar, bu uzak bölgeye ulaşmayı kolaylaştırırken, koruma alanında atılan önemli adımlar da hız kazanıyor. 2026 yılında yerel STK’lar ve ulusal kuruluşlar hem karada hem denizde korunan alanları genişletmeyi planlıyor; bu kapsamda ormandaki jaguar geçiş koridorları güçlendirilecek ve açık denizlerde göç eden köpekbalıkları için koruma çalışmaları artırılacak. Bölgedeki topluluk odaklı sörf okulları, bütünsel inziva merkezleri ve ekolojik konaklama tesisleri bu dönüşüme öncülük ediyor; macera, zihinsel denge ve yenileyici seyahati bir araya getiriyor. Sürdürülebilirlik yaklaşımıyla öne çıkan Lamangata Surf Resort, enerjisini güneşten sağlarken atık suyu geri dönüştürüyor. Blue Osa Yoga Retreat ise Osa Conservation ile iş birliği yaparak “Deniz Kaplumbağalarını Kurtarma” programı yürütüyor.
Osa Yarımadası, ziyaretçilere yavaşlamaları, okyanusun doğal ritmiyle bağ kurmaları ve bunu yaparken onu korumaya katkı sağlama fırsatı sunuyor. Aşırı turizmin etkilerinin hissedildiği bir dünyada, bu vahşi kıyı şeridi lüks ve sürdürülebilirliğin uyum içinde var olabileceğini kanıtlıyor.
– Pier Nirandara
Hebridler, İskoçya

Neden gidilmeli?
Viski patlaması, antik taş halkaları, beyaz kumlu plajlar ve samimi topluluklar
İskoçya’nın vahşi Atlantik kıyılarına dağılmış Hebrid Adaları, kutsal alanları, ıssız hissi veren plajları ve güçlü topluluk bağlarıyla uzun süredir gezginleri kendine çekiyor. Bu yıl ise adalar, övünmek için çok daha fazla sebebe sahip.
Dış Hebridler’in kuzey ucundaki Lewis Adası, Calanais Standing Stones için uzun zamandır beklenen ziyaretçi merkezini nihayet açıyor. Stonehenge’den bile daha eski olan bu gizemli haç biçimindeki taş halkası, artık daha iyi korunabilecek. Historic Environment Scotland, ilk kez ziyaretçi ücreti uygulayarak 5.000 yıllık Neolitik mirasın sürdürülebilir şekilde korunmasını hedefliyor.
Güneyde ise Barra Havalimanı’nın gelgitlerle açığa çıkan eşsiz sahil pistine inmek, hâlâ zamanda geriye yolculuk yapmak gibi hissettiriyor. Beyaz kumlu koyları ve ortaçağ Kisimul Kalesi ile ünlü ada, ilk viski damıtımevine kavuşuyor. Böylece Borve adlı küçük köy, dünya içki haritasında yerini alıyor. Viski, Güney Hebridler’deki Islay’ın zaten köklü bir geleneği. Yoğun is kokusuyla bilinen single malt İskoç viskisine artan küresel ilgi, adayı hızla dönüştürüyor. Viski açısından bakıldığında burası adeta Monopoly tahtasının son değerli karelerinden biri. 2026’da iki yeni damıtımevinin açılmasıyla adadaki toplam sayı 14’e çıkacak.
Bu yeni tesislerden ilki, Rosebank, Glengoyne ve Edinburgh Gin gibi tanınmış İskoç içki markalarının yaratıcılarından gelen Laggan Bay Distillery. Yılın ilerleyen döneminde ise ziyaretçiler, Fransız lüks devi LVMH’nin adanın ilk deneyim odaklı viski temalı oteli Ardbeg House’u da kapsayan Portintruan Distillery’yi gezebilecek.
Tüm ada, neredeyse kusursuz ve gurur verici bir İskoç misafirperverliği örneği olarak tasarlanmış gibi bir atmosfere sahip. Ziyaret etmeyi düşünüyorsanız, Mayıs ayında düzenlenen Islay’ın yıllık viski festivali Fèis Ìle için önceden yer ayırtmayı unutmayın.
– Mike MacEacheran
Ishikawa, Japonya

Neden gidilmeli?
Geleneksel el sanatları ve ödüllü sake kültürü
2024 yılının ilk gününde meydana gelen 7,6 büyüklüğündeki deprem, Japonya’nın Ishikawa Eyaleti’ndeki uzak Noto Yarımadası’nı ağır şekilde etkiledi. İki yıl sonra, bölge liderleri ziyaretçileri geri dönmeye çağırıyor; çünkü turizm, yeniden yapılanma sürecine en büyük desteği sağlayacak unsurlardan biri.
Eyaletin güneyinde yer alan Kanazawa şehri, Tokyo’dan hızlı trenle kolayca ulaşılabilen bir konumda bulunuyor. Ülkenin en ünlü bahçelerinden biri olan Kenrokuen’e ev sahipliği yapan şehir, aynı zamanda köklü geleneksel el sanatlarıyla da tanınıyor. Ziyaretçiler altın varak atölyelerine girip işin ustalarından eğitim alabilir veya kendi Kaga Yuzen ipek boyama çalışmalarını deneyebilirler. Ancak gerçek anlamda katkı sağlanabilecek yer, depremin vurduğu kuzeydeki Noto bölgesi. Burada “çiftlik misafirhaneleri”, konuklara pirinç ekimi gibi mevsimlik etkinliklere katılma imkânı sunuyor. Bu faaliyetlerden elde edilen gelir, hem ailelerin geçimine hem de yüzyıllardır ayakta duran Shiroyone Senmaida teraslı pirinç tarlalarının korunmasına destek oluyor.
Noto Yarımadası, Japonya genelinde deniz ürünleri, asırlık Wajima-nuri lak kaplama sanatının ürünleri ve ünlü Noto toji ustalarının ürettiği ödüllü sakeleriyle tanınıyor. Deprem sonrası birçok yerel sake üreticisi, “Noto Sakeyi Durdurmayın” projesi gibi girişimler sayesinde yeniden faaliyete geçmiş durumda. Bu projeler, elde edilen geliri doğrudan hasar gören bira ve sake imalathanelerine aktarıyor.
Aile işletmesi misafirhanelerde konaklayan, bölgedeki yeniden açılan restoranlarda yemek yiyen veya yerel zanaatkârların yaptığı el işlerini satın alan her ziyaretçi, Ishikawa’nın benzersiz geleneklerinin hayatta kalmasına katkı sağlıyor. Bu adımlar, evlerini ve kültürel miraslarını yeniden inşa eden toplulukların yanında olma fırsatı sunuyor. Böylece geçmişi güçlü olan bu bölgenin gelecek nesillere de ulaşması desteklenmiş oluyor.
– Mizuki Uchiyama
Komodo Adaları, Endonezya

Neden gitmeli?
Tarih öncesi canlılar, hassas mercan resifleri ve koruma odaklı turizm
Turkuaz renkli Flores Denizi’nden yükselen Komodo Adaları, dünyanın en etkileyici vahşi yaşam sahnelerinden birine ev sahipliği yapıyor. UNESCO Dünya Mirası listesindeki bu milli parkta, pembe kumlu plajlar savan tepeleriyle buluşuyor; mercan bahçeleri manta vatozlarıyla dolup taşıyor ve dünyanın son vahşi Komodo ejderi nüfusu özgürce dolaşıyor.
2026 yılında, parkın 45. yılı kapsamında yeni koruma programları ve ziyaretçi yönetim önlemleri devreye alınacak. Bu çalışmalar, hem Komodo ejderlerini hem de hassas mercan ekosistemlerini korumayı amaçlıyor. Singapur ve Kuala Lumpur’dan Labuan Bajo’ya başlayan direkt uçuşlar bölgeye ulaşımı kolaylaştırırken, sıkı izin süreçleri ve rehberli yürüyüşler sayesinde turizm gelirleri yerel halkı ve doğal yaşamı destekliyor.
Ziyaretçiler günübirlik teknelerle adaları gezebilir, yakın adalardaki eko-otellerde konaklayabilir veya geleneksel phinisi tekneleriyle koylar arasında seyrederek bölgeye daha derin bir bağ kurabilirler.
Komodo Adaları, amaç odaklı macera arayanlara eşsiz bir denge sunuyor: tarih öncesi hayvanlarla yakın karşılaşmalar, canlı deniz ekosistemleri ve turizmin doğayı korumak için kullanıldığı bir model.
– Pier Nirandara
Loreto, Baja California Sur, Meksika

Neden gitmeli?
Zengin deniz yaşamı, çöl adaları ve koruma odaklı keşif
Loreto Körfezi Milli Parkı’nın 30. yılı yaklaşırken, bölgedeki koruma çalışmaları daha da derinleşiyor. Park, Kaliforniya Körfezi’nde 200.000 hektardan fazla alanı koruyor ve mavi balinalar, deniz kaplumbağaları ile Kaliforniya deniz aslanı kolonilerine ev sahipliği yapıyor. Aynı zamanda Meksika’nın en önemli halk destekli çevre başarılarından biri olarak kabul ediliyor.
Bölgedeki korunan alanlar genişliyor. Geliştirilmekte olan Nopoló ve Loreto II adlı iki yeni milli park, binlerce hektarlık çöl kanyonlarını, mangrovları ve yaban hayatı koridorlarını ziyaretçilere açacak.
Loreto’nun cazibesi sadece doğasında değil. Koruma kültürü burada günlük yaşamla iç içe. Balıkçılıkla geçinen yerel halk, artık eğitimli doğa rehberleri olarak çöl adalarının çevresinde kano turları düzenliyor ve göç eden mavi balinaları gözlemleme etkinlikleriyle vatandaş bilimi çalışmalarına katkı sağlıyor. Ziyaretçiler balina tanımlama etkinliklerine katılabilir, sahil temizliği yapabilir veya müzik, yemek ve hikâye anlatımıyla dolu yıllık koruma festivallerinde yer alabilir.
Yerel topluluklar tarafından düzenlenen çöl yürüyüşleri ve birlikte hazırlanan yemekler, seyahat edenlere bölge kültürüyle bağ kurma fırsatı sunuyor. Tarihi misyonu, beyaz badanalı sokakları ve Sierra de la Giganta dağlarının ihtişamıyla Loreto hem sakin hem de etkileyici bir atmosfere sahip; ziyaretçilere iyileşen ekosistemlerin ve güçlü toplulukların parçası olma duygusunu veriyor.
– Diane Selkirk
Montenegro (Karadağ)

Neden gitmeli?
Işıltılı Kotor Körfezi ve bakir vahşi doğa
Dünyanın en genç egemen devletlerinden biri olan Karadağ, 2026’da 20. yılını kutlayacak. 650.000’den az nüfusu ve İlirya, Roma, Osmanlı ve Yugoslav izlerini taşıyan kültürel yapısıyla bu genç Balkan ülkesi, en çok etkileyici kıyı şeridiyle tanınıyor. Özellikle benzerliği fiyortları andıran büyüleyici Kotor Körfezi, iyi korunmuş Venedik dönemine ait kalıntıları ve surlarla çevrili eski kentleriyle öne çıkıyor. Adriyatik kıyısındaki tatil beldeleri ise, komşu Hırvatistan’ın yoğun sahillerine alternatif arayan gezginler arasında giderek daha fazla ilgi görüyor.
Ülkenin iç bölgeleri, ziyaretçilerin çoğu tarafından keşfedilmese de eşsiz doğal güzellikler sunuyor. Akarsu ovalarının yükselerek karst kayalıklarına ve keskin zirvelere dönüştüğü bu bölgeler, tarihi ve biyolojik çeşitlilik açısından dikkat çekiyor. Karadağ’ın eski kraliyet başkenti Cetinje, manastırlar, saraylar ve müzelerden oluşan kompakt yapısıyla ülkenin geçmişine dair önemli ipuçları veriyor. Avrupa’nın en önemli kuş alanlarından biri olan Skadar Gölü ise yaklaşık 281 türle bir biyolojik çeşitlilik merkezi niteliğinde.
Karadağ’ın en çarpıcı yönü, dramatik dağ silsileleri. Prokletije Dağları, Avrupa’nın nadir kalan gerçek vahşi doğa alanlarından biri olarak kabul ediliyor. Sarp zirveler, sık ormanlar ve buzul göllerinden oluşan bu bölge kurtlara ve ayılara ev sahipliği yapıyor. Dağ sistemi aynı zamanda birçok yürüyüş rotasıyla çevrili. Bunlar arasında öne çıkan 192 km’lik Balkan Zirveleri rotası, Karadağ’ın yanı sıra Arnavutluk ve Kosova’dan da geçiyor. Bu rota, uzak dağ köylerinin terk edilmesini önlemeyi ve yerel halk için sürdürülebilir turizm yoluyla gelir oluşturmayı amaçlıyor.
– Shafik Meghji
Oregon Coast, ABD

Neden gitmeli?
ABD’nin en etkileyici kıyı şeritlerinden birini keşfetmenin yeni yolları
Yaklaşık 370 mil boyunca uzanan Oregon Sahili, kuzeyde Columbia River Gorge’un dramatik kayalıklarından başlayıp güneyde dev sekoya ormanlarına kadar uzanan güçlü ve etkileyici bir manzara sunar. Dalgaların dövdüğü kıyılar, sık ladin ve çam ormanlarıyla buluşur; sisin içinden yükselen yalnız deniz fenerleri manzarayı tamamlar. Göç eden balinalar ise küçük balıkçı kasabalarının açıklarında kendini gösterir. 1967’de yürürlüğe giren tarihi yasa sayesinde Oregon, kıyısının tamamı tüm halka açık olan tek eyalet olma özelliğini taşır.
Kaliforniya kıyılarına kıyasla daha az ziyaret edilse de, Oregon’un beyaz kumlu plajları ve sisli kayalık burnuları ABD’de yapılabilecek en özel yolculuklardan birini oluşturur. Sustainable Travel International’dan Kaitlyn Brajcich’e göre 2026’da özel aracı olmayanlar ve elektrikli araç sahipleri için bölgeye ulaşmak daha kolay hâle geliyor.
Bölgede yaz sezonunda çalışan yeni servisler Portland ile kıyı destinasyonlarını birbirine bağlıyor. Genişleyen elektrikli araç şarj ağı, çevre dostu yolculukları daha sorunsuz hale getirirken, birçok kasabada bisiklet kiralama imkânı sunuluyor. Dileyenler, eyalet sınırından eyalet sınırına uzanan 370 millik sahil bisikleti rotasını da deneyebilir.
Brajcich, bölgenin taze deniz ürünlerinin artık daha fazla yerel tüketildiğini, bunun da uzun süredir bu sulardan geçimini sağlayan kıyı topluluklarını desteklediğini söylüyor. Kum üzerine serilen Mobi-Mat yollar ve ücretsiz sahil tekerlekli sandalyeleri sahile erişimi artırıyor. Wheel the World iş birliğiyle erişilebilir konaklama ve deneyimlerin haritalanması da ziyaretçilere kolaylık sağlıyor. Every Stay Gives Back üzerinden yapılan otel rezervasyonları ise bu vahşi ve sevilen kıyıyı koruyan çevre kuruluşlarına katkı sağlıyor.
– Eliot Stein
Oulu, Finlandiya

Neden gitmeli?
2026 Avrupa Kültür Başkenti olarak yaratıcı bir Arktik şehir
Arktik Daire’nin hemen altında yer alan Oulu, 2026’da Avrupa Kültür Başkentlerinden biri olarak öne çıkıyor. Bu unvan, Finlandiya’nın sakin kuzey bölgelerine bakış açısını değiştirmeyi hedefliyor. Şehir zaten Dünya Hava Gitarı Şampiyonası’na ev sahipliği yapması ve kendisini “dünyanın kış bisikleti başkenti” ilan etmesiyle dikkat çekiyordu.
Ocak ayından itibaren Oulu ve çevresindeki köylerde yıl boyunca devam eden bir kültür takvimi gerçekleştirilecek. Bu program; kutlamalar, pop-up etkinlikler, sanat enstalasyonları ve sergilerle gelişen bir festival havası taşıyor.
Bu özel gastronomi projesi, bölgenin zorlu toprak ve iklim koşullarının şekillendirdiği Kuzey-Arktik tatlarını öne çıkarıyor. Tadım etkinlikleri ve özel menülerle Oulu’nun kendine has mutfak kültürü ziyaretçilere sunuluyor.
Finli sanatçılar ve bilim insanlarının ortak çalışmasıyla hazırlanan Climate Clock, yedi parçadan oluşan bir kamusal sanat rotası. Her eser, yaratıcılık, iklim değişikliği ve “doğanın zamanı”na olan bağımız gibi temaları yansıtıyor. Bu proje, şehrin daha yavaş, daha bilinçli bir seyahat anlayışını teşvik etme çabasını destekliyor.
Kültür programının ötesinde Oulu, rüzgârlı adaları, deniz fenerleri boyunca uzanan günbatımı yürüyüşlerini ve elbette klasik Finlandiya sauna kültürünü sunuyor. 2026’da bölgenin vahşi doğası, Arktik mirası ve modern yaratıcılığı birleşerek bu kuzey şehrini Avrupa’nın en ilgi çekici duraklarından biri haline getiriyor.
– Laura Hall
Philadelphia, ABD

Neden gitmeli?
ABD'nin 250. yılı ve büyük bir spor takvimi
Amerika Birleşik Devletleri, 4 Temmuz 1776’da Philadelphia’da kuruldu. 2026’da şehir, ülkenin 250. yıl dönümünü yıl boyunca sürecek tarih, spor ve sanat etkinlikleriyle yeniden ulusal ilginin merkezine taşıyacak.
Kutlamaların en dikkat çeken bölümü, Philadelphia’nın yenilikçi geçmişini onurlandıran 52 Weeks of Firsts etkinlik serisi. Her cumartesi farklı bir mahallede düzenlenen “First-ival” etkinlikleri; çift odaklı gözlüklerin icadı gibi icatları ya da sürekli olarak Afro-Amerikan mülkiyetinde kalan en eski arazi olan Mother Bethel AME Kilisesi’nin kuruluşu gibi ilkleri öne çıkarıyor. Konuşmalar, performanslar ve yerinde düzenlenen etkinlikler, bu tarihi anların yaşandığı noktalarda gerçekleşiyor.
Şubat–Eylül 2026 arasında The Franklin Institute, dünyanın en popüler tema parklarından birinin mühendislik ve tasarım süreçlerini gözler önüne seren Universal Theme Parks sergisine ev sahipliği yapacak.
Mural Arts Philadelphia – ülkenin en büyük kamusal sanat organizasyonu – “Printmaking by the People” kapsamında 50’den fazla sanatçı liderliğinde atölye düzenleyecek. Ziyaretçiler, ücretsiz etkinliklere katılarak modern demokrasinin ne ifade ettiğini yansıtan yeni bir duvar resminin şekillenmesine katkı sunabilecek. Yerel sanatçıların rehberliğindeki mural turları ise doğrudan topluluk sanat programlarına ve eğitim projelerine kaynak sağlıyor.
Sporseverler için de 2026 oldukça hareketli geçecek. Philadelphia, FIFA Dünya Kupası maçlarına, MLB All-Star Game’e, NCAA March Madness karşılaşmalarının bazı bölümlerine ve PGA Championship’e ev sahipliği yapacak. Ayrıca Rocky Balboa’nın Philadelphia Sanat Müzesi merdivenlerinde koşmasının 50. yılı onuruna düzenlenen RockyFest de şehirde büyük ilgi çekecek.
Tüm bu etkinlikler, Philadelphia’yı 2026 yılında tarih, yaratıcılık ve kent gururuyla dolu bir destinasyon haline getiriyor.
– Mizuki Uchiyama
Phnom Penh, Kamboçya

Neden gitmeli?
Yaratıcı ve sürdürülebilir açılımlarla dönüşen başkent
Phnom Penh, uzun yıllar Siem Reap’in gölgesinde kalsa da 2026’ya güçlü bir giriş yapıyor. Ülkenin bugüne kadarki en büyük altyapı yatırımı olan yeni Techo Uluslararası Havalimanı hizmete giriyor. Devasa gümüş bir Buda figürüyle dikkat çeken bu modern terminal, 2026 boyunca BAE, Türkiye, Çin ve Japonya gibi ülkelerden yeni hatlar açarak şehre ulaşımı her zamankinden daha kolay hale getirecek.
Son yıllarda hızla değişen Phnom Penh, artık sürdürülebilir şehir turizminin örneklerinden biri olarak öne çıkıyor. Bir zamanlar sadece tek bir trafik ışığı olan kent, bugün yaya dostu Chaktomuk Walk Street gibi projelerle dönüşüyor. Nehir kıyısındaki bu araçsız cadde, hafta sonları Khmer sokak lezzetleri, el işi ürünler ve canlı müzikle renklenen bir festival alanına dönüşüyor. Yeni açılan Rosewood Phnom Penh oteli ise elektrikli tuk-tuklarla misafirlerini gezdirerek çevre dostu ulaşımı destekliyor.
Şehrin sıcak ve davetkâr atmosferi tesadüf değil. Ünlü Kamboçyalı mimar Vann Molyvann’ın, hiçbir yapının Kraliyet Sarayı’ndan yüksek olamayacağı yönündeki vizyonu hâlâ etkisini sürdürüyor. 2026’da Molyvann’ın 1960’lardan kalma evi, tasarım odaklı bir kafe ve mini müze olarak yeniden açıldı ve genç mimarlara ilham veriyor. Şehirdeki diğer Modernist yapılar da genç yaratıcılar tarafından restore edilmeye başlandı.
Kente dönen genç Kamboçyalılar sayesinde sürdürülebilir butiklerin, damıtımevlerinin ve üçüncü nesil kahve dükkânlarının sayısı hızla artıyor. Ziyaretçiler yöresel bitkilerle üretilmiş ödüllü içkileri tadabilir, geçmişte savaş döneminde yasaklanmış Khmer yemeklerini deneyebilir ve tarihî dükkân evlerinin sıralandığı yeşil sokaklarda dolaşabilir.
Phnom Penh, 2026’da hem kültürel köklerine sahip çıkan hem de yenilikçi bir gelecek inşa eden enerjik bir başkent olarak öne çıkıyor.
– Claire Turrell
Guimarães, Portekiz

Neden Gitmeli?
Portekiz’in doğduğu şehir ve 2026 Avrupa Yeşil Başkenti
Porto’nun yaklaşık 65 km iç kısmında bulunan Guimarães, 12. yüzyılda Portekiz’in doğduğu şehir ve ilk başkent olarak kabul edilmesine rağmen hâlâ şaşırtıcı şekilde az bilinen bir destinasyon. Korunmuş Orta Çağ merkezi; taş döşeli meydanları, dar sokakları, görkemli sarayları ve Michelin yıldızlı restoranlardan samimi kafelere kadar farklı seçenekler sunan teraslı mekanlarıyla dikkat çekiyor. Şehirden kısa bir mesafede bulunan Citânia de Briteiros ise MÖ 9. yüzyıla uzanan etkileyici bir tepeli yerleşim alanı.
Guimarães sadece tarihiyle değil, enerjisiyle de öne çıkıyor. Portekiz’in en eski üniversite şehirlerinden biri olması sayesinde nüfusun neredeyse yarısı 30 yaşın altında. Bu genç ruh, modern sanat galerilerinden eski manastırlardaki müzelere, dönüştürülmüş fabrika mekânlarından yaratıcı atölyelere kadar şehrin her köşesinde hissediliyor.
2026 yılı, Guimarães için önemli bir dönüm noktası. Şehir hem UNESCO Dünya Mirası ilanının 25’inci yılını kutluyor hem de iki on yıllık sürdürülebilirlik çalışmalarının sonucu olarak Avrupa’nın Yeşil Başkenti unvanını taşıyor. Yeni oluşturulan yeşil şehir alanları, dönüştürülmüş tarihi yapılar ve yenilenen nehir kıyıları ziyaretçilerin keyifle gezebileceği noktalardan bazıları. Tüm bu projeler, şehirdeki elektrikli otobüs ağıyla birbirine bağlanmış durumda. Guimarães, kendinden emin, yenilikçi ve 2026'nın en dikkat çekici Avrupa şehirlerinden biri olmayı sürdürüyor.
– Norman Miller
Samburu, Kenya

Neden Gitmeli?
Kalabalıktan Uzak Manzaralar, Nadir Yaban Hayatı ve Kenya’nın Yeni Astro-Turizm Deneyimleri
Nairobi’nin yoğunluğu ve Masai Mara’nın trafik karmaşasından uzakta kalan Samburu County, kuzey Kenya’nın uzak bir bölgesi olmasına rağmen uzun süredir çevre ve topluluk temelli koruma çalışmalarına öncülük ediyor. 2026’da bölge; yeni astro-turizm girişimi, doğa koruma odaklı iki yeni kamp (Basecamp Samburu ve Soroi Samburu Lodge) ve yeniden ağaçlandırma ile yenilenebilir enerjiye öncelik veren iklim değişikliği eylem planıyla etkisini artırıyor.
Ewaso Nyiro Nehri boyunca uzanan yarı kurak arazilerde ziyaretçiler, Samburu (Lokop) halkının geleneklerini tanıtan artan sayıda koruma alanı ve topluluk projesiyle karşılaşıyor. 2026 ortasında tamamen açılacak olan Soroi Samburu Lodge’da misafirler yerel girişimleri ziyaret edebiliyor, akşam ateşi başında Samburu topluluğunun üyeleriyle sohbet edebiliyor.
Samburu’daki dokuz koruma alanının merkezinde yaban hayatı koruma çalışmaları yer alıyor. Bölge, yalnızca kuzey Kenya’ya özgü nadir hayvan türlerinden oluşan “Samburu Özel Beşlisi” ile biliniyor. Saruni Basecamp ile siyah ve beyaz gergedanları izlemek mümkün; her iki türün nüfusu son bir yılda artış gösterdi. Topluluk tarafından işletilen Reteti Fil Sığınağı’nda yetim bırakılmış fillerin bakımına yardım edebilir, ziyaretçi merkezinde koruma çalışmalarını öğrenebilirsiniz.
Gökyüzüne ilgi duyanlar için 2025 Eylül’de başlatılan Samburu Sopa Lodge astro-turizm projesi bölgenin ilk örneği. Ziyaretçiler yerel rehberlerden kadim yıldız hikâyelerini dinleyebilir, Kenya’nın ilk astro-turizm planyetaryumunda astrofizikçilerle buluşabilir ve Basecamp Samburu’nun özel yıldız izleme yataklarında, her iki yarımküreden görülebilen takımyıldızları altında uyuyabilir.
– Alicia Erickson
Santo Domingo, Dominik Cumhuriyeti

Neden Gitmeli?
Yeniden Doğan Bir Şehrin Festivallerle Dolup Taşan Enerjisi
2026 yılında Santo Domingo kutlamalara hazırlanıyor. 24 Temmuz–8 Ağustos tarihleri arasında düzenlenecek olan 25. Orta Amerika ve Karayip Oyunları’na ev sahipliği yapacak şehir, 37 ülkeden sporcuları ağırlayarak yarışmanın 100. yılını kutlayacak. Amerika kıtasındaki en eski Avrupa şehri olan Santo Domingo, bu büyük etkinlik için yeniden canlanmış durumda.
2025 yılında 16. yüzyıldan kalma Zona Colonial bölgesi kapsamlı bir restorasyon sürecinden geçti. Bu yenileme kapsamında 15 tarihi yapı cephesi ve 11 parke taşlı sokak restore edildi. Juan Pablo Duarte Olimpiyat Merkezi de güncellendi; görme engelli ziyaretçilere rehberlik eden dokunsal yönlendirme şeritleri eklenerek hem Oyunların hem de şehrin daha kapsayıcı hale getirilmesi hedeflendi.
Ziyaretçiler, şehrin yakınındaki beyaz kumlu plajları ve dünya standartlarındaki müzik sahnesini keşfetmeli. Merengue ve bachata kültürünün kalbi olan Santo Domingo, Şubat’taki Karnaval kutlamalarına ve yaz aylarında düzenlenen çok günlük Merengue Festivali’ne bu ritimlerle hayat veriyor. Mart ayında Isle of Light festivali geri dönüyor; ayrıca 10 yıl aradan sonra merakla beklenen Presidente Festivali de Latin Amerika’nın önde gelen müzik etkinliklerinden biri olarak Dominikli ve Latin Amerikalı sanatçıları yeniden sahneye taşıyacak.
2026’da açılacak lüks oteller arasında yaz aylarında hizmete girecek Hyatt Place Santo Domingo Piantini bulunuyor. Ayrıca Rincón Körfezi’ne bakan Samaná Yarımadası’ndaki yeni villa konseptli Otama da kısa süre önce kapılarını açtı. Otama, Santo Domingo’dan Samaná bölgesine helikopterle özel transfer imkânı sunuyor. Bir zamanlar korsanların saklanma yeri olan bu bölge; koyları, yağmur ormanları ve turkuaz sularıyla dikkat çekiyor ve Mayıs 2025’te Ekoturizm Bölgesi ilan edildi.
– Eva Sandoval
The Slocan Valley, British Columbia, Kanada

Neden Gitmeli?
Kanada tarihinin önemli bir dönemini onurlandıran etkileyici bir rota
Berrak gölleri, sık ormanları ve Purcell ile Selkirk dağlarının çevrelediği doğal yapısıyla Slocan Vadisi, uzun süredir doğanın sert ve vahşi güzelliğini arayan gezginleri kendine çekiyor. 2026 yılında açılacak Japon-Kanada Miras Yolu ise bu coğrafyaya daha derin bir anlam katacak. Bu kendi kendine gezilebilen rota, II. Dünya Savaşı sırasında buraya zorla getirilen Japon kökenli Kanadalıları anmak için oluşturuldu.
1942–1946 yılları arasında 22.000’den fazla Japon kökenli Kanadalı, kıyı bölgelerindeki evlerinden koparılarak çiftlik arazilerine ya da Slocan Vadisi’ndeki Sandon gibi terk edilmiş madencilik kasabalarına inşa edilen geçici kamplara gönderildi. Zor koşullara rağmen – evlerin, işlerin ve toplulukların kaybı – burada okullar, bahçeler, kültürel alanlar ve dayanışma ağları kurdular. Bu dönemde büyüyen nesiller sonraki yıllarda Kanada’nın kültürel, akademik ve toplumsal yaşamına büyük katkılar sağladı.
Araba, bisiklet veya yürüyüşle ulaşılabilen yeni 60 km’lik rota; müzeleri, anıt bahçelerini, göl kıyısındaki bir gözaltı alanını ve Japon-Kanadalı ailelerle birlikte hazırlanan topluluk sergilerini birbirine bağlıyor. Güzergâh boyunca ziyaretçiler, çiftlikten sofraya restoranlarda mola verebilir, Slocan Gölü’nün durgun sularında kano yapabilir, el sanatları atölyelerini gezebilir, kaplıcalara girebilir ya da kadim ormanlarda shinrin-yoku (orman banyosu) deneyimi yaşayabilir.
Bu rota, Kanada tarihinin karanlık ve belirleyici bir dönemini yerinde hissederek anlamak için etkileyici bir fırsat sunuyor. Günümüzde aidiyetle ilgili sorular daha da önem kazanırken, vadideki topluluklar için bu girişim hem geçmişi onurlandırıyor hem de bölgenin geleceğini destekliyor.
– Diane Selkirk
Uluru, Avustralya

Neden Gitmeli?
Anlamlı bir yıldönümü ve kadim, kutsal topraklarda yeni bir yürüyüş deneyimi
Ekim 2025, kutsal Uluru’nun Anangu Geleneksel Sahiplerine iadesinin 40’ıncı yılını işaret etti. Bu tarihi adım, Avustralya’nın Aborjin alanlarıyla kurduğu ilişkiyi derinden değiştirmeye devam ediyor. Bir zamanlar ziyaretçilerin “Ayers Rock” olarak bilinen bu kayaya tırmanmaları teşvik edilirken, bu uygulama 2019’da tamamen yasaklandı. Günümüzde Anangu halkı kendi hikâyelerini kendi koşullarıyla aktarıyor ve ziyaretçiler bu kadim topraklarla daha derin, daha saygılı bir bağ kurabiliyor.
Yılın en önemli gelişmelerinden biri, Uluru-Kata Tjuta Signature Walk’ın hayata geçmesi olacak. Beş gün, dört gece süren bu yürüyüş, Kata Tjuta’nın yükselen kaya kubbelerini Uluru’nun ünlü kırmızı kaya tabanına bağlayan toplam 54 km’lik (33,5 mil) bir parkuru kapsıyor. Rota, genel ziyaretçilere kapalı olan çöl meşe ormanları, spinifex çayırları ve kırmızı kumullardan geçen Anangu tarafından belirlenmiş patikalardan ilerliyor.
Bu yürüyüş aynı zamanda ziyaretçilerin Uluru-Kata Tjuta Ulusal Parkı içinde konaklayabilecekleri tek yol olma özelliği taşıyor. Bu ayrıcalık, Geleneksel Sahiplerle on yıllık iş birliğinin sonucu olarak mümkün oldu. Yürüyüş boyunca doğal ortama uyum sağlayan özenle tasarlanmış eko kamplarda ve çöl renklerine karışan yeni bir lodge’da konaklama sunuluyor. Şimdiden Avustralya’nın “Great Walks” listesine giren yürüyüş; gün doğumu rotaları, yıldız gözlem terasları ve yerli toplulukların öncülük ettiği atölyelerle birleştiriliyor. Elde edilen gelirlerin bir kısmı doğrudan topluluk ortaklarına aktarılıyor.
Parkurun ötesinde, ziyaretçileri iki etkileyici gece deneyimi bekliyor: Anangu’nun öncülüğünde hazırlanan ve çöl üzerinde ışık ve drone gösterisi sunan Wintjiri Wiru, ile Bruce Munro’nun 50.000 ışıklı sapla oluşturduğu ve 2026’da 10. yılını kutlayacak Field of Light enstalasyonu.
– Ellie Cobb
Uruguay

Neden Gitmeli?
Flamingolarla dolu lagünler, dünya standartlarında etler ve sürdürülebilir bir yaklaşım
Brezilya ve Arjantin arasında yer alan Uruguay, Güney Amerika’nın en küçük ülkelerinden biri olmasına rağmen etkileyici bir çeşitlilik sunuyor. Kolonyal mimariden yaban hayatı deneyimlerine, rüzgârlı kumullardan huzurlu kıyı kasabalarına kadar pek çok farklı atmosferi bir arada barındırıyor. Ülke, aynı zamanda bölgenin en ilerici destinasyonlarından biri olarak öne çıkıyor.
Uruguay, elektriğinin %98’ini yenilenebilir kaynaklardan üretiyor; LGBTQ+ gezginleri için kıtanın en güvenli yerlerinden biri olarak kabul ediliyor ve “Uruguayans by Nature” kampanyasıyla ziyaretçileri çevreye saygı göstermeye ve yerel toplulukları desteklemeye teşvik ediyor.
Yaklaşık 3,5 milyon nüfusun yarısından fazlası, hareketli atmosferine rağmen bir sahil kasabasının rahatlığını taşıyan başkent Montevideo’da yaşıyor. River Plate’in karşı kıyısındaki Buenos Aires’in gölgesinde kalsa da Montevideo, tangonun doğduğu şehirlerden biri olması, dünya çapında ünlü et restoranları ve Ocak–Mart arasında en az 40 gün süren Güney Amerika’nın en uzun karnavalıyla dikkat çekiyor.
Başkentten ayrıldığınızda, Portekiz kökenli Colonia del Sacramento’nun zengin mimarisi karşınıza çıkıyor. Ülkenin verimli pampa çayırları ise dünyanın en kaliteli etlerinin üretildiği sığır çiftlikleriyle dolu. Uruguay kıyıları; muhteşem plajlar, sörf noktaları, eğlence dolu tatil kasabaları ve sakin balıkçı köyleriyle çeşitlilik sunuyor. Laguna de Rocha ve Laguna Garzón’un flamingolarla kaplı lagünleri ile Cabo Polonio’nun dalgalı kumulları da bölgenin öne çıkan doğal güzelliklerinden.
– Shafik Meghji
Benzer Haberler

Polonya’nın Wroclaw kentinde düzenlenen Avrupa’nın en büyük LEGO sergisi

Polonya’nın kış harikası: Zakopane kar labirenti

Şarkılardan bir hikâye: “Dönmek İçin Eve” albüm filmi








