Haber kapak görseli
Genel
5 dk okunma süresi
All About History

SS’in karanlık kültürü: Heinrich Himmler ve Nazi Almanyası’nın okült dünyası

İçeriği Paylaş

Heinrich Himmler’in liderliğindeki SS, Nazi Almanyası’nın yalnızca askerî ve siyasi gücünü temsil eden bir örgüt değildi. Okült inançlar, mistik ritüeller, sözde Aryan mirası ve kadim Germen kültürüne duyulan takıntı, SS’in ideolojik dünyasının önemli parçaları hâline geldi. Ahnenerbe’nin Tibet seferinden cadı avlarına uzanan araştırmaları, Himmler’in gizemli danışmanı Karl Maria Wiligut’un etkisi ve ırkçı ideolojiyi “bilimsel” gösterme çabaları, Nazi rejiminin karanlık zihniyetini ortaya koyuyordu. Peki Himmler’in SS’i neden kadim bilgilerin, mitlerin ve okült öğretilerin peşine düştü? Bu gizemli arayış, Nazi Almanyası’nın en korkunç politikalarıyla nasıl birleşti?

Heinrich Himmler’in gençlik yıllarında katıldığı ezoterik Artaman Birliği ve burada aldığı siyasi terbiye, hayatının ilerleyen dönemlerindeki pek çok girişimine yön verdi. 1929’da, Nazi Partisi’nin elit kesiminin güvenliğinden sorumlu olan Schutzstaffel’in (SS) başına getirildiğinde, bu birliği sıradan bir sokak çetesi olmaktan çıkarıp disiplinli bir yapıya büründürmeye kararlıydı. Hızla işe koyuldu ve SS’i, Orta Çağ’da Baltık bölgesinin karanlık ormanlarına ve dağlarına kılıç zoruyla hükmeden Töton Şövalyeleri gibi militan bir askerî örgüte dönüştürmeye başladı. Weimar döneminin muştalı sokak kavgacılarından, ideolojik ve mistik temellerle donatılmış bir yapıya geçiş yapmak istiyordu.

Himmler’in okült eğilimlerinin çoğu ilk başlarda kapalı kapılar ardında kalsa da bazı noktalarda kendini açıkça gösteriyordu. Sözgelimi, SS’in çift yıldırım şeklindeki ünlü sembolünün yanı sıra örgütün çeşitli birimlerinin amblemleri Guido von List’in runik alfabesinden esinlenmişti.

Alman toplumunda marjinal mistiklere yönelik tepki giderek artsa da Himmler onlara kucak açarak kendi saflarına katmaktan çekinmedi ve çeşitli görevlerde çalıştırdı. 1935 yılında başka bir isimle kurulan ve daha sonra Ahnenerbe (tam adı Forschungs- und Lehrgemeinschaft das Ahnenerbe / Ataların Mirasını Araştırma ve Öğrenim Cemiyeti) ismiyle SS’in bir uzantısı haline gelen sözdebilim örgütü, Himmler’in çok önem verdiği kurumlardan biriydi.

Aryanların efsanevi kökenlerini araştırmak ve bu kadim bilgilere ulaşmak ya da onları yeniden canlandırmak amacıyla kurulan Ahnenerbe, zamanla devasa bir kuruma dönüştü. Bünyesinde, son derece spesifik alanlara odaklanan bölümler vardı.

Örneğin, Hausmarken und Sippenzeichen (Ev ve Aile Amblemleri), Wurtenforschung (Yerleşim Höyükleri Araştırması), Indogermanische Rechtsgeschichte (İndo-Germenlerin Hukuk Tarihi) ve Volkserzählung, Märchen und Sagenkunde (Halk Hikâyeleri, Peri Masalları ve Mitler) gibi departmanlar oldukça dar kapsamlı konular üzerinde araştırmalar yapıyordu. Kurumun başındaki Wolfram Sievers ise tahmin edileceği üzere, Artaman Birliği’nin eski üyelerinden biriydi.

Belki de Ahnenerbe’nin en sansasyonel girişimi, 1938-39 yıllarında düzenlenen Tibet keşif gezisiydi. Bu yolculuk, Atlantis/Thule’un felaketle sulara gömülmesinden sonra Naziler tarafından hayatta kaldığına inanılan diğer “saf” Aryan kültürüyle sözde ortak bir mirası araştırmayı amaçlıyordu. Ekibin lideri, Nazi Almanyası’nın maceraperest kâşifi Ernst Schäfer, yola çıkmadan önce Himmler’in mistik akıl hocası Karl Maria Wiligut ile görüştü. Wiligut, ona Tibetli lamaların gizemli öğretilerinden bahsetti ve bunların kadim Aryan kültürüne dayandığını ileri sürdü. Görüşmeden sonra Schäfer, Wiligut’un bu gizli teknikleri kullanarak düşüncelerini okuduğuna ikna olmuştu. Bu deneyim, onun Tibet gezisine olan motivasyonunu daha da güçlendirdi ve Nazi mistisizminin bu kadim bilgilerle örtüştüğüne dair inancını pekiştirdi.

Bu keşif gezisi, önyargıları doğrulama ve bulguları taraflı bir gözle yorumlama konusunda tam bir başyapıttı. Tibet’e vardıklarında bir kış gündönümü ritüeli gerçekleştirmeyi de ihmal etmeyen ekip üyeleri, yanlarında çeşitli tarihi objeler ve kutsal metinlerle Almanya’ya döndü. Bunların, Nasyonal Sosyalizm ile Tibet Budizmi’nin ortak bir Aryan mirasına sahip olduğunu kanıtladığına kendilerini inandırmışlardı. Himmler, örgütünün bu çalışmalarından o kadar memnundu ki Hitler’in 50. yaş gününde ona Ahnenerbe’nin “büyük keşiflerini” anlatan özel deri ciltli kitaplar hediye etti. Bu armağanla hem Führer’i etkilemek hem de mistik ideolojisinin ne kadar ileri gittiğini göstermek istemişti.

Himmler’in okült öğretilere duyduğu muazzam ilgi, Ahnenerbe’nin geniş kapsamlı bir kuruma dönüşmesine rağmen devam etti. Bu tutkulu arayış onu, Hexen-Sonderauftrag (Özel Cadı Görevi) veya diğer adıyla H-Sonderkommando (H-Özel Birliği) birimini kurmaya yönlendirdi. Birimin görevi, geçmişteki cadı avları ve mahkemeleriyle ilgili halk hikâyelerini ve tarihi objeleri derleyip kayıt altına almaktı. Bu projeyle Himmler, Alman tarihine dair kendi kurguladığı mistik anlatıyı zenginleştirmeyi ve halkı bu anlatıya inandırmayı hedefliyordu.

Ekip, cadı avlarına dair yapılan çalışmalar sonucunda, “Hexenkartothek” adı verilen ayrıntılı bir arşiv oluşturmayı başardı. Bu arşivde, güçlü ve tutkulu Germen paganlarının zayıf iradeli Kilise ile mücadelesini anlatan sayısız hikâye vardı. Ahnenerbe ile bazı ortak çalışma alanlarına sahip olmalarına rağmen, “yaratıcı” bir keşif sayesinde bu kuruma dâhil edilmekten kaçınmayı başardılar. Himmler’in, 1629’da cadı olduğu gerekçesiyle yakılarak öldürülen Margareth Himbler’ın soyundan geldiğini iddia etmişlerdi. Himmler’in projeye olan ilgisini artıran bu iddia sayesinde birim bağımsız olarak çalışmalarına devam edebildi.

Söz konusu hayali geçmişin büyülü ritüellerle ve masal kahramanlarıyla süslenerek kayıt altına alınması saçma ve zararsız bir takıntı gibi görünse de bu çalışmaların aslında son derece tehlikeli ve zehirli bir ideolojinin parçası olduğunu unutmamak önemlidir. Himmler’in, Barbarossa Operasyonu sonrasında başlattığı soykırım faaliyetleri bunun en karanlık ve bariz sonucuydu. Alman kolonistlere yer açmak için doğu topraklarını Yahudilerden, Romanlardan, Sintilerden, komünistlerden ve Slav nüfusun önemli bir kısmından arındırmayı amaçlıyordu ve bu kanlı plan, gençlik yıllarında Artaman Birliği’nde şekillenen fikirlerinden besleniyordu. Ahnenerbe’nin misyonu, Aryan ırkının üstünlüğünü kanıtlayacak “bilimsel” veriler toplamak ve bu ideolojiyi destekleyen çalışmalarıyla Nazi rejimine hizmet etmekti. Bu yüzden, kurumun faaliyetleri ideolojik açıdan Holokost’un temel taşlarından birini oluşturdu ve üyelerini yaşanan vahşetin doğrudan bir parçası haline getirdi.

Nitekim işgal altındaki Polonya’da Ahnenerbe’nin faaliyetlerini yöneten arkeolog Hans Schleif, Polonya’nın Varşova Arkeoloji Müzesi’ndeki tarihi eserleri yağmaladı ve ülkedeki Yahudi evlerini talan ettirdi. Tibet keşif gezisine katılmış olan antropolog Bruno Beger ise ırksal sınıflandırma çalışmaları yürütüyordu. Bunun için toplama kamplarından yaklaşık 100 mahkûm seçmiş ve onları öldürterek iskeletleri üzerinde detaylı incelemeler yapmıştı. Son olarak, halk bilimci Alfred Karasek, Almanların yeniden Ukrayna’ya yerleştirilmesini organize etmekle görevlendirildi ve bu süreçte toplu katliamlara ve etnik temizlik operasyonlarına bizzat katıldı.

Reich'in Rasputin'i

Karl Maria Wiligut, 1933’ün sonlarından 1939 yazında, 72 yaşında emekli oluncaya kadar Himmler’in yakın çevresinde yer aldı. Bir süre Avusturya’daki bir akıl hastanesinde tedavi görmüş olan Wiligut’un bu geçmişi ve ruh sağlığına dair kayıtlar, Himmler’in itibarını korumak için SS tarafından sıkı bir şekilde gizleniyordu. Wiligut, Asen (hava) ve Wanen (su) tanrılarının birleşmesiyle ortaya çıkan soydan geldiğini iddia ediyordu (bu tanrılar, Nordik mitolojide Aesir ve Vanir olarak bilinir). Ona göre, bu soy zinciri sayesinde tarih öncesi Germen bilgelerinin kadim öğretileri kendisine aktarılmıştı.

Wiligut, babasından ve dedesinden öğrendiğini iddia ettiği kadim yöntem ve ritüellerle birlikte, “gaipten haber veren hafıza” diye tanımladığı bir yeteneğe de sahip olduğunu söylüyordu. Bu yetenek, atalarının bilgeliğine erişmesini sağlıyordu. Çok çarpıcı bir olayda, Himmler’le birlikte otomobilde seyahat ederken aniden bir nöbet geçirmiş ve ağzından köpükler saçarak otomobilden atlayıp yakındaki bir tarlaya koşmuştu. Tekrar kendine geldiğinde ise burasının antik Germenler için kutsal bir yer olduğunu açıkladı.

© 2025 bmag - Tüm hakları saklıdır.

Iyzico ile ÖdeIyzico Logo